Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Üçüncü Kişi Yararına Yapılan Sözleşmeler

2018 - Summer Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Üçüncü Kişi Yararına Yapılan Sözleşmeler

Contract Management
2018
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

TBK m. 129’da düzenlenen üçüncü kişi yararına sözleşme kavramı, eksik üçüncü kişi yararına sözleşme ve tam üçüncü kişi yararına sözleşme olarak iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Vaat ettiren, vaat eden ve lehtar üzerinde hüküm doğuran bu kurum, lehtarın ileri sürebileceği alacak hakkı yönünden değişkenlik göstermesi nedeniyle özellik arz etmektedir.

I. Giriş

Üçüncü kişi yararına sözleşmeler, sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde, borç ilişkisi doğduğu anda üçüncü kişi üzerinde hüküm doğuran ve üçüncü kişinin taraflardan birinin yerini almadığı bir kurum olarak karşımıza çıkar. Bu şekilde kurulan bir sözleşme, vaat ettiren, vaat eden ve lehtar olarak adlandırılan kişiler nezdinde hüküm doğuracaktır. Vaat ettiren (alacaklı) ile vaat eden (borçlu) arasında kurulan üçüncü kişi yararına sözleşmeye taraf olmamasına rağmen, söz konusu sözleşme lehtar nezdinde hüküm doğuracak ve tam veya eksik üçüncü kişi yararına sözleşme olarak akdedilmesine göre lehtarın kurulan bu sözleşmeden kaynaklanan hak ve ifaya ilişkin talepleri değişkenlik gösterecektir.

Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtar alacak hakkını haiz olup bu edimin ifasına dayalı talepleri saklı iken, eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede böyle bir hakka sahip olmayacaktır. Her ne kadar vaat ettiren ile vaat eden arasında kurulan sözleşme ile vaat ettiren üçüncü kişiye bir kazandırmada bulunsa da, bu kazandırma üçüncü kişiyi sözleşmenin tarafı haline getirmeyecektir.

Bu makale kapsamında, üçüncü kişinin taraf olmadığı bir borç ilişkisi kurulması halinde üçüncü kişinin bu ilişkiden kaynaklı ne gibi hak ve talepleri olacağı ele alınmakta, üçüncü kişi yararına sözleşme kurumunun özellikleri ve benzer mahiyetteki diğer kurumlarla farkları açıklanmaktadır.

II. Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme

A. Tanım ve Kavramsal Bilgi

Borç ilişkisi Türk hukukunda kural olarak nispi bir nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla sözleşmeler, ilke olarak yalnızca sözleşmeye katılan taraflar arasında hüküm ve sonuç doğurmakta, üçüncü kişileri etkilememektedir. Ancak, hukuk sistemimiz sözleşme serbestisi ilkesi gereği sözleşme taraflarına bazı durumlarda üçüncü kişiler üzerinde etki kurma yetkisini tanımaktadır. 

Türk Borçlar Kanunu’nda1 (“TBK”), sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde, borç ilişkisi doğduğu anda üçüncü kişi üzerinde hüküm doğuran ve üçüncü kişinin taraflardan birinin yerini almadığı bir kurum olarak “üçüncü kişi yararına sözleşme” karşımıza çıkmaktadır. 

Üçüncü kişi yararına sözleşme, TBK m. 129’da aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:

 “Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. 

Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.” 

