Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

WEB CRAWLING EYLEMİNİN FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU AÇISINDAN YARGI KARARLARI IŞIĞINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

GSI Brief 191

Download as PDF
Share
Print
Copy Link

WEB CRAWLING EYLEMİNİN FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU AÇISINDAN YARGI KARARLARI IŞIĞINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

Intellectual Property
January 2026
ESLEM ÖZBABACANAuthor
00:00
-00:00

A. ÖZET

Web crawling, dijital ortamda dağınık halde bulunan halka açık verilerin otomatik botlar aracılığıyla sistematik biçimde taranması ve işlenmesi sürecini ifade etmektedir. Karşılaştırmalı hukukta bu faaliyetin meşruiyeti, teknik engelleme önlemlerinin bulunup bulunmaması ve kullanımın dönüştürücü nitelik taşıması gibi ölçütler üzerinden değerlendirilmektedir. Bu bilgi notunda, web crawling eyleminin fikri mülkiyet hukuku bakımından doğurabileceği hukuki sonuçlar ve sınırları üzerinde durulacaktır.

I. GİRİŞ

İnternetin günümüz dijital ekosistemindeki rolü, geçmişte olduğu gibi yalnızca bilginin erişilebilir kılınmasıyla sınırlı olmayıp, bilginin aynı zamanda sistematik biçimde işlenebilir, analiz edilebilir ve ekonomik ya da stratejik değere dönüştürülebilir olmasını da sağlamaktır. Büyük hacimlerdeki verilerin etkin biçimde işlenerek anlamlı bilgiye dönüştürülmesi sürecinde, insan emeğine dayalı yöntemler yetersiz kalmakta; bu nedenle otomasyon temelli teknolojilere duyulan ihtiyaç giderek yaygınlaşmaktadır. Bu bağlamda web crawling, web scraping (web kazıma) ve screen scraping (ekran kazıma) gibi teknikler, internet ortamında bulunan ham verinin geniş ölçeklerde sistematik olarak toplanması, ayrıştırılması ve yapılandırılmış bilgi haline getirilmesinde temel teknik araçlar olarak kullanılmaktadır. Uluslararası arenada yargı kararlarındaki güncel yaklaşımda, verinin ham halinden arındırılarak katma değerli bilgiye dönüştürülmesinin, yeni bir üretim süreci olarak değerlendirildiği ve dönüştürücü kullanım kapsamına alındığı görülmektedir. Böylelikle, teknik bariyerlerle korunmayan verilerin, dönüştürücü amaçlarla ve yapay zekâ eğitimi kapsamında işlenmesine, dijital gelişim adına açık bir kapı bıraktığı görülmektedir.

Günümüzde arama motorları, fiyat karşılaştırma platformları, büyük dil modellerinin eğitim veri setleri ve finansal analiz araçları gibi pek çok iş modeli, internet ortamında yer alan verilerin otomatik yöntemlerle toplanması ve işlenmesi üzerine inşa edilmektedir. İnternetin varoluş amacı, geçmişte yalnızca bilginin statik olarak görüntülenmesi iken; bugün gelinen noktada bilgi, teknolojik inovasyonun hammaddesi olarak sistematik biçimde işlenebilir ve dönüştürülebilir bir kaynağa evrilmiştir. Ticari aktörlerin yatırımlarıyla oluşturdukları e-ticaret siteleri, uçuş bilgileri veya emlak listeleri gibi veri tabanları; yalnızca son kullanıcıya sunulan bir içerik olmaktan çıkmış, yapay zekâ ve veri analitiği ekosistemi için yeni katma değerlerin üretildiği birer veri havuzu niteliği kazanmıştır. Bu bağlamda, Google veya Bing gibi arama motorlarının interneti endeksleyerek bilgiye erişimi kolaylaştırması nasıl dijital çağın bir gereği kabul ediliyorsa; üçüncü taraf girişimlerin de verileri, dönüştürücü amaçlarla ve yeni teknolojiler geliştirmek üzere işlemesi, inovasyon özgürlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmesi mümkün hale gelmiştir. Uluslararası yargı kararlarında, teknik bariyerlerle sınırlandırılmamış verilerin, yapay zekâ eğitimi ve analitik süreçlerde kullanılmasına olanak tanıyan bir yapıya doğru evrildiği görülmektedir.

Verilerini özellikle yapay zekâ sistemlerinin eğitimi, veri analitiği ve yeni dijital hizmetlerin geliştirilmesi süreçlerinde yoğun biçimde kullanılmaya başlanması, bu amaçla başvurulan otomasyon temelli veri kazıma tekniklerini hukuki tartışmaların merkezine taşımıştır. Veri kazıma faaliyetlerinin fikri mülkiyet hukuku bakımından hangi hallerde ihlal oluşturduğu, hangi durumlarda ise meşru ve dönüştürücü kullanım olarak değerlendirilebileceği sorularına yanıt verilebilmesi, öncelikle bu teknolojilerin teknik işleyişinin ve kavramsal temellerinin doğru biçimde anlaşılmasını gerektirmektedir.

II. VERİ KAZIMA TEKNOLOJİLERİNİN TEKNİK VE KAVRAMSAL TEMELLERİ

Veri kazıma dijital ortamlarda yer alan verilerin otomatik yöntemlerle toplanması ve işlenmesini kapsayan genel üst bir kavram olup, günümüzde yaygın bir uygulama haline gelmesine rağmen, henüz evrensel olarak kabul görmüş standart bir tanıma sahip değildir. Temel olarak her türlü dijital kaynaktan veri çıkarmayı ifade eden bu süreç; veri toplama, ön işleme ve elde edilen verinin kullanılması aşamalarından oluşmaktadır1.

Web crawling, en yalın tanımıyla, internet ortamında dağınık halde bulunan verilerin, “bot”, “spider” veya “crawler” adı verilen özel yazılımlar aracılığıyla sistematik olarak ziyaret edilmesi, taranması ve indekslenmesi sürecidir. Bu işlem, bir kullanıcının web tarayıcısı aracılığıyla sayfaları tek tek gezmesine benzer şekilde HTTP isteklerine dayanmaktadır. Ancak otomasyonun sağladığı hız ve ölçek sayesinde veriler yalnızca okunmakla kalmamakta, aynı zamanda ayrıştırılıp yapılandırılarak işlenebilir bilgiye dönüştürülmektedir. Günümüz dijital ekonomisinde arama motorlarından yapay zekâ modellerinin eğitimine kadar geniş bir yelpazede kullanılan web crawling; bilginin ham halden çıkarılıp işlenebilir, sistematik biçimde işlenebilir hale getirilmesine olanak tanımaktadır2.

Web scraping, crawling faaliyetinin devamı niteliğinde olup, taranan web sayfalarındaki belirli içeriklerin otomatik olarak çekilmesi ve kaydedilmesini ifade eder. Screen scraping ise, verinin sayfanın kaynak kodundan doğrudan çıkarılması yerine, ekranda görüntülenen arayüz üzerinden elde edilmesine dayanan daha farklı bir yöntemdir. Bu teknikler arasındaki ortak unsur, internet ortamında herkese açık biçimde sunulan dijital içeriğin, insan müdahalesi olmaksızın yazılım temelli araçlarla toplanmasıdır. Bununla birlikte her bir yöntemin veri üzerindeki etkisi ve kullanım amacı farklılık göstermekte; crawling daha çok genel ve sürekli bir tarama faaliyetini, scraping ise belirli ve hedefe yönelik veri çıkarımını ifade etmektedir.

