Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Rehin Sözleşmelerinde Özel Satış Yetkisi

2018 - Winter Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Rehin Sözleşmelerinde Özel Satış Yetkisi

Intellectual Property
2018
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

Bir borç ilişkisinin tarafları arasında yapılan rehin sözleşmesi ile alacaklı lehine tesis edilmiş olan rehnin özel yoldan satış yetkisinin alacaklıya verilmesi sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Rehnin özel yoldan satışı Türk hukukunda kapsamlı bir şekilde düzenlenen bir husus olmamakla beraber, belirli özel durumlar için kanun koyucu rehnin özel yoldan satışını düzenlemiştir. Makalemizde öncelikle rehin hakkının hukuki olarak içeriği ve anlamı açıklanmış ve sonrasında da rehnin özel yoldan satış yetkisinin rehin alana verilmesinin hukuki geçerliliği özellikle İcra ve İflas Hukuku, Borçlar Hukuku ve Medeni Hukuk bakımından incelenmiştir. Son olarak lex commissoria yasağı ve rehnin özel yoldan satışında özellik arz edebilecek durumlar incelenmiştir.

I. GİRİŞ

Bir borç ilişkisinde borçlu tarafından verilen teminatın asıl amacı, alacaklının alacağına kavuşamaması halinde teminatın paraya çevrilip satış bedelinden alacaklıya alacağının ödenmesidir1. Bununla beraber, söz konusu teminatın paraya çevrilmesi sürecinin icra organları aracılığıyla gerçekleştirilmesi, borç ilişkisinin tarafları açısından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (“İİK”) 115. maddesi uyarınca rehinli malın icra müdürlüğü tarafından takdir edilen kıymetinin %50’si üzerinden artırmaya konu olacak olması, sürecin uzun sürmesi ve masraflı olması nedenleri ile tercih edilmeyebilmektedir. Bu nedenle icrai yol ile satış mekanizmasının atıllığından kaçınmak amacıyla ve dolayısıyla teminatın paraya çevrilmesinin icra organları tarafından yapılmasının önüne geçmek amacıyla, borç ilişkisinin ve bu kapsamda rehin ilişkisinin tarafları bu sürecin alacaklı tarafından gerçekleştirilmesini kararlaştırabilmektedirler. Teminatın rehin şeklinde belirlendiği borç ilişkilerinde, makalemizin de konusunu oluşturan rehni satış yetkisinin alacaklıya verilmesi söz konusu olabilmektedir.

II. REHİN HAKKI

Rehin hakkı, rehnin lehine tesis edildiği kimseye alacağının ödenmemesi durumunda, merhunun paraya çevrilmesi suretiyle elde edilecek gelirden, alacağını elde etme imkânı vermektedir2. Rehin hakkının tesis edilmesine yönelik olarak akdedilen rehin sözleşmesiyle borçlu veya borç ilişkisi dışındaki üçüncü bir kişi, alacaklı lehine, söz konusu alacağın teminat altına alınması amacıyla kendi eşyası üzerinde rehin tesis etmektedir3. Bu kapsamda rehin hakkı sahibine eşyanın değeri tahsis edilmektedir. Rehin hakkı ile mülkiyetin içeriğine ait yetkinin bağımsızlaştırılması sağlanmaktadır. Başka bir deyişle rehinli eşyanın maliki, rehin hakkı sağlanması yoluyla eşyanın paraya çevrilme yetkisini rehinli alacaklıya tahsis etmektedir4.

Rehin hakkının tesis edildiği durumlarda her şeyden önce üzerinde rehin tesis edilmiş olan eşyanın paraya çevrilebilir olması gerekmektedir5. Paraya çevrilebilir olmayan bir eşyanın rehne konu olması da mümkün değildir. Bu kapsamda, rehin hukukunun temel prensiplerinden biri olan lex commissoria yasağı da rehin konusu eşyanın paraya çevrilebilir olma özelliğini ortadan kaldırmamaktadır. Zira söz konusu yasak, yalnız üzerinde rehin tesis edilebilecek eşyalarda, bir başka deyişle paraya çevrilebilir eşyalarda gündeme gelebilir. Paraya çevrilebilir olma durumu, mülkiyetinin devri mümkün olan eşyalar için söz konusudur. Mülkiyetinin devri mümkün olmayan bir eşya rehin verilemeyeceği gibi, borç ödenmediği takdirde üzerinde rehin tesis edilmiş olan eşyanın kendiliğinden rehin alana geçişi de mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla denilebilir ki; lex commissoria yasağı, paraya çevrilebilirlik ile ilgili bir yasak olmayıp, yalnızca rehin alana rehinli eşyanın mülkiyetinin geçirilmesini engeller. Paraya çevrilmesinin mümkün olmadığı bir eşya üzerinde rehin tesis edilmesi mümkün olmadığı gibi, bu durumun lex commissoria yasağı kapsamına girmesi de mümkün olmayacaktır6.

