ÖZET
İşbu makalede, yatırım bölgesi kavramı ve türlerinden, bu bölgelerde faaliyet gösteren yönetici şirketlerin idare hukuku ile özel hukuk kapsamında hukuki niteliğinin belirlenmesinden ve mahkeme kararları ışığında tabi oldukları hukuktan bahsedilecektir.
I. GİRİŞ
Yatırım bölgeleri, ekonomik kalkınmayı hızlandırmak ve yerli ile yabancı yatırımcıların ilgisini belirli coğrafi alanlara çekmek amacıyla devletler tarafından oluşturulan özel alanlardır. Devletler bu bölgelerde faaliyette bulunması için çeşitli şirketlerle anlaşırlar. Yönetici şirketler genel olarak, belirli bir yatırım bölgesinin idari ve organizasyonel işlevlerini üstlenen şirket olarak tanımlanabilir. Yönetici şirketlerin görevleri ise genel olarak bu bölgelerde yatırım yapan şirketlerin ihtiyaçlarını karşılamak, bölgeyi düzenlemek ve yönetmek, yatırımcılar için uygun bir ortam sağlamak gibi sorumlulukları içermektedir. Söz konusu yönetici şirketlerin hukuki niteliği ve tabi olduğu hukuk faaliyetlerinin denetimi, sorumluluklarının belirlenebilmesi ve uyuşmazlık halinde taraflara yol göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Böylelikle piyasada yatırımcıların bu şirketlere duyduğu güven artacak ve ülkelerin nihai amacı olan ekonomik kalkınma süreci kesintiye uğramayacaktır.
II. YATIRIM BÖLGESİ KAVRAMI
Yatırım bölgesi, ekonomik kalkınmayı teşvik etmek ve yatırımcıları belirli coğrafi alanlarda faaliyet göstermeye yönlendirmek amacıyla oluşturulan bölgelerdir. Bu bölgelerde devlet, özel sektör yatırımlarını desteklemek için vergi indirimleri, altyapı desteği, arazi ve bina kiralama avantajları gibi çeşitli teşvikler sunar.
Devletler yatırım bölgeleri aracılığıyla hem yerli hem de yabancı yatırımcıların ilgisini çekmeyi hedefler. Ekonomik kalkınmayı teşvik etmesi ve istihdamı artırması bakımından yatırım bölgeleri ülke ekonomilerinin güçlenmesini sağlar. Ayrıca bu bölgeler devletlere uluslararası rekabet gücünü artırma fırsatı sunarken dış ticaretin de artmasını sağlar.
Türkiye’de halihazırda Teknoloji Geliştirme Bölgesi (“TGB”), Organize Sanayi Bölgesi (“OSB”), serbest bölge ve endüstri bölgesi olmak üzere dört çeşit yatırım bölgesi vardır. Her bir bölge, devletlerin sunduğu teşvikler ve sağladığı avantajlar, yatırımcı profilleri ve ulaşılmak istenen amaç bakımından farklılık gösterirler.
III. YATIRIM BÖLGELERİ
A. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (Teknopark)
Teknoloji Geliştirme Bölgeleri, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini teşvik etmek ve yüksek teknoloji alanlarında yatırım çekmek amacıyla oluşturulmuş bölgelerdir. Şu an için 87’si aktif, 14’ü ise onaylanmış ve yapım aşamasında olan toplamda 101 TGB mevcuttur1. Bu bölgelerde yazılım geliştirme, Ar-Ge ve tasarım faaliyetlerinden elde edilen kazançlar vergi muafiyetine tabidir. Ayrıca TGB içinde üretilen yazılımlar KDV’den muaf olup, Ar-Ge, tasarım ve destek personelinin ücretleri de vergi dışı olmakla beraber SGK primi işveren payının yarısı devlet tarafından karşılanır.
B. Organize Sanayi Bölgeleri
Organize Sanayi Bölgeleri, şirketlerin altyapı ve sosyal tesislerden faydalanarak faaliyet göstermesini sağlayan alanlardır. Türkiye›- de 392 OSB bulunmakta, bunlardan 274›ü aktif olup 118›inin yapımı devam etmektedir. Yatırımcılar, arazi alımlarında, tesis inşası sırasında ve sonrasında KDV ve emlak vergisi muafiyetleri, düşük su, doğal gaz ve iletişim giderleri gibi çeşitli avantajlardan yararlanmaktadır.
