ÖZET
Küreselleşen dünya ve bu küreselleşme içerisinde çeşitliliği artan sektörlerle, ekonominin dinamikliği ile doğru orantılı olarak iş hayatı ve finansal boyuttaki gelişmeler düzenli olarak artış göstermektedir. Bu doğrultuda, ekonomi ile hukuk iç içe geçmiş, birbirlerinin tamamlayıcısı olmuştur. Ekonominin temelini oluşturan ticari işletmeleri, şirketleri, tacirleri ve diğer unsurları esas alarak ve üçüncü kişilerin de menfaatlerinin korunmak adına düzenlemeler içeren hukuk dalı ticaret hukukudur. Şirketler ise ticaret hukuku ve ekonomi ilişkisinde sistemin sistematik olarak ilerlemesini ve sürekliliğini sağlayan çarklardandır. Şirketler faaliyetlerini organları aracılığı ile yürütürken, şirketin yönetim ve temsil organı sıfatıyla ortaya çıkan zorunlu organlardan bir tanesi yönetim kuruludur. Yönetim kurulu, şirketin karar ve irade organı olup, diğer bir zorunlu organ ise genel kuruldur. Mevzuat uyarınca kendilerine zorunlu organ sıfatı bahşedilen bu kurumlar, şirketin hayati organları olup, işbu makalede yönetim kurulunun temsil yetkisi ve bu yetkinin sınırları incelenecektir.
I. GİRİŞ
13 Ocak 2011 tarihinde kabul edilip 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nu (“TTK”), 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nda kabul edilen ve şirketlerin yönetim kurulu tarafından idare ve temsil edilmesi kuralını düzenleyen hükümlere paralel düzenlemeler ihtiva etmektedir. Bu düzenlemeler, genel bağlamda, yönetim kurulunun münhasır yetkileri, yükümlülük ve sorumlulukları, verilen yetkinin kullanım şekli, devredilmesi ve verilen yekinin sınırları, kurul üyelerinin tescil ve ilanı konularını içermektedir. Dinamik olarak gelişim ve değişim gösteren ekonomi sistemi içerisinde, siyasal ve sosyal etmenler ile birlikte, şirketlerin gün geçtikçe varlıklarını ve bünyesinde istihdam ettikleri personel sayılarını artırmak suretiyle bu sisteme uyum sağladıkları gözlemlenmektedir. Yukarıda tasvir edilen şekilde işleyen bir sistemde bir şirketin hukuki, idari, mali işlerini kontrol eden bir organizmanın ortaya çıkmaması kaçınılmaz gözükmektedir. Sonuç itibarıyla, şirketlerde işlerin daha pratik ve hızlı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla yönetim kurulu kurumu ortaya çıkmış olup, hukuki düzlemde çeşitli kanun, yönetmelik, tüzük gibi mevzuatlarla ticaret hukuku süjeleri ile alakalı düzenlemeler hüküm altına alınmıştır. Makalemiz ticaret hukukuna ilişkin hususlara ilişkin temel kaynak ve düzenlemelerin yer aldığı TTK kapsamında anonim şirketlerde yönetim kurulunun temsil yetkisi ve sınırlarını incelemektedir.