Makalemizin de konusunu oluşturan, rehnin özel yoldan satışı ile paraya çevrilmesinin hukuken mümkün olup olmadığının incelenebilmesi için öncelikle; rehnin paraya çevrilmesi işleminin Türk Hukuku’nda öncelikle düzenlendiği İİK ilgili hükümleri incelenmelidir.

III. İCRA VE İFLAS KANUNU KAPSAMINDA REHNİN PARAYA ÇEVRİLMESİ

İcra ve İflas Kanunu kapsamında rehnin paraya çevrilmesine ilişkin olarak düzenlenmiş olan takip yolları 

şunlardır:

• İİK m. 150/h kapsamında menkul rehninin paraya çevrilmesi için ilamlı takip,

• İİK m. 145 ve147 kapsamında menkul rehninin paraya çevrilmesi için ilamsız takip,

• İİK m. 148, 149/b ve 150/d kapsamında ipoteğin paraya çevrilmesi için ilamsız takip, 

• İİK m. 150/h kapsamında ilam ya da ilam niteliğinde bir belgeyle tespit edilmiş bulunan ipoteklerin 

paraya çevrilmesi,

• İİK m. 149/a kapsamında kayıtsız şartsız borç ikrarını ihtiva eden ipotek akit tablosu ile kurulmuş 

olan ipoteklerin paraya çevrilmesi,

• İİK m. 150/ı kapsamında cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen kredileri temin amacıyla alınan ipoteklerin paraya çevrilmesi.

İİK hükümlerine göre başlatılmış olan bir takibe ilişkin olarak İİK hükümleri emredici nitelik teşkil etmektedirler7. Bu kapsamda başlatılmış olan bir takipte, borçlunun, alacaklının ve takip sürecini yöneten icra dairesinin uyması gereken sürelerden, her ne kadar tarafların İİK m. 20 kapsamında feragat etmeleri mümkün olsa da, bu sürelerin sözleşmeyle değiştirilmesi imkân dâhilinde değildir8. İİK kapsamında belirtilen süreler hem icra dairesi tarafından hem de icra mahkemesi tarafından resen gözetilmektedir9. Bununla beraber, rehnin paraya çevrilmesine ilişkin olarak, doktrinde, İİK hükümlerine başvurmanın emredici olup olmadığı konusunda bir uzlaşma bulunmamaktadır10. Doktrinde ileri sürülen görüşlerden ilki, merhunun paraya çevrilebilmesi için İİK hükümlerine başvurmanın ve bu kapsamda icra takibi başlatmanın zorunlu olduğudur11. Bununla beraber doktrindeki hakim görüş, İİK hükümlerine başvurmanın zorunlu olmadığı yönündedir12. Kanımızca da, Türk hukuku kapsamında rehnin paraya çevrilmesi işleminin İİK hükümlerine başvurarak yapılması konusunda bir zorunluluk bulunmamaktadır. 

İİK hükümlerine başvurmanın zorunlu olarak kabul edilmesi, borçlar hukukunun temelini oluşturan sözleşme özgürlüğü prensibine aykırı olacaktır. Bu konuda sözleşme özgürlüğünün de tam manasıyla ne olduğu ve hangi sınırlara kadar taraflara sözleşmenin içeriğini ve taraflarını belirlemede özgürlük tanındığını incelemek gerekmektedir. 

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) ve TBK’ya kaynak teşkil eden İsviçre Borçlar Kanunu, taraflar arasında sözleşme içeriğinin belirlenmesine ilişkin olarak, sözleşme özgürlüğü prensibine dayalı bir sistemi benimsemişlerdir13.

