Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Action For Damages In Case Of Unlawful Exercise Of Control In A Group Of Companies

2024 - Winter Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Action For Damages In Case Of Unlawful Exercise Of Control In A Group Of Companies

Corporate and M&A
2024
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

Makalenin temel amacı; Türk hukukunda hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasından doğan sorumluluk rejimini incelemek ve ortaklık dolayısıyla menfaati ihlal edilen grupların hâkim şirkete ve yöneticilerine karşı öne sürebilecek olduğu tazminat taleplerini ortaya koymaktır.

I. GİRİŞ

TTK’da şirketler topluluğuna ilişkin bir tanım bulunmamakla birlikte, bazı TTK hükümlerinden hareketle; birisi hâkim, diğeri bağlı en az iki ortaklıktan oluşan ve aralarında hâkimiyet ilişkisi bulunan şirketlere ilişkin hukuki bir yapı olduğu söylenebilir1. Birbiriyle ekonomik birlik kurmak amacıyla şirketlerin farklı şekillerde bir araya gelmesi, hâkim şirket bağlı şirket ilişkisini gündeme getirmiş, bu durum ise bağlı şirketin menfaatinin hâkim şirket karşısında geri planda kalması endişesini ortaya çıkarmıştır. 

Şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler temelde, hâkimiyet kavramı etrafında şekillenmektedir. TTK’da şirketler topluluğuna ilişkin öngörülen mevcut rejimde ortaklığın ekonomik amaçlarını gerçekleştirebilmesi için denkleştirme gibi birtakım vasıtalarla hâkimiyetin kullanılabilmesine izin verilmiş, ancak bazı sınırlamalar getirilerek bağlı şirket menfaatlerinin topluluk menfaati karşısında korunması amaçlanmıştır. 

Bu makalede ilk olarak, şirketler topluluğunun tanımı ve unsurları doğrultusunda topluluğun merkez kavramı olan hâkimiyet kavramı üzerinde durulacak, ardından hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması ve bundan doğan kaybın denkleştirilmesi kavramları tartışılacaktır. Makalenin devamında ise, hâkim şirket karşısında yer alan menfaat gruplarının öne sürebilecek oldukları taleplerden, yönlendirme ve talimattan kaynaklanan kaybın denkleştirilmemesi suretiyle hâkimiyetin kötüye kullanılmasından doğan tazminat talepleri ve bağlı şirkette yapısal kararlar alınması sebebiyle meydana gelen zararlardan doğan sorumlulukta ileri sürülebilecek olan tazminat talebi üç ayrı başlık altında incelenecektir. 

II. ŞİRKETLER TOPLULUĞU

A. Şirketler Topluluğunun Tanımı ve Unsurları

Şirketler topluluğunun Türk mevzuatında tanımı yapılmamakla birlikte, TTK m. 195’ten hareketle şirketler topluluğu, hâkim şirkete doğrudan ve dolaylı olarak bağlı olan şirketlerin oluşturduğu topluluk şeklinde tanımlanabilir. Doktrinde birçok tanım yapılmış olmakla birlikte, hâkim ve bağlı şirketlerin belirli bir politika doğrultusunda yönetilmesinin esas alınması bu tanımların ortak noktasıdır2. Türk hukukunda, şirketler topluluğunun tüzel kişiliği olmadığı3 kabul edilmekle birlikte, kendisini oluşturan şirketlerden bağımsız organları ve ayrı bir yönetim teşkilatı yoktur. 

Şirketler topluluğu hükümlerinin uygulanabilmesi için TTK’da yer alan unsurların mevcut olması gerekmektedir. Bu hususun açıklığa kavuşturulması için öncelikle, hâkim şirket ve bağlı şirket kavramlarının tanımlanmasını gerektirmektedir. Bağlı şirket, TTK m. 195/1’de yer alan yöntemlerden biriyle üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak hâkimiyet kurulan ticaret şirketi, hâkim şirket ise; diğer şirketi hâkimiyeti altında tutan şirketi ifade etmektedir. 

Şirketler topluluğunun unsurları konusunda ise bazı yazarlarca şekli ve işlevsel unsur sınıflandırılması kabul edilmektedir. Buna göre şekli unsurlar, şirketler topluluğunun aktörleri ve sayısıdır. Topluluğun oluşması için, hâkim konumda olan bir ticaret şirketi ile birlikte ona doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan en az iki ticaret şirketinin bulunması gerektiği kabul edilmektedir. İşlevsel unsur olarak ise, hâkimiyet unsuru kabul edilmiş olup bu kavramın ihtiva ettiği önem sebebiyle ayrı bir başlık altında incelenmesi gerekmektedir.

B. Hâkimiyetin Hukuka Aykırı Kullanılması ve Kaybın Denkleştirilmesi

1. Hâkimiyet, Hâkimiyeti Hukuka Aykırı Kullanma Kavramı ve TTK’da Öngörülen Sorumluluk Rejimi

Şirketler topluluğunun en temel unsuru olan hâkimiyet kavramı, hâkim şirketin kanunda öngörülen yöntemler aracılığıyla bağlı şirkete müdahalede bulunabilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum ise, hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılabilmesi ve hâkim şirketin bağlı şirketleri etkisi altına alabilmesi tehlikesini doğurmaktadır. Bu sebeple TTK’da hâkimiyetin kullanımına sınırlamalar getirilmiş ve hâkimiyetin hukuka aykırı kullanımını esas alan özel bir sorumluluk rejimi öngörülmüştür. 

Hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasından doğan sorumluluk, TTK m. 202 ile pozitif bir düzenlemeye kavuşturulmuştur. Dolayısıyla bu hükmün kapsamını aşan haller hukuka aykırılık oluşturacaktır. TTK m. 195 ile hâkimiyetin ne şekilde tesis edilebileceği düzenlenmiş olup TTK m. 202’de ise, hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması yasaklanmıştır. TTK’de hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasının sonuçları bakımından iştirakin yoğunluğunu esas alan bir düzenleme getirilerek, kısmi hâkimiyet ve tam hâkimiyet şeklinde bir ayrım benimsenmiş; hâkimiyetin yoğunluğuna paralel olarak hâkim şirkete hâkimiyetini uygulama imkânı tanınmıştır. Bu düzenleme ışığında, tam hâkimiyet durumunda hâkim şirketin kayıp doğurucu nitelikteki talimatlarına, bağlı şirketi borca batık hale getirmemesi şartıyla izin verilmiştir. Kısmi hâkimiyet durumunda ise, hâkimiyetin hukuka aykırı olarak kullanılması kural olarak yasaklanmıştır. 

TTK m. 202’de hukuka aykırılık iki kategoride ele alınmıştır. TTK m. 202/1’de, hâkim şirketin bağlı şirket yönetimine müdahalesi düzenlenmiş, m. 202/2’de ise bağlı şirket genel kurulunca alınan, bağlı şirket bakımından açıkça haklı bir sebebi olmayan önemli nitelikteki kararlar düzenlenmiştir. Gerek m. 202/1 gerekse m. 202/2’de düzenlenen haller, doğrudan hukuka aykırılık teşkil etmemektedir. TTK m. 202/1’de sayılan halleri hukuka aykırı hale getiren unsurlara bakıldığında, hâkim şirket tarafından verilmiş talimat doğrultusunda hareket edilirken bağlı şirket yönetim kurulu üyelerinin özen borcuna uygun hareket etmemesi ve söz konusu hareketin bağlı şirkette bir kayıp meydana getirilerek bu kaybın denkleştirilmemesi yer almaktadır. TTK m. 202/2’de sayılan haller de doğrudan hukuka aykırı değildir. Ancak bu kararların alınmasında hâkim şirketinin hâkimiyetini fiilen kullanması ve bağlı şirket bakımından bu yönde bir karar alınmasının hiçbir haklı sebebi bulunmaması durumunda, hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması söz konusu olacaktır.

