ÖZET
Bu çalışmada Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurul’unun ‘henüz tahsil edilmeyen teminat mektubu bedeli veya karşılıksız ise de bankanın ödemek zorunda kalacağı kanuni karşılık bedelinin, risk gerçekleşmeden önce muaccel bir alacak niteliğinde olmadığı ve muaccel bir alacağın söz konusu olmadığı durumda ise açık kanun hükmü gereği ihtiyati haciz müessesesinden yararlanılamayacağına’ ilişkin uyuşmazlık konusu kararı incelenmiştir. Teminat mektuplarında kanunen ödenmesi zorunlu meblağ ile ilgili olarak, banka ile lehtar veya müşteri arasındaki sözleşmede, risk gerçekleşmeden bankanın teminat mektubu veya karşılıksız çekle ilgili ileride ödenecek risk bedelini depo ettirebileceğine ilişkin kanuni düzenleme söz konusudur. Buna karşın, depo ettirme hakkının ihtiyati haciz isteme hakkını da içerdiği ve dolayısıyla bu durumda ihtiyati haciz kararı verilebileceği şeklindeki yaklaşımı, depo etmeyi isteme yetkisinin bünyesinde ifa etmeyi talep etme hakkını içermemektedir. Buna göre, söz konusu kararda depo etme hakkı ile ifayı talep hakkının aynı şey olmadığı ifade edilmiştir. Kanaatimizce, söz konusu kararda muacceliyet koşulunun gerçekleşmesinin banka teminat mektup bedeli veya karşılıksız kalan çek yaprağı bedelinin ancak muhataba ödeme yapılması koşuluna bağlamak, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin yok sayılması sonucunu doğuracak tehlikeli bir yaklaşımdır. Banka ile lehtar arasında düzenlenen teminat mektubu temin etme sözleşmesinde teminat mektubu bedelinin, banka ile çek hesabı sahibi arasında düzenlenen sözleşmede karşılıksız kalan çek yaprağı bedelinin depo edileceğine ilişkin hüküm bulunması halinde bu bedeller banka için teminat teşkil ettiğinden ve teminat paraya ilişkin olması ve rehin ile temin edilmeyen ve hesabın kat’ı ile birlikte muacceliyet koşulu da gerçekleşen bedeller gözetildiğinde, 2004 sayılı Kanun’un 257. maddesinde yer verilen para borcu kapsamında değerlendirilen teminat alacağı için ihtiyati haciz kararı verilebilmesi gerekmektedir.
I. GİRİŞ
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve 19. Hukuk Dairesi arasında teminat alacakları için ihtiyati haciz kararı verilip verilemeyeceği hususundaki görüş ayrılıkları üzerine içtihadı birleştirme başvurusu yapılmıştır. Bu konuda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi1, henüz risk gerçekleşmediği için ödenmemiş teminat mektubu veya karşılıksız çek için kanunen ödenmesi zorunlu meblağ ile ilgili olarak banka ile lehtar arasındaki sözleşmelerde risk gerçekleşmeden bankanın teminat mektubu veya karşılıksız çekle ilgili ödenecek risk bedelini depo ettirebileceğine ilişkin hüküm bulunmakta ise depo ettirme yetkisinin ihtiyati haciz isteme yetkisini de içerdiğini kabul ederek ihtiyati haciz kararı verilebileceği görüşündedir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi2 ise, bankanın teminat mektubu veya karşılıksız çekle ilgili ödeme yapmadığı sürece alacağın muaccel olmayacağı ve dolayısıyla ihtiyati haciz kararı verilemeyeceği görüşündedir. Genel Kurul, yaşanan bu çelişkiyi dikkate alarak, depo ettirme yetkisine sahip olmanın, kendiliğinden ihtiyati haciz isteme yetkisini de bünyesinde barındırdığının kabulünün doğru olmayacağı, dolayısıyla teminat gösterme borcu için ihtiyati haciz kararı verilemeyeceği şeklinde içtihatta bulunmuştur.