Sözleşme özgürlüğü borçlar hukukunun temel ve vazgeçilmez bir ilkesi olmasına rağmen, ne TBK’da ne TBK’ya kaynak teşkil eden İsviçre Borçlar Kanunu’nda tanımlanmıştır. TBK’da sözleşme kurma özgürlüğüne dair açık bir hükmün olmayışı, sözleşme özgürlüğü prensibinin doğal bir sonucudur14. Zira sözleşme kurma özgürlüğünün mevcut olmadığı bir yerde, sözleşmenin içeriğini belirleme özgürlüğünün de bir anlamı olmayacaktır ki bu durum da borçlar hukukunda temel olarak kabul edilmiş olan sözleşme özgürlüğü prensibinin varlığını manasız kılacaktır. 

Türk hukuku ve Alman hukuk doktrininin benimsemiş olduğu ikili tasnife göre sözleşme özgürlüğünün kapsamına sözleşme yapıp yapmama15 ve sözleşmenin karşı tarafını seçme özgürlüğü girmektedir16. Söz konusu tasnifin temelinde ise sözleşme içeriğini belirleme özgürlüğü ile karşılaşılmaktadır. Sözleşmenin içeriğini belirleme özürlüğü kanunun belirlediği sınırlar içerisinde sözleşmedeki edimlerin içeriğini17, miktarını, konusunu, süresini ve tarzını serbestçe tayin edip belirlemeyi ifade eder18. Bu özgürlük kapsamında sözleşmenin tarafları, TBK’da düzenlenen sözleşme tiplerini aynen uygulayabilecekleri gibi, bu sözleşme tiplerinin bir kısmını değiştirerek, kanunda düzenlenmemiş sözleşmeler de düzenleyebileceklerdir. Bu duruma tip serbestisi denilmektedir19. TBK’nın 26. maddesi uyarınca “Taraflar bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” “Bu maddeye göre taraflar sözleşmelerini “kanunda öngörülen” sınırlar içinde serbestçe tayin edebilirler20." TBK, sözleşme özgürlüğünün sınırlarını ve sınırların aşılmasının müeyyidesini tek madde içinde düzenleme yoluna gitmiştir. “Bu kural sadece sözleşmenin konusunu değil, aynı zamanda sözleşmenin koşullarını da kapsar. Buna göre sözleşmenin koşulları da hukuka ahlaka kamu düzenine aykırı olamayacağı gibi kişilik hakkını koruyan emredici hükümlere de aykırı olamaz21." Zira, TBK’nın 27. maddesinde söz konusu sınırlama “Kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.” ifadesi ile belirtilmiştir. Rehnin özel yoldan paraya çevrilmesi bu hükümlerden herhangi birisine aykırılık teşkil etmemektedir. Bu doğrultuda, bir borç ilişkisinin taraflarının yapacakları rehin sözleşmesinde İİK hükümlerine başvurmadan, rehnin özel yoldan satışını kararlaştırabilmeleri sözleşme özgürlüğünün bir gerekliliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla beraber alacaklının, borçlunun onayı olmaksızın rehni özel yoldan paraya çevirmesi kabul edilemez22. Zira alacaklı ve borçlunun rehnin özel yoldan satışı konusunda iradelerinin uyuşmaması, bu konuda bir sözleşmenin var olmadığı anlamına gelecek ve merhunun paraya çevrilmesi için İİK hükümlerine başvuru zorunlu hale gelecektir.