2. Kayıp ve Kaybın Denkleştirilmesi

Türk hukukunda kural olarak hâkim şirket tarafından hâkimiyet, bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanılamamaktadır; ancak bağlı şirketin kayba uğraması durumunda sorumluluk hemen doğmayacaktır4. TTK m. 202’de, hâkim şirketin bağlı şirkette neden olduğu kaybı o faaliyet yılı sonuna kadar denkleştirmesi durumunda hâkimiyetin hukuka aykırı kullanımı sebebiyle sorumlu olmayacağı öngörülmüştür. Doktrinde denkleştirmeyi hukuka uygunluk sebebi olarak kabul eden görüşe göre denkleştirme, söz konusu eylem ve işlemleri hukuka aykırı olmaktan çıkarmaktadır5. Aksi görüşe göre ise, hukuka aykırılık kayıp doğurucu yönlendirmenin gerçekleşmesi ile doğmaktadır6. Bu sebeple denkleştirme, söz konusu eylem ya da işlemi hukuka aykırı olmaktan çıkarmamakta ancak hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasından doğan sorumluluğu ortadan kaldırmaktadır. 

TTK’da denkleştirmeye, sadece bağlı şirketin topluluk menfaatini gözeten bir amaç sonucunda kayba uğratılması ve kaybın ölçülebilir olması şartıyla izin verilmektedir7. Üçüncü kişilerin yararını gözeten bir eylem ve işlem için denkleştirme imkanından yararlanılabilmesi ise mümkün değildir8.

III. HÂKİMİYETİN HUKUKA AYKIRI KULLANILMASI DURUMUNDA TAZMİNAT TALEPLERİ

A. Genel

Şirketler topluluğu hakkında yapılmış olan kanuni düzenlemeler ile nihai olarak amaçlanan, hâkim şirketin bağlı şirket üzerindeki hâkimiyetini hukuka aykırı kullanmasının engellenmesidir. Hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması halinde, bu durumun kimleraçısından sorumluluk doğuracağı, sorumluluğun niteliği, esasları ve sorumluluktan doğan talep haklarının kimler tarafından ne şekilde ileri sürülebileceğinin belirlenmesi gerekmektedir. 

B. TTK m. 202/1 Uyarınca Kısmi Hâkimiyette İleri Sürülebilecek Olan Şirket Zararının Tazmini Talebi

1. Kısmi Hâkimiyette Kaybın Denkleştirilmemesinden Doğan Sorumluluk

TTK m. 202/1’de bir tüzel kişi veya teşebbüsün, başka bir tüzel kişiyi yönlendirmesi suretiyle verdiği zararlardan sorumlu tutularak bu zararı tazmin etmesi öngörülmektedir. TTK m. 202/1’den kaynaklanan sorumluluğun niteliği hakkında doktrinde farklı görüşler öne sürülmüştür. 

Alman doktrininde sorumluluğun niteliğinin haksız fiil olduğunu savunan görüşe göre hâkim şirket ve kanuni temsilcilerinin sorumluluğu, kusur aranmayan, denkleştirmenin yapılmamasına dayanan ve yönlendirmeden kaynaklanan bir netice sorumluluğudur9. Bu görüşe göre hâkim şirket ve hâkim şirket yönetim kurulu, bağlı şirketin bir organı değildir ve talimat verme yetkisi de yoktur. Bu görüş, organ sorumluluğuna tabi tutulmak için mutlaka şekli organ sıfatına sahip olmanın gerekli olmaması temelinde eleştirilmektedir. 

Alman doktrininde savunulan bir diğer görüş ise, hâkim şirket ve bağlı şirket arasındaki hukuki ilişkinin kanundan doğan ve kendine özgü nitelikleri olan bir hukuki ilişki olduğudur10. Hâkim şirketin TTK m. 202/1’de düzenlenen sorumluluğunun edime bağlı borç ilişkisi esasına dayandırılma sebebi, hâkim şirket ve bağlı şirketlerin herhangi bir üçüncü kişi konumunda olmamaları ve aralarında özel bir bağ doğuran işlemsel temasın var olmasıdır11

Alman hukukunda savunulmakta olan organsal sorumluluk görüşüne göre ise; hâkim şirketin yönlendirmelerde bulunarak bağlı şirketin yönetimine müdahale etmesi durumunda, hâkim şirket yöneticilerinin, bağlı şirket yöneticilerinin tabi olduğu hukuki sorumluluğa tabi olması gerektiği savunulmaktadır12. Türk hukukunda hâkim görüşe göre, her ne kadar hâkim şirket şirketler topluluğunun şekli bir organı olmasa da hâkim şirket ya da bağlı şirketin hâkim pay sahibi, organa özgü olan yetkilerden talimat verme ve yönlendirme yetkisini kullanmaktadır. Bu sebeple TTK m. 202/1 ile öngörülen sorumluluğun, başka bir şirketin özen yükümüne aykırı şekilde yönetilmesinden kaynaklanan ve kusura dayanan bir organ sorumluluğu olduğu kabul edilmektedir13

Kaybın denkleştirilmemesinden doğan sorumluluğun unsurlarından ilki, hâkimiyetin hukuka aykırı olarak kullanılmasıdır. Hâkimiyetin hangi hallerde hukuka aykırı olarak nitelendirilebileceği TTK m. 202/1’de bağlı şirketin malvarlığında bir azalmaya sebebiyet verecek, malvarlığının artmasını önleyecek, karlılığı azaltacak, malvarlığını riske sokacak türden işlemler şeklinde sayılmıştır. Bu düzenleme tahdidi olmayıp kanun koyucu, bağlı şirketin herhangi bir kayba uğratılması durumunu hukuka aykırılık olarak kabul etmiştir. Hâkim şirkete, TTK m. 202/1 ile kaybın doğmasının önüne geçmesi de bir sorumluluk olarak yüklenmiştir. Dolayısıyla hâkim şirketin ihmali hareketleri ile de hukuka aykırılığa sebebiyet verebilmesi mümkündür. 

Doktrinde tartışmalı olan bir diğer husus ise, hâkim şirket ve onun yönetim kurulunun TTK m. 202/1 anlamında sorumluluğunun doğabilmesi için yönlendirmenin bağlı şirket nezdinde zarara yol açıp açmayacağının hâkim şirket ve hâkim şirket yönetim kurulunca öngörülmesinin gerekip gerekmediği meselesidir. Hâkim görüşe göre, sorumluluğun doğması için kusur şart değildir, asıl önemli olan hâkim şirketten gelen ve gerçekleştirilmesi talep edilen eylemin bağlı şirket tarafından yönlendirme olarak anlaşılıp anlaşılmadığıdır14. Aksi görüşe göre ise, hâkim şirket ve hâkim şirket yönetim kurulu üyelerinin kusurunun tespitinde asıl belirleyici olan unsur, görevlerini yerine getirirken kanunen kendilerine yüklenen özen ve sadakat borcuna aykırı hareket edip etmedikleridir15. Yönlendirme ve talimattan doğan kaybın denkleştirilmemesinden doğan sorumluluğun organ sorumluluğu olduğunu kabul etmekle, hâkim şirketin yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olmalarının gerekeceği kabul edilmelidir. 

