ÖZET
Hukuka uygun bir şekilde elde edilen elektronik verinin mevcudiyeti durumunda, söz konusu bu elektronik verinin delil olarak değerlendirilebilmesi için ceza yargılamasında ve hukuk yargılamasında farklı düzenlemeler mevcuttur.
I. GİRİŞ
Günümüz dünyasında bilişim ve teknoloji sistemlerinde meydana gelen gelişmeler düşünüldüğünde, bireylerin ve toplumların neredeyse hayatın her alanında elektronik ortamlar üzerinden iletişime geçtiği ve yine bu elektronik ortamlar vesilesiyle bilgi ve belge paylaştıkları yadsınamaz bir gerçekliktir. Üstelik bu elektronik ortamlar vesilesiyle yalnızca iletişim ihtiyacı giderilmemekte; ekonomik ve sosyal ilişkiler de önemli ölçüde elektronik mecralar kanalıyla yürütülmektedir.
Elektronik ortamdaki yazılım, uygulama ve benzeri araçların hayatımıza bu denli entegre olduğu düşünüldüğünde, söz konusu bu elektronik ortamlardaki verilerin hukuki olarak incelenmesi ve değerlendirilmesi gerektiği de açıkça ortadadır.
Bu çalışmada özellikle, elektronik ortamdaki verilerin delil nitelikleri üzerinde değerlendirme yapılacak ve konuya ilişkin mevzuat hükümleriyle birlikte, yargı kararlarına ve doktrin görüşlerine de yer verilecektir.
Çalışmanın ilk bölümünde öncelikle elektronik ortam, elektronik veri, delil gibi kavramların tanımlamalarına yer verilecek ve akabinde elektronik ortamlardaki verilerin delil nitelikleri Ceza Yargılaması ve Hukuk Yargılaması bakımından ayrı ayrı değerlendirilecektir.
II. KAVRAMLAR
Elektronik ortamdaki verilerin delil niteliklerinin detaylı olarak incelenmesinden önce elektronik ortam kavramıyla ifade edilmek istenilenin ne olduğunu ve elektronik veri ifadesinin hangi anlama geldiğini açıklamakta fayda bulunmaktadır.
İlk olarak elektronik ortam kavramı; verilerin sayısallaştırılarak işlenmesinin, saklanmasının ve iletilmesinin sağlandığı ortamı ifade etmektedir. Söz konusu bu elektronik ortamda işlenen her bir veri ise elektronik veri olarak adlandırılmaktadır.
Aslında, veri kelimesiyle ifade edilmek istenilen şey istatistik, ölçme ve benzeri metotlarla elde edilmiş olan bilgidir. Doktrinde veri, bilgilerin belirli bir formata dönüştürülmüş hali, bilgisayarın çalıştığı bilgiler olarak da tanımlanmaktadır1. Veriler, elektronik ortamdaki veri işleme ve saklama araçlarıyla işlenebilir olmalıdır. Nihayetinde veriye elektronik olma özelliğini veren şey, verinin ortaya çıkma ve saklama şekillerindeki bu özellikleridir. Elektronik veri kavramı, sanal bir varlığı ifade etmektedir. Dolayısıyla elle tutulabilir, somut bir delilden söz edilmemektedir. Tam da bu noktada önemle belirtmek isteriz ki elektronik verilerin de birtakım araçlar kanalıyla somutlaştırılması mümkündür. Örneğin bir e-mail yazışmasının kâğıda dökülmesi ya da bir ses kaydının kasete çekilmesi yahut bir monitör vasıtasıyla gözle görünür hale getirilmesi elektronik verilerin somutlaştırılmasına verilebilecek örneklerdendir.
Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik’te de veri ve elektronik veri kavramlarının tanımı yapılmıştır. Yönetmelikte yapılan bu tanımlamaya göre veri, üzerinde bilgisayar tarafından işlem yapılabilen her türlü değeri; elektronik veri kavramı ise elektronik yollarla oluşturulan, paylaşılan (nakledilen) ya da muhafaza edilen kayıtları ifade etmektedir.