II. YÖNETİM KURULU VE İMZA YETKİSİ, YÖNETİM KURULUNUN TEMSİLİ
A. Genel Bilgiler
Türk Ticaret Kanunu’nun 124. maddesinde, şirket türleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif olmak üzere sınırlı sayıda sayılmış bulunmaktadır1. Şirketlerde, tüm payların temsil edildiği ve pay sahiplerinin doğrudan söz sahibi olduğu genel kurul, karar ve idare organı iken; genel kurul üyelerinin seçimi ile görevlendirilen ve şirketin yönetimi ile iştigal eden organ yönetim kurulu ise yönetim ve temsil organıdır2. Diğer bir deyişle, şirketler, yönetim kurulu tarafından yönetilip temsil olunurken; genel kurul kendisine TTK’nın 408. maddesinde verilen münhasır yetkiler çerçevesinde kararlar almakta ve şirketin yürütülmesinde rol oynamaktadır. Ayrıca TTK uyarınca yönetim kurulunun temsil yetkisi sınırsızdır. Şirketlerde yönetimin kapsamı TTK’nın 223. maddesinde hüküm altına alınmış olup; ilgili madde “Şirketin yönetimi kapsamındaki hususlar, şirketin amacını ve konusunu elde etmek için yapılması gereken olağan işlem ve işler ile sınırlıdır. Şirketi yönetenler, şirket menfaatine uygun gördükleri işlerde, olağan işlem ve işlerle sınırlı olmak şartıyla, sulh, feragat ve kabul ile tahkime de yetkilidirler. Şu kadar ki, bağışta bulunmak, kefil olmak, üçüncü kişi lehine garanti vermek, ticari mümessil tayin etmek ve şirket konusuna girmiyorsa taşınmazları satmak, satın almak, teminat göstermek, şirketin özüne ilişkin üretim araçlarını elden çıkarmak, rehnetmek veya ticari işletme rehni kurmak gibi olağan iş ve işlemler dışında kalan hususlarda ortakların oybirliği şarttır.” hükmünü haizdir. Söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere, şirketin üçüncü kişiler ile gireceği her türlü ilişkide üçüncü kişiler, yönetim kurulu üyelerinin işlem yapabileceği inancındadır ve TTK üçüncü kişilerin bu inancını korumaktadır3.
Yönetim kuruluna tanınan temsil yetkisinin sınırsız olmasının ise yine TTK düzleminde iki istisnası vardır. Bu istisnalar TTK’nın 371/3. maddesinde ifade edilmiştir. Anılan madde “Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyi niyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir.” şeklindedir. Söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere, anonim şirketlerde yönetim kuruluna tanınan temsil yetkisi yalnızca ‘birlikte temsil’ ve ‘yer itibarıyla’ sınırlandırılabilmektedir. Ne var ki bu durumdan bahsederken sicilin olumlu etkisine ve bu ifadenin manasına da değinmek gerekir. Sicilin olumlu etkisi, çeşitli düzenlemelerle tescili ve ilanı zorunlu kılınan bir hususun, ilgili hususun tescili gerçekleştirildikten sonra üçüncü kişilerce bilinmediği yönündeki iddiaları ve bu kişilerin iyi niyetinin bertaraf edilmesi manasını taşımaktadır. TTK’nin 371/3. maddesindeki sınırlamalar da tam olarak sicilin olumlu fonksiyonunun işlemesi ve üçüncü kişilerin iyi niyetlerinin bertaraf edilebilmesi amacıyla tescil edilir. Nitekim TTK’nin 36. maddesinde yer alan; “Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur.” hükmü de sicilin olumlu fonksiyonun temelini oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, temsil yetkisinin miktar ve konu bağlamında sınırlandırılması sicilin olumlu etkisine tesir etmemektedir. Bir başka deyişle, temsil yetkisinin konu ve miktar bakımından sınırlandırılması, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülememektedir. Temsil yetkisi bulunmayan yönetim kurulu üyeleri ve şirket çalışanlarına yetki devri yapılarak temsil yetkisini esas sözleşmede düzenlemek suretiyle bazı yönetim kurulu üyelerine yahut yönetim kurulu üyesi olmayan nam-ı diğer üçüncü kişilere sınırlı yetki verilebilmekte, yetki tayin edilebilmektedir.4 Ayrıca TTK’nın 371/7. maddesinde yer alan, “Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur.” hükmü uyarınca, yönetim kurulunun temsile yetkili olmayan üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olan kişileri ticari vekil yahut tacir yardımcısı olarak atamasıyla da delegasyon yapılabilir. Bu noktada, temsil ve imza yetkisini devretme yetkisinin münhasıran yönetim kuruluna ait olup olmadığı konusuna da değinmek gerekmektedir. Şöyle ki, TTK’nın 375. maddesinde; “yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkileri arasında, “müdürlerin ve aynı işleve sahip kişiler ile imza yetkisini haiz bulunanların atanmaları ve görevden alınmaları” hususu yer almaktadır. Kanun sistematiği, gerekçesi ve madde kenar başlığı dikkate alındığında imza yetkililiklerin münhasıran yönetim kurulu tarafından belirleneceği ifade edilmektedir5.