C. Serbest Bölgeler
Serbest Bölgeler, Türkiye’nin gümrük bölgeleri dışında yer alan, ihracat odaklı yatırımları teşvik eden özel alanlardır. Türkiye’de 19 serbest bölge bulunmakta, bunlardan 18’i aktif durumdadır. Bu bölgelerde gümrük vergisi, kurumlar vergisi, KDV, damga vergisi ve emlak vergisi gibi vergilerden muafiyet sağlanır. Şirketler bu bölgelerde elde ettikleri kârı sınırsız şekilde yurtdışına veya Türkiye’ye serbestçe aktarabilir. Diğer avantajlar arasında mülk alım-satımında tapu harcı muafiyeti, inşaat, proje, iskân, izin ve onay süreçlerinde KDV muafiyeti bulunmaktadır.
D. Endüstri Bölgeleri
Endüstri Bölgeleri, ülke ekonomisinin küresel rekabet gücünü artırmayı ve büyük ölçekli yatırımlara uygun alanlar oluşturmayı hedefleyen özel bölgelerdir. Bu bölgeler, üretim, istihdam ve teknoloji transferini artırırken, bürokratik süreçleri hızlandırarak yatırımcılar için cazip hale gelir. Türkiye’de 40 adet Endüstri Bölgesi bulunmaktadır. Bu bölgelerde, irtifak hakkı, kamu yatırım finansmanı ve bürokratik kolaylıklar gibi avantajlar sunulmaktadır. Ayrıca, ileri teknoloji yatırımları için uygun ortam sağlanır ve irtifak hakları, Hazine arazilerindeki fiyatlardan daha düşük oranlarla verilmektedir. Ek teşvikler de Cumhurbaşkanı tarafından sağlanabilir.
IV. YÖNETİCİ ŞİRKET
A. Genel Olarak Yönetici Şirket
Yönetici şirketler, ilgili yatırım bölgelerinin idari ve organizasyonel faaliyetlerinin yürütülmesini sağlayan kurumsal yapılardır. Bu şirketler söz konusu bölgelerde yatırım yapan şirketlerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla altyapı hizmetlerinin koordinasyonu, lojistik destek sağlanması, izin ve ruhsatlandırma süreçlerinin kolaylaştırılması gibi önemli görevler üstlenirler. Yatırım bölgesinin düzenli ve etkili bir şekilde yönetilmesinin yanı sıra, yatırımcılar için rekabetçi ve verimli bir iş ortamının tesis edilmesi ve bu bağlamda, pazar araştırmaları, hukuki ve finansal danışmanlık, yerel otoriteler ile iletişim gibi destekleyici hizmetler de sunarlar. Nihayetinde, yönetici şirketler, yatırım bölgelerinin sürdürülebilir başarısı ve yatırımcıların hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol üstlenmektedirler.
B. Yönetici Şirket’in Hukuki Niteliği
1. İdare Hukuku Sözleşmesi ile Özel Hukuk Sözleşmesi Ayrımı
İdare, kural olarak hem idare hukuku sözleşmeleri hem de özel hukuk sözleşmeleri yapabilmektedir. İdari sözleşmeler, kamu yararının korunması ve kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla yapılır ve idari yargıya tabi tutulur. Danıştay’a göre idarenin yaptığı bir sözleşmenin idari sözleşme sayılabilmesi için; (i) sözleşmenin taraflarından biri idare olmalı, (ii) sözleşmenin konusu bir kamu hizmetinin yürütülmesi ve sözleşmenin amacı ise kamu yararı olmalı ve (iii) sözleşmede idareye üstün yetkiler tanınmış olmalıdır2.
Her ne kadar Danıştay tarafından belirtilen kriterler üzerinden bir sözleşmenin idari sözleşme olup olmadığının tespiti yapılsa da Yargıtay bir kararında, bir kamu teşekkülü olarak, davalının kamu yararı gütmesinin ve sözleşmenin davalının gördüğü kamu hizmeti ile ilişkili olmasının davada dayanılan sözleşmenin idari sözleşme olarak kabulü için yeterli olmadığını belirtmiştir3. Dolayısıyla bir sözleşmenin idari sözleşme olup olmadığı da her somut olay için ayrıca değerlendirilmelidir.