TTK m. 202/1 anlamında sorumluluk doğuran unsurlardan bir diğeri de, kaybın denkleştirilmemesi durumunda bağlı şirketin zarara uğratılmasıdır. Zararın niteliği konusunda doktrinde farklı görüşler öne sürülmüştür. Bunlardan ilki, zararın dolaylı zarar mahiyetinde olduğudur. TTK m. 202/1-b’de her pay sahibinin şirketin zararının karşılanmasının isteyebileceği ve TTK m. 202/1-e’nin açık atfıyla uygulanacak olan TTK m. 555’te “pay sahiplerinin, tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebileceği” şeklindeki ifadeden, kanun koyucunun buradaki zararı dolaylı zarar olarak düzenlemiş olduğu anlaşılmaktadır. Hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasından doğan sorumluluğun unsurlarından sonuncusu ise illiyet bağıdır. Hâkim şirketin yönlendirmesi sonucunda bağlı şirkette ortaya çıkmış olan zararın, hukuka aykırı eylem neticesinde meydana gelmiş olması gerekmektedir.

2. TTK m. 202/1 Uyarınca İleri Sürülebilecek Talep Hakları ve Kapsamı

Bağlı şirkette meydana gelen kaybın ilgili faaliyet yılının sonuna kadar denkleştirilmemesi durumunda TTK m. 202’de öngörülen talep hakları kullanılabilmektedir. Zararın tazmini ile amaçlanan; hâkimiyetin hiç kullanılmamış, kayıp doğurucu eylem hiç gerçekleşmemiş olması durumunda bağlı şirketin içinde bulunacak olduğu durumun yeniden tesis edilmesidir. Alman hukukunda aynen tazminin kural, nakden tazminin ise istisna olduğu kabul edilmektedir16. Doktrinde, zarar miktarının hesaplanmasının güçlüğünden bahisle kayıp doğurucu eylem ve işlemin geri alınması ya da iptali gibi tedbirlerin öncelikle uygulanması gerektiği ifade edilmektedir17

TTK m. 202 ile öncelikle bağlı şirketin zararının tazmin edilmesi amaçlanmaktadır. Hâkim şirketin müdahalesi sonucunda oluşan dolayısıyla zararların da hâkim şirketin bağlı şirketin zararlarını tazmin etmesi suretiyle giderileceğinin öngörülmesi, TTK m. 202/1 uyarınca bağlı şirket pay sahibi ve alacaklısının tazminatın şirkete ödenmesini talep edebilecek olması, pay sahibin payların satın alınması talebini ancak açacağı tazminat davasıyla öne sürülebiliyor olmasından, kanun koyucunun öncelikle bağlı şirketin zararının giderilmesini gözettiği anlaşılmaktadır. TTK m. 202/1’e göre açılan davada hâkim istem üzerine veya hakkaniyete uygun düşecekse re’ sen tazminat yerine, davacı pay sahiplerinin haklarının hâkim şirket tarafından satın alınmasına da karar verebilir. Hükümden anlaşılması gereken, bağlı şirket pay sahiplerinin ancak açılmış olan tazminat davasında paylarının satın alınması konusunda istemde bulunabilecekleridir. Doktrinde tartışmalı olmakla birlikte bağlı şirketin bizzat davacı sıfatı olmadığının kabulü halinde, zararının tazmin edilememesi tehlikesi bulunduğu için ayrı bir davayla payların satın alınmasının istenemeyeceği kabul edilmektedir18

TTK m. 202/1’de duruma uygun düşen başkaca bir çözüme de hükmedilebileceği düzenlenmiştir. Doktrinde hükmün amacının, hâkimin somut olayın özelliklerini ve ilgili tüm menfaatleri dikkate alarak taraflar yönünden en uygun olan ve somut olgulara en iyi uyarlanmış hukuki yolu belirlemek olduğu ifade edilmektedir19. Bu talep hakkı da yine TTK m. 202/1 uyarınca açılacak olan tazminat davasında terditli olarak öne sürülebilecektir. 

Mehaz Alman hukukunun aksine TTK m. 202’de pay sahibinin doğrudan uğramış olduğu zararlara ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. TTK m. 202/1 ile kabul edilen, bağlı şirket pay sahibinin yansıma yoluyla bir zarara uğramış olduğudur. Organsal sorumluluk görüşünün kabulü halinde yönlendirmeden kaynaklanması şartıyla pay sahibinin uğradığı doğrudan zarardan ötürü hâkim şirkete TTK m. 202/1-e’ye göre dava açılabilecektir20

Doktrinde tartışmalı olan bir diğer husus ise, TTK m. 202/1’de mehaz Alman hukukunun aksine pay sahiplerinin doğrudan dava hakkının düzenlenmemiş olması durumunun olumsuz kanun boşluğu olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği; olumsuz kanun boşluğu olduğunun kabulü halinde pay sahipleri tarafından genel hükümlere göre dava açılıp açılamayacağı meselesidir. 

TTK’da pay sahibinin doğrudan zararının tazminini öngören bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak doktrinde, anonim şirket yönetim kurulunun sorumluluğunu düzenleyen hükümlerin, pay sahiplerinin doğrudan zararından kaynaklanan sorumluluğunu da kapsadığı kabul edilmektedir21. TTK m. 202/1 ile, öncelikle şirketin zararlarının giderilmesinin amaçlandığı, ancak hükümde duruma uygun düşen ve kabul edilebilir çözümleri talep etme imkanının tanınması sebebiyle, hükmün aynı zamanda pay sahiplerinin zararının giderilmesine de imkân verdiği kabul edilmelidir22.

3. Davacı ve Davalı Sıfatlarının Tespiti

a. Davacılar

TTK m. 202/1’de bağlı şirketin pay sahipleri ve alacaklılarının davacı sıfatı olduğu düzenlenmiştir. Pay sahipleri tarafından TTK m. 202/1 ile öngörülen dava haklarının kullanılabilmesi için dava açıldığı anda ve dava süresince pay sahipliği sıfatını taşımanın gerekli olduğu kabul edilmektedir23. Pay sahipliği sıfatını zararın meydana gelmesinden sonra elde eden pay sahipleri de şirketin uğradığı zarar dolayısıyla dava açabilecektir24. Yönetim kurulunun sorumluluktan ibrasına ilişkin karara olumlu oy vermek ve sonradan olumlu oy verildiğini bilerek payı iktisap etmek yönetim kurulunun sorumluluğuna dayalı dava açılabilmesi imkanını ortadan kaldırır. Payı ibra kararından sonra elde edecek olan pay sahibinin ise ibraya olumlu oy verildiğini müspeti vukufla bilmiyor olması gerekmektedir25

TTK m. 202/1 ile bağlı şirket alacaklılarına da hâkim şirketten zararlarını tazmin edebilme hakkı tanınmıştır. Burada bağlı şirket alacaklılarına tanınan dava açma hakkı, mehaz Alman hukukundan farklı olarak şirketin iflas etmiş olması şartına bağlanmamıştır. Doktrinde bu durum, TTK m. 556 ile çeliştiği gerekçesiyle eleştirilmektedir26

Bağlı şirket yönetim kuruluna denkleştirme talep edebilme hakkı tanınmasının, bağlı şirketi hâkim şirketle karşı karşıya bırakma tehlikesi doğuracağı gözetilerek27, TTK’nın şirketler topluluğuna ilişkin hükümleri arasında bağlı şirkete, bizzat zararını talep edebilme imkânı tanınmadığı görülmektedir. 