B. İç Yönerge ve Yönetim Kurulu İlişkisi
İç yönerge kurumu, TTK’da hüküm altına alınmış olup, yalnızca yukarıda bahsi geçen TTK’nın 371/7. maddesinde belirtilen kişiler ile sınırlı değildir.6 TTK’nın 419/2 maddesi çerçevesinde genel kurulun işleyişi ve buna ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda ve ikinci olarak şirket yönetiminde görevli olan kişiler arasında yetki ve görev dağılımı ve oluşturulacak kuralların yapılanmasına ilişkin olmak üzere temel olarak iki konu üzerinde iç yönerge hazırlanabilir. İç yönerge, esas sözleşmeler gibi, genel kurallar içermekte olup, esas sözleşmelere oranla ikinci kademededir ve ona aykırı hükümler içeremez7.
Yönetim kurulu tarafından çıkarılması gereken iç yönergede, yetki devrinin gerçekleşebilmesi için yönetimin devrine ilişkin hüküm bulunması şartı gibi şekli şartlar aranmakla beraber, devredilecek yetkinin münhasıran yönetim kurulunun devredilemez yetki ve görevlerinden olmaması gibi maddi şartlar da aranmaktadır. Dolayısıyla, iç yönerge gerek maddi gerekse şekli şartları bünyesinde barındırmalıdır. Ayrıca iç yönergeyi hazırlama münhasıran yönetim kurulunun yetki ve görevlerinden olup, bu yetki başkaca bir organ ve/veya kişi eliyle kullanılamaz. Bunun dışında, esas sözleşmede öngörülmeksizin genel kurulun kararını esas alarak bir iç yönerge çıkartılamamaktadır. İç yönerge, yönetim kurulunun görev ve yetkilerinin hangi usul ve şekillerde devredileceğini, şirketin temsiline ilişkin olarak imzaya yetkili olabilecek şahısları içermekle beraber öncelikle iç yönergede, yönetim kurulu başkan(lar)ı, üyeleri, başkan vekil(ler)i ve üyelerin görev ve yetkileri belirlenmelidir8.
C. Temsil Yetkisinin Devri
Temsil yetkisinin devri konusunda TTK’nın 370/2 maddesi "Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır." hükmünü haizdir. Kural olarak şirket, yönetim kurulu eliyle temsil edilmektedir; ancak bu kuralın istisnası olan delegasyonun sağlanabilmesi için, şirketin esas sözleşmesinde şirket yönetiminin yahut temsilinin bir başkasına verildiğine dair hüküm içeren bir düzenleme olması gerekmektedir Delegasyon işlemiyle yetki tanınan kimselere murahhas müdür ya da murahhas üye adı verilmektedir9.
Bu kapsamda, murahhas üye ve murahhas müdür tanımlarına yer vererek murahhas üye ve müdür ibarelerini bir örnekle açıklamak yerinde olacaktır. Örneğin, X isimli anonim şirketin yönetim kurulunda beş üye olduğu bir durumda, kural olarak her bir yönetim kurulu üyesi şirketi temsil etmeye yetkili olacaktır. Ancak eğer şirketin esas sözleşmesinde yetki devrine müsaade veren bir hüküm varsa genel kurul üyeleri tarafından bazı yönetim kurulu üyelerinin imza yetkisine sahip olması istenmeyebilir ve üyeler arasından belirli kişilere bu yetkinin verilmesi talep edilebilir. Bu durumda temsile yetkisine sahip olması istenmeyen yönetim kurulu üyelerinden yetki devri ile diğer yönetim kurulu üyelerine bu yetki verilebilecektir. Sonuç olarak, temsil yetkisinin bazı yönetim kurulu üyelerinden alıp diğer yönetim kurulu üyelerine verilmesi durumunda yetkiye muktedir olan kişilere murahhas üye denilmektedir. Yetki devrinin üzerinde gerçekleştiği kişinin yönetim kurulu üyesi olmaması durumunda ise bu kişiler murahhas müdür olarak ifade edilmektedir10.
