ÖZET
Küresel ekonomik pazarın giderek büyümesiyle birlikte rekabet hukuku ihlalleri de artmakta, hem ulusal hukuk hem Avrupa Birliği Hukuku bu ihlallerden etkilenmektedir. Söz konusu bu ihlaller ülkelerin kendi sınırları içerisinde gerçekleşmekle kalmayıp; uluslararası ekonomik ve ticari faaliyetler sebebi ile ülkeler arası alanda da etki doğurabilmektedir. İşbu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yerleşik teşebbüslerin rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı davranışlarının 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında yasaklanan faaliyetler arasında yer alıp almadığı, alıyor ise bunun hangi koşullarda mümkün olabileceği değerlendirilecektir. Ayrıca, Türkiye’de yerleşik teşebbüslerin diğer ülke pazarlarındaki rekabet koşullarını etkileyecek şekilde ihracat karteli ve ihracat yasağı gibi eylemlere girişmeleri halinde yine 4054 sayılı Kanun kapsamında müdahale edilip edilemeyeceği incelenecektir. Bu kapsamda, rekabet hukuku kurallarının, kabul edildiği ülkenin hâkimiyet alanında bulunmayan teşebbüslerin faaliyet ve anlaşmalarına uygulanması anlamına gelmekte olan “etki doktrini” değerlendirilecek, bununla birlikte etki doktrini uygulamasına yönelik önemli kararlardan bahsedilecektir.
I. GİRİŞ
KÜRESELLEŞMIŞ LIBERAL EKONOMININ TEMELINI oluşturan unsurlardan biri olan rekabet kavramı, mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren yerel veya çok uluslu şirketlerin, karlılıklarını artırmak amacıyla birbirilerine karşı giriştikleri yarışı ifade etmektedir. Alıcıların ve satıcıların fiyatları belirlemek ve bu sayede mal ve hizmet alışverişini gerçekleştirmek için etkileşime girdikleri rekabetçi bir pazar, ekonomik hayatı sürdürmek ve toplumsal refahı artırmak için günümüz ekonomik anlayışının olmazsa olmazıdır. Kaldı ki, rekabetçi bir pazar, üreticileri veya şirketleri mümkün olan en iyi ürün ve hizmet yelpazesini en iyi fiyatlarla sunmaları için sürekli olarak baskı altında tutmaktadır. Fakat söz konusu bu baskı, kimi durumlarda bazı pazar aktörleri tarafından daha fazla kazanç elde etme amacıyla bazı anlaşmalar yapılarak veya birleşme veya devralmalar ile ya da bir pazar üyesinin mevcut hâkim durumunu kötüye kullanmasıyla ortadan kaldırılmakta ve pazarın rekabetçi yapısının önüne geçilerek haksız menfaat elde edilebilmektedir. Dolayısıyla, yeniliğe açık ve rekabetçi bir pazar yapısının oluşturulması, sürdürülmesi ve kendisinden beklenen faydanın sağlanması görevini devletler üstlenmekte ve bunu bilinçli bir rekabet politikası öngören sıkı ve etkin yasal düzenlemeler ile gerçekleştirmektedirler. Bundan dolayı dünya çapında, gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde olmak üzere, pazarın rekabetçi yapısına zarar verici bu tür davranışları engelleyen ve pazarın rekabetçi yapısını koruyan yasal düzenlemeler ve uluslararası anlaşmalar yapılmış ve yine yerel ve uluslararası alanda olmak üzere rekabet ihlallerini denetleyen idari kurumlar oluşturulmuştur.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, modern rekabet anlayışını benimseyen, rekabeti teşvik etmeyi ve sürdürmeyi hedefleyen, pazarı ve tüketicileri teşebbüslerinrekabet üzerindeki bilinçli veya tesadüfi olumsuz etkilere sahip uygulamalarına karşı korunmasını sağlayan bir rekabet mevzuatı ve bir Rekabet Kurumu oluşturulmuştur. Rekabet mevzuatı ve Rekabet Kurumu, başta rekabete aykırı anlaşma1, uyumlu eylem ve kararlar ile teşebbüsler tarafından hâkim durumun kötüye kullanılması ve piyasada olumsuz bir etkiye sebep olabilecek birleşme ve devralmalara ilişkin faaliyetleri yasaklamaktadır.
