Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

2015 - Winter Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

Corporate and M&A
2015
GSI Teampublication
00:00
-00:00

1. GİRİŞ

Hukukun yasakladığı bir sonucu elde etmek veya getirilmiş olan yükümlülükten kurtulmak amacıyla, genellikle gerçek kişilerin, tüzel kişiliğin bağımsız yapısının arkasına saklanmak suretiyle, tüzel kişiyi ve üçüncü kişileri zarara uğrattığı durumlarla günümüzde sıkça karşılaşılmaktadır. Karşılaşılan bu durumla ilgili olarak, önce Amerikan hukukunda uygulama ile gelişen ve sonra doktrinde de benimsenerek, Kara Avrupası hukuk sistemlerine de yansıyan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi kabul edilmiştir. Bahsi geçen kurum ile tüzel kişilik kavramının ardına gizlenerek kanuna karşı hile yapılması ya da tüzel kişilik kavramına sığınarak tüzel kişilik perdesinin ardında yer alan gerçek kişilerin, kendileri yerine tüzel kişileri sözleşmelere taraf kılmaları ve bu suretle sözleşmelerden doğan yükümlülüklerin tüzel kişiliğe yükletilmesi veya üçüncü kişilere zarar verme amacı gütmeleri durumunda, tüzel kişilik perdesinin aralanması ve böylelikle tüzel kişi vasıtasıyla elde edilmek istenen hakkaniyete aykırı neticenin engellenmesi amaçlanmaktadır.

Türk hukukunda bazı istisnai haller haricinde, tüzel kişilik perdesinin aralanması ile ilgili açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu sebeple gerek doktrin gerekse Yargıtay, tüzel kişilik perdesinin aralanarak, tüzel kişi vasıtasıyla elde edilmek istenen amacın engellenmesinin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (“MK”) 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ile sağlanabileceği kanaatindedir. İşbu makalemizde ilk olarak tüzel kişilik kavramı ile tüzel kişiliğin bağımsızlık unsuru, mal ayrılığı ilkesi ile sınırlı sorumluluk ilkesi açıklanmıştır. Daha sonra ise Türk hukukunda MK’nın 2.  maddesi olan dürüst davranma hükmü kapsamında tüzel kişilik perdesinin aralanması incelenmiş olup, tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak sorumlu kılınmanın söz konusu olabileceği özel hallere örnekler verilerek, tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak sorumlu kılma ve söz konusu sorumluluğun hukuki niteliği açıklanmıştır. Son olarak ise, konu ile ilgili Yargıtay kararlarından örnekler verilmiştir. 

2. Tüzel Kişilik Kavramı

Tüzel kişilik, MK’nın 47. maddesinde; “belli bir amaca özgülenmiş bağımsız kişi ve mal toplulukları” olarak tanımlanmaktadır.

MK’nın 47 ve devam maddeleri uyarınca, tüzel kişiliğin söz konusu olabilmesi için;

i. Oluşturulacak kişiliğin kendine özgü bir malvarlığı olmalı ve malvarlığı bir amaç birliği içinde ve de bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konmalı,

ii. Söz konusu malvarlığı ile tüzel kişiliğin özel bir sorumluluk alanı olmalı,

iii. Özgülenen malvarlığı ile ilgili olarak; organizasyonun malvarlığı ile sorumluluğu onu oluşturan üyelerin değişmesinden veya onu yöneten kişilerin değişiminden bağımsız ve ayrı bir varlık olarak her zaman tüzel kişilik içinde yer almalı,

iv. Hukuk düzenince söz konusu kişi veya mal topluluğuna tüzel kişilik tanınmış olmalıdır.