Şirketin temsil yetkisi, külli olarak devredilebileceği gibi, şirkete sınırlı yetkili temsilci atanması suretiyle de yönetimin belirli bir kısmının devri gerçekleştirilebilir. TTK’nın 371. maddesine eklenen 7. fıkra ile birlikte, anonim şirketlerde temsil yetkisi kendisine devredilmeyen yönetim kurulu üyelerinin sınırlı yetkili ticari vekil ya da diğer tacir yardımcısı olarak atanmasının önü açılmıştır. Kaldı ki, TTK’nın 370. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesinde belirtildiği üzere, yetki devri yapılsa dahi en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması gerekmektedir. Özetle, her ne kadar yetki devri müessesine kanunda yazan şartların yerine getirilmesi şartıyla izin verilse de kanun lafzından da çok net bir şekilde anlaşılacağı üzere yönetim kurulu üyelerinden en az bir tanesinin temsil yetkisini haiz olması ve temsil yetkisini idame ettirmesi gerekmektedir.
D. Murahhas Üye ve/veya Müdürlere Vekâletname ile Yetki Verilmesi
Murahhas üye ve müdürlere yetki devri TTK’nın ilgili hükümleri çerçevesinde yapılabilmekte olup, ilgili kişiler ortaklığın amacına ve işletme konusuna giren her türlü işlemi şirket adına yapmaya yetkili olmaktadır. TTK, temsile yetkili olan kişilerin, üçüncü kişilerle şirketin işletme konusu dışında yapacağı işlemler bakımından şirketin bağlı olduğunu 371. maddenin 2. fıkrası ile hüküm altına almış olmakla birlikte üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda olduğu ispat edilirse, şirketin bu işlem ile bağlı olmayacağını da belirtmektedir. Bir başka anlatımla, eski TTK’nın 137. maddesinde anonim şirketin hak ve fiil ehliyetinin şirketin esas sözleşmesinde yazan işletme konusuyla sınırlı olduğunu belirten ultra vires ilkesine her ne kadar TTK’da (madde 125/2) yer verilmiş olmasa da bu durum temsil yetkisinin sınırsız kullanılabileceği anlamına gelmemekle beraber, işletme konusunun, hak ehliyetine değil, fakat fiil ehliyetine sınır oluşturduğunu ifade etmektedir11.
Mülga Ticaret Kanunu’ndan farklı olarak yeni TTK’nda yer verilmeyen ultra vires kuralını açıklamak gerekmektedir. Ultra vires ilkesi, şirketlerin hak ve fiil ehliyetlerinin esas sözleşmelerinde yazan iştigal konuları ile sınırlı olduğunu belirten ve şirketlerin hareket alanlarını esas sözleşmelerinde yazan faaliyet konuları ile sınırlandıran bir ilkedir12. Şöyle ki, şirketin esas sözleşmesinde yer alan faaliyet alanı dışında bir işlem yapması halinde bahse konu işlem mülga Ticaret Kanunu yürürlükte iken yok hükmünde sayılmakta idi. Bununla birlikte, yeni TTK ile şirket temsilcisinin şirketin faaliyet alanı dışında yapmış olduğu işlemden şirketin memnun olması halinde söz konusu işlem yok hükmünde olmamaktadır.