Zira bu husus, 7 Aralık 1994’te kabul edilen ve 13 Aralık 1994 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“4054 sayılı Kanun”)2 “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukuki işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer” denilmek suretiyle düzenlenmiştir.
Ancak, her ne kadar rekabet hukuku kuralları ile rekabeti denetleyici kurumlar son yıllarda yerel ve uluslararası alanda ağırlıklarını artırsa da; uluslararası entegrasyon ve liberal ekonomik yapılanmaların bir sonucu olarak çok uluslu şirketlerin etkileri, şirketin gücüne bağlı olarak oldukça geniş bir yelpazeye yayılmakta ve artık ticari ve ekonomik faaliyetlerin etkileri politik veya coğrafi sınırlarla sınırlandırılamamaktadır. Diğer bir ifadeyle, piyasaların açılması ve gelişmekte olan pazarlara giren uluslararası oyuncular ile malların girişi arttıkça, başka bir ülkede kurulu herhangi bir teşebbüs veya teşebbüs birliğinin rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı bir etkiye sahip davranışları, diğer bir ülkenin piyasasını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu sebepledir ki rekabet hukuku kuralları, nitelikleri gereği, ihlalin etkileri esas alınarak tanımlanmakta ve bu doğrultuda rekabet ihlalleri, pazar üzerinde doğan rekabeti sınırlayıcı etkinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır3.
Bununla birlikte, rekabet ihlallerinin etkisinin, rekabeti kısıtlayıcı davranışın gerçekleştiği ülkeden farklı bir ülkede gerçekleşmesi halinde, rekabet hukuku kurallarının ülke dışında uygulanmasının mümkün olup olmadığı, mümkün ise bu yetkinin uluslararası hukuk prensipleri çerçevesinde ne şekilde ve hangi kurum tarafından kullanılacağı sorunu gündeme gelmektedir. Gerçekten de, uluslararası hukukun temel ilkeleri arasında yer alan ülkesellik ilkesi gereğince, bir devlet ulusal hukuk kurallarını ancak kendi ülkesi sınırları içerisinde uygulayabilmektedir4. Ancak, 4054 sayılı Kanun’un kapsamının belirlendiği 2. maddesinin gerekçesinde, rekabet hukuk literatüründe “etki doktrini” olarak adlandırılan kavramın benimsendiği, diğer bir ifadeyle merkezleri Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında bulunan, fakat Türkiye’de faaliyet gösteren teşebbüslerin de Kanun kapsamına alınmış olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm çerçevesinde, Türkiye sınırları ötesinde kurulu teşebbüsler tarafından gerçekleştirilen rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı davranışların 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için, söz konusu davranışların Türkiye’deki mal ve hizmet piyasalarını olumsuz etkilemesi gerekmektedir.
Bu makale kapsamında, rekabet hukuku kurallarının ülke dışında uygulanabilmesini öngören “etki doktrini”, önce Türk rekabet hukuku çerçevesinde incelenecek, ardından Rekabet Kurulu’nun ve Danıştay’ın uygulamadaki yaklaşımı değerlendirilecektir.
II. ETKİ DOKTRİNİ
Etki doktrini, rekabet hukuku kurallarının kabul edildiği ülkenin hâkimiyet alanında bulunmayan teşebbüslerin faaliyet ve anlaşmalarına uygulanması anlamına gelmektedir. Bu çerçevede etki doktrini, yukarıda belirtilen ülkesellik ilkesine bir istisna teşkil etmektedir. Zira etki doktrini kapsamında devletler, yargısal ve yönetsel hâkimiyetleri dışında bulunan eylemleri, salt olumsuz sonuçlarının kendi ülke sınırları içerisinde doğması sebebiyle, yargılama yetkisini haiz olmaktadır. Bu bağlamda etki doktrini prensibi, ekonomik ve ticari faaliyetlerin uluslararası boyutu dikkate alındığında, rekabet hukukunun amacıyla tam anlamıyla örtüşmektedir.