Doktrinde bağlı şirketin dava hakkının hukuki dayanağı hususunda birtakım görüşler öne sürülmüştür. Bir görüşe göre; ortaya çıkan zarar haksız fiil esasına dayanmaktadır. TTK m. 202 ile bağlı şirkete dava hakkı tanınmaması olumsuz kanun boşluğu olmamakla birlikte genel hükümler uyarınca zaten dava açılabilecektir. TTK m. 202’de bağlı şirketin davacılar arasında sayılmamış olması ile bağlı şirket, tazminat davasını açmamış olması durumunda kendi pay sahipleri tarafından yöneltilebilecek olan sorumluluk davalarına karşı bağışık tutulmuş olmaktadır28

Diğer bir görüş ise bağlı şirket ve alacaklılara tanınan talep hakkının esasında bağlı şirkete ait bir talep hakkı olduğunu, bağlı şirkete haksız fiil temelinde bir dava hakkı tanınmasının ise aynı alacak bakımından farklı hükümlerin uygulanması sonucunu doğurabileceğinden topluluk hükümlerinin kıyasen uygulanması suretiyle dava hakkının tanınması gerektiğini ve bağlı şirket yönetim kurulu üyelerinin bağlı şirketin zararını tazmin etmemesi durumunda genel hükümler kapsamında sorumluluklarının doğacağını kabul etmektedir29

Bağlı şirkete dava hakkı tanınıp tanınmadığına ilişkin tartışmanın esas önemi, bağlı şirket yönetim kuruluna uygulanacak sorumluluk rejiminde ortaya çıkmaktadır. Zararın haksız fiil esasına dayandığını savunan görüşün kabulü halinde sorumluluğa ilişkin çelişik bir tablo ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, bağlı şirketin davacı sıfatının kabulü durumunda bağlı şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu kaldıran herhangi bir kanuni düzenleme olmadığı hususu dikkate alındığında bağlı şirketin kendi pay sahiplerine karşı sorumsuzluğu iddia edilemeyecektir. Zira, TTK’da tam hâkimiyette olduğu gibi yönetim kurulunu sorumluluktan kurtaracak bir yapı öngörülmemiştir30. TTK’da anonim ortaklığın sorumluluk hukuku düzenlemelerinde yetki ve sorumluluk arasında bir bağlantı bulunmakla, bağlı şirkete dava açma hakkı tanındığının kabulü halinde bağlı şirketin bu davayı açmaması durumunda sorumluluğunun doğacağının kabulü gerekmektedir. Genel hükümlere göre bağlı şirket yönetim kurulu üyelerine dava hakkı tanınması görüşünün ise bu konuda düzenlenmiş özel hükümler varken genel hükümlere başvurmak için bir sebep bulunmaması sebebiyle isabetli olmadığı söylenebilecektir. 

Kanunumuzun şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemelerinde bağlı şirket yönetim kurulunun sorumluluğuna ilişkin ayrı bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla bağlı şirket yönetim kurulunun genel hükümlerden doğan sorumluluğu varlığını sürdürmektedir. Kanunda bağlı şirketin talep hakkını ortadan kaldıran açık bir düzenleme olmaması, talep hakkının ortadan kalkacağı şeklinde yorumlanmamalıdır. Bağlı şirket yönetim kurulunun genel hükümler kapsamındaki sorumluluklarının açık bir hükümle bertaraf edilmemiş olmasından hareketle diğer şartların da varlığı ile birlikte bağlı şirket yönetim kurulunun zararın tazmini için dava açmaması durumunda sorumluluğunun doğacağının kabulü gerekmektedir. 

b. Davalılar

Hâkim şirket ve onun yönetim kurulu üyeleri, TTK m. 202/1 uyarınca hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasından dolayı sorumlu tutulmaktadır. Doktrinde, davalı sıfatının belirlenmesinde yönlendirmeyi ortaya koyan iradenin önem arz ettiği fikrinden hareketle, kayba sebebiyet veren yönlendirmenin gerçekleştirilmesinde birlikte hareket edenlerin, TTK m. 202/1-d’nin göndermesi ile uygulama bulacak olan TTK m. 557 uyarınca zarardan müteselsilen sorumlu olmaları gerektiği fikri öne sürülmüştür31. TTK’da hâkimiyetin kurulabilmesinin aksine hukuka aykırı şekilde kullanılmasında, hâkimiyetin fiilen uygulanması aranmaktadır. TTK m. 557/1, birden çok hâkim şirketin söz konusu olması durumunda ancak hâkimiyeti fiilen hukuka aykırı kullanmış olan şirketlerin sorumluluğunun doğacağı şeklinde yorumlanmaktadır. 

TTK m. 202/1’de hâkim şirketin yönetim kurulu üyeleri de davalılar arasında gösterilmiştir. Doktrinde, bu kapsamda hâkim şirket yönetim kuruluna karşı bağlı şirket kararlarının tazmini dışında bir talep öne sürülemeyeceği ifade edilmiştir32. Zarardan müteselsilen sorumlu olan hâkim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk rejimi, TTK’de öngörülmüş olan farklılaştırılmış teselsül ilkesi kapsamında hâkim tarafından belirlenecektir33

TTK’nin şirketler topluluğunun sorumluluğa ilişkin hükümleri arasında bağlı şirkete ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Bu sebeple anonim şirket yönetim kurulunun sorumluluğuna ilişkin TTK düzenlemelerinin bağlı şirket yönetim kurulu bakımından uygulama bulacağı kabul edilmektedir34. Ancak, anonim şirkete ilişkin düzenlemelerin, her şirketin bağımsız olduğu fikrinden hareketle düzenlenmiş olduğu düşünüldüğünde bu hükümlerin bağlı şirket yöneticilerinin sorumluluğu açısından uygulanmasının ne derece isabetli sonuçlar doğuracağı meselesi önem arz etmektedir. 

TTK’nın şirketler topluluğu düzenlemelerinde, sadece tam hâkimiyet halinde bağlı şirket yönetim kurulunun sorumluluğuna gidilemeyeceği öngörülmüştür. Kısmi hâkimiyette ise, bağlı şirket yönetim kurulunun sorumluluğunun devam edeceği ancak bir sözleşme ile hâkim şirketten sorumluluğun üstlenilmesinin talep edilebileceği öngörülmüştür. TTK’nin pozitif düzenlemesinde, bağlı şirket yönetim kurulunun sorumluluğuna ilişkin bir özel hüküm öngörülmediğinden TTK m. 553 ve devamı hükümlerinin uygulama alanı bulacağı kabul edilmelidir. 