Elektronik veri tanımının içerisinde e-posta gönderileri, whatsapp yazışmaları, ses kayıtları, video ve fotoğraf görüntüleri, faks ve benzeri birçok kayıt sayılabilir. Elektronik veriden söz edilebilmesi için gerekli olan şartlar; verinin elektronik ortamda üretilmesi, taşınması ve saklanmasıdır. Bu şartları sağlamayan, elektronik ortam dışında üretilen kayıtlar elektronik veri niteliğinde değillerdir. Nihayetinde elektronik delil kavramının tanımını da, dijital bir ortam üzerinde işlenen ve saklanan veya bu araçlar aracılığıyla iletilen, ceza yargılaması ve hukuk yargılaması açısından hukuki değeri olabilecek bilgi ve veriler şeklinde yapabiliriz.
Özellikle internet kullanımının artmaya başladığı 2000’li yılların başlarından itibaren, elektronik ortamlardaki verilerin hukuki açıdan delil niteliğine haiz olup olmadıkları tartışma konusu olmuştur. Zira günümüzdeki yargılama faaliyetlerinin birçoğunda en önemli delil ve savunma aracı elektronik delillerdir. Hal böyle olunca da özellikle elektronik ortam üzerinden işlenen suçlar bakımından klasik delil elde etme yöntemlerinin yetersiz kaldığı açıkça görülmektedir.
III. ELEKTRONİK ORTAMDAKİ VERİLERİN DELİL NİTELİĞİ
Kanun koyucular da gerek Ceza Yargılaması bakımından gerekse de Hukuk Yargılaması bakımından ilgili kanun ve yönetmeliklerle dijital ortamlardaki verilere erişme imkânı sağlayan düzenlemeler getirmişlerdir. Bu itibarla teknolojinin giderek yaygınlaşması sonucunda bilgisayarın temelini oluşturan dijital teknolojinin de yaygınlaşması kaçınılmaz bir son olarak karşımıza çıkmaktayken, elektronik ortamlarda bulunan veriler de ceza muhakemesinde ve diğer ilgili kanunlarda delil olarak yer almaya başlamıştır.
A. Ceza Yargılaması Bakımından
Bilişim teknolojilerinin hızlı bir şekilde gelişmesi ve neredeyse hayatımızın her anında ayrılmaz bir parçamız haline gelmesi karşısında Ceza Muhakemesi Hukuku da işlenen suçların etkin şekilde soruşturulması ve yargılanması bakımından yeni yöntemlere ve düzenlemelere başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Ortaya çıkan bu gereklilikler karşısında kanun koyucu da dijital ortamlardaki verilere erişme imkânı sağlayan birtakım düzenlemelere Ceza Muhakemesi Kanunlarında yer vermişlerdir.
Elektronik ortamda bulunan verilerin; saniyeler içerisinde kopyalanabilme, taşınabilme veya kaybedilebilme nitelikleri düşünüldüğünde, söz konusu delillere başvuramama durumunu en aza indirgeyecek şekilde düzenlemeler getirilmesi gereklidir. Aksi takdirde, elektronik ortamda işlenen suçların faillerinin veya elektronik ortamda işlenmese dahi dijital nitelikteki delillerle açıklığa kavuşturulabilecek bu suçların ispatı için aranan delillerin elde edilememesi durumu ile karşı karşıya kalınabilmektedir. Hiç şüphesiz bu durum da yargılama faaliyetinin sonucuna olumsuz yönde etki edeceğinden, kanun koyucu ve mahkemeler, elektronik ortamdaki verilerin delil niteliği konusunda düzenleme yapmak durumunda kalmışlardır.