İdarenin özel hukuk sözleşmeleri ise, idarenin özel hukuk kurallarına göre yaptığı sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler iki özel hukuk kişisi arasında yapılan sözleşmeler gibidir. Sözleşmenin taraflarından biri idare, diğeri ise özel hukuk kişisidir. İdarenin özel hukuk sözleşmelerinde sözleşmenin taraflarından biri idare olmasına rağmen sözleşme kapsamında idareye, özel hukuk kişisi karşısında üstün bir yetki tanınmamıştır4. Yani idare, bu sözleşmeye kamu gücüyle taraf olmamış, bir özel hukuk kişisi gibi taraf olmuştur.
Yukarıdaki bilgiler ışığında, Yönetici Şirket’in yaptığı hukuki işlemlerin bir uyuşmazlığa sebebiyet vermesi halinde, söz konusu hukuki işleme ilişkin arz edilen kriterler çerçevesinde bir değerlendirme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın yargı yolu belirlenebilecektir.
2. 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu Kapsamında Yönetici Şirket’in Niteliği
OSB’nin, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip, kamu yararı gözeterek faaliyet gösteren bir yapıya sahip olduğu 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun (“4562 sayılı Kanun”) 5. maddesinde düzenlenmiştir. OSB’nin niteliği hem özel sektörün hem de kamu otoritelerinin iş birliğini gerektiren bir modelde şekillenir. OSB’ler, müteşebbis heyeti veya genel kurulunun kararı doğrultusunda, Bakanlık tarafından verilen kamu yararı kararı çerçevesinde kamulaştırma işlemleri yapabilme yetkisine sahiptir. Bu durum, OSB’lerin yalnızca ekonomik faaliyetleri değil, aynı zamanda kamu yararı doğrultusunda arazi edinme ve altyapı geliştirme gibi önemli görevleri de üstlenmelerini sağlar. Kamulaştırma süreçlerinde, OSB’nin yerel idarelerle iş birliği yapması, OSB’nin kendi tüzel kişiliği adına hareket etmesine olanak tanırken, bu süreçlerdeki masraflar ve arazi bedelleri de OSB’ye ait olur. 4562 Sayılı Kanun’un 5. maddesinde belirtilen “Bakanlıkça verilen kamu yararı kararı ve sınırları belirlenmiş yetki çerçevesinde kamulaştırma işlemleri yaptırabilen” ifadesi, OSB’lere kamu yararına hizmet etmeleri açısından hukuki bir ayrıcalık tanınmasını sağlar. Bu bağlamda, OSB’ler, özel hukuk hükümleriyle yönetilmesine rağmen, kamu yararına yönelik faaliyetler nedeniyle, belirli hukuki sorumluluk ve yükümlülüklere de sahiptir.
3. 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu Kapsamında Yönetici Şirket’in Niteliği
4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’nun (“4691 sayılı Kanun”) 5. maddesinde Yönetici Şirket’in özellikleri açıklanmakta olup 3. maddesinin (k) bendinde, Yönetici Şirket’in 4691 sayılı Kanun’a uygun ve anonim şirket olarak kurulan, Bölge’nin yönetimi ve işletmesinden sorumlu şirketi ifade ettiği belirtilmiştir. Uygulamada Yönetici Şirket’in işlemlerine bakıldığında ise tek yanlı işlem yapma, re’sen icra, hukuka uygunluk karinesinden yararlanma, mallarının statüsü, alacaklarının tahsili gibi konularda herhangi bir “kamu gücü ayrıcalığı”na sahip olmadığı görülmektedir. Söz konusu “kamu gücü ayrıcalığı” idarenin; (i) tek yanlı işlem yapabilmesi ve bu kararın icrası için ilave bir mahkeme kararına ihtiyaç duymaması, (ii) idarenin tasarruflarının hukuka uygunluk karinesinden yararlanması, (iii) idare mallarının kamu malı statüsünde olması, (iv) kamu alacakları için ayrı bir tahsil usulü öngörülmesi, (v) bir borç için cebri icra yolunun uygulanamaması, (vi) sözleşmelerinin idari sözleşme sayılması, (vii) personelinin kamu görevlisi sayılması, (viii) zorunlu üyelik esası, (ix) zorunlu aidat usulü, (x) vergi muafiyeti usulü, (xi) uyuşmazlıkların idari yargıya tabi olması, (xii) zararların tazmininde idari sorumluluk rejimine tabi olması ve (xiii) özel hukuktaki irade serbestisinin olmaması unsurları ile açıklanmaktadır5.