3. Tüzel Kişiliğin Kazanılmasında Bağımsızlık Unsuru ve Sonuçları: Mal Ayrılığı ve Anonim Şirketlerde Sınırlı Sorumluluk İlkesi

Tüzel kişiliğin kazanılmasında, kanunen belirlenen şekillerde örgütlenme, sürekli amaç ve bağımsızlık unsurlarının bulunması gerekmektedir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, tüzel kişiliği haiz kişi ve malvarlığı toplulukları, kendini oluşturan kişilerden ve organların üyelerinden ayrı ve bağımsız bir hukuki yapıya sahiptir. Tüzel kişiliğin varlığı, onu oluşturan gerçek kişilerin ömrü ile sınırlı olmadığı gibi, tüzel kişiliği oluşturan kurucu ortakların, kanunda belirtilen haller haricinde, tüzel kişiliği ortadan kaldırmaları mümkün olmamaktadır. Bunun bir sonucu olarak, tüzel kişilik kendine ait ayrı bir malvarlığına sahip bulunmaktadır.

Mal ayrılığı ilkesi uyarınca, tüzel kişiler, süreklilik arz eden ortak bir amaç gerçekleştirebilmek için tüzel kişiyi oluşturan veya onu yöneten kişilerden ayrı ve bağımsız bir kişiliğe sahip olduğundan, malvarlıklarının da tüzel kişiyi oluşturan veya onu yöneten kişilerin malvarlıklarından ayrıldığı kabul edilmektedir. Yani, tüzel kişilerin organları aracılığı ile yaptığı faaliyetler sonucunda doğan haklar ve borçlar, tüzel kişiyi oluşturan veya onu yöneten kişilere değil, doğrudan tüzel kişiliğe ait olur. Tüzel kişi ortaklık bir hukuki şahsiyet olarak ekonomik hayata katılmakta ve tüzel kişiyi oluşturan veya onu yöneten kişilerden ayrı bir şekilde, sadece kendi malvarlığı ile alacaklılara karşı sorumluluk altına girmektedir. Dolayısı ile de tüzel kişiyi oluşturan veya onu yöneten kişilerin şahsi borçlarından dolayı, tüzel kişinin malvarlığına müdahale edilemez.

Ayrı bir malvarlığına sahip olmanın sonuçlarından biri de bir tüzel kişilik olan anonim şirketlerde sorumluluğun sınırlandırılmasında ortaya çıkar. MK 50/2 maddesi gereğince, tüzel kişiliğin yönetim organının, borca aykırı davranışı sebebiyle, tüzel kişilik kendi malvarlığı ile sınırlı olarak sorumlu olmaktadır. Anonim şirketlerde, şirketin borcundan dolayı ortakların sorumlulukları, koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlıdır, dolayısıyla ortakların anonim şirket borçlarından dolayı herhangi bir sorumluluğu yoktur. Benzer şekilde, tüzel kişiyi oluşturan veya onu yöneten kişilerin şahsi borçlarından dolayı da tüzel kişinin malvarlığına başvurulamaz. 

4. Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisinin Anlamı ve Türk Hukukundaki Yeri

Tüzel kişilik perdesinin aralanmasından, en dar anlamıyla, tüzel kişiyi oluşturan üyelerin hukuken ayrı ve bağımsız bir kişi olduğu hususunun dikkate alınmaması anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, tüzel kişinin hukuki bağımsızlığı bertaraf edilerek, tüzel kişiliği oluşturan üyelerinin, tüzel kişilikle olan bağlılık veya ilişkileri sebebiyle sorumlu tutulmaları söz konusu olmaktadır. Böylece, mal ayrılığı ve bağımsızlık ilkeleri somut olayda uygulanmayarak, tüzel kişi ile üyelerinin sorumluluk alanları ve malvarlıkları tek bir alandan ibaretmiş gibi sonuç doğurmaktadır.