Yukarıda ifade edildiği üzere, 4054 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki piyasalarda faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti kısıtlayıcı işlem ve davranışlar Kanun kapsamına girmektedir. Bu hükme göre, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının Türkiye sınırları içerisinde uygulanacağı kuralından bağımsız olarak, Türkiye sınırları içerisindeki mal ve hizmet piyasalarını olumsuz etkileyen rekabeti kısıtlayıcı davranışların “gerçekleştirildiği yere” ya da bu davranışları gerçekleştiren “teşebbüslerin kurulu bulunduğu yere” bakılmaksızın, rekabeti kısıtlayıcı etkinin Türkiye pazarında ortaya çıkmasının Kanun’un uygulanması bakımından yeterli olduğu anlaşılmaktadır. Zira rekabet hukuku kurallarının ülke dışı uygulanmasının uluslararası kamu hukukunun esasları ile bağdaşmasında temel koşul, bu bağlantıyı meşru kılacak uygun illiyet bağının, yani etkinin bulunmasıdır. Ancak, Türkiye dışında yerleşik teşebbüslerin rekabeti kısıtlayıcı davranışlarının Türkiye piyasalarına etkisinin ölçülebilmesi için hangi kriterlerin uygulanması gerektiği konusunda ise, gerek Türk Rekabet Hukuku mevzuatında gerek mehaz AB müktesebatında açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Fakat somut olayın özelliklerine uygun olduğu ölçüde, etkinin “doğrudan”, “önemli (“significant”, kayda değer)” ve “amaçlanmış/öngörülebilir” olmasına ilişkin kriterler esas alınabilmektedir6.
Hangi anlaşmaların rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalar olarak kabul edileceğine ilişkin olarak, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinin ikinci paragrafında; “Rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalar dikey veya yatay anlaşmalar şeklinde olabilmektedir. Aynı seviyede yapılan anlaşmalara yatay anlaşma denmekte ve bu tür anlaşmaların bizatihi rekabeti bozucu etkilerinin olduğu kabul edilmektedir. Bu görüşten hareketle maddenin ikinci fıkrasında en sık rastlanan rekabeti sınırlama anlaşmaları örnek olarak sayılmış ve bu tür anlaşmaların bizatihi yasak olduğu vurgulanmıştır.” hükmüne yer vererek yatay anlaşmaların doğrudan rekabet kurallarının ihlalini teşkil edeceği vurgulanmıştır. Bununla birlikte, ana satıcının tek ya da sınırlı sayıda satıcıya satış yaptığı “münhasır satış anlaşmaları” gibi dikey anlaşmalarda da rekabeti kısıtlayıcı ya da bozucu etkiler görülebilmektedir. Dikey anlaşmalarda görülen başlıca rekabet sınırlamaları; (i) belirli alıcıların, ilgili pazardaki belirli sağlayıcılardan mal ve hizmet tedarik edememesi sebebiyle alım pazarının rakiplere kapatılması, (ii) rakip sağlayıcıların çoğu veya tamamı alıcı sayısını sınırladığı zaman, yeniden satıcı düzeyinde veya sağlayıcı düzeyinde rekabet karşıtı işbirliği yapılmasının kolaylaşması ve (iii) daha az yeniden satıcı söz konusu olacağından marka içi rekabetin azalması veya ortadan kalkması7 şeklinde söz konusu olabilmektedir. Nihayet, bu noktada anlaşılması gereken, rekabeti engelleyici veya kısıtlayıcı bir davranışın 4054 sayılı Kanun kapsamına girebilmesi için, söz konusu anlaşmalar ile teşebbüslerin doğrudan Türkiye sınırları içerisindeki mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici bir amaçlarının tespit edilmesi gerekmekte veya böyle bir amaç tespit edilemese bile bu etkinin doğması ya da potansiyel olarak doğmasının muhtemel olması gerekmektedir.