Görüldüğü üzere, sözleşmenin alacaklı veya borçlu tarafının, sözleşmeye taraf olmayan bir üçüncü kişi yararına bir edim kararlaştırması halinde, söz konusu sözleşme üçüncü kişi yararına sözleşme olarak tanımlanmaktadır. Üçüncü kişi yararına sözleşme üç kişi nezdinde hüküm doğurur: Bunlar (i) vaat ettiren (alacaklı), (ii) vaat eden (borçlu) ve (iii) lehtardır2. Vaat ettiren, vaat edene üçüncü kişi yararına (lehine) edimde bulunmayı kabul ettiren taraf; vaat eden, vaat ettirene karşı üçüncü kişi lehine borç altına girmeyi ve borçlanılan edimi yerine getirmeyi kabul eden taraf; lehtar ise kendi yararına ifada bulunulacak üçüncü kişi (yararına işlem yapılan kişi) olarak tanımlanabilir. Genel borç ilişkisi kapsamında vaat ettiren alacaklı, vaat eden ise borçlu taraf olarak tanımlanacaktır. Dikkat çekilmesi gereken önemli bir husus, yararına ifada bulunulacak taraf her ne kadar lehtar olsa da, sözleşme ilişkisinin vaat eden ve vaat ettiren arasında kurulacağı, dolayısıyla lehtarın sözleşme ilişkisine taraf olmadığıdır. Dolayısıyla sözleşmenin kurulması için lehtarın herhangi bir şekilde irade beyanı aranmayacağı gibi, sözleşmenin kuruluşundan haberdar olması gibi bir zorunluluk da bulunmamaktadır3.

Bir kira sözleşmesinde kiralanan yerde kiracı haricindeki bir kişinin oturacağının veya kira bedelinin kiraya verenden başkasına ödeneceğinin kararlaştırılması, bir eser sözleşmesinde başkasına ait bir işin yapılacağının kararlaştırılması, bir satım sözleşmesinde bedelin satıcıdan başkasına ödenmesi kaydı, bir hizmet sözleşmesinde işverenden başkasının hizmetinin görülmesinin kaydı üçüncü kişi yararına sözleşmelere örnek olarak verilebilecektir4.

B. Özellikleri

1. Bağımsız Bir Sözleşme Türü Oluşturmaması

Üçüncü kişi yararına sözleşme, bağımsız bir sözleşme tipini ifade etmemekte ve bu nedenle TBK’nın özel hükümleri kapsamında değerlendirilmemektedir. Bir başka deyişle, sözleşmenin tarafları dışında üçüncü bir kişiye bir edimin yerine getirilmesinin üstlenildiği durumları ifade etmekte olup, kanunda düzenlenmiş veya düzenlenmemiş (atipik) bir sözleşmenin üçüncü kişi yararına sözleşme oluşturacak şekilde düzenlenmesi mümkün olacaktır5. Bunun önemli bir sonucu da, üçüncü kişi yararına sözleşmeler için özel bir geçerlilik şartı aranıp aranmaması bakımından, üçüncü kişi yararına kurulan sözleşme tipinin belirleyici olmasıdır. Taraflar, yapmak istedikleri sözleşmeye üçüncü kişi için yararlanma kaydı koyabilecekleri gibi, aralarındaki temel ilişkiden ayrı bir yan sözleşme de akdedebilirler. Tarafların yapmak istedikleri sözleşme için kanun hangi şekli öngörmüşse, bunun üçüncü kişi yararına yapılması halinde de aynı şekle uymak gerekir6. Örneğin üçüncü kişi yararına bağışlama sözü vermenin adi yazılı şekilde yapılması gerekecekken, üçüncü kişi yararına yapılan kira sözleşmesinin geçerliliği için herhangi bir şekil şartı aranmayacaktır.