Kaldı ki, TTK hükümlerinin yanı sıra uygulamaya da bakacak olursak, şirket ile üçüncü kişiler arasında gerçekleştirilen işlemlerde yetkili kılınmış kişiler, ilgili işleri yapmaya ehil ve muktedir olduklarını vekâletnameleri ile ispat etmektedirler. Ancak düzenlenen vekâletnamelerde yetkili kişinin hukuki niteliği murahhas üye, murahhas müdür, ticari temsilci şeklinde açıklayıcı olarak ifade edilmemekte, vekâletnamelerinde yalnızca söz konusu kişilerin yetkili kılındıkları hususlar belirtilmektedir. Yine uygulamada vekâletnamelerde hukuki vasfı belirtilmeyen bu kişiler genel olarak CEO, genel müdür, müdür tayin edilen kişilerdir. Bu durum, İngiliz hukukunda apparent authority olarak ifade edilen ve ‘görünür yetkili kişi’ olarak tercüme edebileceğimiz ibarenin akıllara gelmesine sebebiyet vermektedir. Şöyle ki, üçüncü kişiler açısından, şirket adına üçüncü kişiler ile işlem yapan kişilerin hukuki vasfı bilinmediğinde ya da temsil yetkisi kapsamına girmeyen konularda işlem yapıldığında durum hukuki düzlemde önem arz etmektedir.
E. Sözleşme Bedelinin Belirtilmediği Durumlarda Yetkinin Sınırı
Her ne kadar günümüzde sözleşme bedelinin belirtilmediği yahut belirlenebilir olmadığı durumlar çok yaygın olarak karşımıza çıkmasa da, bazı durumlarda imzalanması planlanan ve/ veya imzalanan sözleşmenin bedeli belirli olmayıp, birtakım tarifeler ile sonradan belirlenebilmektedir. Bu konuyu somutlaştırmak örnek olarak, İstanbul Havalimanı’nda uçak seferleri düzenleyen havayolu şirketleri ile akdedilen Havacılık ve Terminal Hizmetleri Sözleşmeleri gösterilebilir. Havayolu şirketleri ile imzalanması planlanan Havayolu ve Terminal Hizmetleri Sözleşmelerinde sözleşme bedelinin parasal tutarı belirtilmemiştir. Parasal tutar, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün web sitesinde yayımlanan Kamu Özel İşbirliği (“KÖİ”) ücret tarifesinde sayılan hizmet kalemlerinin; ilgili havayolu şirketine, İstanbul Havalimanı’ndaki sefer sayıları dikkate alınarak öngörülen sağlanma miktarı ile KÖİ ücret tarifesinde belirtilen birim fiyatların çarpılması suretiyle kesilecek faturalar üzerinden belirlenebilir niteliktedir.
İlgili sözleşmeyi akdetmeye yetkili yönetim kurulu üyesi, murahhas üye, murahhas müdür yahut ticari temsilcinin tayin edildiği vekâletnamelerde ise yetkilendirme genel olarak sözleşmelerin/hukuki işlemlerin parasal sınırı göz önüne alınarak yapılmaktadır. Sözleşmede parasal tutar açıkça tespit edilmemiş, yalnızca KÖİ tarifesinde yer alan kalem tutarları üzerinden belirtilmiş olduğundan tutar, ancak tahmini olarak belirlenebilmektedir. Bu da sözleşme bedelinin belirli olmadığı ancak belirlenebilir olduğu durumlarda yönetim kurulu üyelerinden hangisinin yahut hangilerinin sözleşmeyi imzalamaya yetkili olduğu ve/veya olacağı sorusunu gündeme getirmektedir. İstanbul Havalimanı kapsamındaki işlerde de vuku bulan bu sorunda doktrinsel olarak tarifeye göre sözleşme bedelinin belirlenebileceği durumlarda; sözleşme