Bu çerçevede, Türkiye sınırları dışında kurulu teşebbüslerin rekabeti engelleyici davranışlarının Türk Rekabet Kurumu tarafından Kurul’un yetki alanı kapsamında sayılabilmesi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Örneğin, yabancı bir teşebbüsün Türkiye’de yerleşik iştiraklerinin bulunması veya yabancı bir şirketler topluluğunun Türkiye’de yerleşik yavru şirketinin gerçekleştirdiği faaliyetler ya da Türkiye’ye ihracat yapan teşebbüslerin ihraç edilen malların fiyatını belirleyerek bir kartel oluşturmaları, Kanun kapsamına girmektedir8.
Ancak yurt dışında kurulu teşebbüslerin Türkiye sınırları içerisinde bir iştiraki, distribütörü veya yavru şirketi bulunmasa dahi, söz konusu teşebbüsün Türkiye’deki mal ve hizmet piyasalarında rekabet ihlali teşkil edecek tüm davranışları Kurul tarafından inceleme altına alınabilecektir. Bu konuda Kurul tarafından verilmiş önem arz eden kararlardan biri İthal Kömür kararıdır9. Söz konusu kararda, uluslararası bir kartel tarafından ithal parça kömür piyasası ile ilgili rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalar yapıldığı iddiasıyla Rekabet Kurulu, ilgili teşebbüslerin Türkiye’de bulunup bulunmadıklarına ve hatta Türkiye’de bağlı kuruluşları olup olmadığına bakmaksızın, salt rekabeti kısıtlayıcı etkinin Türk pazarında gerçekleşmesi sebebiyle, etki doktrinine atıfta bulunarak soruşturma başlatmıştır. Kurul kararında, kartelin yurt dışında yerleşik üyelerinden birinin; “kömür teslimatlarını FOB ve CIF bazda yaptığı, Türkiye topraklarında hiç satış yapmadığı, Türkiye şirketlerine kömür satışı ile ilgili bütün satış anlaşmalarının Türkiye dışında yapıldığı” yönünde savunması, etki doktrini çerçevesinde kabul edilmemiştir10. Bir başka kararında11 ise Rekabet Kurulu, “plastik reçine” piyasasında faaliyet gösteren yurt dışında yerleşik bir teşebbüsün, yine yurt dışında yerleşik başka bir teşebbüsün %50 hissesini ve ortaklık kontrolünü devralmasıyla ilgili olarak, teşebbüslerin Türkiye cirolarının 5 milyon TL’yi aşması ve devir işleminin taraflar arasında yatay bir ilişki oluşturması sebebiyle, söz konusu işlemin Türkiye piyasasını etkileyeceği kanısına vararak Kurul’un iznine tabi olduğuna karar vermiştir. Ancak yapılan incelemede söz konusu işlemin ilgili pazarda hâkim durum yaratılmasına veya mevcut hâkim durumun güçlendirilmesine yol açmayacağı kanaatine ulaşılmıştır.
Etki doktrini çerçevesinde diğer bir Kurul kararında12 ise, Sunexpress ile Condor arasında akdedilen dağıtım anlaşmaları ile Almanya ve Türkiye arasındaki havayolu taşımacılığı pazarında fiyat tespiti yapılarak 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varılmıştır. Kurul tarafından yapılan incelemede, Sunexpress ile Condor arasında gerçekleştirilen ihlal uygulamalarının, yalnızca Almanya pazarında değil, Türk pazarında da etki doğuracak şekilde gerçekleştirilmiş olduğu ve söz konusu anlaşmaların Türkiye’deki mal veya hizmet piyasalarını etkilediği belirtilmiştir.
Kurul tarafından ihracat kartellerine ilişkin olarak verilen kararlarda ise, ihracat karteli oluşturan teşebbüslere, yalnızca aralarında gerçekleştirilen bilgi alışverişi dâhil her türlü işbirliğinin Türkiye piyasasında rekabetikısıtlayıcı bir amaca hizmet etmesi veya bir ihracat kartelinin iç piyasadaki kartele “perde” olarak kurulması koşullarına bağlı olarak, yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerinin rekabeti kısıtlayıcı etkilerinin tespit edilmesi halinde müdahale edildiği görülmektedir.