Özellikle bilgisayar teknolojilerinin kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, klasik delil toplama yöntemlerinin etkili bir soruşturma ve kovuşturma için ihtiyaçları karşılamadığı gözlemlenmektedir. Zira bilgisayar teknolojileri kullanılarak işlenen suçlardaki elektronik veriler gözle görülebilen ya da elle tutulabilen maddi birer varlık olmadıklarından bu veriler her gün gelişen ve yenilenen teknoloji kullanılarak depolanmakta ve aynı şekilde bir yerden başka bir yere kolaylıkla nakledilebilmektedir. Tam da bu noktada önemle belirtmek isteriz ki elektronik verilerin içerisinde yer aldığı somut bir donanım aygıtı bulunsa dahi ceza yargılaması bakımından delil teşkil eden veriler bu donanım aygıtının kendisi değil, içerisinde yer alan dijital nitelikteki verilerdir.
Ceza Muhakemesi Hukuku’nda, kanunun öngördüğü şartların gerçekleşmemesi halinde delillerin toplanmaya başlanması mümkün değildir. Daha açık bir ifadeyle; deliller, yalnızca kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesiyle birlikte toplanabilmektedir. Delillerin toplanabilmesi için gerekli olan şart mevzuatta ve doktrinde ‘‘makul şüphe’’ olarak ifade edilmektedir.
Makul şüphe olarak adlandırılan bu kavramın, somut her olay bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerektiği açıkça ortadadır. Dolayısıyla soruşturma aşamasından başlayarak yargılamanın her aşamasında delil toplanırken, söz konusu bu makul şüphenin varlığı sorgulanmalıdır. Aksi durumda elde edilecek olan delil, hukuka aykırı şekilde elde edilen bir delil haline gelebilecektir. Nihayetinde, yasal şart olarak düzenlenen makul şüphenin varlığı halinde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri gereğince arama kararı verilebilecek ve diğer koruma tedbirlerine başvurulabilecektir.
Dijital delillerin toplanmasında, klasik delillerde olduğu gibi olay yerinin oldukça önemli olduğu ve öne çıktığı bir durum söz konusudur. Çünkü delillerin doğru bir şekilde toplanması ve incelenmesi, olay yerinde yapılan ilk müdahalenin doğru yapılmasına bağlıdır. Tam da bu noktada önemle belirtmek isteriz ki klasik deliller üzerinde yapılan oynamalar kolaylıkla tespit edilebilmekle birlikte; dijital ortamdaki bir delil üzerinde değişiklik yapılması durumunda bu değişiklik, dışarıdan bakıldığında fark edilmesi mümkün olmayan, özel uzmanlar tarafından tespit edilebilir niteliktedir. Hâl böyle olunca da gerek elektronik ortamdaki delillerin celbedilmesi gerekse de muhafazası ve incelemesi yargılamanın selameti açısından büyük önem arz etmektedir.
Elektronik ortamdaki bu delillerin kendilerine has olan bu özelliklerinin yanı sıra her şeyden önce söz konusu bu elektronik verilerin delil olarak nitelendirilebilmeleri için; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun m. 134 ve devamı hükümleriyle birlikte ilgili yönetmeliklerdeki düzenlemelere göre elde edilmiş olması yani elektronik verilere ilişkin koruma tedbirlerine harfiyen riayet edilmiş olması gerekmektedir.
Türk Ceza Hukuku sistemindeki elektronik delillere ilişkin düzenlemeler Ceza Muhakemesi Kanunu’nun2 m. 134 ve devamı hükümlerinde yer almaktadır. Özellikle m. 134 hükmünde düzenlenen “bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” işlemleri yukarıda açıklandığı şekilde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu ve başka türlü delil elde etme imkanının bulunmadığı hallerde hâkim kararıyla mümkün görülmüştür. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, söz konusu bu kararın sonradan hâkim onayına sunulmak kaydıyla Cumhuriyet Savcısı tarafından verilebileceği de hüküm altına alınmıştır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma özellikle bilişim suçlarına ilişkin elektronik delillerin elde edilmesinde büyük önem arz etmektedir3.