IV. REHNİN ÖZEL YOLDAN PARAYA ÇEVRİLMESİNE İLİŞKİN TÜRK HUKUKUNDAKİ DÜZENLEMELER

Rehnin özel yoldan satılarak paraya çevrilmesine ilişkin olarak Türk hukukunda açık bir hüküm bulunmamakta olup, rehnin paraya çevrilmesi hususu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (“TMK”) kapsamında düzenlenmiştir. TMK’nın 873. maddesinde yer alan, “Borç ödenmezse alacaklı, alacağını rehinli taşınmazın satış bedelinden elde etme hakkına sahiptir.” hükmüyle alacaklının rehin hakkı kapsamında alacağını rehnin satışından elde edeceği ifade edilmekle birlikte, madde kapsamında, satışın nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin emredici bir ifadeye yer verilmemiştir. Bununla beraber ilgili maddenin ikinci fıkrasında, “Borcun ödenmemesi halinde rehinli taşınmazın mülkiyetinin alacaklıya geçeceğine ilişkin sözleşme hükmü geçersizdir.” denilerek alacağın ancak rehinli malın satışından elde edilen gelir ile tatmin edilebileceği hükme bağlanmıştır. Dikkat edilmelidir ki ilgili maddenin üçüncü ve son fıkrasında, “Aynı alacak için birden çok taşınmazın rehnedilmiş olması halinde, rehnin paraya çevrilmesi istemi, taşınmazların tamamı hakkında yapılır. Bununla birlikte, icra dairesi onlardan ancak gerektiği kadarını paraya çevirir.” ifadesiyle birden fazla taşınmazın rehin edilmiş olması durumunda, rehnin satışında icra dairelerinin izlemesi gereken yöntem ifade edilmiştir. Ancak bu ifadeyi, rehnin paraya çevrilmesinde icra dairelerinin mutlak ve tek yetkili olduğu şeklinde yorumlamak güçtür23. Zira maddedeki bu düzenleme, takibin icra daireleri vasıtasıyla başlatılması durumunda uygulama alanı bulabilecektir. Rehnin özel yoldan paraya çevrilmesi ise, İİK hükümlerinden tamamen bağımsız şekilde gerçekleştirilen bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda TMK hükümlerinin, rehnin özel yoldan satışını engelleyici şekilde düzenlemelerde bulunduğu yorumuna ulaşılamamaktadır. Zira yukarıda da değinildiği üzere, borçlar hukukunun en temel prensiplerinden biri olan sözleşme özgürlüğü, kanundaki emredici hükümlere aykırı olmamak kaydıyla tarafların diledikleri şekilde sözleşme yapabilmelerini, taraflara diledikleri şekilde yetkiler verebilmelerini ve dolayısıyla, konumuz kapsamında da, alacaklıya rehnin özel yoldan satış yetkisi verilebilmesini mümkün kılmaktadır. 

Konuya ilişkin olarak İİK’nın malvarlığının terki suretiyle konkordatoyu düzenleyen 309/g maddesinde taşınır rehni açısından bir düzenleme bulunmaktadır. İlgili madde uyarınca; “Alacağı taşınır rehniyle temin edilmiş olan alacaklılar rehinli taşınırları konkordato tasfiye memurlarına tevdi etmek zorunda değildirler. Konkordatoda başka bir süre öngörülmedikçe, rehinli alacaklılar rehinli taşınırı uygun gördükleri zamanda, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla veya rehin sözleşmesinde yetki verilmişse pazarlık yoluyla ya da borsada satmak suretiyle paraya çevirebilirler.” Görüldüğü üzere ilgili maddede, rehin sözleşmesinde yetki verilmesi suretiyle rehnin satışa çıkarılabileceği ifade edilmekle birlikte; maddedeki hükmün uygulanabilmesi için rehnin taşınır rehni olması ve malvarlığının terki suretiyle konkordato kapsamında rehnin mevcut olması gerekmektedir. 

2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu’nun (“TSHK”) 83. maddesi uyarınca; “Alacaklı, ipoteğin kapsamına giren mamelek unsurları üzerinden alacağını, ancak cebri icra yolu ile alabilir. Borçlu, borcunu ödemediği takdirde, alacaklıya hava aracının temellük etmek yetkisini veren her türlü anlaşma geçersizdir.” Bu düzenleme kapsamında, hava araçlarının ipoteği bakımından, ipotekle teminat altına alınmış olan alacağın muaccel olup olmadığına bakılmaksızın alacaklının özel yoldan paraya çevirme yoluna başvurmasının mümkün olmadığı hükme bağlanmıştır. 