Bununla birlikte, bazı durumlarda teşebbüsler arasında rekabeti kısıtlayıcı bir etki yaratabilen ihracat yasağı anlaşmaları da 4054 sayılı Kanun kapsamında yasaklanabilmektedir. İhracat yasağı anlaşmalarının Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için, teşebbüsler arasında herhangi bir mal veya hizmetin alım satımı ile ilgili koşulların yeniden belirlenmesi veya piyasa unsurlarının paylaşılması veya kontrolü ya da bir teşebbüsün bağımsız davranışlarının engellenmesi gibi koşulların varlığı aranmaktadır. Zira teşebbüsler arasındaki ihracat yasakları, ilk olarak yabancı ülke piyasalarını etkilediğinden, etki doktrini uyarınca, Türkiye mal ve hizmet piyasalarında bir etki yaratması durumunda ancak 4054 sayılı Kanun’un 2. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir. Makalenin bu kısmında Rekabet Kurulu tarafından, teşebbüsler arasında akdedilmiş ihracat yasağı içeren bir sözleşmenin hangi açılardan inceleme konusu yapıldığı ile Kurul’un konuyla ilgili önem arz eden güncel bir kararına ve söz konusu bu karara ilişkin Danıştay yaklaşımına yer verilecektir.
III. İHRACAT YASAĞI İLE İLGİLİ KURUL KARARI VE DANIŞTAY YAKLAŞIMI
Türkiye piyasasında ilaç sektöründe faaliyet gösteren iki teşebbüs arasında akdedilen sözleşmenin ihracat yasağını düzenleyen hükmü Kurul tarafından 2010 yılında yürütülen bir ön araştırmanın konusu yapılmıştır. Soruşturma kapsamında, ilaç firması Roche, kendisinden talep edilen ürünlerin tedariki için, yurt dışına satış yasağı düzenlemesi içeren sözleşmenin13 imzalanmasını şart koşmuş olup, bu şartı kabul etmeyerek sözleşmeyi imzalamaktan imtina eden Corena Ecza Deposu’na ürün vermeyi reddetmiştir. Ayrıca soruşturma kapsamında Corena tarafından iddia edildiği üzere, Roche, diğer ecza depolarının da Roche marka ürünleri Corena’ya satmasına engel olmuştur.
Kurul tarafından yapılan incelemede, iki husus değerlendirilmiştir. Bunlardan ilki, sözleşme ile yurt dışına satış yasağı getirilmesi, ikincisi ise Corena’nın taleplerinin diğer ecza depoları tarafından reddedilmesidir. Kurul kararında, bir dikey anlaşmada alıcının satış yapabileceği bölgelere ve kişilere ilişkin kısıtlama getirilmesini, diğer bir ifadeyle, alıcının yeniden satış koşullarının belirlenmesine yönelik her türlü davranış ve anlaşmanın açık bir biçimde 4054 sayılı Kanun’un kapsamında olduğu belirtilmiştir. Bu noktada önem arz eden husus şudur ki, söz konusu sözleşme ile depolara yurt dışına satış yasağı getirilmiş, ancak aynı koşul Türkiye piyasası için getirilmemiştir. Dolayısıyla, söz konusu yasak ile ecza deposuna getirilen kısıtlamanın etkisi değerlendirilmeli ve yasağın Türkiye beşeri ilaç piyasasında etki doğurup doğurmayacağı çözümlenmelidir.