Nitekim, 4691 Sayılı Kanun m. 4/5 uyarınca planlama sürecinde imar planları, parselasyon planları ve değişiklikleri Yönetici Şirket tarafından hazırlanır ve Bakanlık tarafından onaylanarak yürürlüğe girer. Uygulama imar planına göre arazi kullanımı, yapı ve tesislerin projelendirilmesi, inşası ile ilgili ruhsat ve izinler ise 09.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine uygun olarak Bakanlık tarafından verilir. Ayrıca, 4691 Sayılı Kanun m. 4/7 ve 10.08.2016 tarihli ve 29797 sayılı Resmî Gazete’de6 yayımlanan Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği (“Yönetmelik”) m. 19/4 uyarınca Yönetici Şirket, kamulaştırma taleplerini Bakanlık’a iletir ve Bakanlık değerlendirmesi sonucu kamulaştırma işlemleri 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda belirtilen esaslar uyarınca Bakanlıkça yerine getirilir. Bir başka deyişle Yönetici Şirket, kamulaştırma işlemini yalnızca ilgili idareden talep edebilmekte olup kamulaştırma işlemini yapan Bakanlık’ın kendisidir. Anayasa’nın Kamulaştırma başlıklı 46. maddesinde, ilgili maddede belirtilen koşulların sağlanması koşuluyla kamulaştırma işlemlerinin devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla devlet ve kamu tüzel kişiliği niteliğini haiz olmayan kurumların hem imar izinlerine doğrudan sahip olamayacağı hem de doğrudan kamulaştırma yetkilerinin bulunmadığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır.
Başka bir örnek vermek gerekirse, Yönetmelik m. 18 uyarınca; “Kamu kurum ve kuruluşları ile üniversite personelinden Bölgede yer alan faaliyetlerde araştırmacı ve idari personel olarak hizmetine ihtiyaç duyulanlar, çalıştıkları kuruluşların izni ile sürekli veya yarı zamanlı olarak çalıştırılabilirler”. İlgili madde uyarınca çalıştırılacak personel Yönetici Şirket’in kadrolu işçisi değil, ilgili kamu kuruluşu ya da üniversitenin personeli olabilecektir ancak burada geçici olarak görevlendirilen personel kamu görevlisi statüsünde olsa dahi Yönetici Şirket’in kadrolu işçisi olamayacaktır.
Bir başka husus olarak belirtmek gerekir ki, 4691 sayılı Kanun’un 10. maddesi, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağını açıkça hüküm altına almıştır. Buna göre, kamu idarelerinin mali yönetimi, ihale yöntem ve koşulları, denetim esas ve usullerinin TGB’ler için uygulanmayacak olması da “kamu gücü ayrıcalığı”nın TGB’ler için söz konusu olmadığı tezini kuvvetlendirmektedir.
4. Yönetici Şirket’in Belediye İktisadi Teşebbüslerinden ve Kamu İktisadi Teşebbüslerinden Farkı
Belediye İktisadi Teşebbüsü (“BİT”), 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nda ilgili hükümleri bulunan ve belediyelerin kurduğu ya da sermayesine katıldığı anonim ve limited şirket statüsündeki ticari kuruluştur. BİT ile Yönetici Şirket arasındaki fark, kurulan şirketin ortaklık yapısında ve şirketin gerçekleştireceği hizmetlerin niteliği konusunda ortaya çıkmaktadır. BİT’ler, Kamu İktisadi Teşebbüsleri (“KİT”) kapsamına girmeyen ve belediyelerin sermayelerinin yarısından fazlasına tek başına veya birlikte sahip oldukları iktisadi teşebbüsler olarak tanımlanabilir7. BİT’ler, belediyelerin kurdukları ya da sermayesine katıldıkları ve sermayelerinin yarısından fazlasına tek başına veya birlikte sahip oldukları iktisadi teşebbüsler olup belediyelerin görev tanımına giren bazı hizmetleri ve faaliyetleri yürütmek için kurulurlar. Belediyeler, her ne kadar Yönetici Şirket’e ortak olabilse de 4691 sayılı Kanun’da bu yönde bir zorunluluk bulunmamaktadır.
KİT’ler ise, yasa ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk kurallarına göre faaliyet gösterirken, aynı zamanda kamu tüzel kişisi olarak idare hukuku kurallarına da uymak zorundadırlar8. KİT’ler, devletin veya diğer kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkları ifade eder. Bu teşebbüsler, genellikle stratejik sektörlerde faaliyet gösteren büyük ölçekli işletmelerdir. Kanunla belirlenen yatırım ve hizmetler, KİT’ler tarafından yürütülen faaliyetlerin özel sektöre devredilmesine veya özel sektörle iş birliği yapmasına olanak sağlar.