Türk hukuk mevzuatında yer alan düzenlemeler incelendiğinde, alacaklıya rehnin özel yoldan paraya çevrilmesi yetkisi verilmesi konusunda, kanuni düzenlemeler bakımından net bir sonuç ortaya konulamamaktadır. Söz konusu düzenlemeler kapsamında rehnin özel yoldan paraya çevrilmesine ilişkin olarak bir izin verildiği veya böyle bir usulün yasaklandığına ilişkin net bir ifade yoktur. Yukarıda da değinildiği üzere sözleşme özgürlüğü prensibine dayalı olarak, emredici hükümlere aykırılık mevcut olmadığı sürece rehnin özel yoldan paraya çevrilebileceğinin mümkün olduğu kanaatindeyiz. 

V. REHNİN ÖZEL YOLDAN SATIŞININA İLİŞKİN ÖZEL DURUMLAR

A. Rehinli Eşya Üzerinde Bulunan Diğer Haklar

Borçlu ve alacaklı arasında rehnin özel yoldan satışının mümkün kılındığı bir durumda, özel satış yetkisine sahip olan rehinli alacaklının rehin hakkından ister önce, isterse sonra kurulmuş olsun, rehinli eşya üzerinde üçüncü şahıslar lehine rehin hakları veya başka sınırlı ayni haklar kurulmuşsa ya da eşya üzerine ihtiyati veya icrai hacizler konulmuşsa ya da rehin tesis edildikten sonra rehin veren iflas etmişse, artık özel satış yetkisinin kullanılamayacağını kabul etmek gerekmektedir24. Zira bu durumda, rehinli alacaklı ve merhunun maliki dışında üçüncü kişilerin de eşya üzerinde hakları söz konusu olmakta ve bu kişilerin haklarının ihlali tehlikesi kuvvetli bir şekilde ortaya çıkmaktadır25.

B. Dürüstlük Kuralına Uygun Davranma Yükümlülüğü

Özel satış yetkisine sahip rehinli alacaklının bu yetkisini kullanırken dürüstlük kuralına uygun hareket etmesi gerektiği, sadece alacağını karşılamaya yetecek miktarda taşınırı paraya çevirmesi gerektiği ve satış sonunda artan para veya eşya mevcut olması durumunda da bunları rehinli eşyanın malikine iade etmekle yükümlü olduğu doktrinde kabul edilmektedir26. Alacaklının söz konusu yükümlülüğünün kapsamına, rehin konusu taşınır malı piyasa değerinin altında satmama, malın değerinin düşme tehlikesi varsa satışı en kısa sürede gerçekleştirme borcu da dâhil olmaktadır. Alacaklının rehnin paraya çevrilmesi konusunda dürüstlük kuralına aykırı davranması durumunda, rehinli eşyanın malikinin uğradığı zararlardan dolayı alacaklıdan tazminat talep etme hakkı söz konusu olabilecektir27.

C. Lex Commissoria Yasağı

Bir rehin sözleşmesi ile alacaklıya rehni özel yoldan paraya çevirme yetkisinin verilmesinin lex commissoria yasağı kapsamında da incelenmesi gerekmektedir. Lex commissoria yasağı, rehinli alacaklının borç ödenmediğinde rehin konusu eşyanın mülkiyetini kendiliğinden kazanması yönündeki anlaşmaların hukuken yasak olması anlamına gelmektedir (bkz. TMK 873)28. Lex commissoria yasağının amacı tartışmalı olmakla birlikte esas olarak rehin veren borçlunun aşırı yararlanmaya karşı korunması görüşü kabul edilmektedir29. Bu kapsamda alacaklıya rehnin özel yoldan satışı ile alacağını karşılama yetkisinin verilmesinin lex commissoria yasağına aykırılık teşkil etmediği kabul edilmektedir30. Lex commissoria yasağı kapsamında dikkat edilmesi gereken husus, rehin konusu malın özel yoldan paraya çevrilmesi sonrasında elde edilecek gelirden, yalnızca rehinle teminat altına alınmış miktar kadar olan tutarın alacaklıya verilmesi gerekliliğidir31. Zira rehnin özel yoldan paraya çevrilmesi ile alacaklının, rehin sözleşmesi kapsamında teminat altına alınan alacağından daha fazla bir miktar paraya kavuşması durumunda lex commissoria yasağının ihlali söz konusu olacaktır. Böyle bir durumda alacaklının elde etmiş olduğu fazla kısmı sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak rehin verene iade etmesi gerekecektir. Sonuç olarak denilebilir ki, alacaklının alacağı miktardan fazla bir paraya kavuşmaması veya kavuştuğunda dahi bu parayı rehin verene iade etmesi kaydıyla, rehin sözleşmesi ile rehnin özel yoldan paraya çevrilmesi yetkisinin alacaklıya verilmesi lex commissoria yasağı kapsamına girmemektedir.