Tarama faaliyetleri, arama motorlarının dizin oluşturma süreçlerinden pazar ve rekabet analizlerine, yapay zekâ modellerinin eğitim veri setlerinin hazırlanmasından fiyat izleme ve stok takibi sistemlerine kadar geniş bir uygulama yelpazesinde ticari ve bilimsel amaçlarla kullanılmaktadır. Özellikle büyük ölçekli ve sistematik veri toplama projelerinde, web crawling genellikle scraping sürecinin başlangıç aşamasını oluşturarak veri toplama sürecinin temel altyapısını oluşturmaktadır. Crawler yazılımlarının çalışma prensibi, halka açık verilerin erişime serbest olduğu ve robots.txt gibi teknik protokollerle açıkça engellenmediği sürece işlenebileceği varsayımına dayanmaktadır. Bununla birlikte, bu sistemlerin doğal insan dilini anlama kapasitesine sahip olmaması, içerik sahiplerinin iradelerinin teknik araçlar aracılığıyla ne ölçüde bağlayıcı olduğu sorusunu gündeme getirmekte ve bu durum fikri mülkiyet hukuku bakımından hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Web sitesi sahipleri, bu kapsamda hizmet şartları sözleşmeleri ve teknik koruma önlemleri aracılığıyla otomatik veri toplama faaliyetlerini sınırlandırmaya çalışmaktadır3.

Web crawling eylemi, teknik işleyişi ve veri kazıma zinciri içindeki konumu itibarıyla fikri mülkiyet hukuku bakımından çok katmanlı bir değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Otomatik tarama faaliyetinin niteliği, veri üzerinde meydana gelen işlem süreçleri ve ortaya çıkan kullanım modelleri, münhasır hakların kapsamının belirlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Zira küresel ölçekte şekillenen yargı içtihatları da bu kavramsal temeller üzerinden gelişmekte ve web crawling faaliyetlerine ilişkin hukuki yaklaşımın sınırlarını ortaya koymaktadır.

III. WEB CRAWLING EYLEMİNİN FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Web crawling faaliyetinin fikri mülkiyet hukuku bakımından değerlendirilmesi, internet ortamında yer alan içeriğin teknik olarak hangi yöntemle tarandığının ve bu tarama sonucunda veri üzerinde ne tür işlemler gerçekleştirildiğinin doğru biçimde tespit edilmesini gerektirmektedir. Crawling eylemi çoğu durumda, yalnızca halka açık web sayfalarına otomatik erişim sağlanması ve bu sayfaların indekslenmesi sürecinden oluşmakta; ancak bu teknik sürecin devamında gerçekleştirilen scraping ve analiz faaliyetleriyle birlikte daha geniş bir veri işleme zincirinin parçası haline gelmektedir. Bu nedenle, ihlal iddialarının hangi hak kategorisi kapsamında ele alınacağı, taranan içeriğin eser niteliği, çoğaltmanın kapsamı ve kullanımın dönüştürücü olup olmadığı gibi ölçütler üzerinden belirlenmekte; teknik erişim serbestisi ile hak sahibinin münhasır haklarının sınırları arasındaki denge her somut olay bakımından farklı biçimde kurulmaktadır. Bu çerçevede, karşılaştırmalı hukukta şekillenen yaklaşımlar ile Türk hukukunda öngörülen koruma rejiminin birlikte değerlendirilmesi, web crawling eyleminin hukuki niteliğini somutlaştırmaktadır.

1. Avrupa Birliği Yaklaşımı

Avrupa Birliği hukukunda web crawling faaliyetlerinin fikri mülkiyet hukuku bakımından değerlendirilmesi, internet ortamındaki verilerin otomatik yöntemlerle işlenmesine ilişkin genel tartışmaların bir parçasını oluşturmaktadır. Uluslararası literatürde ve özellikle Avrupa Birliği müktesebatında, bilimsel araştırma istisnası saklı kalmak kaydıyla, veri madenciliği faaliyetlerinin meşruiyeti; hak sahibinden önceden izin alınmasına dayalı bir modele değil, hak sahibinin teknik yöntemlerle açıkça engelleme yapıp yapmadığına odaklanan “opt-out” esasına dayanmaktadır. Bu yaklaşım, web crawling eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesinde teknik erişim serbestisi ile hak sahibinin münhasır hakları arasındaki dengenin nasıl kurulacağı sorusunu gündeme taşımaktadır.

Avrupa Birliği Dijital Tek Pazar 2019/790 sayılı Direktif (“Direktif”) m. 4 üzerine yapılan değerlendirmelerde; hak sahiplerinin bu iradelerini hukuken geçerli kılabilmeleri için, robots.txt gibi “makinece okunabilir” (machine-readable) teknik yöntemleri kullanmaları zorunlu bir ön şart olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla, protokollerle açıkça teknik bir “kilit” vurulmamış verilerin, ticari işletmeler tarafından taranması ve işlenmesi, güncel hukuki normlar uyarınca bir hak ihlali değil, yasal bir serbesti alanı olarak değerlendirilmektedir. Avrupa Birliği müktesebatı bu yönüyle, web crawling faaliyetlerinin hangi koşullar altında meşru kabul edileceğini belirlerken teknik engelleme mekanizmalarına belirleyici bir rol atfetmekte; hem içerik sağlayıcıların hem de veri toplayıcıların davranış standardını şekillendiren bir çerçeve sunmaktadır.

2. ABD Yaklaşımı

Amerikan hukukunda, web crawling faaliyetlerinin fikri mülkiyet hukuku bakımından değerlendirilmesinde, verinin işlenme biçimi ve “dönüştürücü kullanım” kavramı belirleyici bir rol oynamaktadır. ABD hukukundaki “adil kullanım” doktrini ve son dönemde ortaya çıkan içtihatlara göre, ticari bir işletmenin, veri tabanı oluşturmak veya analiz yapmak amacıyla eserleri taraması, çoğu durumda tek başına telif hakkına müdahale olarak değerlendirilmemektedir. Bu yaklaşımda temel ölçüt, tarama ve veri kazıma yoluyla elde edilen içeriğin doğrudan tüketilip tüketilmediği, yani ortaya çıkan kullanımın orijinal eserin pazarını ikame eden bir sonuç doğurup doğurmadığıdır.

ABD mahkeme kararlarında, web crawling işlemi teknik bir erişim faaliyeti olarak görülmekte ve bu eylem, geleneksel anlamdaki çoğaltma faaliyetlerinden farklı biçimde değerlendirilmektedir. Bu nedenle hukuki inceleme, crawler yazılımlarının internet sayfalarını otomatik olarak ziyaret etmesi aşamasından çok, bu ziyaretler sonucunda elde edilen verilerin hangi amaçla kullanıldığına odaklanmaktadır. Veri kazıma faaliyeti sonucunda ortaya çıkan çıktının, orijinal eserden bağımsız yeni bir işlev kazanması, adil kullanım değerlendirmesinde dönüştürücü niteliğin kabul edilmesini sağlamaktadır. Buna karşılık, elde edilen verilerin hiçbir analitik işleme tabi tutulmadan doğrudan üçüncü kişilere sunulması halinde, kullanımın ikame edici nitelik kazanması nedeniyle telif hakkı ihlali iddiaları gündeme gelebilmektedir. Dolayısıyla Amerikan hukukunda web crawling eyleminin meşruiyetinin belirlenmesinde belirleyici unsur, erişim tekniğinin kendisi değil, bu teknik aracın telif koruması altındaki haklar üzerindeki somut etkisidir.