Kurul tarafından verilen kararda14, taraflar arasındaki sözleşmenin ihracat yasağını düzenleyen maddesinin Türkiye ilaç piyasasına etki doğurmayacağı gerekçesiyle 4054 sayılı Kanun’un 2. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği ve dolayısıyla rekabet ihlali olmadığı sonucuna varılmıştır. Kurul, Roche’un diğer ecza depolarına baskı yaparak Corena’ya ilaç verilmesinin engellendiği iddiası ise yapılan incelemede bu konuyla ilgili belge ve bilgiye ulaşılamadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Dolayısıyla, yeterli belge ve bilgiye ulaşılmış olsa idi, diğer ecza depolarının Corena’ya ilaç tedarik etmelerinin ihracat amacıyla bu ilaçları talep ettiği gerekçesiyle Roche tarafından engellenmesi rekabet ihlali olarak görülebilecekti.
Şikâyetçi ecza deposunun söz konusu Kurul kararını temyiz etmesi üzerine dosyada görevli Danıştay tetkik hâkimi ve savcısı ihracata yönelik olarak getirilen kısıtlamanın Türkiye beşeri ilaç pazarını etkilemeyeceği gerekçesiyle Kurul kararının yerinde olduğu yönünde görüş bildirmişlerdir. Buna rağmen Danıştay15 söz konusu Kurul kararını iptal etmiştir. Danıştay iptal kararında, Rekabet Kurulu tarafından yapılacak inceleme ve soruşturmalarda, rekabet kurallarını ihlal eden eylem, karar ve anlaşmaların mevcut olmadığının hiçbir şekilde kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılmasının zorunlu olduğuna, Rekabet Kurulu tarafından tüm iddia ve delillerin resen araştırılması gerektiğine, taraflarca Kurum’a sunulan veya Kurum tarafından elde edilen bilgi ve bulgularda bir noksanlık olması halinde, söz konusu noksanlığın giderilmesi için kapsamlı bir şekilde bir soruşturma başlatılmasına, aksi takdirde rekabet kurallarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıklığa kavuşturulmamasının rekabetin korunması amacına hizmet etmeyeceğine ve bu kapsamda söz konusu ihracat yasağının Türk piyasasına etkilerinin tespit edilmesi amacıyla daha fazla bilgi ve belge elde edilerek detaylı bir soruşturma yapılması gerektiğine ve nihayet Kurul tarafından yapılacak inceleme ve soruşturmalarda rekabet ihlalinin bulunmadığını gösteren tatminkar bilgi ve belgelere ulaşılarak değerlendirme yapılması gerektiğine işaret etmiştir. Danıştay’ın bu kararında “rekabet ihlalinin bulunmadığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması gerektiği, aksi takdirde soruşturma açılmasının zorunlu olduğu” yönündeki yerleşik içtihadını bir kez daha kullandığını görmekteyiz.
Öte yandan, etki doktrinin kapsamı ve uygulama alanı bakımından da Danıştay’ın bu kararında önemli tespitler bulunmaktadır: Kurul tarafından Türkiye pazarında etki yaratmayacağı düşünülen ihracat yasağına ilişkin olarak Danıştay “Davacının şikayet başvurusunda ileri sürdüğü iddiaların Kanun’un kapsamı bakımından Türkiye piyasalarında etkisinin olacağı … açıktır” şeklinde karar vermiştir. Yeterli belge ve bilgiye ulaşılamadığı gerekçesiyle reddedilen Roche’un diğer ecza depolarına baskı yaparak Corena’ya ilaç verilmesinin engellendiği iddiasına ilişkin olarak ise davacının şikayet dilekçesinin ekinde sunduğu delillerin ciddi bir incelemeyle değerlendirilmesi gerektiğini dile getirmiştir.
Görüldüğü üzere, ihracat yapmak amacıyla pazardaki alıcılardan/bayilerden ürün tedarik etmek isteyen teşebbüslere alıcıların/bayilerin ürün satmalarının sağlayıcılar tarafından engellenmesi halinde bunun Türkiye pazarındaki rekabeti kısıtlamasının mümkün olabileceğini hem Kurul hem de Danıştay tarafından kabul edilmiş bulunmaktadır. Bunun haricinde, etki doktrininin yorumlanması ve uygulanması bakımından ise Danıştay’ın Rekabet Kurulu’na kıyasla “etki”yi oldukça geniş bir biçimde tanımlama eğiliminde olduğu görülmektedir.