VI. SONUÇ

Rehin hakkı, rehnin lehine tesis edildiği kimseye alacağının ödenmemesi durumunda, rehinli eşyanın satılması suretiyle elde edilecek gelirden, alacağını elde etme imkânı vermektedir. Rehin hakkının tesis edilmesine yönelik olarak akdedilen rehin sözleşmesiyle borçlu veya borç ilişkisi dışındaki üçüncü bir kişi, alacaklı lehine, söz konusu alacağın teminat altına alınması amacıyla kendi eşyası üzerinde rehin tesis etmektedir. Makalemizde de ifade ettiğimiz üzere, Türk hukukunda rehnin özel yoldan satışı yetkisinin borç ilişkisinin alacaklısına verilmesi konusunda kapsamlı düzenlemeler bulunmamaktadır. Bununla beraber, TSHK ve İİK gibi kanunlarda, belirli durumlara ilişkin olarak rehnin özel yoldan satışı istisnai bir durum olarak düzenlemiştir. 

Yukarıdaki incelemelerimiz ışığında, rehnin özel yoldan satışının kararlaştırılmasının emredici hukuk kurallarına aykırılık teşkil etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla beraber, rehni özel yoldan satma yetkisine sahip olan alacaklının, bu yetkisini kullanırken dürüstlük kuralına uygun davranması ve özellikle lex commissoria yasağı kapsamına girmekten sakınmak amacıyla sadece alacağını karşılamak amacıyla hareket etmesi, alacağından fazla elde etmiş olduğu geliri rehin verene iade etmesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 17. Bası, Ankara 2013.

Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, 1. Baskı, Ankara 2012.

Ali Eskiocak, Teslime Bağlı Taşınır Rehninde Alacaklının Hukuki Durumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009.

Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Adalet Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2013.

Bülent Köprülü/Selim Kaneti, Sınırlı Ayni Haklar, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 2. Baskı, İstanbul 1982.

Christian Heinrich, Formale Freiheit und materiale Gerechtigkeit, 1. Baskı, Tübingen 2000.

Derya Ateş, Sözleşme Özgürlüğü Yönünden Dürüstlük Kuralları, TBB Dergisi, Sayı 72, 2007.

Erol Cansel, Türk Menkul Rehni Hukuku, Cilt 1, Teslim Şartlı Menkul Rehni, Ankara 1967.

Faruk Acar, Rehin Hukukunda Taşınmaz Kavramı ve Özellikle Belirlilik İlkesi, Turhan Kitabevi, Ankara 2008.

Hakan Pekcanıtez/Oğuz Atalay/Meral Özkan Sungurtekin/Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, 10. Baskı, Ankara 2012.

İlhan Helvacı, Türk Medeni Kanunu’na Göre Lex Commissoria (Mürtehin Merhunu Temellük Yasağı), Alfa, İstanbul 1997.

Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay-Özdemir, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, 17. Baskı, İstanbul 2014.

M. Kemal Oğuzman/Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, İstanbul 2013.

Orhan Emre Konuralp, Alacaklıya Rehni Özel Yoldan Paraya Çevirme Yetkisi Verilmesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı 2014.

Selahattin Sulhi Tekinay/Sermet Akman/Haluk Burcuoğlu/Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 1993.

DİPNOT

1 Orhan Emre Konuralp, Alacaklıya Rehni Özel Yoldan Paraya Çevirme Yetkisi Verilmesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16,Özel Sayı 2014, s. 2855.

2 Bülent Köprülü/Selim Kaneti, Sınırlı Ayni Haklar, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, 2. Bası, İstanbul 1982, s. 179.

3 Köprülü/Kaneti, s. 179.

4 Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay Özdemir, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, 17. Bası, İstanbul 2014, s. 887.