4.1. Türk Hukukunda MK 2 Dürüst Davranma Hükmü Kapsamında Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

Türk hukukunda tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin, MK’nın 2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi, gerek Yargıtay kararları gerekse doktrinde hakim görüştür1. Bunun sebebi, mevzuatımızda bazı haller dışında tüzel kişilik perdesinin aralanması ile ilgili özel bir düzenleme bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere, MK’nın 2. maddesinde yer alan “herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır” hükmü ile dürüst davranma ilkesi düzenlenmektedir. Bunun yanı sıra kanun koyucu, MK’nın bahsi geçen 2. maddesinin devamında; bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını belirterek hakkın kötüye kullanılmasını yasaklamıştır. Türk hukukundaki hakim görüş2 ve aşağıda örneklenen Yargıtay içtihatları uyarınca, MK’nın 2. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında hakkın kötüye kullanılması hali söz konusu olduğunda, tüzel kişiliğin perdesi aralanmalı ve tüzel kişi vasıtasıyla elde edilmek istenen hakkaniyete aykırı amaç engellenmelidir. Yani, tüzel kişilik perdesinin ardına gizlenerek kanuna karşı hile yapılması ya da tüzel kişilik perdesinin ardına sığınarak onun ardında yer alan gerçek kişilerin taraf oldukları sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri veya üçüncü kişilere zarar verme amacı gütmeleri durumunda tüzel kişilik perdesi aralanacak ve tüzel kişilik perdesinin ardındaki kişilerin sorumluluğuna gidilebilecektir.

4.2 Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılarak Sorumlu Kılmanın Söz Konusu Olabileceği Özel Durumlar

Her ne kadar mevzuatımızda açık bir düzenleme bulunmasa da, doktrinde aşağıda sayılan özel durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanması ile tüzel kişilik perdesinin ardındaki kişilerin sorumluluğuna gidilebileceği öngörülmektedir. Bu haller;

i. Malvarlıkları ya da Alanların Birbirine Karışması; Muhasebe hileleri ve hileli işlemlerle ortaklığın faaliyet alanı ile tüzel kişiliği oluşturan üyenin faaliyet alanının birbirine karışması, tüzel kişiliği oluşturan üye ile ortaklığın ayrılığının yeterince ortaya konulamaması (örneğin bazı münferit malların tüzel kişiyi oluşturan üyeye mi, yoksa tüzel kişiliğe mi ait olduğunun anlaşılamaması, tüzel kişiliğe ait taşıt araçlarının bedelsiz bir biçimde tüzel kişiliği oluşturan üyenin kullanımına sunulması gibi),

ii. Öz Kaynak Yetersizliği; Ortakların sermaye koyma borçlarını yerine getirememeleri veya şirketin faaliyetleri ile orantılı bir sermayenin ortaklığa konulmaması,

iii. Yabancı Sermayeli Ortaklıklar veya Yabancı Ortakların Faaliyetlerinin Taşınması; Yabancı sermayeli bir ortaklık veya yabancı ortaklıkların faaliyetleri sonucunda tüzel kişilik perdesi kötüye kullanılıyor ise; uygulanacak olan hukuk sisteminde kabul görüp görmemesine göre değişmekle birlikte, tüzel kişilik perdesinin aralanması koşulları oluşmuş ve uygulanacak hukukta sorumluluğa yol açan bir kural bulunmuyor ise, yabancı sermayeli tüzel kişiler için de teori uygulanarak sınırlı sorumluluk ilkesinin arkasına saklanılması engellenebilecektir,

iv. Kurumsal Kötüye Kullanma; Tüzel kişiliğin alacaklılara zarar verme kastıyla yani bilinçli olarak kötüye kullanılması veya amacı dışında kullanılması (örneğin bir bankanın bankacılık işlemleri dışında işlemler yapması gibi),

olarak sayılabilir.

5. Sorumlu Kılınacak Kişiler Açısından Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ile Sorumlu Kılma

5.1. Üyeler Açısından

Alacaklılarına karşı sadece kendi malvarlığıyla sorumlu olan tüzel kişiye ilişkin bir borçtan veya yükümlülükten dolayı sorumluluk alanının tüzel kişiliğin üyelerini de içine alacak şekilde genişletilmesi halinde tüzel kişilik perdesinin üyeler bakımından aralanması ile üyelerin sorumlu kılınmaları söz konusu olacaktır. Bu halde, kural olarak tüzel kişilik yapısı muhafaza edilmekle ve malvarlıkları birbirinden ayrı tutulmakla beraber, sadece somut olayda aykırılık ilkesinin uygulanmasından vazgeçilerek, “üyelerin sorumluluklarının koymayı taahhüt etmiş oldukları sermaye payı ile sınırlı olduğu” kuralı bir tarafa bırakılmakta ve tüzel kişinin alacaklılarına, üyelerin şahsi malvarlıklarına da müracaat edebilme imlanı tanınmaktadır.