Kurul kararının yukarıda sayılan gerekçelerle Danıştay tarafından iptal edilmesi üzerine Kurul 08.06.2017 tarihli toplantısında şikâyet dosyasını Danıştay’ın iptal kararı ışığında tekrar ele almış ve 17-19/306-M sayılı karar ile Roche hakkında soruşturma başlatmıştır ve soruşturma halen devam etmektedir.
IV. SONUÇ
Türk rekabet hukuku mevzuatı ve uygulamaları çerçevesinde Türkiye dışında yerleşik olan teşebbüslerin Türkiye piyasalarına etkisi olan rekabeti kısıtlayıcı davranışlarına, söz konusu teşebbüslerin Türkiye’de kurulu iştiraklerinin olup olmadığına bakılmaksızın, etki doktrini çerçevesinde 4054 sayılı Kanun’un uygulanabileceği hususunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, Türk rekabet hukuku bakımından rekabeti kısıtlayıcı bir davranışın 4054 sayılı Kanun kapsamında incelenebilmesi için Türkiye sınırları içerisindeki mal ve hizmet piyasalarında bir etkisinin bulunması yeterli olup, teşebbüslerin hangi ülkede yerleşik olduğu hususu önem taşımamaktadır. Buradaki zorluk, Türkiye dışında faaliyet gösterir iken Türkiye’deki herhangi bir pazarda rekabeti kısıtlayan teşebbüsler hakkında 4054 sayılı Kanun’da öngörülen inceleme ve soruşturmaların yapılması ve gerektiğinde yaptırımların uygulanmasındaki zorluklardır16.
Yine etki doktrini çerçevesinde, Türkiye’de faaliyet gösteren teşebbüslerin yurtdışı piyasalardaki rekabeti kısıtlayan ihracat kartelleri veya alıcılara getirilen ihracat yasakları gibi uygulamaları Türkiye pazarını etkilemediği sürece ilke olarak 4054 sayılı Kanun kapsamında değildir. Ancak, bu noktada ihracat kartelleri açısından olmasa dahi alıcılara getirilen ihracat yasağı bakımından Türkiye pazarında etki doğup doğmadığının tespiti oldukça tartışmalı bir konudur17. Kurul ve Danıştay kararları ışığında, şayet bir sağlayıcı, ihracat amaçlı ürün tedarik etmek isteyen teşebbüslere alıcılarının/bayilerinin satış yapmasını engeller ise bu durumda Türkiye’deki rekabet olumsuz etkilenebilecek ve dolayısıyla 4054 sayılı Kanun kapsamında incelemeler yapılıp gerekli yaptırımlar uygulanabilecektir. Sağlayıcının doğrudan alıcılara ihracat yasağı getirmesi durumunda ise Danıştay’ın bu yasağın Türkiye pazarındaki etkilerini değerlendirirken etkiyi oldukça geniş bir biçimde tanımlama eğiliminde olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla, Rekabet Kurulu’nun önümüzdeki günlerde bu tür ihracat yasaklarına Türkiye pazarını etkilediği gerekçesiyle müdahale etmesi kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca, Türkiye’de faaliyet gösteren teşebbüslerin ihracat karteli veya ihracat yasağı gibi eylemlerine, başta AT Komisyonu veya diğer ülke rekabet otoritelerinin yine etki doktrini çerçevesinde soruşturma başlatabileceği hususu da her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.
KAYNAKÇA
Cemal Şanlı, Milletlerarası Özel Hukuk, 5th Edition, İstanbul 201.
Chris Noonan, The Emerging Principles of International Competition Law, Oxford University Press, 2008.
Gülçin Dere, Uluslararası Hukuk Bağlamında Rekabet Otoritelerinin Yetki Sorunu ve Türkiye İçin Çözüm Önerileri, Thesis of Expertise for Turkish Competition Authority, No. 127, Ankara 2012.
İsmail Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku Teori-Uygulama-Mevzuat, 4th Edition, Bursa 2007.
İsmail Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku Dersleri, 5th Edition, Bursa 2015.