2. Üçüncü Kişi Yararına Tasarruf Yapılamaması

Bilindiği üzere, borçlandırıcı işlemler, hukuki işlem yapan kişinin malvarlığının pasifinde artışa sebep olan işlemlerdir ve borçlanılan edimin konusunu oluşturan hakkın devir, sınırlama, külfet yükleme, değiştirme ve sona erme taahhüdünü kapsamaktadır. Buna karşın, tasarruf işlemi ise, tasarruf yapanın malvarlığındaki bir hak üzerinde doğrudan doğruya etki doğuran, bu hakkı devreden, değiştiren, sınırlayan veya sona erdiren işlemlerdir. Tasarruf işlemleri çoğunlukla borçlandırıcı işlem ile taahhüt edilen edimin yerine getirilmesi için yapılmakta olup, bu ihtimalde yüklenilen borcun “ifa” edilmesi manasına gelmektedir7.Üçüncü kişi yararına sözleşme, kural olarak bir borçlandırıcı işlemdir. Üçüncü kişi yararına tasarruf işlemi yapma “taahhüdü” içeren bir sözleşme, borçlandırıcı nitelikte olacağından, mümkün olmakla birlikte, üçüncü kişi yararına mülkiyet veya alacak devri gibi tasarruf işlemlerinin yapılması kural olarak mümkün değildir. Bunun tek istisnası, alacaklının borçlu dışındaki bir kimseyle borcun nakli hususunda anlaşmasıdır; bu şekilde borçlu borcundan kurtulur.

3. Üçüncü Kişiye Borç Yükletilememesi

Borçlar hukukumuzun temel prensipleri gereği, sözleşmeye taraf olmayan üçüncü kişilere sözleşme aracılığı ile alacak hakkı kazandırmak mümkün olsa bile, iradesi ve rızası olmaksızın üçüncü bir kişiye sözleşme ile borç yükletilmesi mümkün değildir. Bu kurala doktrinde “üçüncü kişi zararına (aleyhine) sözleşme yasağı” denilmektedir8. Bununla birlikte, ilgili sözleşmede, üçüncü kişinin kararlaştırılan şartı gerçekleştirmesi halinde edimden yararlanma hakkını haiz olacağı kararlaştırılabilir.

4. Üçüncü Kişiye Yarar Sağlama Unsurunun Geniş Anlamda Yorumlanması

Geçmişte hâkim olan görüşün aksine, günümüzde bir sözleşmenin üçüncü kişi yararına yapılmış bir sözleşme niteliğini haiz olabilmesi için, malvarlığı değeri taşıyan somut bir edimin var olması şartı aranmamakta; ifada bulunulacak her türlü yapma, yapmama ve verme taahhüdü üçüncü kişi yararına sözleşmenin konusu olabilmektedir9.

5. Sözleşmenin Kurulmasında Lehtarın Taraflamaması

Üçüncü kişi yararına sözleşmeler lehtar nezdinde hüküm doğursa da, lehtar hiçbir şekilde sözleşmeye taraf olmamakta, sözleşmenin kuruluşunda herhangi bir şekilde rol almamaktadır. Dolayısıyla, üçüncü kişi yararına sözleşme lehtarın kabulü veya bilgisi olmasa dahi kurulabilecektir. Bu kapsamda lehtarın ehliyetsiz olmasına veya iradesinin sakatlığına ilişkin bir iddiaya dayanarak sözleşmenin geçersizliğinin öne sürülmesi mümkün olmayacaktır. Ayrıca lehtarın, sözleşme kendi lehine akdedilmiş olsa dahi sözleşmenin kurulmasına ilişkin herhangi bir itiraz hakkı bulunmamakta olup sözleşme uyarınca vaat edenin kendisine ifa edeceği edimi kabul etmeme hakkını haizdir10.

6. Lehtarın Belirlenebilir Olmasının Yeterliliği

Üçüncü kişi yararına sözleşmelerin geçerli olması için sözleşme kurulduğu anda lehtarın mevcut ve belirlenmiş olması şartı aranmamaktadır, belirlenebilir olması yeterlidir11. Sözleşme kurulurken tarafların, lehtarın taraflarca veya başkası tarafından sonradan belirlenmesi hususunda anlaşmaları yeterlidir. Lehtarın gerçek veya tüzel kişi olması mümkündür.