C. Talimattan Doğan Kaybın Denkleştirilmemesinden Kaynaklanan Sorumluluk Sebebiyle Bağlı Şirket Alacaklısının Tazminat Talebi

1. Genel

Türk hukukunda bir ticaret şirketinin, bir sermaye şirketinin paylarının ve oy haklarının doğrudan ya da dolaylı olarak yüzde yüzüne sahip olması durumunda hâkim şirketin yönlendirmelerinin bağlı şirket açısından bağlayıcı olacağı kabul edilmiştir35. Bu sayede hâkim şirket bağlı ve şirket ilişkileri, hâkim şirketin talimatlarında esnek davranabildiği, bağlı şirket alacaklılarının korunduğu bir şekilde dizayn edilmiştir. Kısmi hâkimiyette kural olarak hâkimiyetin kötüye kullanılması sonucunda bağlı şirket açısından doğabilecek olumsuzlukların denkleştirme sistemiyle giderilmesi öngörülmüşken tam hâkimiyette ilgililerin korunması için bazı ilave tedbirlere ihtiyaç duyulmuştur. Zira tam hâkimiyette, bağlı şirket yönetim kurulunun hâkim şirketin yönlendirmelerini yerine getirmesi zorunlu tutulmuştur. Tam hâkimiyette hâkim şirketin yönlendirmeleri dolayısıyla bağlı şirkette ortaya çıkabilecek olan olumsuzluklardan hâkim şirketin doğabilecek sorumluluğu, TTK m. 553 ve devamı hükümlerine yapılan yönlendirmeler dolayısıyla kısmi hâkimiyete benzemektedir. Ancak hâkim şirketin sorumluluğuna ilişkin tam hâkimiyet için öngörülen özel sorumluluk hükümleri çerçevesinde birtakım hususi değerlendirmeler yapılması mümkündür.

2. Tam Hâkimiyette Özellik Arz Eden Durumlar

Hâkimiyetin fiilen hukuka aykırı kullanılması sonucunda bağlı şirket yönetim kurulunun sorumluluğu doğmayacaktır. TTK m. 203 ile kanun koyucu, tam hâkimiyette bağlı şirkete hâkim şirketin kayıp doğurucu nitelikteki talimatlarına uyma yükümlülüğü yüklemiştir. Talimat serbestisi olarak adlandırılan bu durum, bağlı şirket yöneticilerinin bağlı şirkete ve pay sahiplerine karşı sorumlu tutulmasının önüne geçmektedir. Bağlı şirketteki kaybın hâkim şirket tarafından denkleştirilmesi öngörülmüş, denkleştirmenin gerçekleştirilmemesi durumunda ise bağlı şirket alacaklılarına ancak hâkim şirketten ve onun yönetim kurulu üyelerinden zararın tazminini talep edebilme hakkı tanınmıştır. 

Tam hâkimiyette farklılık arz eden bir diğer özellik ise, hâkim şirketin talimat serbestisinin bulunmasıdır. TTK m. 203 uyarınca hâkim şirket, bağlı şirketin kaybına sebebiyet verecek talimatlar verebilmektedir, bağlı şirket ise bu talimatlara uymakla yükümlüdür. Ancak bu talimatın verilebilmesinin, topluluğun belirlenmiş ve somut politikalarının gereği olması gerektiği kuralı getirilmiştir. TTK m. 204 ile bağlı şirketin ödeme gücünü açıkça aşan, varlığını tehlikeye düşürecek veya önemli varlıklarını kaybetmesine yol açacak talimatların verilmesi yasaklanarak talimat serbestisinin sınırları çizilmiştir. O halde, tam hâkimiyetteki talimat serbestisinin sınırlarını “topluluğun belirlenmiş ve somut politikalarının gereği olma” ve “talimatın bağlı şirketin mahvına sebebiyet vermemesi” şeklindeki düzenlemeler oluşturmaktadır36.  

TTK m. 203’de bağlı şirketin talimatlara uyma yükümlülüğü düzenlenmiştir. Bu kapsamda bağlı şirket yönetim kurulunun kayıp doğurucu talimatlara dahi uyması gerekmektedir. Doktrinde talimat kavramı daha emredici bir anlama gelmekle birlikte kanun koyucunun burada bilinçli bir tercihle talimat kavramını kullandığı ifade edilmektedir37. Özetle, tam hâkimiyette talimatla bağlılık yükümlülüğüne paralel olarak bağlı şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumsuzluğu öngörülmüştür. Tam hâkimiyette menfaatler dengesi kısmi hâkimiyetten farklı şekilde kurgulanarak sorumluluk açısından farklı bir sorumluluk rejimi benimsenmiştir. Bağlı şirketin, talimatla bağlılık yükümlülüğüne paralel olarak kendi pay sahiplerine karşı talimatın yerine getirilmesinden ötürü sorumlu tutulamayacağı öngörülmüştür. 

3. Sorumluluğun Niteliği

Kısmi hâkimiyetin aksine tam hâkimiyette, hâkim şirketin bağlı şirket yönetim kuruluna karşı sorumlu olmayacağı yalnızca bağlı şirket alacaklılarına karşı sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Kısmi hâkimiyette sorumluluğun düzenlendiği TTK m. 202/1 ise bağlı şirket yönetim kuruluna ilişkin bir düzenleme içermemekte ancak bağlı şirket pay sahipleri ve alacaklıları karşısında hâkim şirket ve onun zarara sebebiyet veren yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenlemektedir. TTK m. 206 uyarınca bağlı şirketin uğramış olduğu kayıpların ilgili faaliyet yılı sonuna kadar denkleştirilmemesi durumunda, bağlı şirket alacaklıları tarafından hâkim şirket ve onun zarara sebebiyet veren yönetim kurulu üyelerinden zararın tazmini talep edilebilecektir. 

Sorumluluğun niteliğine ilişkin olarak doktrinde farklı görüşler öne sürülmüştür. Göktürk, tam hâkimiyette hâkim şirketin sorumluluğunun, denkleştirmenin gerçekleştirilmemesi dolayısıyla ortaya çıkan, haksız fiil temeline dayanan ve kısmi hâkimiyette yönlendirmeden kaynaklanan sorumluluk ile benzer nitelikte bir sorumluluk olduğunu kabul etmektedir38. Organ sorumluluğu bakımından ise doktrinde, kısmi hâkimiyette öngörülen sorumluluğa nazaran tam hâkimiyette hâkimiyet ilişkisi daha yoğun olduğundan fiili organ sorumluluğuna daha da yaklaşan bir sorumluluğun söz konusu olacağı ileri sürülmüştür39.

4. Bağlı Şirket Alacaklısına Tanınan Dava Hakkı ve Tazminatın Kime Ödeneceği Sorunu

Kanun koyucunun TTK’nın konuya ilişkin düzenlemelerinde asıl korumak istediği menfaatin, bağlı şirket alacaklılarının menfaati olduğu anlaşılmaktadır, ancak bağlı şirket menfaatlerinin korunmak istenip istenmediği konusunda bir açıklık yoktur. TTK m. 206’da hâkim şirket tarafından verilen talimatlar neticesinde ortaya çıkan kaybın o hesap yılı içinde denkleştirilmesi veya denk bir istem hakkı tanınması gerektiği düzenlenmiştir. Denkleştirme gerçekleştirilmez, denk bir istem hakkı da tanınmazsa zarara uğrayan alacaklılar, hâkim şirkete ve onun kayıptan sorumlu yönetim kurulu üyelerine karşı tazminat davası açabileceklerdir. 