3. Japonya Yaklaşımı

Teknolojik inovasyon ve yapay zekâ ekosisteminin inşasında Japonya, 2018 yılında Telif Hakkı Yasası’nda gerçekleştirdiği yapısal reform ile veri işleme faaliyetlerine ilişkin normatif zemini yeniden tanımlamıştır. Bu reformun doktrinel temelini oluşturan “Non-Enjoyment Purpose” ilkesi uyarınca; eserin içerdiği fikir veya duyguların “bizzat deneyimlenmesi” veya “üçüncü kişilere deneyim yaşatılması” amacı güdülmeyen hallerde, hak sahibinin rızası aranmaksızın eserin ticari amaçlar da dâhil olmak üzere “herhangi bir yöntemle” kullanımı hukuka uygun kabul edilmiştir. Bu yaklaşımın teorik arka planında, telif korumasının doğasına ilişkin temel bir varsayım yatmaktadır: Eserden ‘haz alma/faydalanma’ amacı taşımayan teknik kullanımlar, hak sahibinin eserden tazminat veya gelir elde etme fırsatlarına prensip olarak zarar vermediği gerekçesiyle, telif korumasının doğal kapsamı dışında değerlendirilmektedir4.

Nitekim Japon Telif Yasası m. 30/4., bu geniş serbestinin sınırlarını “Veri Analizi” kavramı çerçevesinde somutlaştırmış; büyük veri setlerinin çıkarımı, karşılaştırılması, sınıflandırılması ve istatistiksel analizi gibi süreçleri istisna kapsamında saymıştır. Ancak söz konusu serbesti rejimi mutlak olmayıp, ilgili faaliyetin hak sahibinin meşru menfaatlerine “haksız bir zarar” vermemesi şartına bağlanmıştır. Hazırlık raporları ışığında bu zarar unsuru; ancak ortaya çıkan yeni çıktının, orijinal eserin pazarını doğrudan ikame etmesi veya eserin potansiyel ticarileştirme kanallarını bloke etmesi durumunda gerçekleşmiş sayılmaktadır.

Japon Telif Hakkı Yasası’nda benimsenen bu reform yaklaşımı, web crawling faaliyetlerinin hukuki değerlendirmesinde teknik kullanım ile içerikten faydalanma amacı arasındaki ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Buna göre otomatik tarama eylemi, çoğunlukla internet sayfalarının yazılım temelli araçlarla ziyaret edilmesi ve verinin geçici olarak işlenmesi aşamalarından oluşan teknolojik bir süreç olarak görülmekte; bu sürecin telif koruması altındaki haklar üzerindeki etkisi, tarama sonucunda elde edilen verinin kullanım biçimine göre belirlenmektedir. Eser sahibinin iradesinin makinece yorumlanamaması nedeniyle kullanım koşullarının sınırlayıcı rolü tartışmalı kabul edilmekte; buna karşılık erişime açık içeriğin dönüştürücü amaçlarla işlenmesi, yeni teknolojilerin geliştirilmesine olanak tanıyan meşru bir serbesti alanı olarak değerlendirilmektedir.

4. Türk Hukuku Kapsamında FSEK Yaklaşımı

Türk hukukunda web crawling ve benzeri otomatik veri kazıma faaliyetlerinin fikri mülkiyet hukuku bakımından değerlendirilmesi, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (“FSEK”) öngörülen koruma rejiminin dijital ortamlara uygulanması sorununu gündeme getirmektedir. İnternet üzerinde yer alan içeriklerin büyük bölümünün eser niteliği taşımaması, buna karşılık ticari web siteleri aracılığıyla oluşturulan veri kümelerinin ekonomik değer kazanması, crawling eyleminin hangi hukuki ölçütler çerçevesinde ele alınacağı sorusunu daha da önemli hale getirmektedir. Bu bağlamda hukuki inceleme, öncelikle kazınan verinin FSEK kapsamında korunan bir eser veya özgün bir veri tabanı oluşturup oluşturmadığına, ardından ise otomatik tarama faaliyetinin eser sahibine tanınan münhasır haklar üzerinde somut bir müdahale meydana getirip getirmediğine odaklanmaktadır.

4.1. Eser koruması

Türk fikri mülkiyet hukukunda web crawling faaliyetlerinin telif hakkı bakımından değerlendirilmesinde ilk aşama, otomatik taramaya konu olan içeriğin hukuki niteliğinin belirlenmesidir. İnternet ortamında yer alan dijital veriler, yapıları ve oluşturulma biçimleri itibarıyla birbirinden farklılık göstermekle birlikte, telif hukuku koruması yalnızca eser niteliği taşıyan içerikler bakımından gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle veri kazıma eyleminin hukuka uygunluk incelemesi, kazınan verinin eser sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığı sorusu üzerinden somutlaşmaktadır. Halka açık olgu ve gerçekliklerden ibaret verilerin mevcudiyeti ise, çoğu uyuşmazlıkta telif korumasının kapsamının sınırlandırılmasına yol açmaktadır.

Veri kazıma faaliyetlerinin FSEK karşısındaki durumunu analiz ederken, öncelikle kazınan verinin veya veri tabanının “eser” niteliği taşıyıp taşımadığı, ardından ise eylemin eser sahibinin münhasır haklarını ihlal edip etmediği incelenmelidir. FSEK m. 1/B uyarınca eser, “sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” şeklinde tanımlanmıştır. FSEK m. 1/B uyarınca eser sahibi ise, eseri meydana getiren kişi olarak tanımlanmaktadır. Eser sahibi, eser üzerindeki mali ve manevi haklar üzerinde münhasıran hak sahibidir.

Veri kazıma işlemine konu olan verilerin büyük bir kısmı, örneğin; borsa verileri, hava durumu, spor müsabakası skorları, uçuş saatleri, telefon numaraları, adresler, ürün fiyatları, esas itibariyle “olgu/gerçeklik” niteliğindedir. Fikri mülkiyet hukuku doktrininde kabul gören “fikir (idea) ve ifade ediliş biçimi ayrımı” gereği5, fikir ve olgular tek başlarına telif korumasından yararlanamamaktadır. Korunan hukuki değer, bu olguların ifade ediliş biçimidir.

Nitekim, Yargıtay tarafından tesis edilen 10.12.2024 tarihli kararda, ilk derece mahkemesi tarafından yapılan, “davacının www.idmanmerkezi.com adresli web sayfasında yer verdiği, ekipleri aracılığıyla kaydını tutturduğu galop ve sprint kayıtlarının, atların antreman ya da koşularını izleyen başka kişilerce de tespit edilebilecek sıradan bilgiler olduğu, kaydı tutanların hususiyetini taşımadığı, bu bilgilerin veri tabanına sağlanan korumanın kapsamında olmadığı ve 5846 Sayılı Kanun kapsamında “eser” niteliğini haiz olmadığı, davacıların davaya konu verilerin kendilerine ait olduğuna ve bu verilerin davalılarca alıntılanarak izinsiz kullanıldığına dair iddialarını somut ve tartışmadan uzak delillerle ortaya koyamadığı, davacıların verilerinin davalılarca izinsiz kullanıldığına yönelik iddiaların sübuta ermemiş olduğu, davalıların haksız rekabet kapsamında değerlendirilebilecek her hangi bir fiili tespit edilmediğinden davacı tarafların tazminat taleplerinin yerinde olmadığı6 şeklindeki hukuki gerekçelendirme onanmıştır.