bedelinin, ilgili sözleşmeyi imzalamaya yetkili kişilerin vekâletnamelerinde belirtilmesi gerekmektedir. Bu bahsi geçen yetkili kişilere tanınan parasal limitin aşılması durumunda ise işletme nam ve hesabına, ilgili sözleşmeye imzalamaya kimin yetkili olduğu konusunda; ilgili tarifedeki tutarları imzalamak konusunda daha öncesinde vekâletname yahut iç yönergede yetkili kılınmış kişi tarafından sözleşmelerin imzalanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
III. SONUÇ
Şirketlerdeki zorunlu organlardan bir tanesi olarak karşımıza çıkan şirketin idare ve temsil organı olan yönetim kurulunun temsil ve ilzamı konusu TTK’da hüküm altına alınmıştır. TTK 367. maddesi uyarınca, şirketin anayasası niteliğindeki esas sözleşmesinde yönetim kurulu yetkilerinin üyelere paylaştırılıp paylaştırılamayacağı hususunun yanı sıra bu yetki devrinin nasıl gerçekleştirileceğine dair hüküm bulunması gerekmektedir. Esas sözleşmede yetki devri hususunun düzenlemesi akabinde temsil ve idare işlerinin tamamı yahut belirli bir kısmı murahhas müdür, murahhas üye yahut ticari temsilcilere tayin edilebilmektedir. Buna rağmen, TTK’nın 370/2. maddesi uyarınca en az bir yönetim kurulu üyesinin de temsil ve ilzama yetkili olarak kalması hususuna dikkat edilmelidir. Son olarak, yukarıda ifade edilen yetki devrinin gerçekleşebilmesi için esas sözleşmede bahsi geçen devri mümkün kılan bir düzenlemenin yer alması ve yönetim kurulunun yetki devrine ilişkin esasları belirlediği iç yönergenin bulunması gerektiğinin altı çizilmelidir.
KAYNAKÇA
KOÇ, HİMMET. Anonim Şirketlerde İç Yönerge ile Yönetim ve Temsil Yetkisinin Devri, (Ankara: Adalet Yayınevi, 2018).
ÇAMOĞLU, ERSİN. Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, (İstanbul: Vedat Kitapçılık, 2010). “KÖİ Ücret Tarifleri”, 2019, https://www.dhmi.gov.tr/Lists/ DosyaYonetimiList/Attachments/653/2019_KOI_Ucret_ Tarifeleri.pdf (Erişim Tarihi: 09.08.2019). PULAŞLI, HASAN. Şirketler Hukuku Şerhi Cilt II, (Ankara: Adalet Yayınevi, 2014).
BAHTİYAR, MEHMET. Ortaklıklar Hukuku, (İstanbul: Beta Yayımları, 2019).
POROY, REHA/TEKİNALP, ÜNAL/ÇAMOĞLU, ERSİN. Ortaklıklar Hukuku I, (İstanbul: Vedat Kitapçılık, 2014).
GÜNAY, YAVUZ SELİM. Anonim Şirketlerin Temsili, (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2018).
DİPNOT
1 Mehmet BAHTİYAR, Ortaklıklar Hukuku, (İstanbul: Beta Yayınevi, 2019), s. 49.
2 Reha POROY / Ünal TEKİNALP / Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku I, (İstanbul: Vedat Kitapçılık, 2019), s. 358.
3 BAHTİYAR, s. 234-235.
4 Yavuz Selim GÜNAY, Anpnim Şirketlerin Temsili, (İstanbul: On İki Levha Yayımevi, 2018), s. 97-109.
5 Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi Cilt II, (Ankara: Adalet Yayınevi, 2014), s. 1365-1366.
6 GÜNAY, s. 102-104.
7 GÜNAY, s. 112-113.
8 GÜNAY, s. 111-114.
9 BAHTİYAR, s. 230-235.
10 POROY, TEKİNALP, ÇAMOĞLU, s. 382-383.
11 BAHTİYAR, s. 234. s. 113.
12 POROY, TEKİNALP, ÇAMOĞLU, s. 113.