TTK m. 206/1’de öngörülen tazminatın kime ödeneceği meselesi doktrinde tartışmalıdır. Hükmün lafzından tazminatın şirkete ödenmesinin anlaşılacağı ancak TTK’da açık hüküm bulunmamakla bağlı şirket iflas etmeden tazminat davasının açılamayacağı kabul edilmektedir40. Okutan ise buradan öngörülen tazminat ile alacaklının zararının alacaklıya ödenmesinin öngörüldüğünü, dolayısıyla tazminatın bağlı şirket alacaklısına ödenmesi gerektiğini kabul etmektedir41. Asıl kayba bağlı şirketin uğradığı ve alacaklılarının zararının doğrudan tazmininin kabul edilmesi durumunda denkleştirme kurumuna gerek olmayacağı hususları dikkate alındığında buradaki tazminatın bağlı şirkete ödenmesi gerektiği kabul edilmelidir42.

5. Denkleştirme

Denkleştirmeyi gerçekleştirmediği takdirde hâkim şirket, TTK m. 203 uyarınca şirket alacaklarının bu sebeple uğramış olduğu zarardan sorumlu olacaktır. TTK m. 204 ile kısmi hâkimiyetten farklı olarak doğrudan doğruya hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması sonucunu doğuracak haller düzenlendiğinden tam hâkimiyet bakımından denkleştirme ancak hukuken izin verilen talimatlar bakımından söz konusu olacaktır. Hukuken yasak olan talimatlar TTK m. 204 kapsamında hâkimiyetin doğrudan doğruya hukuka aykırı kullanılması sonucunu doğuracak, bağlı şirketin önemli varlıklarını kaybetmesine yol açan veya varlığını tehlikeye düşüren ya da ödeme gücünü açıkça aşan talimatlar bakımından denkleştirme imkanına başvurmak mümkün olmayacaktır. Kanun koyucu, ancak hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasına izin verilen haller ile sınırlı olarak denkleştirme imkânı tanımaktadır.

D. Bağlı Şirkette Yapısal Kararlar Alınması Nedeniyle Meydana Gelen Zararlardan Doğan Sorumlulukta Tazminat Davası

1. Genel

TTK m. 202/2’de bağlı şirket bakımından açıkça, anlaşılabilir haklı bir sebebi olmayan yapısal kararlar alınmasından doğan sorumluluk düzenlenmektedir. Bu hüküm ile topluluk dışı pay sahiplerinin korunması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, topluluk dışı pay sahipleri tarafından bağlı şirketin herhangi bir kaybının doğması aranmaksızın, muhalif oldukları işlemden doğan zararın giderilmesi ve paylarının satın alınması talep edilebilecektir. TTK m. 202/1’in aksine TTK m. 202/2’de hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasının tespitinde bağlı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı belirleyici bir unsur değildir. Gerekçeden ve hükmün lafzından anlaşıldığı üzere hükmün asıl amacı, topluluk dışı pay sahiplerini bağlı şirket zararından uzak tutmaktır. Doktrinde, TTK m. 202/2 ile genel kurul kararlarının geçerliliğinin haklı sebep ölçütüne bağlandığı, bağlı şirket menfaatine hizmet etme ölçütüne göre yapılacak olan bir araştırmanın yerindelik denetimi yasağını ihlal edeceği ve kanunda yapısal kararların alınmasında topluluk dışı pay sahiplerini koruyucu düzenlemelerin zaten bulunduğu gerekçesiyle bu hüküm eleştirilmiştir43. Kanun koyucu bağımsız bir şirketten farklı olarak, şirketler topluluğundaki bağlı şirketin genel kurul kararlarının sonuçları bakımından farklı bir düzenleme öngörmüş ve “bağlı şirket menfaatine hizmet etme” ölçütüne uygunluğu esas almıştır. 

TTK m. 202/2 ile ortaklıklar hukukunda kabul edilen birçok ilkeye önemli istisnalar getirildiği görülmektedir. TTK m. 202/2’nin uygulanmasının yerindelik denetimine yol açacağının kabulü halinde, şirketler topluluğuna ilişkin tüm hükümlerin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir. Hükmün lafzından ve gerekçesinden anlaşıldığı üzere şirketler topluluğuna dahil olan şirketler, genel kurul kararları açısından farklı bir sisteme tabi kılınmak istenmekte ve bu kararlara genel hükümlerde uygulama bulan geçersizlik yaptırımından farklı hukuki sonuçlar bağlanmak istenmektedir44. Özetle, TTK m. 202/2 ile kararların bağlı şirket menfaatine uygun olup olmadığı kıstası getirilmiş, bağlı şirket genel kurulunda alınacak yapısal kararlarda hâkim şirketin hâkim pay sahibine oy haklarını bağlı şirketi kayba uğratmayacak şekilde kullanma borcu yüklenmiştir45. Bu sayede bağlı şirket menfaatinin topluluk menfaatleri uğruna feda edilmesinin önüne geçilmek istenmektedir. 

2. Sorumluluğun Niteliği

Sorumluluğun niteliğini, TTK m. 202/2’nin öngördüğü hukuka aykırılık türleri bakımından sadakat borcunun genişletilmesi, dürüstlük kuralı ve hakların sakınılarak kullanılması ilkesi şeklinde üçe ayırmak mümkündür. Türk hukukunda pay sahiplerinin hâkim şirkete ve pay sahiplerine karşı sorumluluğunun dürüstlük kuralına dayandırıldığı gerekçesiyle doktrinde; hâkim şirketin genel kurulda kullandığı oy nedeniyle doğan sorumluluğun hâkim pay sahibinin sadakat borcunun genişletilmesi esasına dayandığı, topluluk dışı pay sahiplerinin haklarının gözetilmesi sorumluluğunun da yine dürüstlük kuralı temelli hakların sakınılarak kullanılması esasına dayandığı kabul edilmektedir46

TTK m. 202/2 ile hâkim pay sahibinin sadakat yükümlülüğü, bağlı şirket genel kurulunda ne yönde oy kullanacağı şeklinde genişletilmekte ve bağlı şirketin menfaatini gözetme borcu yüklenmektedir47. Burada hâkim pay sahibinin sorumluluğunun temeli sadece kendisine mahsus olan sadakat borcunu ihlal etmesidir. Doktrinde sadakat borcunun sınırının TTK m. 202/2’de belirtilen önemli kararlar ile çizildiği belirtilmektedir48.

Doktrinde sorumluluğun niteliği, edimden bağımsız borç ilişkisinden kaynaklanan yükümlülük, sadakat borcunun ihlali, haksız fiil ve sözleşmesel sorumluluk olduğu gibi farklı görüşler bulunmaktadır. Sorumluluğun esasının belirlenmesi, hangi hükümlerin uygulanacağının tespiti açısından önem arz etmektedir. 