Yönetici Şirket, KİT’ler gibi devletin mülkiyetinde değildir ve belediyelerin BİT’lerde olduğu gibi, Yönetici Şirket payları üzerinde payların yarısından fazlasına sahip olması gerekmemektedir. Bunun yerine, tamamıyla üniversiteler ve özel sektör tarafından kurulup işletilebilir. Bu nedenle, Yönetici Şirket, KİT’lerden ve BİT’lerden farklılık göstermektedir.
C. Yönetici Şirket’in Yetki ve Sorumlulukları
Yönetici Şirket, 4691 Sayılı Kanun’un 5. maddesinde tanımlanmış, teknoloji geliştirme bölgesinin yönetimi ve işletmesinden sorumlu olan kuruluştur. Yönetici Şirket, TGB’nin etkili bir şekilde yönetilmesini ve AR-GE ile teknoloji geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur.
Yönetici Şirket’in temel görevleri arasında; TGB’nin planlanması ve projelendirme çalışmaları, gerekli alt yapı ve üst yapı hizmetlerinin sağlanması, TGB için gerekli tüm hizmetlerin yürütülmesi, kuluçka merkezi ve teknoloji transfer ofislerinin kurulması, AR-GE veya tasarım projelerinin değerlendirilmesi ve uygun görülen girişimcilere yer tahsisi yapılması yer alır. Ayrıca, TGB’nin, 4691 Sayılı Kanun ve ilgili yönetmeliklerde belirtilen amaçlara uygun olarak yönetilmesi, girişimcilerin ve üçüncü şahısların hukuka aykırı davranışlarının önlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması da Yönetici Şirket’in sorumlulukları arasındadır.
V. YÖNETİCİ ŞİRKET’İN İŞLEMLERİNDE TABİ OLDUĞU HUKUK
A. Türk Hukukunda Yönetici Şirket
Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği’nin “kısaltmalar ve tanımlar” başlığını taşıyan m. 3 /z (pp)’de Yönetici Şirket; kanuna uygun olarak anonim şirket şeklinde kurulan, bölgenin yönetim ve işletmesinden sorumlu şirket olarak tanımlanmıştır. Yönetici Şirket’in görev ve sorumlulukları, Kanun’un 5. maddesinde kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir.
Bu çerçevede, Yönetici Şirket, Teknoloji Geliştirme Bölgesi için planlama ve projelendirme süreçlerini gerçekleştirmek, bölgeye gerekli tüm hizmetleri sunmak, alt yapı ve üst yapı hizmetlerini sağlamak, kuluçka merkezleri ile teknoloji transfer ofisleri kurmak, araştırma ve geliştirme tasarım projelerini değerlendirerek uygun bulunan girişimcilere bölge içinde yer tahsisi yapmak, bölgenin ilgili kanun ve yönetmeliklere uygun şekilde yönetilmesini sağlamak, girişimcilerin ve üçüncü kişilerin bu kurallara aykırı hareket etmelerini engellemek ve gerekli tedbirleri almakla sorumlu ve yükümlü tutulmuştur.
B. Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları Işığında Yönetici Şirketlerin Hukuki Niteliği
Özel bölgelerde yetkili Yönetici Şirket’in hukuki niteliğini tespit edebilmek amacıyla, ülkemizde mahkemeler arasındaki görev uyuşmazlıklarını çözmekle görevli olan Uyuşmazlık Mahkemesi kararları incelenmelidir. Uyuşmazlık Mahkemesi kararları arasında TGB’lere ilişkin herhangi bir karar bulunamasa da OSB ile ilgili kararlarda Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, OSB’lerin özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olduğuna ve dolayısıyla bu tür uyuşmazlıkların yargı yerlerinin adli yargı olduğuna hükmettiği görülmüştür. Örneğin;
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 25.09.2017 tarihli, 2017/242 Esas ve 2017/517 Karar sayılı kararında, davalı Emirdağ Organize Sanayi Bölgesi’nin özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olması nedeniyle, davacının arsa tahsis talebinin reddine ilişkin işlemin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince incelenmesi gerektiğine karar verilmiş ve Afyonkarahisar İdare Mahkemesi’nin görev itirazının reddi yönündeki kararı kaldırılmıştır9.