Nazmi Ocak, Rekabet Hukukunda Teşebbüsler ve Teşebbüslerin Hakim Durumunun Tespiti, PHD Dissertation, Marmara University Institute of Social Sciences, Istanbul 2016.
Cemal Şanlı, Milletlerarası Özel Hukuk, 5. Baskı, İstanbul 2016.
Chris Noonan, The Emerging Principles of International Competition Law, Oxford University Press, 2008.
Gülçin Dere, Uluslararası Hukuk Bağlamında Rekabet Otoritelerinin Yetki Sorunu ve Türkiye İçin Çözüm Önerileri, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezi, No. 127, Ankara 2012.
İsmail Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku Teori-Uygulama-Mevzuat, 4. Baskı, Bursa 2007.
İsmail Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku Dersleri, 5. Baskı, Bursa 2015.
Nazmi Ocak, Rekabet Hukukunda Teşebbüsler ve Teşebbüslerin Hakim Durumunun Tespiti, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2016.
DİPNOT
1 Chris Noonan, The Emerging Principles of International Competition Law, Oxford University Press, 2008.
2 Mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uyumlu davranışlar ile hâkim durumun kötüye kullanılmasını önlemek ve böylelikle pazarda rekabetin korunmasını sağlamak amacıyla mevzuatımıza kazandırılan 4054 sayılı Kanun, Avrupa Topluluğu rekabet kuralları, temel ilkeleri ve uygulamaları esas alınarak hazırlanmıştır. Bu bağlamda, Türk Rekabet Hukuku mevzuatının Avrupa Birliği Rekabet Hukuku mevzuatından bağımsız olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını açıkça söyleyebiliriz. Zira 4054 sayılı Kanun, Avrupa Birliğinin İşleyişine Dair Anlaşmanın (“ABIDA”) (eski adı ile Avrupa Topluluk Anlaşması (ATA)) rekabet ve yoğunlaşma alanları ile ilgili hükümlerini (eski ATA 81 ve 82. maddeler, yeni ABIDA 101 ve 102. maddeler) birebir içerdiği gibi, uygulamaya ilişkin düzenlemeleri itibarıyla da Topluluk mevzuatını önemli ölçüde yansıtmaktadır.
3 Gülçin Dere, Uluslararası Hukuk Bağlamında Rekabet Otoritelerinin Yetki Sorunu ve Türkiye İçin Çözüm Önerileri, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezi, No. 127, Ankara 2012, s.2.
4 Cemal Şanlı, Milletlerarası Özel Hukuk,
5. Baskı, İstanbul 2016, s.71. 5 Dere, s.11.
6 Kurul’un, 16.12.2015 tarihli ve 15-44/740-267 sayılı kararı.
7 Kurul’un, 29.04.2009 tarihli ve 09-20/404-99 sayılı kararı.
8 Nazmi Ocak, Rekabet Hukukunda Teşebbüsler ve Teşebbüslerin Hakim Durumunun Tespiti, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2016, s. 259.
9 Kurul’un, 02.09.2010 tarihli ve 10-57/1141-430 sayılı kararı.
10 Dere, s.34.
11 Kurul’un, 21.12.2011 tarihli ve 11-62/1640-577 sayılı kararı.
12 Kurul’un 27.10.2011 tarihli ve 11-54/1431-507 sayılı kararı.
13 Sözleşmenin ilgili kısmı şu şekildedir: “İşbu sözleşme kapsamında Roche tarafından Corena’ya satılacak olan tüm ürünler Türkiye Cumhuriyeti sınırları dâhilinde kullanıma satılmak üzere satılacaktır.”
14 Kurul’un 17.06.2010 tarih ve 10-44/785-262 sayılı kararı.
15 Danıştay 13. Dairesi 16.12.2016 tarih ve 2010/4617E., 2016/4241K. sayılı kararı.
16 İsmail Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku Dersleri, 5. Baskı, Bursa 2015, s.42.
17 İsmail Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku TeoriUygulama-Mevzuat, 4. Baskı, Bursa 2007, s.364.