Tüzel kişilik perdesini kaldırarak sorumlu kılma halinde, bir borçtan dolayı, tüzel kişiliğin veya üyelerinin sorumluluğu bir kanun ya da sözleşme hükmüne dayanmamaktadır. Üyelerin “perdenin kaldırılması” ile ortaya çıkan sorumlulukları, tüzel kişinin kendisinin üçüncü şahıs ile ilişkisinden kaynaklandığı için, bu sorumluluk üye ile üçüncü şahıs arasındaki bir hukuki işleme değil, üyelik ilişkisine dayanmaktadır.

5.2. Tüzel Kişi Açısından

Kural olarak, üyenin şahsi alacaklıları, haklarını, tüzel kişiliğin malvarlığından tahsil edemez. Tüzel kişi açısından perdenin aralanarak sorumluluğuna gidilmesi hali, üyelerin kanuna karşı hile teşkil eden işlem ve eylemlerinden dolayı şahsi borçları için doğrudan tüzel kişinin malvarlığına müracaat edilebilmesidir. “Perdeyi aralayarak sorumlu kılma” ile “perdeyi aralayarak özdeş kılma” sonucu üyeye ait bir borcun tüzel kişiyi de bağlaması halinin birbirinden ayrılması gerekmektedir. Sorumlu kılma halinde, üyeye ait bir borçtan dolayı tüzel kişinin malvarlığına müracaat söz konusu iken, özdeş kılma halinde, üyenin borcunun aynı zamanda tüzel kişiyi de bağlaması ve bu borca aykırı davranılması halinde tazminat davasının, ortaklığın amacının devamlılığını korumak yanında ortaklığın kendi alacaklarını korunması amacıyla öncelikle asıl borçluya karşı açılması gerektiği ileri sürülmektedir.

5.3. Kardeş Ortaklar Açısından

Kardeş ortaklıklar ile kastedilen, aynı ana ortaklık ile ona bağlı olan yavru ortaklıklar arasında zincirleme bir şekilde kurulan tüzel kişilik perdesidir. Burada, önce yavru ortaklığa ilişkin bir durumdan dolayı tüzel kişilik perdesi aralanarak ana ortaklık devreye sokulmakta, sonra da bununla birlikte diğer bir yavru ortaklığa ulaşılmaktadır.

Bu konuda Türk hukukunda iş hukuku uygulaması alanında verilebilir3. Turizm alanında faaliyet gösteren bir holding içerisindeki yavru ortaklıklardan biri, işyerinde toplu iş sözleşmesi uygulanan turistik bir otel işletmektedir. Sözleşmede belirtilen usule uyulmadan işçi çıkarılması halinde cezai şart öngörülmüş ancak işyerinin kapatılması halinde cezai şartın uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Turizm işletmecisi otel de, bu hükümden faydalanarak işyerini kapatarak işçilerini çıkarmış ancak bir (1) ay sonra aynı otel, aynı ana ortaklığa bağlı yavru işletme tarafından işlettirilmeye başlanmıştır. Bu durum karşısında söz konusu, işlemin toplu iş sözleşmesi hükümlerini dolanma amacıyla yapıldığı ve dolayısıyla yeni işverenin eskisinden ayrı bir tüzel kişilik olduğu savunmasının kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Böylece önce ilk işveren olan ortaklığın tüzel kişilik perdesi aralanmış, diğer bir ifade ile ayrı bir kişiliği olduğu dikkate alınmadan ana ortaklığa gidilmiş, onunla da yeni işveren konumunda olan diğer yavru ortaklık arasındaki perde aralanarak her iki yavru ortaklık birbirleri ile özdeş kılınmıştır.

6. Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ile Sorumlu Kılmanın Niteliği

6.1. Öncelikle Tüzel Kişinin Sorumluluğu

Sınırlı sorumluluk ilkesi kapsamında, tüzel kişilik perdesinin aralanarak ortaklık alacaklarına karşı ortakların sorumlu kılınması istisnai bir durum olduğundan, öncelikle ortaklık alacaklarına ilişkin olarak tüzel kişiye başvurulması gerekmektedir. Örneğin ortaklık ile ortakların malvarlıklarının ayırt edilemeyecek ölçüde birbiriyle karışmış olması ve/veya öz kaynak yetersizliği sebebiyle, ortakların sorumluluğuna gidilebilmesi için alacaklıların haklarını ortaklık malvarlığından temin edememiş olmaları gerekmektedir.

6.2. Öncelikle Diğer Sorumluluk Halleri

Tüzel kişilik üyelerinin şahsen sorumluluğuna gidilebilmesine imkan veren birden fazla nedenin varlığı halinde, kanunda düzenlenmiş özel sorumluluk halleri, diğerleri (genel veya kanunda hiç ifade edilmemiş sorumluluk halleri) karşısında bir önceliğe sahiptir. Aynı şekilde, tüzel kişilik perdesini aralayarak sorumlu kılma gibi, kanunda düzenlenmemiş olan, ancak tüzel kişilik perdesine dokunulmasını gerektirmeden ortakların şahsen sorumlu kılınmasına imkan veren diğer sorumluluk hallerine de öncelik tanınması gerekmektedir. Örneğin, ortakların kusur sorumluluğu dolayısıyla sorumlu kılınmasında durum böyledir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ise, ancak diğer sorumluluk halleri ile aynı sonuca ulaşılamadığı takdirde başvurulabilecektir.

Yukarıda açıklanan kanunda düzenlenmiş özel sorumluluk hallerine ilişkin en belirgin örnek, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun (“6183 sayılı Kanun”) bünyesinde yer alır. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca; “limited şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar”. Bir diğer örnek ise Türk Ticaret Kanunu’nun 211. maddesinde düzenlenen, kollektif ortaklıklarda, şirket borçlarından dolayı ortakların kişisel sorumluluğuna başvurulmasına izin veren hükümdür. Ayrıca, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda da tüzel kişi ile birlikte onun üyelerine ve organlarına başvurabilmesine ilişkin olarak bir takım düzenlemeler mevcut olup; “Fonun alacaklarının tahsiline ilişkin diğer yetkiler” başlıklı 134. madde4 bu düzenlemelere örnek olarak verilebilir.

7. Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına İlişkin Örnek Yargıtay Kararları

Yukarıda da açıkladığımız üzere, mevzuatımızda bazı istisnai hükümler haricinde tüzel kişilik perdesinin aralanması ile ilgili olarak açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Buna karşılık son dönemdeki Yargıtay kararları incelendiğinde, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin kararlarda açıkça dile getirildiği görülmektedir. 

i. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2005/8774 E. ve 2006/5232 K. Sayılı, 15 Mayıs 2006 Tarihli Kararı

Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin açıkça dile getirilerek, ihtilafa konu olayın karara bağlandığı İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2002/843 E. ve 2005/64 K. sayılı, 17 Şubat 2005 tarihli kararı ve bu kararla ilgili olarak Yargıtay 19. Hukuk Dairesi hükmü, bu yönde verilen ilk kararlardan olması sebebiyle önem taşımaktadır. 