Bu incelememizde, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 27.12.2017 tarih, 2016/1 E. ve 2017/6 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı (“Karar”) ışığında teminat gösterme borcu için ihtiyati haciz kararı verilip verilemeyeceği hususu, teminat, muacceliyet, ihtiyati haciz ve riziko gibi kavramlar çerçevesinde irdelenmiştir.
II. ÖZET
İncelenen Kararda Genel Kurulca Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin görüşü esas alınarak, ihtiyati haczin niteliği itibariyle “icra işlemi” olmayıp, özel bir geçici hukuki koruma müessesesi olmasından bahisle, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (“2004 sayılı Kanun”) 257. maddesindeki şartlar çerçevesinde ihtiyati haciz müessesesi, sadece “para alacakları” için öngörüldüğünden, teminat alacakları ve teminat gösterme borcu için ihtiyati haciz kararı verilemeyeceğine hükmedilmiştir. Öte yandan, teminat mektuplarında kanunen ödenmesi zorunlu meblağ ile ilgili olarak, banka ile lehtar veya müşteri arasındaki sözleşmede, risk gerçekleşmeden bankanın teminat mektubu veya karşılıksız çekle ilgili ileride ödenecek risk bedelini depo ettirebileceği hükmü mevcutsa, depo ettirme yetkisinin ihtiyati haciz isteme yetkisini de içerdiğini dolayısıyla bu durumda ihtiyati haciz kararı verilebileceğinin, depo etmeyi isteme yetkisinin bünyesinde ifa etmeyi talep etme yetkisini içerdiğinin kabulünün mümkün olmadığı, depo etme ile ifa etmenin aynı şey olmadığı ifade edilmiştir.
III. İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME
İçtihadı Birleştirme Kararını daha iyi tahlil edebilmek için gayri nakdi kredilerden olan banka teminat mektubunun hukuki niteliğini incelemekte fayda vardır.
A. Banka Teminat Mektubu
Ekonomik açıdan kredi hazır bir satın alma gücünün kullanılmasından belli bir süreyle diğer bir kişi lehine vazgeçilmesi veya bu gücün ona terk edilmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Banka kredi sözleşmesi ise, kredi verenin, krediyi alana belirli şartlarda ödünç para vermeyi ya da kredisini onun emrine tahsis ederek bir riski üstlenmeyi, bunun karşılığında kredi alanın aldığı parayı iade etmeyi veya riski ortadan kaldırmayı yahut riskin gerçekleşmesi üzerine yapılan ödeme ile oluşan zararı gidermeyi, bunlara ek olarak kredi verene bir ivaz ödemeyi yüklendiği sözleşmedir3. Bu tanım nakdi krediler için geçerli olmakla birlikte, gayri nakdi kredi, kredi verenin (bankanın) doğrudan doğruya bir para çıkışı yapmadığı, bir diğer deyişle ödünç para vermediği; bunun yerine kredi kullanan borçlu lehine bir taahhüde girerek sorumluluk üstlendiği sözleşme türüdür. Gayri nakdi kredilerde önemli olan husus, bu krediler nakde tahvil olduklarında nakdi krediye dönüşürler.
Gayri nakdi krediler arasında çoğunlukla kullanılan bir tür vardır ki bu banka teminat mektuplarıdır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun (“5411 sayılı Kanun”) 48. maddesinde; “Bankalarca verilen nakdî krediler ile teminat mektupları, … gayrinakdî krediler ve bu niteliği haiz taahhütler … gayrinakdî kredilerin nakde tahvil olan bedelleri, ters repo işlemlerinden alacaklar, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile benzeri diğer sözleşmeler nedeniyle üstlenilen riskler, ortaklık payları ve Kurulca kredi olarak kabul edilen işlemler izlendikleri hesaba bakılmaksızın bu Kanun uygulamasında kredi sayılır.” şeklinde hüküm tesis edilmiştir. Bu anlamda gayri nakdi kredilerden olan teminat mektupları 5411 sayılı Kanun çerçevesinde kredi sayılmaktadır.