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 25.02.2019 tarihli, 2018/880 Esas ve 2019/118 Karar sayılı kararında, davalı OSTİM Organize Sanayi Bölgesi’nin özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olması ve dava konusu işlemin özel hukuk ilişkisine dayalı olması sebebiyle, davanın adli yargı yerince görülmesi gerektiğine karar verilmiş ve Ankara 15. İdare Mahkemesi’nin görev itirazının reddi yönündeki kararı kaldırılmıştır10.
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 05.07.2021 tarihli, 2021/301 Esas ve 2021/404 Karar sayılı kararında, Çorlu 1 Organize Sanayi Bölgesi’nin özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olduğu ve özel hukuk tüzel kişilerince tesis edilen işlemlerin yargısal denetiminin adli yargı yerlerince yapılacağı gerekçe gösterilerek davanın adli yargıda görülmesi gerektiği, dolayısıyla Organize Sanayi Bölgesi’nin özel hukuk tüzel kişisi olarak kabul edildiği ve bu tür kararların yargısal denetiminin adli yargıda yapılması gerektiği belirtilerek, Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi’nin görev itirazının reddi yönündeki kararı kaldırılmıştır11.
Yukarıda belirtilen mahkeme kararları ışığında, TGB’lerin özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olduğu ve bu nedenle TGB’ler ile ilgili uyuşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerektiği yorumu yapılabilir. Ancak, hakkında açık düzenleme bulunan OSB’ler hakkında bile görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesi nezdinde çözüme ulaştırıldığı birçok kararın mevcut olması, TGB’ler hakkında açık düzenleme olsaydı bile konunun Uyuşmazlık Mahkemesi’ne taşınacağı endişesini beraberinde getirmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki, TGB’lerin özel hukuk tüzel kişileri oldukları ve işlemlerinde özel hukuka tabi oldukları yönünde 4691 sayılı Kanun’da açık düzenlemeye yer verilse bile olası bir uyuşmazlıkta görev itirazı ile karşılaşılması ihtimali her zaman mevcut olacaktır.
C. Anayasa Mahkemesi’nin Yatırım Bölgeleri Yönetici Şirketlerinin Niteliğine İlişkin Kararları
4691 Sayılı Kanun’da Yönetici Şirket, anonim şirket olarak kurulan, TGB’nin yönetimi ve işletmesinden sorumlu şirket şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre, Yönetici Şirket’in 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca kurulacak bir anonim şirket olduğu belirtilmiş olsa da Yönetici Şirket’in hukuki kişiliği açısından 4691 sayılı Kanun’da belirgin bir ifade yer almamaktadır. Belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi, 16.10.2003 tarihli, 2001/383 Esas ve 2003/92 Karar sayılı kararı ile 4691 sayılı Kanun’un 5. maddesinin beşinci fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “Yönetici şirket, kamu yararı gerekçesi ile adına kamulaştırma yapan veya yaptıran bir özel hukuk tüzel kişiliğidir.” cümlesini iptal etmiştir12.
Anılan hükümde Yönetici Şirket’in bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu açıkça belirtilmiş olsa da Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru ile özel hukuk tüzel kişilerinin kendi adına doğrudan kamulaştırma yapma yetkisi bulunmadığından ve bu yönde yapılan düzenlemenin Anayasa’nın 46. maddesine aykırı olduğundan bahisle 4691 sayılı Kanun’un 5. maddesi iptal edilerek günümüzdeki mevcut halini almıştır. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararı, Yönetici Şirket’in kamulaştırma yetkisini haiz olamayacağından bahisle, Yönetici Şirket’in bir özel hukuk tüzel kişisi olduğunu yineler nitelikte olsa da maddenin güncel halinde Yönetici Şirket’in bir özel hukuk tüzel kişisi olduğuna ilişkin açık bir ifadeye yer verilmemiş olması Yönetici Şirket’in hukuki kişiliği konusunda soru işaretleri meydana getirmiştir.
Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında aslında bir nevi, Yönetici Şirket’in bir özel hukuk süjesi olduğu ve kendi adına kamulaştırma yapamayacağı gerekçesiyle maddeyi iptal etmiştir. Bu itibarla, Anayasa Mahkemesi’nin de açık biçimde Yönetici Şirket’in bir özel hukuk tüzel kişisi olduğunu kabul ettiği sonucuna varılabilecektir. Yönetici Şirket’in 4691 sayılı Kanun’un 3. maddesinde bir anonim şirket olarak kurulacağı açıkça belirtildiğinden özel hukuk tüzel kişisi olduğu ve işlemlerinin özel hukuka tabi olduğu yorumu yapılabilse de bu konuda açık düzenleme olmaması ve Yönetici Şirket’in kamu gücü ayrıcalığına sahip olup olmadığı sorusu tartışma yaratmaktadır.