Anılan hüküm ışığında somut olay incelendiğinde, söz konusu verilerin fikri bir yaratımdan ziyade, atların hız ve mesafe bilgilerini içeren ham ölçümlerden ibaret olduğu ortaya çıkmaktadır. Veri tabanına özgünlük veya hususiyet kazandıracak herhangi bir yaratıcı düzenlemenin mevcut olmadığı kanaatine varılmıştır. Uyuşmazlık kapsamında elde edilen bilgiler yalnızca zaman tutma yoluyla kaydedilen ve objektif niteliğe sahip veriler olarak nitelendirilmiştir. Bu bağlamda, yaratıcı bir katkı veya özgünlük unsuru taşımayan bu derlemenin, FSEK m. 6/11 kapsamında “sahibinin hususiyetini taşıyan özgün bir veri tabanı” statüsünde korunması hukuken mümkün görülmemiştir.

Web crawling faaliyetlerinin telif hakkı incelemesinde öncelikle korunan hukuki değerin doğru belirlenmesini gerekli kılmaktadır. Otomatik tarama eyleminin çoğu durumda olgu niteliğindeki verilerin teknik olarak işlenmesine dayanması, eser koruması kapsamında ancak özgün ifadelerin çoğaltılması veya yeniden kullanılması hallerinde ihlal ihtimalinin ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Bu yönüyle eser niteliği taşımayan içeriklerin taranması ile özgün bir sistematik dahilinde oluşturulmuş veri tabanlarının korunması, farklı hukuki rejimlere tabi olacaktır.

4.2. Veri tabanı koruması ve doktrinsel yaklaşımlar

Web crawling eylemi çoğu zaman münferit içeriklerden ziyade, ticari web sitelerinde bir araya getirilen çok sayıdaki verinin otomatik olarak toplanmasına yönelmektedir. Bu nedenle fikri mülkiyet hukuku incelemesi, yalnızca taranan sayfalardaki ifadelerin eser niteliğiyle sınırlı olmayıp, bu sayfaların bütünsel olarak oluşturduğu veri kümelerinin “veri tabanı” koruması kapsamında değerlendirilmesini de gerekli kılmaktadır. Karşılaştırmalı hukukta telif koruması ile veri tabanı koruması arasındaki ayrımın giderek belirginleşmesi, Türk hukukunda web crawling faaliyetlerine ilişkin ölçütlerin de bu sistematik içinde ele alınmasını zorunlu hale getirmektedir.

Veri tabanı kavramının varlığından söz edilebilmesi için, esere ilişkin koruma şartlarından bağımsız olarak bazı kriterler aranmaktadır. Veri tabanı, eser, veri ve materyallerin belirli bir amaca göre ve hususi bir plan dahilinde seçilmesi ve derlenmesiyle tasarlanmış sistem üzerinden bir araç vasıtasıyla erişilebilen derleme ve koleksiyon olarak tanımlanmıştır7. Dolayısıyla FSEK kapsamında bir veri tabanından söz edebilmek için öncelikle bir içeriğin mevcudiyeti, içeriğin belirli bir hedef doğrultusunda ve özel bir sistematik plan dâhilinde derlenmesi ve nihayetinde verilerin birbirinden bağımsız olarak erişilebilir nitelikte olması gerekmektedir8.

Veri tabanlarının hukuk düzeninde korunmasına dayanak oluşturan doktrinel yaklaşımlar, temelde “yaratıcılık” ve “emek” olmak üzere iki farklı eksende toplanmaktadır9. İlk yaklaşıma göre, bir veri tabanının eser vasfıyla telif korumasından yararlanabilmesi için, verilerin seçimi veya düzenlenmesinde yaratıcı bir çabanın ve Türk hukukundaki karşılığıyla “sahibinin hususiyetinin” bulunması şarttır; bu niteliği taşımayan veri derlemeleri koruma kapsamı dışında kalmaktadır. “Alın teri” doktrini olarak adlandırılan ikinci yaklaşım ise odak noktasını estetik veya fikri yaratıcılıktan ziyade harcanan emeğe kaydırmıştır. Bu görüşe göre, büyük çaplı verilerin derlenmesi büyük bir zaman, maliyet ve emek gerektiren zahmetli bir süreç olduğundan, ortaya çıkan ürün özgün bir yaratıcılık içermese dahi, sırf bu yatırımı ve emeği ödüllendirmek adına hukuki korumadan yararlandırılmalıdır10.

FSEK m. 6/1-11 uyarınca, koruma yalnızca özgün nitelikteki veri tabanlarının yapısal düzeni ve seçilme/derlenme biçimini kapsamakta olup, veri tabanı içindeki sistematik olmayan dağınık veriler bakımından doğrudan genişletilememektedir. Web kazıma bakımından FSEK m. 6/11 kapsamında öngörülen koruma genellikle sınırlı kalmaktadır. Zira çoğu ticari web sitesi, örneğin telefon rehberleri, uçuş listeleri, verileri yalnızca alfabetik, kronolojik veya numerik gibi standart ve mantıksal bir sırayla sunmaktadır. Verilerin zikredilen şekilde sistematik olarak düzenlenmesi ve derlenmesinin “yaratıcılık” veya “hususiyet” şartını sağlayıp sağlamadığı ise mahkeme tarafından her bir somut olay bakımından değerlendirilecektir.

Veri tabanlarının korunmasına ilişkin bu genel rejim, web crawling eyleminin özellikle “önemli kısım” ölçütü bakımından ayrıca ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Otomatik tarama yoluyla veri tabanı içeriğinin sistematik biçimde aktarılması ihtimali, telif korumasından farklı olarak sui generis hak korumasının gündeme gelmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle, web crawling faaliyetlerinin veri tabanı hakları üzerindeki etkisi, aktarım ve yeniden kullanma kavramları çerçevesinde ayrıca incelenmektedir.

4.3. Sui generis koruma ve “aktarma / yeniden kullanma” ölçütleri

FSEK kapsamında veri tabanlarına sağlanan bir diğer düzenleme ise Ek Madde 8 uyarınca, sui generis hak korumasıdır. Bu koruma rejiminin uygulanabilmesi için ilk şart, veri tabanının oluşturulması, doğrulanması veya sunulması süreçlerinde esaslı bir yatırım yapılmış olmasıdır. Bu nedenle, web kazıma yoluyla veri tabanlarına yönelik sorumluluk incelemesinde, eylemi gerçekleştiren üçüncü kişilerin hangi fiilleri işlediği ve bu fiillerin veri tabanı yapımcısına tanınan hakları ihlal edip etmediği ayrıca değerlendirilmelidir.

Sui generis veri tabanı korumasının amacı, verilerin kendisinin yaratılmasını değil, mevcut verilerin bir veri tabanı oluşturacak biçimde derlenmesi ve toplanması sürecine yapılan mali ve mesleki yatırımların korunmasını sağlamaktır11. Esaslı yatırım kavramı yalnızca parasal harcamaları değil, aynı zamanda veri tabanının hazırlanması ve işlenmesi için harcanan insan gücü, zaman, teknik araçlar ve metodik çabayı da kapsamaktadır. İçeriğin elde edilmesi aşaması, bağımsız veri ve materyallerin bir araya getirilmesi ve sistematik biçimde derlenmesini; doğrulanması aşaması, içerikteki bilgilerin güvenilirliğinin test edilmesini; sunulması aşaması ise verilerin belirli bir maksada uygun şekilde düzenlenmesini ve takdimini ifade etmektedir12.