Yargıtay’ın 1967 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında4 banka teminat mektuplarının hukuki niteliğinin ‘garanti sözleşmesi’ olduğu ifade edilmiştir. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararına göre;
“…bankanın sıfatı teminatı veren olduğundan, taahhüdün, esas sözleşmeyi yapan taraflardan ve esas akitten ayrı ve tamamen müstakil olduğunu, banka taahhüdünün lehtarın borcunun geçerliliğine ve varlığına bağlı olmaksızın garanti taahhüdü olarak tecessüm edeceğini; asıl borçlunun ileri sürebileceği itirazlara bakılmaksızın borcun yerine getirilmemesinden doğan zararın tazmininin kabul edilmesi hâlinde, garanti verme durumunun söz konusu olduğu, üçüncü şahsın fiilini garanti edenin müstakil bir taahhüt altına girdiği…” belirtilmiştir. Nitekim 1967 tarihli başka bir İçtihadı Birleştirme Kararında5, teminat mektuplarının mahiyet itibariyle 6098 Sayılı Borçlar Kanunu 128. maddesinde sözü edilen üçüncü şahsın fiilini taahhüt niteliğinde bir garanti akdi olduğu hüküm altına alınmıştır.
Bu anlamda, teminat mektupları üçüncü şahsın bir fiilini ya da fiillerini taahhüt niteliğinde bir garanti sözleşmesidir ve banka borcu ancak riskin doğması ile ortaya çıkar. Teminat mektuplarında banka ile muhatap arasındaki garanti sözleşmesi soyut borç ikrarı niteliğinde değildir ve bankanın ödeme mükellefiyetinin doğumu için, garanti sözleşmesi kapsamında kalan riskin gerçekleştiğinin muhatap tarafından ispat edilmesi gerekmektedir6. Teminat mektuplarında lehdar ile muhatap arasında sözleşmesel bir alt ilişki bulunmaktadır ve lehdarın, bu sözleşmeden doğan asli ve/veya yan edim yükümlülüklerini vaktinde, tam ve gereği gibi ifa etmemesi halinde muhatap bakımından riskin oluştuğu söylenebilecektir. Garanti veren bankanın yükümlülüğü, garanti alanı (teminat mektubu muhatabını) müstakbel bir zarara karşı korur. En nihayet, risk gerçekleşip bankaca muhataba ödeme yapılmadıkça, diğer deyişle mektup bedeli tazmin edilmedikçe bankanın müşterisine rücu etmesi söz konusu olmayacaktır. Mektup bedeli tazmin edilmeden ve rücu hakkı doğmadan takip yapılamayacaktır.
B. İhtiyati Haciz Kavramı
İhtiyatı haciz müessesesi, mevcut veya müstakbel bir para alacağını korumak için faydalanılan geçici koruma tedbiridir. İhtiyati haciz şartları, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (“2004 sayılı Kanun”) 257. maddesinde sayılmıştır. Buna göre ilgili kanun maddesinde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten hazcettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1. Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa,
2. Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa, Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.” şeklinde hüküm tesis edilmiştir. Buna göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için şu iki şart birlikte aranmaktadır: (i) Alacağın rehinle temin edilmemiş olması, (ii) Alacağın vadesinin gelmiş olması. Bu iki şart birlikte gerçekleştiği zaman, alacaklı borçlunun nezdinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz malları ile alacaklarını haczettirebilir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında; İçtihadı Birleştirme Kararında öncelikle vurgulanan husus, teminat mektubu veren banka ile muhatap arasındaki sözleşmenin garanti sözleşmesi niteliğinde olduğu, bankanın sorumluluğunun feri değil asıl borçtan bağımsız ve asli borç olduğudur. Banka, teminat