Türkiye’de dört çeşit yatırım bölgesi, diğer bir ifadeyle özel bölge bulunmaktadır. Yatırımcılara çeşitli avantajlar sağlayan bu bölgeler teknoloji geliştirme bölgeleri, organize sanayi bölgeleri, serbest bölgeler ve endüstri bölgeleri olarak adlandırılmaktadır. Teknoloji geliştirme bölgeleri, organize sanayi bölgeleri, serbest bölgeler ve endüstri bölgeleri, ekonomik kalkınmayı destekleyen yapılar olup, yönetici şirketleri ve işleticileri arasında benzerlikler taşır. Bu bölgelerdeki yönetici şirketler ve işleticiler, yatırımcıların ihtiyaçlarına yönelik altyapı ve hizmetler sunarak, bölgelerin cazibesini artırmayı amaçlar.
Özel bölgelerin yönetici şirketlerinin ve işleticilerinin hukuki niteliğine ilişkin serbest bölge işleticisi, 17.08.2002 tarihli ve 24849 sayılı Resmi Gazete’de13 yayımlanan Serbest Bölgeler Uygulama Yönetmeliği’nde bir serbest bölgenin kurulması için gerekli olan yatırımları ya da mevcut bir serbest bölgenin altyapısının yenilenmesi, iyileştirilmesi veya bölgede ihtiyaç duyulan yeni yatırımları, Bakanlık ile akdedilecek sözleşmelerle belirlenecek yatırım taahhütleri kapsamında yapmak ve bu bölgeyi işletmek üzere Cumhurbaşkanınca yetkilendirilen kamu kurum ve kuruluşu, yerli ve yabancı gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlarken, serbest bölge işleticisinin hukuki niteliği ile ilgili herhangi bir ibare ne 15.06.1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nda ne de Serbest Bölgeler Uygulama Yönetmeliği’nde yer almaktadır. Ayrıca serbest bölge işleticileri ile ilgili Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından verilmiş herhangi bir karar da bulunmamaktadır. Aynı şekilde, endüstri bölgesi yönetici şirketi de 19.01.2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nda, ilgili kanuna uygun ve anonim şirket olarak kurulan, bölgenin yönetimi ve işletilmesinden sorumlu şirket olarak tanımlanırken; 19.01.2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nda endüstri bölgesi yönetici şirketinin hukuki niteliği ile ilgili herhangi bir ibare yer almamaktadır. Bununla birlikte, endüstri bölgesi yönetici şirketi ile ilgili Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından verilmiş herhangi bir karar da bulunmamaktadır.
Bu noktada, 4562 sayılı Kanun ile düzenlenmiş olan OSB’leri ele almak faydalı olacaktır. 4562 sayılı Kanun m. 5 uyarınca; “OSB, müteşebbis heyetin veya genel kurulun vereceği karar üzerine yönetim kurulunun başvurusu üzerine Bakanlıkça verilen kamu yararı kararı ve sınırları belirlenmiş yetki çerçevesinde kamulaştırma işlemleri yaptırabilen bir özel hukuk tüzel kişiliğidir.” denilmek suretiyle OSB’lerin kamulaştırma işlemleri yapılmasını talep etme hakkına sahip oldukları ve özel hukuk tüzel kişileri oldukları açıkça hüküm altına alınmıştır. Maddenin ilk halinde ise, 4691 sayılı Kanun’daki düzenlemenin ilk haline benzer şekilde; “OSB, müteşebbis heyetin başvurusu üzerine Bakanlıkça verilen kamu yararı kararı ve sınırları belirlenmiş yetki çerçevesinde kamulaştırma işlemleri yapabilen veya yaptırabilen bir özel hukuk tüzel kişiliğidir.” denilmiş, söz konusu düzenlemeye karşı Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi 31.10.2013 tarihli, 2013/49 Esas ve 2013/125 Karar sayılı kararı14 ile yalnızca maddede yer alan “kamulaştırma işlemleri yapabilen” ifadesini iptal etmiştir.