Sui generis korumanın ikinci temel şart ise, veri tabanının içeriğinin tamamı veya nitelik ve/veya nicelik bakımından önemli bir kısmının üçüncü kişiler tarafından aktarılması veya yeniden kullanılması durumunda, hak sahibinin bu fiilleri engelleyebilmesidir. “Önemli kısım” kavramı ise, veri tabanının toplam içeriği ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmeli ve hem nitelik hem de nicelik açısından hak sahibinin yaptığı yatırımın kapsamını yansıtacak ölçüde belirlenmelidir. Buna göre, hak sahibinin izni olmadan veri tabanının önemli bir kısmının aktarılması veya yeniden kullanılması hukuken engellenebilir niteliktedir. Bu çerçevede, hak sahibinin izni olmadan veri tabanının önemli bir kısmının aktarılması veya yeniden kullanılması hukuken engellenebilir ve koruma kapsamındaki veri tabanı, ekonomik ve mesleki yatırımlar açısından güvence altına alınmış olmaktadır13.

Web crawling faaliyetlerinin veri tabanı hakkı üzerindeki etkisi incelenirken, “Genel Tarama” (General Crawling) ile “Hedef Odaklı Tarama” (Targeted Crawling) arasında bir ayrım yapılmalıdır. Genel tarama yoluyla bir veri tabanının içeriğinin birebir kopyalanıp rakip bir platformda ikame ürün olarak sunulması, rekabeti bozan bir eylem olarak değerlendirilebilecekken; “Hedef Odaklı Tarama” projelerinde durum farklıdır. Burada web kazıyıcı, veri tabanının tamamını veya sistematik bütünlüğünü hedef almayıp; yalnızca analiz raporları üretebilmek için gerekli olan spesifik veri parçacıklarını (fiyat vb) “ham madde” olarak işlemektedir.

Bu bağlamda “önemli kısım” kriteri değerlendirildiğinde, hedef odaklı taramanın, kaynak veri tabanının hacmi içinde niceliksel olarak ihmal edilebilir bir oranda kaldığı ileri sürülebilecektir. Ayrıca elde edilen verinin, orijinal veri tabanının fonksiyonunu ikame edecek şekilde değil; piyasaya yeni ve farklı bir katma değer (risk analizi, değerleme vb.) sunacak şekilde dönüştürücü amaçla kullanılması niteliksel açıdan ihlal ihtimalini de zayıflatacaktır. Japon hukukunda olduğu gibi, ilgili faaliyetin hak sahibinin meşru menfaatlerine haksız zarar vermemesi şartı, Türk hukukunda da sui generis hakka ilişkin meşruiyet sınırının temelini oluşturmaktadır.

Bununla birlikte, veri kazıma faaliyetlerinin yalnızca telif hukuku ölçütleri üzerinden değil, rekabet hukuku bağlamında da değerlendirilmesi özel önem taşımaktadır. Özellikle Almanya ve bazı Avrupa ülkelerinde, önemli veri tabanı içeriklerinin otomatik yöntemlerle sistematik biçimde çekilmesinin sözleşmesel engeller veya fiili teknik kısıtlamalar yoluyla tamamen yasaklanması, dijital pazarlarda tekelci yapıların güçlenmesine yol açabileceği gerekçesiyle rekabet otoritelerinin müdahalesine konu olabilmektedir. Bu kapsamda, büyük hacimli ve stratejik değere sahip verilerin üçüncü taraflarca işlenmesine kategorik olarak engel olunması, veri üzerindeki münhasır hakların kötüye kullanılması ve inovasyonun engellenmesi olarak yorumlanmakta; veri toplayıcıların pazar gücünü pekiştiren sınırlamaların rekabetin korunması kuralları ışığında genişletildiği görülmektedir. Robots.txt protokolüyle engellenmemiş halka açık içeriklerin analitik ve dönüştürücü amaçlarla kullanılmasına imkân tanıyan küresel eğilim, Türk hukukundaki değerlendirmelerde de telif hakkı koruması ile rekabet hukuku serbestisi arasındaki dengenin gözetilmesini gerekli kılmaktadır.

Nihayetinde, veri tabanı hakkı bakımından hukuka uygunluk değerlendirmesi, crawling tekniğinin kendisinden çok, bu teknikle elde edilen içeriğin aktarım düzeyi ve yeniden kullanımının somut etkisi üzerinden belirlenmektedir. Elde edilen çıktının orijinal eserin pazarını ikame etmediği ve yapay zekâ, pazar analizi gibi meşru amaçlara hizmet ettiği durumlarda, web crawling faaliyetinin dijital ekonominin tamamlayıcı bir unsuru olarak yorumlanması mümkün görülmektedir.

IV. KÜRESEL YARGI İÇTİHATLARI IŞIĞINDA WEB CRAWLING FAALİYETLERİ

Web crawling eylemi, internet üzerindeki içeriğe otomatik erişimin ve büyük ölçekli veri işleme zincirinin ilk halkasını oluşturması nedeniyle, farklı hukuk sistemlerinde çok sayıda yargısal değerlendirmeye konu olmaktadır. Mahkemeler bu faaliyeti incelerken, taramanın teknik niteliğini, kazınan içeriğin eser veya salt olgu vasfını ve otomatik erişim sonucunda gerçekleştirilen kopyalamaların kapsamını birlikte değerlendirmekte; ihlal ihtimalini çoğu zaman kalıcı ve sistematik aktarımlar ile ikame ürün yaratılıp yaratılmadığı ölçütleri üzerinden belirlemektedir. Geçici kopyaların teknolojik sürecin zorunlu bir parçası olarak yorumlanması ve hak sahibinin itirazının makinece okunabilir yöntemlerle ortaya konması gereği, küresel içtihatlarda öne çıkan ortak eğilimlerdir. Bu yaklaşımlar, web crawling faaliyetlerinin fikri mülkiyet hukuku bakımından hangi sınırlar içinde meşru kabul edilebileceğinin anlaşılmasına imkân tanıyan genel bir değerlendirme zemini sunmaktadır.

1. Field v. Google Davası14

Amerikan fikri mülkiyet hukukunda web scraping, indeksleme ve önbelleğe alma (caching) faaliyetlerinin telif hakları karşısındaki durumunu netleştiren en önemli emsal kararlardan biri, 2006 tarihli Field v. Google, Inc. davasıdır. Bu karar, özellikle arama motorlarının ve otomatik veri toplayıcıların çalışma prensiplerinin hukuki meşruiyetini tesis etmesi bakımından önem arz etmektedir. Nevada Barosu avukatlarından Blake Field, şahsi web sitesinde yayımladığı 51 adet edebi eserin Google tarafından kopyalandığı ve dağıtıldığı iddiasıyla Google’a karşı telif hakkı ihlali ileri sürerek dava açmıştır. Field, Google’a ait Googlebot adındaki otomatik tarayıcı botları aracılığıyla web sitesini taramasını, içeriği “önbelleğe almasını” ve bu kopyayı arama sonuçlarında kullanıcılara sunmasını, münhasır çoğaltma ve dağıtma haklarının15 ihlali olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, Google’ın eylemlerinin doğrudan telif ihlali oluşturmadığına hükmederek davayı reddetmiştir.