Söz konusu kararda; “Hukuki açıdan farklı tüzel kişilikler olsa da “perdeyi kaldırma teorisi” çerçevesinde her iki davalı şirket arasında, kardeş şirket ilişkisinden kaynaklanan özdeşlik mevcuttur. Davalı Ege A.Ş.’nin tek savunması ayrı tüzel kişilik oldukları, bu sebeple borcun tamamından diğer davalının sorumlu olduğu yönündedir. Bu savunma MK’nın 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır. Zira yukarıda da açıklandığı gibi davacı yurtdışı firması ile sözü geçen sözleşmeyi akdeden, malı teslim alan, bir konteynerlik akreditifi çıkaran her iki şirketin ortak temsilcisidir. Bu tarihte her iki şirket ortakları, aynı kişilerden müteşekkildir. Farklı tüzel kişiler olgusu biçimsel olarak ele alınamaz. Taraflar arasındaki uyuşmazlık boyutları ile dürüstlük kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ölçüleri içinde dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Davalı Ege A.Ş.’nin, ödeme kabiliyeti olmayan, biçimsel olarak farklı tüzel kişiliği bulunan diğer şirkete borçları yüklemeye yönelik çabaları, kabul görmemelidir. Dolayısı ile sonuç olarak tüm borçtan her iki şirket müteselsilen sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.” denilmektedir.

ii. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 2012/22684 E. ve 2013/10887 K. Sayılı, 14 Mayıs 2013 Tarihli Kararı 

Söz konusu kararda; “Davalıların hukuki sorumluluğu, özellikle “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” ve “organik bağ” kavramları ışığında ele alınmalıdır. Tüzel kişiliğin malları, onu kuran gerçek kişilerden ayrılır. Tüzel kişilik perdesinin ortadan kaldırılması ile gerçek kişilerin sorumluluğuna gidilebilir. “Organik bağ” tüzel kişiye karşı olan alacakların takip edilmesinde, bu takibin asıl borçlu şirket ile birlikte onun belirli bir düzeyde hukuki ilişkiye ve bağa sahip olan şirkete karşı yapılabilmesini sağlayan bir hukuki yoldur. Davalılar arasındaki ilişki ve bunun sonucu işçilik alacakları yönünden sorumlulukları yeterince aydınlatılamamıştır…” denilmektedir.  

iii. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2012/3083 E., 2012/4296 K. Sayılı, 19 Haziran 2012 Tarihli ve 2013/4903 E., 2013/6314 K. Sayılı, 11 Ekim 2013 Tarihli Kararları

Bahsi geçen kararlarda; “Tüzel kişilik perdesinin aralanması (disregard of the legal entity veya lifting the Corporate Veil) teorisinin amacı, tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanılarak hukuki sorumluluktan kaçınmayı önlemek, hakkaniyet sağlamaktır. Perdeyi aralamak teorisiyle tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı durumlarda, farklı tüzel kişilik savunması kabul edilmeyerek perdenin arkasındaki kişi sorumlu tutulabilmektedir. Başka bir anlatımla, perdeyi aralama teorisi ile birlikte tüzel kişinin borcundan, üyelerin, üyelerin borcundan, tüzel kişinin ya da ana ortaklıkta yavru ortaklıkların özdeş kılınarak sorumlu tutulmasına olanak sağlanmaktadır...” denilmektedir. 

Yukarıda örnekleri verilen Yargıtay kararlarından da anlaşılacağı üzere, Yargıtay, hem tüzel kişilik perdesini aralayarak perdenin arkasındaki kişinin sorumluluğuna gidilebilmesine olanak tanımakta, hem de tüzel kişilik perdesi aralanmadan verilen ilk derece mahkeme kararlarını eksik inceleme nedeniyle bozmaktadır.

8. Sonuç

Tüzel kişi bir ortaklıkta, yukarıda bahsedilen ayrılık ve sınırlı sorumluluk ilkesinin kabul edilmesi sonucu, tüzel kişilik perdesinin koruma alanının genişlemesi ile kişilerin perdenin arkasına saklanarak çeşitli işlemler gerçekleştirmeleri söz konusu olabilmektedir. İşbu makalemizde belirtildiği üzere, bu durumun alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde hakkın kötüye kullanılması teşkil etmesi halinde hukuken kabul edilemeyeceğine hükmeden Amerikan mahkeme kararları ile tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi doğmuştur. 19. yüzyılın başlarında Amerikan mahkemeleri5 tüzel kişilik perdesinin arkasına gizlenmiş gerçek güçleri ortaya çıkarmak amacıyla hakimin bu perdeyi aralayabileceği sonucuna varmışlardır. Sonrasında, Anglo-Sakson ve Kara Avrupası hukuk sistemlerinde tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi geliştirilerek, tüzel kişiliğin arkasına sığınarak tüzel kişiliği kötüye kullanan tüzel kişilik üyelerinin sorumlu tutulması imkanı yaratılmıştır.