3. TTK m. 202/2’de Öngörülen Durumlara Aykırılık

TTK’de sayılmış olan yapısal kararlar alınması, birleşme, bölünme, tür değiştirme gibi işlemler tahdidi olmayıp örnekleme olarak sayılmıştır. Bu sayede yapısal değişikliğe yol açabilecek önemli nitelikteki kararların hükmün uygulama alanına dahil edilmesi amaçlanmaktadır. Kanunda birleşme, bölünme, tür değiştirme gibi yapısal nitelikte değişikliklere ilişkin olarak kanunda TTK’nin 191-193. maddeleri arasında hukuka aykırılık durumunda uygulanacak hükümler düzenlenmiştir. Bu hükümler ile ortaklıklar topluluğunda öngörülen hükümler arasında bir öncelik sonralık ilişkisi bulunmamaktadır. TTK m. 202/2’de yer alan düzenlemeler bu hükümler ile çakışmamakta ancak topluluk içerisinde bu kararların alınması durumunda pay sahiplerine daha kapsamlı başvuru hakları tanınmaktadır. Doktrinde ortaklıklar topluluğunun yapısına uygun düştüğü ölçüde bu hükümlere birlikte başvurulabileceği kabul edilmektedir49

Her somut olay bakımından kararın bağlı şirkette meydana getireceği sonuçlar değerlendirilmeli ve TTK m. 202/2’nin kapsamına girip girmeyeceğine karar verilmelidir. Kararın hâkim şirketin hâkimiyetini fiilen kullanması neticesinde alınması gerekmektedir. Eğer söz konusu sorumluluk doğuran karar bir genel kurul kararıysa, hâkim şirketin hâkimiyetini kullanmak suretiyle genel kuruldaki iradeye etki edebiliyor olması gerekmektedir. Bu ise bağlı şirketteki oy haklarının çoğunluğuna sahip olmak, oy sözleşmeler ile çoğunluk oylarını elde etmek ve herhangi bir şekilde bağlı şirket genel kurulunda hâkimiyetini kullanabileceği bir pozisyon oluşturulması ile mümkündür. 

Kararın bağlı şirket bakımından açıkça anlaşılabilen haklı bir sebebinin olmaması gerekmektedir. Doktrinde öne sürülen bir görüşe göre, buradaki haklı sebep kavramı teknik anlamda kullanılmamış olup bununla kastedilen işlemin bağlı şirket açısından zarar doğuracağının anlaşılması ve topluluk bakımından böyle bir işlemin yapılmasının zorunlu olmamasıdır50. Başka bir görüşe göre, haklı sebep kavramı sadece şirketin menfaati ile ilgili değildir, itirazda bulunan pay sahiplerinin menfaatlerinin bulunup bulunmadığının gözetilmesi de zorunlu kılınmaktadır. Hükümde telafi edilmesi öngörülen menfaatler bağlı şirket pay sahiplerinin menfaatleri olmakla sadece bağlı şirket bakamından değerlendirme yapılması mümkün değildir51

TTK m. 202/2’den kaynaklanan sorumluluğun doğması için hâkim şirket, bağlı şirket açısından açıkça anlaşılabilir, haklı bir sebebi olmayan bağlı şirket genel kurul kararının alınmasına sebebiyet vermiş olmalıdır. Kanunda açıkça belirtilmese de söz konusu kararın topluluk menfaatine hizmet etmesi aranmaktadır. Aksi takdirde bu durum hâkimiyetin açıkça hukuka aykırı kullanılması anlamına gelmekle dürüstlük kuralı temelinde iptal edilebilecektir. 

Doktrinde bağlı şirket açısından açıkça anlaşılabilir, haklı bir sebebi olmayan bağlı şirket genel kurul kararının bağlı şirket açısından muhakkak bir zarara sebebiyet vermiş olması gerekmeyeceği ifade edilmektedir. Buna göre, alınan kararın bağlı şirket bakımından bir yararının bulunmaması ve menfaatlerine hizmet etmemesi de sorumluluğun doğumu açısından yeterli kabul edilmektedir. Son olarak; hâkim şirketin hâkimiyetini kullanması suretiyle bağlı şirket genel kurulunda alınan karar ile bağlı şirket pay sahibinin uğramış olduğu zarar arasında illiyet bağı bulunmalıdır.

4. 202/2 Uyarınca Söz Konusu Olacak Talep Hakları ve Kapsamı

TTK m. 202/2’de hâkim şirketin, hâkimiyetini açıkça anlaşılabilir haklı bir sebebi bulunmayan yapısal kararlar almak suretiyle kullanması durumunda bağlı şirket pay sahiplerine karşı sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Bu durumda bağlı şirket pay sahipleri hâkim şirketten kararın neticesinde meydana gelen zararın tazminini ya da payların satın alınmasını talep edebileceklerdir. 

TTK m. 202/2 uyarınca hâkim şirketin hâkimiyetini hukuka aykırı kullanması durumunda bağlı şirket pay sahiplerine, zararın giderilmesi için hâkim şirkete karşı tazminat davası açma veya paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasını talep etme imkânı tanınmıştır. Bu hüküm ile amaçlanan, bağlı şirketten ziyade bağlı şirket pay sahibinin zararlarının giderilmesidir. Genel kurulda alınmış ve bağlı şirket bakımından açıkça anlaşılabilir haklı sebebi olmayan bir genel kurul kararının bağlı şirket pay sahibi açısından doğrudan bir zarara sebebiyet vermesi ihtimali sınırlıdır. Dolaylı zararlar bakımından ise, TTK m. 202/1’de anonim ortaklık yönetim kurulunun sorumluluğuna ilişkin yapılan atfın TTK m. 202/2’de yapılmamış olması, bu hükümler uyarınca dolaylı zararın talep edilip edilemeyeceği meselesini gündeme getirmektedir. Organsal sorumluluk görüşünün kabulü halinde bu durum dolaylı zararın tazmini açısından bir engel oluşturmayacaktır. Pay sahibinin bu tazminat talebini yöneltebilmesi açısından zarar tehlikesi yeterlidir ancak mahkemenin tazminata hükmedebilmesi için zararın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. 

TTK m. 202/2’ye dayalı ileri sürülebilecek olan haklardan bir diğeri de, borsa veya gerçek değerinden veya genel kabul gören bir yöntemle belirlenecek bir değerle paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasıdır. Burada ispat edilecek olan şey, kararın muhtemel bir zarara sebebiyet verebileceği değil, karar sebebiyle pay sahiplerinin hak ve menfaatlerini çekilmez kılacak derecede zedelediğidir. Bu taleplerin öne sürülebilmesi açısından bağlı ortaklık ortağının, kararın alındığı genel kurulda ret oyu vererek muhalefetini toplantı tutanağına geçirtmesi veya yönetim kurulu kararına yazılı olarak itiraz etmesi gerekmektedir. 

TTK m. 202/2’de öngörülen davanın açılması durumunda mahkeme, hâkim şirket tarafından muhtemel zararlar ve payların satın alma değerini karşılayan tutarda paranın teminat olarak yatırılmasına karar vermektedir. Teminat yatırılmadıkça genel kurul kararına veya yönetim kurulu kararına ilişkin hiçbir işlem yapılamaz. Teminata mahkeme re’sen hükmedecek olup talep gerekmemektedir. Davanın kötü niyetle açılması durumunda hâkim şirket de teminat yatırılmasını talep edebilecektir. 

IV. SONUÇ

TTK’de öngörülen hâkimiyet araçlarının kullanılması suretiyle hâkim şirketin, bağlı şirket üzerinde hâkimiyet kurabileceği kabul edilmiştir. Hâkimiyetin kullanılması her durumda hukuka aykırılık teşkil etmez. TTK’de şirketler topluluğuna ilişkin öngörülen rejimde, denkleştirme gibi birtakım vasıtalarla hâkimiyetin kullanılabilmesine müsaade edilmiş ancak hukuka aykırı kullanımının önüne geçilmesi için bazı sınırlamalar öngörülmüştür. Buna göre yönlendirme ve talimattan doğan kaybın denkleştirilmemesi durumunda ve bağlı şirkette yapısal kararlar alınması suretiyle bağlı şirketin zarara uğratılması durumunda, hâkim şirket ve hâkim şirket yönetim kurulu üyelerinin hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasından dolayı sorumluluğu doğacaktır. 