Görüleceği üzere, TGB’ler için getirilen hüküm OSB’ler için yapılan düzenleme ile neredeyse tamamen aynı iken Anayasa Mahkemesi, TGB ve OSB ile ilgili farklı kararlar vermiştir. Dolayısıyla, OSB’lerin faaliyetleri kapsamında açılan davaların hangi mahkeme nezdinde görüldüğünün araştırılması ve TGB ile karşılaştırılması gerekmiştir.
VI. SONUÇ
Yatırım bölgeleri, ekonomik kalkınmayı hızlandırmak ve yerli-yabancı yatırımları çekmek amacıyla önemli bir araçtır. Türkiye’deki teknoloji geliştirme, organize sanayi, serbest ve endüstri bölgeleri, yatırımcılara çeşitli teşvikler sunarak ekonomik büyümeyi destekler. Yönetici şirketlerin hukuki statüsü, bu bölgelerdeki faaliyetlerin etkinliğini ve güvenilirliğini artırır, böylece ekonomik kalkınma sürecinin kesintisiz ilerlemesine katkı sağlar.
KAYNAKÇA
EFE DÜNDAR, Teknopark Anonim Şirketi, Seçkin Yayınları, Ankara, 2021.
MÜMİN GÜNGÖR, Kamu Hukuku Dersleri, Adalet Yayınevi, Ankara, 2022.
TURGUT TAN, İdare Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2019.
10.08.2016 tarihli ve 29797 sayılı Resmî Gazete (Erişim tarihi: 13.01.2025).
17.08.2002 tarihli ve 24849 sayılı Resmî Gazete (Erişim tarihi: 13.01.2025).
Anayasa Mahkemesi T. 31.10.2013, E. 2013/49, K. 2013/125 (Erişim tarihi: 13.01.2025).
Anayasa Mahkemesi T. 16.10.2003, E. 2001/383, K. 2003/92 (Erişim tarihi: 13.01.2025).
Danıştay 8. D., E. 2016/12066 K. 2018/2322 T. 24.04.2018.
Uyuşmazlık Mahkemesi T. 25.09.2017, E. 2017/242, K. 2017/517 (Erişim tarihi: 13.01.2025).
Uyuşmazlık Mahkemesi T. 25.02.2019, E. 2018/880, K. 2019/118 (Erişim tarihi: 13.01.2025).
Uyuşmazlık Mahkemesi T. 05.07.2021, E. 2021/301, K. 2021/404 (Erişim tarihi: 13.01.2025).
Yargıtay 13. HD., E. 1982/6438 K. 1982/6996 T. 18.11.1982. https://www.invest.gov.tr/tr/investmentguide/sayfalar/investment-zones.aspx (Erişim tarihi: 13.01.2025)
DİPNOT:
1 https://www.invest.gov.tr/tr/investmentguide/sayfalar/investment-zones. aspx (Erişim tarihi: 13.01.2025).
2 Danıştay 8. D., E. 2016/12066 K. 2018/2322 T. 24.04.2018.
3 Yargıtay 13. HD., E. 1982/6438 K. 1982/6996 T. 18.11.1982.
4 Mümin Güngör, Kamu Hukuku Dersleri, Ankara 2022, s. 297.
5 Efe Dündar, Teknopark Anonim Şirketi, Ankara 2021, s. 52-53.
6 10.08.2016 tarihli ve 29797 sayılı Resmî Gazete (Erişim tarihi: 13.01.2025).
7 Turgut Tan, İdare Hukuku, Ankara 2019, s. 185.
8 Tan, İdare Hukuku, Ankara 2019, s. 170.
9 Uyuşmazlık Mahkemesi T. 25.09.2017, E. 2017/242, K. 2017/517 (Erişim tarihi: 13.01.2025).
10 Uyuşmazlık Mahkemesi T. 25.02.2019, E. 2018/880, K. 2019/118 (Erişim tarihi: 13.01.2025).
11 Uyuşmazlık Mahkemesi T. 05.07.2021, E. 2021/301, K. 2017/404 (Erişim tarihi: 13.01.2025).
12 Anayasa Mahkemesi T. 16.10.2003, E. 2001/383, K. 2003/92 (Erişim tarihi: 13.01.2025).
13 17/08/2002 tarihli ve 24849 sayılı Resmî Gazete (Erişim tarihi: 13.01.2025).
14 Anayasa Mahkemesi T. 31.10.2013, E. 2013/49, K. 2013/125 (Erişim tarihi: 13.01.2025).