Türk hukukunda ise doktrin ve Yargıtay kararları, MK’nın 2. maddesinin “Dürüst Davranma” hükmü ile tüzel kişilik perdesinin aralanmasına olanak tanındığını ve maddi olayda uygulanabilecek başka bir düzenleme bulunmaması halinde bu hüküm gereğince tüzel kişilik perdesinin aralanarak, tüzel kişiyi oluşturan veya onu yöneten kişilerin sorumluluğuna gidilebileceğini kabul etmektedir. İşbu makalemizde de belirttiğimiz üzere, gerek MK’nın 2. maddesi, gerekse muhtelif yasal düzenlemelerle karşımıza çıkan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi, her somut olayın özelliklerine göre, gerektiğinde zincirleme tüzel kişiliklerin oluşturduğu perdelerin aralanmasında da kullanılarak, kanun, sözleşme ve/veya herhangi bir nedenle sorumluluğu bulunan kişilerin sorumluluğuna gidilmesine imkan sağlamaktadır. Buna karşılık, yukarıda açıklanan MK’nın 2. maddesi uygulamasının tüzel kişilik kurumunun özüne zarar vermesi tehlikesi karşısında sınırlı ve istisnai olarak uygulanması gerekmektedir.

DİPNOT

1 Mustafa Dural/ Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II Kişiler Hukuku, İstanbul, Ekim 2014, Filiz Yayınevi, s.203; Veliye Yanlı, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, İstanbul, Nisan 2000, Beta Basın Yayım, s.1.  

2 Dural/Öğüz, s.203, Yanlı, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, s.1. 

3 Doç. Dr. Ömer Ekmekçi, İstanbul Barosu Çalışma Hukuku Komisyonu Bülteni, C.1, Sayı 2, s.7,14.

4 Söz konusu hüküm uyarınca; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (“Fon”) devredilen bankaların alacaklarının tahsili amacıyla, Fon’a borçlu olup olmadığına bakılmaksızın, Fon’a devredilen bankaların; yönetim ve denetimine sahip olduğu iştiraklerinin, hakim ortağı olan tüzel kişilerin, gerçek ve tüzel kişi hakim ortaklarının hakim ortak olduğu şirketlerin; ve bu sayılan kişiler adına hareket eden veya onlar hesabına kendi adına para, mal veya hak edinen şirketlerin ortaklarının sahip oldukları hisselerin tamamına veya bir kısmına temettü hariç ortaklık hakları ile bu şirketlerin yönetim ve denetiminin Fon tarafından devralınmasına cevaz vermektedir. 

5 United States v. Milwaukee Refrigerator Transit Co., 142 Fed. 247, 255 – E.D.Wis.1905.

More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 189

Gsi Brief 189

Brief
Read more
GSI Brief 190

Gsi Brief 190

Brief
Read more
GSI Brief 191

Gsi Brief 191

Brief
Read more
GSI Brief 192

Gsi Brief 192

Brief
Read more

Articletter - Winter Issue

Türkiye’de Tahkim: İstanbul Tahkim Merkezi

Türkiye’de Tahkim: İstanbul Tahkim Merkezi

2024
Read more
Petrol Piyasası Lisanslarına Genel Bir Bakış

Petrol Piyasası Lisanslarına Genel Bir Bakış

2024
Read more
Türk Hukukunda Kefalet Sözleşmeleri

Türk Hukukunda Kefalet Sözleşmeleri

2024
Read more
Oy Hakları Kapsamında Paylara İmtiyaz Tanınması

Oy Hakları Kapsamında Paylara İmtiyaz Tanınması

2024
Read more