mektubunu düzenlerken nakit, menkul rehni, ipotek, teminat mektubu almak suretiyle verdiği teminat mektubu riski için kendisini güvenceye alabilir. Keza sözleşmede istenecek her türlü ek teminatın verileceği veya lehtarın kredi riskinin artması, isteğe rağmen teminat mektuplarının iade edilmemesi, lehtarın durumu hakkında şüpheye düşülmesi, lehtarın mali durumunun sarsılmış olması gibi hallerde veya hiçbir neden göstermeksizin, sözleşmedeki hükme dayanarak henüz nakde çevrilmeyen teminat mektup tutarının; banka, lehtar, müteselsil borçlu ve kefilden depo edilmesini isteyebilir. Teminatın depo edilmesi için ilamsız takip yapılabilir. Nitekim 2004 sayılı Kanun’un 42. maddesi:
“Bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair olan cebri icralar takip talebiyle başlar ve haciz yoliyle veya rehnin paraya çevrilmesi yahut iflas suretiyle cereyan eder.” şeklinde düzenlenmiştir. Teminat alacakları için ilgili kanun hükmü gereğince genel haciz yoluyla takip yapılabilir ise de, ihtiyati haciz kararı verilemez. Nitekim 2004 sayılı Kanun’un 257. maddesinde ihtiyati haciz yalnızca ‘para alacakları’ için öngörülmektedir. İhtiyati haciz, icra işlemi değil, özel hukuki koruma müessesesi olduğundan, ancak anılan kanun hükmündeki şartlar çerçevesinde talep edilebilir. Teminatın depo edilmesi için ihtiyati haciz kararı verilemez.
Henüz nakde çevrilmeyen teminat mektupları ile ilgili olarak teminat mektubundaki meblağın tahsili için genel haciz yoluyla takip yapılamaz. Bunun gerekçesi ise, para alacağından kaynaklanan borç, risk gerçekleşmediği ve bankanın henüz bir ödemesi bulunmadığı için muaccel olmamıştır. Muaccel olmayan bir alacak için ihtiyati haciz kararı verilemeyecektir.
Çek yaprakları bakımından bankanın riski, çekin kullanılıp bankaya ibrazından sonra karşılıksız çıkmasıyla doğacağı ortaya çıkmaktadır. Bu riskin gerçekleşmemesi halinde muaccel bir alacaktan söz edilemeyeceği ve muaccel olmayan bir alacak için de ihtiyati haciz kararı verilemeyeceği tartışmasızdır.
Öte yandan, teminat mektuplarında kanunen ödenmesi zorunlu meblağ ile ilgili olarak, banka ile lehtar veya müşteri arasındaki sözleşmede, risk gerçekleşmeden bankanın teminat mektubu veya karşılıksız çekle ilgili ileride ödenecek risk bedelini depo ettirebileceği hükmü mevcutsa, depo ettirme yetkisinin ihtiyati haciz isteme yetkisini de içerdiğini dolayısıyla bu durumda ihtiyati haciz kararı verilebileceğinin kabulü halinde belirtmek gerekir ki, ihtiyati haciz talep edilebilmesi için kural olarak o borcun muaccel olması gerekir. Bu durumda asıl sorun, henüz tahsil edilmemiş teminat mektubu veya karşılıksız kalıp kalmayacağı henüz belli olmayan çeklerin kanuni karşılıkları olan bedellerin banka tarafından istenip istenemeyeceği konusudur. Banka ile müşteri arasında yapılan sözleşmede anılan şekilde hüküm mevcut olsa dahi, banka sadece depo edilmesini isteyebilir, kendisine ödeme yapılmasını talep edemez. Depo ile ifanın hukuki mahiyeti farklı olduğundan, depo edilmesini isteme hakkı söz konusu alacağın mevcut olduğunu göstermediği gibi, henüz vadesinin geldiğini ve muaccel olduğunu da ortaya koymamaktadır. Kaldı ki, banka sözleşmeye bu şekilde bir hüküm koymakla risk dolayısıyla alacağını garanti altına almıştır. Diğer bir ifadeyle alacak teminat altına alınmış olacağından, özel hukuki koruma müessesesi olan ihtiyati hacze ihtiyaç bulunmamaktadır.