Mahkeme, davacı Field’ın, web sitesine basit bir “meta-etiket” (meta-tag) yerleştirerek Googlebot’un siteyi taramasını veya önbelleğe almasını engelleme imkanına sahip olduğunu; ancak bu teknik imkânı bilmesine rağmen kullanmamasını, Google’a içeriği taraması ve görüntülemesi için verilmiş bir “zımni lisans” olarak kabul etmiştir. Ayrıca, davacının sessiz kalarak Google’ın bu verileri kullanmasına zemin hazırlaması nedeniyle, daha sonra telif hakkı iddiasında bulunması “hakkın kullanımının engellenmesi” (estoppel) ilkesi gereği engellenmiştir.

Mahkeme gerekçelendirmesinde, Google’ın “önbelleğe alma” işleminin dört faktörlü “Adil Kullanım” testini geçtiğine karar vermiştir. Özellikle “kullanımın amacı ve niteliği” faktöründe, Google’ın kullanımının “dönüştürücü” olduğu vurgulanmıştır. Mahkeme, Field’ın eserlerinin “sanatsal/edebi” bir amaç taşırken; Google’ın önbellek fonksiyonu “bilgiye erişimi kolaylaştırma, arşivleme ve web sitelerindeki değişiklikleri izleme” gibi tamamen farklı ve işlevsel bir amaca hizmet ettiğini kabul etmiştir. Böylelikle, Google’ın ticari bir şirket olmasının, kullanımın bu dönüştürücü ve kamu yararına olan niteliğini gölgelemeyeceği kabul edilmiştir.

Mahkeme ayrıca, Google’ın faaliyetlerinin Dijital Binyıl Telif Hakkı Yasası (DMCA) kapsamında “önbelleğe alma” korumasından yararlandığını belirtmiştir. Google’ın, içeriği “ara ve geçici depolama” yoluyla sunması, servis sağlayıcıları sorumluluktan kurtaran güvenli liman hükümlerine dahil edilmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme, web scraping ve Google’ın arama motoru olarak yürüttüğü web crawling, indeksleme ve önbelleğe alma faaliyetlerinin hukuka uygunluğunu değerlendirirken “teknik imkanların kullanımını” belirleyici bir kriter haline getirmiştir. Buna göre, bir içerik üreticisi, endüstri standardı olan teknik kodlarla (robots.txt, no-archive meta-tag vb.) botları engellemediği sürece, arama motorlarının ve crawler’ların içeriği işlemesine zımnen rıza göstermiş sayılmıştır.

2. Meltwater (Public Relations Consultants Association Ltd v. The Newspaper Licensing Agency Ltd)16

Dijital verilerin işlenmesi sürecinde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan geçici kopyaların hukuki statüsü, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (“ABAD”) 5 Haziran 2014 tarihli Public Relations Consultants Association Ltd (PRCA) v Newspaper Licensing Agency Ltd (NLA) kararıyla netleşmiştir. ABAD, internet gezintisi sırasında son kullanıcının bilgisayarında oluşan “ekran kopyaları” (on-screen copies) ve “önbellek kopyaları”nın 2001/29 sayılı Direktif’ m. 5 kapsamında telif hakkı ihlali oluşturmadığına hükmetmiştir. Bu karar, web crawling ve web scraping teknolojilerinin “teknik zorunluluk” savunması bakımından önem arz etmektedir.

Kararda kopyalama işlemi, “teknolojik süreç”in bir parçası olarak yorumlanmış ve bu kopyaların sürecin “ayrılmaz bir parçası” olduğunu belirtmiştir. Daha da önemlisi, “esaslılık” kriteri, verimlilik üzerinden tanımlanmıştır. Mahkeme, önbellek kopyaları olmadan sistemin “mevcut veri hacmiyle başa çıkamayacak” ve sürecin “daha az verimli” hale geleceğini kabul etmiştir. Bu tespit, web crawler’ların veriyi işlerken RAM veya geçici disk alanında oluşturduğu kopyaların, sistemin “doğru ve verimli” çalışması için zorunlu olduğu argümanını hukuken güçlendirmektedir.

Kararda, kullanıcının siteden ayrıldığında silinen ekran kopyalarının ve kapasite dolduğunda üzerine yazılan önbellek kopyalarının “geçici” doğası teyit edilmiştir. Dolayısıyla, önbellek kopyalarının, teknolojik süreçten bağımsız olarak var olamayacağı kabul edilmiştir. Bu, yapay zekâ eğitimi için yapılan web crawling faaliyetlerinde, verinin sadece analiz sürecinde tutulup, nihai model oluşturulduktan sonra ham verinin silindiği senaryolar için güçlü bir savunma aracıdır.

ABAD, kopyaların teknolojik sürecin bütüncül bir parçası olduğuna hükmederek, insan algısına hitap eden nihai kullanım hukuka uygun olduğu sürece, bu amaca ulaşmak için arka planda çalışan makine odaklı kopyalamaların telif iznine tabi olmadığına karar vermiştir. Bu içtihat, web crawling faaliyetlerinde, nihai amacın (örneğin veri analizi veya yapay zekâ eğitimi) hukuka uygun olması kaydıyla, aradaki teknik kopyalamaların “bağımsız ekonomik değeri olmayan” araçsal fiiller olarak değerlendirilmesi kanaatine varmıştır.

3. Robert Kneschke ve LAION17

Günümüzde veri kazımanın yaygın hale gelen uygulama alanı olan yapay zekâ eğitimi ve bu kapsamda geniş ölçekli veri setlerinin oluşturulması hususunda, Alman yargısı Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi tarafından 10 Aralık 2025 tarihinde önemli bir karar tesis edilmiştir. Robert Kneschke adlı fotoğrafçının, kâr amacı gütmeyen LAION derneğine karşı başlattığı hukuk mücadelesinde, Alman Telif Hakları Kanunu’ndaki (“UrhG”) istisnalar istinaf düzeyinde değerlendirilmiş ve davacı Robert Kneschke’nin istinaf başvurusu reddedilmiştir Robert Kneschke ve LAION arasındaki uyuşmazlıkta mahkeme, telif hakkıyla korunan görsellerin veri setine dahil edilmeden önce doğrulanması amacıyla indirilip analiz edilmesini, asıl model eğitimi öncesinde gerçekleşen bir “ön işleme” (pre-processing) faaliyeti olsa dahi, UrhG m. 44b kapsamında bir “Metin ve Veri Madenciliği” (“TDM”) istisnası olarak nitelendirmiştir18. Mahkeme, görsel içerik ile metinsel açıklama arasındaki uyumun yazılımsal yöntemlerle test edilmesini, yalnızca teknik bir doğrulama faaliyeti olarak değil; kanun koyucunun inovasyonu teşvik etme iradesiyle uyumlu şekilde, veriden anlamlı ilişkiler çıkarılmasına yönelik bir analiz süreci olarak değerlendirmiştir.