Yukarıda da detaylıca izah olunduğu üzere; elektronik ortamdaki delillerin elde edilmesinden sonraki süreçte, gerekli incelemelerin yapılması ve rapor düzenlenmesi, görüş bildirilmesi gibi işlemlerin bilişim uzmanları tarafından yapılması gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar çerçevesinde; elektronik ortamda bulunan verilerin, hukuka uygun şekilde elde edilmeleri halinde gerek soruşturma gerekse de kovuşturma aşamasında ceza yargılaması bakımından son derece büyük önem arz ettiklerini, günümüz dijital çağında elektronik ortamdaki verilerin delil olarak nitelendirilmesinin kaçınılmaz bir son olduğunu önemle belirtmek isteriz.
Son olarak, elektronik ortamdaki verilerin delil niteliği bakımından verilen Yargıtay kararlarında da “usulüne uygun şekilde elde edilen dijital verilerin delil niteliğine haiz oldukları’’ belirtilmektedir4.
B. Hukuk Yargılaması Bakımından
Tıpkı ceza yargılamasında olduğu gibi hukuk yargılamasında da elektronik ortamdaki delillere başvurulması kaçınılmaz hale gelmiştir. Zira yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi ve yargılama sonucunda kurulacak hükmün adalet ihtiyacını en yüksek derecede giderebilmesi için, yargılama faaliyetinin günümüzün teknolojik gelişmelerine ayak uydurabilmesi gerekmektedir.
Hukuk yargılamasındaki usul ve esasların belirlendiği Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda5, ceza yargılamasının aksine adli bilişime direkt olarak atıf yapılan herhangi bir düzenleme bulunmamakla birlikte adli bilişim incelemelerine cevaz veren düzenlemeler bulunmaktadır.
Teknoloji alanındaki gelişmelerin bu denli hızlı cereyan ettiği düşünüldüğünde, hukuk yargılaması bakımından da bilişim sistemlerinin amaç veya araç olarak kullanıldığı birçok uyuşmazlık gündeme gelebilmektedir. Dolayısıyla hukuk yargılamasının usul ve esaslarının bu teknolojik gelişmeler doğrultusunda revize edilmeye ihtiyaç duyması son derece olağan bir durumdur. Hâl böyle olunca artık hukuk yargılamasında da elektronik delillere ve dolayısıyla adli bilişim uzmanlarına olan ihtiyaç giderek artmaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre; uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılarının hukuk yargılamasına göre belge niteliğindedirler6.
İlgili yasal düzenlemeden de açıkça anlaşıldığı üzere; fotoğraf, ses kaydı, görüntü gibi dijital verilerin yanında, “Dijital ortamdaki veriler ve buna benzer bilgi taşıyıcıları” da delil niteliğini kazanmışlardır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre, kanunda ayrıca belirli bir ispat zorunluluğu öngörülmemiş ise herhangi bir şekilde kanunda düzenlenmemiş olan diğer delillere de başvurulabilmektedir7. Söz konusu bu düzenleme neticesinde, elektronik ortamdaki veriler de delil olarak dosyaya sunulabilmektedir. Ancak tam da bu noktada önemle belirtmek isteriz ki senetle ispat zorunluluğunun düzenlendiği haller, elektronik verilerin delil olarak kullanılabileceğine ilişkin düzenlemenin istisnasıdır.
Hukuk yargılamasındaki senetle ispat kuralını, elektronik ortamdaki veriler bakımından incelemek gerekirse; ispat hukuku açısından bir belgenin senet olarak kabul edilebilmesi için söz konusu belgenin aidiyetinin tereddütsüz şekilde belirlenebilmesi gerekmektedir. Bu belirleme işlemi Elektronik İmza Kanunu’nda8 düzenlenen güvenli elektronik imza veya Kayıtlı Elektronik Posta Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te düzenlenen ve elektronik postanın nitelikli hali olarak tanımlanan kayıtlı elektronik posta gibi güven teşkil eden sistemler aracılığıyla yapılmaktadır.