Henüz tahsil edilmeyen teminat mektubu bedeli veya karşılıksız çıkabileceği ihtimaline karşısında bankanın ödemek zorunda kalacağı kanuni karşılık bedeli, risk gerçekleşmeden önce muaccel bir alacak niteliğinde değildir. Muaccel bir alacağın söz konusu olmadığı durumda ise ihtiyati haciz müessesesinden yararlanılamayacağı ise açık kanun hükmü gereğidir.
IV. SONUÇ
Yukarıda incelenen İçtihadı Birleştirme Kararında, teminat gösterme borcunun Kanunun 257. maddesi gereği bir para alacağı niteliğinde olmadığı ifade edilmiştir. Yüksek mahkeme, gayri nakdi kredi türü olan banka teminat mektuplarına dayanarak alacağın depo edilmesini isteme yetkisinin, bünyesinde ihtiyati haciz isteme yetkisini de barındırmadığına hükmetmiştir. Diğer taraftan bankanın sözleşmeye depo edilmesini isteme yetkisine ilişkin hüküm halinde, banka halihazırda riskten kaynaklanacak alacağını garanti altına almış olacağından, özel hukuki koruma müessesi olan ihtiyati hacze de gerek kalmayacağı ifade edilmiştir. 2004 sayılı Kanun’un 257. maddesinde geçen ‘para borcunun alacaklısı’ ibaresi, değişiklik öncesinde ‘bir borcun alacaklısı’ olarak ifade edilmiş ve ihtiyati haczin, ihtiyati tedbirden farklı olarak sadece para alacakları için öngörülmüş bir koruma tedbiri olduğu vurgulanarak yanlış uygulamaların önüne geçilmesi, para alacağı dışındaki taleplerde ihtiyati haciz istenemeyeceği gerekçesiyle değiştirilmiştir7. Bu bakımdan, değişikliğin amacı teminat alacaklarının kapsam dışında bırakılması değildir. Kanaatimizce, para borcu kavramı teminat alacaklarını da içerecek surette geniş yorumlanmalıdır8. Nitekim 2004 sayılı Kanun’un 42. maddesinde de belirtildiği üzere, para borcunun ödenmesi için ilamsız icra takibi yapılması mümkün olduğu gibi teminat gösterilmesi için de ilamsız icra takibi yapılması mümkündür.
Her ne kadar, Kanuna göre konusu paradan başka bir şey olan teminat alacakları için ihtiyati haciz istenemeyecek olsa da, konusu para olan, özellikle bir miktar paranın tevdi edilmesi şeklinde olan teminatlarda ihtiyati haciz talep edilmesinde herhangi bir hukuki engel bulunmamaktadır. İhtiyati hacze esas olan alacak para alacağı ise de gösterilmesi taahhüt edilen teminatın gösterilmemesi durumunda alacaklı bu paranın depo edilmesi için dava açabileceği gibi ilamsız icra takibi de yapabilir. Şu hâlde böyle bir mevcut veya müstakbel bir davaya veya icra takibine konu olabilecek istemlere yönelik olarak geçici koruma tedbiri niteliğinde ihtiyati haciz de istenebilmektedir. Zira, ihtiyati haczin amacı para alacakları için yapılan takipleri güvence altına almaktır. İhtiyati haczin sonucunu güvence altına aldığı dava veya takip konusu, alacaklının nihai tatminini sağlayan ifa amaçlı bir talep olabileceği gibi, alacaklıya teminat sağlamaya yönelik bir talep de olabilir. Burada önemli olan bir para alacağına yönelik talebin güvence altına alınmasıdır.
Bu itibarla kanaatimizce ‘para borcu’ kavramı, konusu para olan teminatları da kapsadığından 2004 sayılı Kanun’un 257. maddesinde düzenlenen koşul gerçekleşmiştir.