Karar, hak sahiplerinin münhasır haklarını korumak adına getirdikleri “kullanım rezervi” (opt-out) beyanlarının geçerlilik şartlarına ilişkindir. Mahkeme, hak sahiplerinin veri kazımayı engelleme yetkisine sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, bu irade beyanının hukuken sonuç doğurabilmesi için mutlaka “makine tarafından okunabilir” (machine-readable) bir formatta sunulması gerektiği vurgulanmıştır19. Kararda, Alman Telif Hakları Kanunu m. 44b/3 (UrhG § 44b Abs. 3) uyarınca, çevrimiçi erişilebilen eserler üzerindeki kullanım haklarının saklı tutulabilmesi için bu kısıtlamanın mutlaka “makine tarafından okunabilir bir formda” yapılması gerektiğini vurgulanmıştır. Bu bağlamda, web sitelerinin genel hizmet şartlarında yer alan veya sadece insanlar tarafından anlaşılabilen doğal dildeki feragatnameler, otomasyon temelli tarayıcı sistemler için bağlayıcı görülmemiştir.

Öte yandan Mahkeme, davanın “Üç Aşamalı Test” analizinde, söz konusu dahili veri işleme sürecinin eserin normal verimli kullanımıyla doğrudan rekabet etmediği ve yeni çıktıların yaratabileceği potansiyel pazar kayıplarının mevcut analiz aşaması için hukuki açıdan «fazla soyut» kaldığını ifade etmiştir. Böylelikle Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi, mülkiyet iddialarının dijital alanda korunabilmesi için proaktif teknik önlemlerin alınmasını bir ön şart haline getirerek, teknik engel bulunmayan hallerde veri kazıma faaliyetlerine bir meşruiyet alanı tanımlamıştır20.

Sonuç olarak, Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin bu kararı, fikri mülkiyet hukukunda “insan odaklı” koruma mekanizmalarından “makine odaklı” protokollere geçişin habercisidir. Bu doğrultuda web crawling, yapay zekâ ekosistemi için esaslı bir veri toplama yöntemi olarak kabul edilmekte, hukuka uygunluk sınırı, eylemin dönüştürücü veri madenciliği amacına hizmet etmesi ve robots.txt gibi protokollerle açıkça engellenmemiş olması ölçütleri üzerinden belirlenmektedir. Teknik standartlara uygun bir engelleme bulunmayan hallerde, veri tabanı sahiplerinin genel hizmet şartlarına dayalı kategorik yasaklarının telif hakkı sorumluluğu doğurmak için yeterli görülmediği kabul edilmektedir.

4. LinkedIn v. hiQ Labs21

Davalı hiQ Labs, LinkedIn üzerindeki herkese açık kullanıcı profillerini otomatik yazılımlarla tarayarak, işverenlere şirket çalışanlarının “işten ayrılma riskini” raporlayan bir veri analizi hizmeti sunmuştur.  LinkedIn’in bu faaliyeti “izinsiz erişim” iddiasıyla engellemesi üzerine, hiQ Labs bu engellemenin kaldırılması ve faaliyetinin hukuka uygunluğunun tespiti amacıyla LinkedIn’e karşı dava açmıştır. 

ABD Temyiz Mahkemesi kararında uyuşmazlığı değerlendirirken, yalnızca telif hukuku ölçütleriyle yetinmediği; özellikle otomasyon temelli erişimin haksız rekabet ve izinsiz sistem kullanımı oluşturup oluşturmadığını da CFAA hükümleri ışığında ele aldığı görülmektedir. Bu kapsamda Mahkeme, hiQ Labs’in faaliyetinin “ikame ürün” oluşturup oluşturmadığı hususunu esas almıştır. Mahkeme, hiQ Labs’in LinkedIn verilerini kullanarak rakip bir sosyal ağ platformu kurmadığını; bunun yerine verileri işleyerek işverenlere yönelik “çalışan bağlılığı ve işten ayrılma risk analizi” gibi LinkedIn’in o dönemde sunmadığı farklı bir hizmet geliştirdiğini tespit etmiştir.

Bu değerlendirmede Mahkeme, verinin ham halinin kopyalanarak aynı pazar içinde rekabet eden bir ürün olarak sunulması ile; verinin analiz edilerek farklı bir katma değer üretilmesi arasında hukuki bir ayrım yapmıştır. Kararda, kamuya açık veriler üzerinde veri sağlayıcının mutlak bir hakimiyet kurmasının bilgi akışını kısıtlayabileceği belirtilmiş; bu nedenle, web crawling eylemlerine sözleşmesel araçlarla getirilen tek taraflı sınırlamaların, rekabeti engelleyecek şekilde geniş yorumlanamayacağı kabul edilmiştir. Ayrıca veri sağlayıcının tek taraflı irade beyanlarının veya gönderdiği ihtarnamelerin, kamuya açık verilerin rekabetçi olmayan ve tamamlayıcı iş modellerinde kullanılmasını engellemek için yeterli hukuki dayanak oluşturmadığına hükmedilmiştir. Bu çerçevede, pazar payını ikame etmeyen ve kaynak platformla doğrudan rekabete girmeyen veri analizi faaliyetlerinin, haksız rekabet teşkil etmediği sonucuna varılmıştır. Kararın, otomatik tarama teknolojilerinin yenilikçi veri odaklı hizmetler bakımından meşru bir kullanım alanı oluşturabileceğini ortaya koyması, web crawling’in küresel ölçekteki hukuki statüsünün anlaşılması açısından önem taşımaktadır.

V. SONUÇ

Web crawling eylemi, teknik niteliği itibariyle internet ortamında herkese açık verilere otomatik erişim sağlanmasına dayanan ölçeklenebilir bir tarama faaliyeti olarak dijital ekosistemin temel bileşenlerinden birini oluşturmaktadır. Karşılaştırmalı hukukta geliştirilen yaklaşımlar incelendiğinde, özellikle AB hukukunda robots.txt gibi makinece okunabilir teknik engellerin bulunmaması halinde tarama faaliyetlerinin yasal bir serbesti alanı içinde değerlendirildiği görülmektedir. Benzer biçimde ABD içtihatlarında, adil kullanım doktrini çerçevesinde, taranan içeriğin doğrudan tüketilmeyip dönüştürücü amaçlarla işlenmesi, telif hakkı ihlali iddialarını büyük ölçüde etkisiz kılmaktadır. Bu durum, inovasyonun teşviki ile hak sahiplerinin korunması arasındaki dengenin çoğu ülkede teknik ölçütler üzerinden kurulmaya çalışıldığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, yalnızca insan algısına hitap eden sözleşmesel yasakların veya genel feragatnamelerin değil; robots.txt gibi makine tarafından okunabilir teknik engellemelerin belirleyici hale geldiği görülmektedir. Böylece, fikri mülkiyet hukukunda koruma paradigmasının giderek “insan merkezli” normlardan “makine merkezli” protokollere evrildiği söylenebilecektir.

FSEK bakımından yapılan değerlendirmede ise, özellikle olgu niteliğindeki ham veriler ile özgünlük veya hususiyet taşımayan veri derlemeleri bakımından telif korumasının sınırları dar kalmaktadır. Sui generis veri tabanı koruması ise, ancak esaslı yatırım yapılmış ve veri tabanının önemli bir kısmının ikame edici biçimde aktarılması hallerinde gündeme gelebilecektir. Bu çerçevede, dönüştürücü nitelik taşıyan, hedef odaklı ve tamamlayıcı veri analizi faaliyetlerinin, dijital rekabeti ve inovasyonu destekleyen meşru kullanımlar olarak değerlendirilmesi mümkündür. Uluslararası yargı kararlarında yer alan değişiklikler dikkate alındığında, web crawling eyleminin hukuki rejiminin gelecekte daha açık ve öngörülebilir bir çerçeveye kavuşması beklenmektedir. Tüm bu değerlendirmeler, crawling eyleminin fikri mülkiyet hukuku bakımından tek boyutlu değil, teknik, sözleşmesel ve ekonomik etkileri birlikte gözeten çok katmanlı bir analiz gerektirdiğini göstermektedir.