5 Faruk Acar, Rehin Hukukunda Taşınmaz Kavramı ve Özellikle Belirlilik İlkesi, Turhan Kitabevi,Ankara 2008, s. 117.

6 Acar, s. 118-119.

7 Hakan Pekcanıtez/Oğuz Atalay/Meral Özkan Sungurtekin/Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, 10. Bası, Ankara 2012, s. 87.

8 Konuralp, s. 2858.

9 Pekcanıtez/Atalay/Özkan Sungurtekin/Özekes, s. 132.

10 Konuralp, s. 2858.

11 Oğuzman/Seliçi/Oktay Özdemir, s. 889.

12 Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı,Adalet Yayınları, 2. Bası, İstanbul 2013, s. 1025.

13 Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 17. Bası, Ankara 2013, s. 78; Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, 1. Bası, Ankara 2012,s. 30’dan naklen, Hasan Erman, Borçlar Hukukunda Akit Serbestisi ve Genel Olarak Sınırlamaları,İÜHFM, Cilt 38, Sayı 1-4, s. 601.

14 Ünal, s. 39.

15 Christian Heinrich, Formale Freiheit und materiale Gerechtigkeit, 1. Bası, Tübingen 2000, s. 55.

16 M. Kemal Oğuzman/ Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, İstanbul 2013,s. 24; S. S. Tekinay/ S. Akman/ H. Burcuoğlu/A. Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,7. Bası, İstanbul 1993, s. 362.

17 Heinrich, s. 55.

18 Ünal, s. 52.

19 Derya Ateş, “Sözleşme Özgürlüğü Yönünden Dürüstlük Kuralları”, TBB Dergisi, Sayı 72, 2007, s. 80.

20 Kılıçoğlu, s.78

21 Kılıçoğlu, s.78.

22 Konuralp, s. 2858.

23 Konuralp, s. 2864.

24 Ali Eskiocak, Teslime Bağlı Taşınır Rehninde Alacaklının Hukuki Durumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, s. 142-143’ten naklen; Sulhi Tekinay, Menkul Mülkiyeti ve Sınırlı Ayni Haklar, İstanbul 1994, s. 138; Erol Cansel, Türk Menkul Rehni Hukuku, Cilt 1,Teslim Şartlı Menkul Rehni, Ankara 1967, s. 237.

25 Eskiocak, s. 143.

26 Oğuzman/Seliçi/Oktay Özdemir, s. 781; Köprülü/Kaneti, s. 463.

27 Eskiocak, s. 143.

28 Eskiocak, s. 188.

29 İlhan Helvacı, Türk Medeni Kanunu’na Göre Lex Commissoria (Mürtehin Merhunu Temellük Yasağı), Alfa, İstanbul 1997, s. 68; Oğuzman/Seliçi/Oktay Özdemir, s. 943 vd. Yargıtay 14. HD. 24.02.2012 t., 2011/15066 E., 2012/2536 K. sayılı kararında lex commissoria yasağının alacaklının borçlunun ödememe halinden yararlanarak taşınmazı elde etmesini önlemek amacıyla getirildiğinin kuşkusuz olduğunu belirtmiştir. (Kazancı İçtihat Bilgi Bankası).

30 Konuralp, s. 2872.

31 Konuralp, s. 2872.

More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 207

Gsi Brief 207

Brief
Read more

Articletter - Winter Issue

Türk Rekabet Hukuku Mevzuatı Uyarınca Etki Doktrini

Türk Rekabet Hukuku Mevzuatı Uyarınca Etki Doktrini

2018
Read more
Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Anlaşması Uyarınca Satıcının Tazminat Sorumluluğu

Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Anlaşması Uyarınca Satıcının Tazminat Sorumluluğu

2018
Read more
Incorterms 2010 FCA ve CIP Farkları ve Uygulaması

Incorterms 2010 Fca Ve Cip Farkları Ve Uygulaması

2018
Read more
ICSID’in Yetkisinin Belirlenmesinde İyi Niyet Kriteri ve Phoenix Davasının İrdelenmesi

Icsid’in Yetkisinin Belirlenmesinde İyi Niyet Kriteri Ve Phoenix Davasının İrdelenmesi

2018
Read more
Rehin Sözleşmelerinde Özel Satış Yetkisi