KAYNAKÇA

ABUZER KENDİGELEN, Yeni Türk Ticaret Kanunu: Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler, 3. Baskı, İstanbul 2016.

ERSİN ÇAMOĞLU, Şirketler Topluluğunda Hâkimiyetin Kötüye Kullanılmasından Doğan Sorumluluk  Davaları, S. 2, 2013.

FATMA BERİL ÖZCANLI, Şirketler Topluluğunda Hâkimiyetin Hukuka Aykırı Kullanılması, 1. Baskı, İstanbul 2021.

GÜL OKUTAN NILSSON, Şirketler Topluluğu, 1. Baskı, İstanbul 2009. HAMDİ YASAMAN, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nda Hâkimin Genişleyen Rolü, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, S. 4, 2009.

HASAN PULAŞLI, Türk Ticaret Kanunu Tasarısına Göre Şirketler Topluluğunun Temel Nitelikleri ve Hâkim Şirketin Güven Sorumluluğu, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1, 2007.

İRFAN AKIN, Şirketler Topluluğu Sorumluluk Hukuku, 1. Baskı, Ankara 2014.

KÜRŞAT GÖKTÜRK, Şirketler Topluluğunda Sorumluluk Esasları, 2. Baskı, Ankara 2022.

MURAT GÜREL, “Bağlı Şirket Genel Kurulunda Alınan Yapısal Değişiklik Kararları Nedeniyle Hâkim Şirketin Sorumluluğuna İlişkin TTK Madde 202.2’nin Gerekliliği Üzerine”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 32, S. 2, 2016.

NECLA AKDAĞ GÜNEY, Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, 2. Baskı, İstanbul 2010.

DİPNOT

1 Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.195 (Madde numaralarına metnin içinde yer verilebilir.).

2 Fatma Beril Özcanlı, Şirketler Topluluğunda Hâkimiyetin Hukuka Aykırı Kullanılması, 1.Baskı, İstanbul 2021, s. 427.

3 Hasan Pulaşlı, “Türk Ticaret Kanunu Tasarısına Göre Şirketler Topluluğunun Temel Nitelikleri ve Hâkim Şirketin Güven Sorumluluğu”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XI, S. 1, 2007, s. 263.

4 Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.202.

5 Gül Okutan Nilsson, Şirketler Topluluğu, 1. Baskı, İstanbul 2009, s. 281.

6 İrfan Akın, Şirketler Topluluğu Sorumluluk Hukuku, 1. Baskı, Ankara 2014, s. 280.

7 Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.202.

8 Özcanlı, s.252’den naklen, Emmerich, Habersack, Münih 2021.

9 Özcanlı, s. 317’den naklen, Emmerich, Habersack, Münih 2021.

10 Özcanlı, s. 317’den naklen, Wimmer Leonhardt, Saarland 2004.

11 Okutan Nilsson, s. 324.

12 Özcanlı, s. 317’den naklen, Altmeppen, Münih 2010.

13 Özcanlı, s. 329.

14 Özcanlı, s. 132’den naklen, Emmerich, Habersack, Münih 2021, s. 24.

15 Özcanlı, s. 132’den naklen, Altmeppen, Münih 2010, s. 154.

16 Okutan Nilsson, s. 381.

17 Özcanlı, s. 368.

18 Okutan Nilsson, s. 382.

19 Hamdi Yasaman, “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nda Hâkimin Genişleyen Rolü”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 25, S. 4, 2009, s. 93.

20 Özcanlı, s. 329.

21 Okutan Nilsson, s. 345.

22 Okutan Nilsson, s. 352.

23 Okutan Nilsson, s. 342.

24 Okutan Nilsson, s. 343.

25 Okutan Nilsson, s. 343.

26 Necla Akdağ Güney, Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, 2. Baskı, İstanbul 2010, s. 190.

27 6102 Sayılı TTK’ya İlişkin Gerekçe.

28 Özcanlı, s. 392’den naklen, Ünal Tekinalp, İstanbul 2021.

29 Kürşat Göktürk, Şirketler Topluluğunda Sorumluluk Esasları, 2. Baskı, Ankara 2022, s. 213.

30 Özcanlı, s. 394.

31 Okutan Nilsson, s. 357.

32 Okutan Nilsson, s. 360.

33 Özcanlı, s. 398.

34 Özcanlı, s. 342.

35 Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.203.

36 Özcanlı, s. 428.

37 Özcanlı, s. 430.

38 Göktürk, s. 277.

39 Özcanlı, s. 435.

40 Abuzer Kendigelen, Yeni Türk Ticaret Kanunu: Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler, 3. Baskı, İstanbul 2016, s. 189.

41 Okutan Nilsson, s. 435.

42 Özcanlı, s. 439.

43 Murat Gürel, “Bağlı Şirket Genel Kurulunda Alınan Yapısal Değişiklik Kararları Nedeniyle Hâkim Şirketin Sorumluluğuna İlişkin TTK Madde 202.2’nin Gerekliliği Üzerine”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 32, S. 2, 2016, s. 200.

44 Özcanlı, s. 448.

45 Özcanlı, s. 448.

46 Özcanlı, s. 448.

47 Ersin Çamoğlu, “Şirketler Topluluğunda Hâkimiyetin Kötüye Kullanılmasından Doğan Sorumluluk Davaları”, GÜHFD, C. 78, S. 2, Ekim 2013, s. 29.

48 Okutan Nilsson, s. 391.

49 Akın, s. 308.

50 Çamoğlu, s. 25.

51 Okutan Nilsson, s. 310.

  • Özet yapım aşamasında
Keywords
Şirketler Topluluğu, Hâkimiyet, Hâkim Şirket, Bağlı Şirket, Hâkimiyetin Kötüye Kullanılması.
Capabilities
Corporate and M&A
Dispute Resolution
More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 189

Gsi Brief 189

Brief
Read more

Articletter - Winter Issue

Elektronik Ticaret Aralık 2022 Yönetmeliği Hakkında Değerlendirme

Elektronik Ticaret Aralık 2022 Yönetmeliği Hakkında Değerlendirme

2024
Read more
Elektronik Ortamdaki Verilerin Delil Niteliği

Elektronik Ortamdaki Verilerin Delil Niteliği

2024
Read more
Türkiye'de İdari Ombudsmanlığın İşleyişi

Türkiye'de İdari Ombudsmanlığın İşleyişi

2024
Read more
Türk Hukukunda İşyeri Devrinde İşçinin, İş İlişkisinin Devralana Geçişine İtiraz Hakkı (İş Kanunu m. 6 Ve TTK m. 178 Işığında)

Türk Hukukunda İşyeri Devrinde İşçinin, İş İlişkisinin Devralana Geçişine İtiraz Hakkı (i̇ş Kanunu M. 6 Ve Ttk M. 178 Işığında)

2024
Read more
Action For Damages In Case Of Unlawful Exercise Of Control In A Group Of Companies