Belgenin, bilgi taşımaya elverişli ortamı ifade etmesi özellikle güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik ortamdaki verilerin delil değeri için önemlidir9. Zira Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre; güvenli elektronik imza ile imzalanan belgeler senet hükmündedirler. Yine aynı şekilde Kayıtlı Elektronik Posta Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’teki düzenlemelere göre de söz konusu bu elektronik postaların senet hükmünde olduğu açıkça düzenlenmektedir. Aynı zamanda Türk Borçlar Kanunu’nun m. 15 hükmünde de açıkça güvenli elektronik imza ile ıslak imzanın hüküm ve sonuçlarının aynı olduğu belirtilmiştir.
Nihayetinde, elektronik bir verinin yasal mevzuata uygun şekilde güvenli elektronik imza ile imzalanması veya Kayıtlı Elektronik Posta sistemi aracılığıyla oluşturulmuş olması, söz konusu bu elektronik belgenin senetle ispat düzenlemesi kapsamında delil olarak kullanılabileceğini ifade etmektedir.
IV. SONUÇ
Sonuç olarak, günümüz dünyasında hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknolojiyle beraber dijitalleşme serüvenimiz ve bunun sonuçları nasıl kaçınılmaz olduysa, yargılama faaliyetlerinin dijital çağa uyum sağlaması gerekliliği de kaçınılmaz bir durum olmuştur. Hâl böyle olunca da yargı örgütlerinden beklenen, günümüzün dijital gelişmelerini yakinen takip edilmesi ve yargılama faaliyetlerinin dijital dünyadaki gelişmeler ışığında yürütülmesidir. Bu doğrultuda, elektronik ortamdaki verilerin hukuka uygun şekilde elde edilmeleri halinde yargılama faaliyetine ışık tutacak deliller niteliğinde olduklarını rahatlıkla ifade edebiliriz.
Ancak önemle belirtmek isteriz ki elektronik ortamdaki verilerin sağlıklı birer delil niteliğine haiz olabilmeleri için, toplanması aşamasında uyulması gereken temel ilkelere riayet edilmesi, elektronik verinin bütünlüğünün ve geçerliliğinin korunması işlemlerinde gerekli olan hassasiyetin gösterilmesi yargılama süreci bakımından büyük önem arz etmektedir.
KAYNAKÇA
ELİF FUTTU, Delil Başlangıcı ve Elektronik Belgelerin Delil Başlangıcı Niteliği, 1. Baskı, Ankara 2021.
YILMAZ YAZICIOĞLU, Bilgisayar Suçları, 1. Baskı, İstanbul, Alfa Yayınları, 1997.
YUSUF BAŞLAR, “Ceza Yargılamasında Elektronik Delil”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Sayı 13, 2013.
DİPNOT
1 Yılmaz Yazıcıoğlu, Bilgisayar Suçları, 1. Baskı, İstanbul, Alfa Yayınları, 1997, s. 29.
2 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 134 vd. 17.12.2004 tarih, 25673 sayılı Resmî Gazete (RG).
3 Yusuf Başlar, “Ceza Yargılamasında Elektronik Delil”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Sayı 13, 2013, s. 85.
4 Yargıtay CGK, T. 20.12.2018, E. 2018/16-419, K. 2018/661.
5 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 04.02.2011 tarih, 27836 sayılı Resmî Gazete (RG).
6 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 199.
7 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 192.
8 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu 23.01.2004 tarih, 25355 sayılı Resmî Gazete (RG).
9 Elif Futtu, Delil Başlangıcı ve Elektronik Belgelerin Delil Başlangıcı Niteliği, 1. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2021, s. 97.