B. ANA ÇIKARIMLAR

(i) FSEK m. 1/B ve Yargıtay’ın içtihatları uyarınca; borsa, hava durumu veya emlak ilan verileri gibi “objektif olgular”, sahibinin hususiyetini taşımadığından eser korumasından yararlanamayacaktır.

(ii) Web crawling sürecinde verinin analiz edilebilmesi için bilgisayar belleğinde (RAM) oluşan anlık kayıtlar; ABAD ve modern doktrin uyarınca “kopyalama” fiili olarak değil; teknolojik sürecin ayrılmaz parçası olan, bağımsız ekonomik değeri bulunmayan ve sistemi verimli kılan “geçici teknik zorunluluklar” olarak kabul edilmelidir.

(iii) Hamburg/LAION Kararı, dijital çağda hak sahiplerinin mülkiyet iddialarını koruyabilmeleri için; robots.txt gibi “makinece okunabilir” teknik protokolleri kullanmalarını bir ön şart olarak aramaktadır. Teknik bir “kilit” ile korunmayan ve kamuya arz edilmiş verilerin taranması belli şartlar altında hukuka uygun görülmüştür.

(iv) Kaynak veri tabanının birebir kopyalanarak rakip bir platform oluşturulduğu “Genel Tarama” ile; verinin yalnızca analiz girdisi olarak kullanıldığı “Hedef Odaklı Tarama” birbirinden ayrılmalıdır.

(v) Japonya ve ABD hukuk sistemlerindeki yaklaşım; verinin “tüketim” amacıyla değil, “hesaplamalı analiz” amacıyla işlenmesi; eserin normal kullanımıyla çatışmayan, pazarı daraltmayan ve inovasyon ekosistemine katma değer sağlayan “dönüştürücü” bir kullanım şeklindedir.

(vi) FSEK Ek Madde 8 kapsamında korunan “önemli kısım” kriteri, yalnızca çekilen verinin matematiksel oranı üzerinden değil; bu aktarımın orijinal veri tabanının ticari değerini ve yatırımın geri dönüşünü imkânsız kılıp kılmadığına dair «niteliksel» bir etki analizi üzerinden değerlendirilmelidir.

(vii) Yargı kararlarında veri setlerinin yapay zekâ eğitiminde kullanılmasını, inovasyonun ve bilgi kazanımının bir parçası olarak değerlendirerek, teknik bir engel bulunmadığı hallerde TDM istisnası kapsamında hukuka uygun bulma eğiliminde olunduğu görülmektedir.

(viii) Veri kazımanın hukuki geleceği, veri sağlayıcılar ile toplayıcılar arasında “robots.txt” gibi teknik protokoller, şeffaflık ilkeleri ve lisanslama modelleri üzerinden şekillenecek hibrid bir rejime doğru evrilmektedir.

(ix) Veri işleme faaliyetinin hukuka aykırılığı tespit edilirken; üretilen yeni çıktının, kaynak eserin pazarını ikame eden bir rakip ürün olup olmadığı belirleyicidir; pazarı daraltmayan aksine tamamlayıcı nitelik taşıyan analitik raporlamalar, rekabet hukuku kapsamında himaye görmelidir.

Dipnotlar

1.OECD, Intellectual Property Issues in Artificial Intelligence Trained on Scraped Data, OECD Artificial Intelligence Papers, No. 33, OECD Publishing, p. 17.
2.OECD, Intellectual Property Issues, p. 17.
3.OECD, Intellectual Property Issues, p. 17.
4.Tatsuhiro Ueno, “The Flexible Copyright Exception for ‘Non-Enjoyment’ Purposes Recent Amendment in Japan and Its Implication”, GRUR International, C. 70, S. 2, p. 148. 2021 https://academic.oup.com/grurint/article-abstract/70/2/145/6102831?redirectedFrom=fulltext#229511236
7.Mustafa Ateş, “Veri Tabanlarının Hukukî Koruması”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 55, S. 1, 2006, p. 48. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/628136
8.Emine Göğüş, “Veri Tabanlarına Sağlanan Hukuki Koruma”, İbn Haldun Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 2, S. 1, 2024, p. 109. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3960910
9.Mustafa Ateş, “Veri Tabanlarının Hukukî Koruması”, p. 49.
10.Emine Göğüş, “Veri Tabanlarına Sağlanan Hukuki Koruma”, p. 102.
11.Mustafa Ateş, “Veri Tabanlarının Hukukî Koruması”, p. 74.
12.Mustafa Ateş, “Veri Tabanlarının Hukukî Koruması”, p. 56.
13.Mustafa Ateş, “Veri Tabanlarının Hukukî Koruması”, p. 56.
14.Field v. Google, Inc., 412 F. Supp. 2d 1106 (D. Nev. 2006). https://www.law.berkeley.edu/files/Field_v_Google.pdf
15.While under FSEK, the ‘right of distribution’ in its technical sense refers to putting tangible copies of a work into circulation, the ‘distribution right’ claim asserted in Field v. Google was evaluated in the context of Google making content available to users by providing links to cached copies. Therefore, the court addressed this concept in connection with acts of digital dissemination under 17 U.S.C. §106, distinct from the classic tangible-copy-based distribution approach in Turkish law.
16.Court of Justice of the European Union C-360/13, Public Relations Consultants Association Ltd v The Newspaper Licensing Agency Ltd, 5 June 2014, ECLI:EU:C:2014:1195. https://curia.europa.eu/juris/liste.jsf?num=C-360/13
17.Hanseatisches Oberlandesgericht Az.: 5 U 104/24 310 O 227/23 LG Hamburg, https://www.itm.nrw/wp-content/uploads/2025/12/5-u-104-24.pdf
18.Kalhor-Witzel, Ronak, “Machine-Readable opt-outs and AI training: Hamburg Court clarifies copyright exceptions”, Inside Tech Law, 18 Aralık 2025, https://www.insidetechlaw.com/blog/2025/12/machine-readable-opt-outs-and-ai-training-hamburg-court-clarifies-copyright-exceptions
19.Kalhor-Witzel, Ronak, “Machine-Readable opt-outs and AI training: Hamburg Court clarifies copyright exceptions”
20.Kalhor-Witzel, Ronak, “Machine-Readable opt-outs and AI training: Hamburg Court clarifies copyright exceptions”
21.hiQ Labs, Inc. v. LinkedIn Corp., 938 F.3d 985 (9th Cir. 2019). https://cdn.ca9.uscourts.gov/datastore/opinions/2022/04/18/17-16783.pdf
More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief

GSI Brief 204

GSI Brief 204

2026

Differentiating Competency In The Age Of Legal Technology: the Legal Professional Who Can Ask The Ri

Read more
GSI Brief 205

GSI Brief 205

2026

Communiqué On The Granting Of Establishment Permits To Licensed Warehouse Enterprises

Read more
GSI Brief 206

GSI Brief 206

2026

The Legal Consequences Of Conducting Due Diligence Using Artificial Intelligence In Mergers And Acqu

Read more
GSI Brief 189

GSI Brief 189

2026

Examination Of The Reasoned Decision Dated 15 May 2025 Of The Istanbul 14th Commercial Court Of Firs

Read more