Öte yandan kanaatimizce, yukarıda incelenen İçtihadı Birleştirme Kararında ifade edilen, muacceliyet koşulunun gerçekleşmesinin banka teminat mektup bedeli veya karşılıksız kalan çek yaprağı bedelinin ancak muhataba ödeme yapılması koşuluna bağlamak, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin yok sayılması sonucunu doğuracak tehlikeli bir yaklaşımdır. Sözleşme hükümlerine göre hesabın kat’ı ile birlikte alacak-depo talebi de muaccel olacağından 2004 sayılı Kanun’da belirtilen muacceliyet koşulu da gerçekleşmiş sayılacaktır. Nitekim banka ile lehtar arasında düzenlenen gayri nakdi kredi sözleşmesinde (banka teminat mektubu) banka teminat mektubu bedelinin, banka ile çek hesabı sahibi arasından düzenlenen sözleşmede karşılıksız kalan çek yaprağı bedelinin depo edilmesine ilişkin hüküm bulunması halinde hesabın kat’ı ile birlikte bu bedeller yönünden de depo davası açılması, ilamsız icra takibi yapılması veya ihtiyati haciz istenebilmesi için muacceliyet koşulu gerçekleşmiştir. Netice itibariyle, banka ile lehtar arasında düzenlenen teminat mektubu temin etme sözleşmesinde teminat mektubu bedelinin, banka ile çek hesabı sahibi arasında düzenlenen sözleşmede karşılıksız kalan çek yaprağı bedelinin depo edileceğine ilişkin hüküm bulunması halinde bu bedeller banka için teminat teşkil ettiğinden ve teminat paraya ilişkin olduğundan, rehin ile temin edilmeyen ve hesabın kat’ı ile birlikte muacceliyet koşulu da gerçekleşen bedeller gözetildiğinde, 2004 sayılı Kanun’un 257. maddesinde yer verilen para borcu kapsamında değerlendirilen teminat alacağı için ihtiyati hacze karar verilebilmesi gerekmektedir.
KAYNAKÇA
ÜNAL TEKİNALP, Banka Hukukunun Esasları, 2. Baskı, İstanbul 2009, s. 479-509
VAHİT DOĞAN, Banka Teminat Mektupları, 4. Baskı, İstanbul 2011, s. 177 SAİM ÜSTÜNDAĞ, Medeni Yargılama Hukuku, 7. Baskı, İstanbul 2000, s. 475
BAKİ KURU, İcra ve İflas Hukuku, 1. Baskı, İstanbul 1997, s. 2495
DİPNOT
1 Söz konusu kararlar için bkz, Yargıtay 11. H.D., 22.02.2012 T. 935/2567; 22.10.2012 T. 14297/16782; 06.11.2012 T. 17303/20159; 05.12.2012 T. 16721/19916.
2 Söz konusu kararlar için bkz, Yargıtay 19. H.D., 13.12.2007 T. 11443/11273; 15.03.2010 T. 1520/2849.
3 Ünal TEKİNALP, Banka Hukukunun Esasları (İstanbul: Vedat Yayıncılık, 2009), s. 479-509.
4 Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 13.12.1967 tarihli, 1966/16 E. ve 1967/7 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı.
5 Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 11.06.1969 tarihli, 1969/4 E. ve 1969/6 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı.
6 Vahit DOĞAN, Banka Teminat Mektupları (İstanbul: Seçkin Yayıncılık, 2011), s. 177.
7 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 59 uncu maddesiyle madde başlığı “İhtiyatî haciz:“ iken “İhtiyatî haciz şartları”; birinci fıkrasında yer alan “borcun” ibaresi, “para borcunun”; ikinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan “kaçarsa” ibaresi “kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa;” olarak değiştirilmiş metne işlenmiştir.
8 Saim ÜSTÜNDAĞ, Medeni Yargılama Hukuku (İstanbul, 2000), s. 475, Baki KURU, İcra ve İflas Hukuku (İstanbul: Alfa Yayıncılık, 1997), s. 2495.