C. Türleri

Üçüncü kişi yararına sözleşmenin türleri, lehtarın (üçüncü kişi) vaat edenden (borçludan) ifayı talep hakkına sahip olup olamamasına göre belirlenmektedir. Şu kadar ki, yukarıda işaret edilen TBK m. 129 çerçevesinde eksik üçüncü kişi yararına sözleşmelerin kural, tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerin ise istisnai kurumlar olduğu kabul edilmektedir.İki kavram arasındaki fark, Yargıtay’ın ilgili kararında, “Aralarındaki temel fark ise, eksik üçüncü kişi yararına sözleşmelerde üçüncü kişinin, sözleşme ile borç altına giren taraftan talepte bulunamamasına karşın tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde bunun mümkün olmasıdır12.” şeklinde açıklanmıştır.

1. Eksik Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme

Yukarıda ifade edildiği üzere, eksik üçüncü kişi yararına sözleşmenin düzenlendiği TBK m. 129/1 uyarınca, vaat ettiren kişinin (alacaklı) sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim koydurmuş olması halinde, lehtar, ifayı bizzat isteyemeyecektir. Lehtara ifada bulunulmasını yalnızca vaat ettiren vaat edenden talep edebilecektir.

 Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede, üçüncü kişinin alacak hakkı kazanmaması dolayısıyla, sözleşmede borçlanılan edimin ifasını talep hakkı bulunmamaktadır. Üçüncü kişi gerçek anlamda alacaklı değil, sadece borçlanılan edimin lehtarı, yapılacak ifanın muhatabıdır13. Lehtar yalnızca lehine kararlaştırılmış olan edimin ifasını kabul yetkisine sahiptir. Bununla birlikte, edimin hiç ifa edilmemesi, geç ya da ayıplı olması gibi borca aykırılık sebepleriyle üçüncü kişinin dava açması ve tazminat talebinde bulunması söz konusu olmayacaktır. Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede, vaat edenin borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde edimin ifasını ve herhangi bir zarar doğması halinde ise söz konusu zararın tazminini yalnızca vaat ettiren isteyebilecektir.

 Vaat ettiren, sözleşmeden kaynaklanan hak üzerinde serbestçe tasarruf edebilecek, üçüncü kişi ise bu duruma itiraz edemeyecektir. Lehtarın alacak hakkı olmadığından vaat ettirenin söz konusu alacağı üçüncü kişiye devretmesi hususunda, üçüncü kişinin tasarruf yetkisi bulunmadığı gibi vaat ettirenin vaat edeni ibra etmesi halinde de üçüncü kişinin itiraz hakkı bulunmamaktadır.

2. Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme

Tam üçüncü kişi yararına sözleşmenin düzenlendiği TBK m. 129/2’de ise yalnızca tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde ilgili edimin ifası, üçüncü kişi tarafından da vaat edenden talep edilebilecektir. 

Yargıtay’ın ilgili kararında14 öngörüldüğü üzere, “Bir sözleşmenin ne zaman eksik ne zaman tam üçüncü kişi yararına sözleşme olduğu TBK’nın 129. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen hükme göre belirlenir. Bu hükme göre, üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabileceği ya sözleşmede açıkça yazılı olmalıdır, ya tarafların sözleşmede açıklanan iradelerinden bu durum tespit edilebilmelidir, ya da bu konuda örf ve adet bulunmalıdır.” 

Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtar, vaat ettirilen edimin ifasını kabul etme yetkisinin yanı sıra (her ne kadar üçüncü kişi yapılan sözleşmenin tarafı olmasa da) alacak hakkına sahiptir ve bu sebeple edimin ifasını talep edebilir. Sözleşmenin kurulmasıyla üçüncü kişi söz konusu alacak hakkını doğrudan doğruya ve aslen kazanmaktadır15.Tam üçüncü kişi yararına sözleşmeyi eksik üçüncü kişi yararına sözleşmeden ayıran en mühim fark budur. 

Söz konusu alacak hakkının doğması için lehtarın rızası olması gerekmediği gibi, haberi dahi olmasına gerek yoktur. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmenin mahiyeti gereği, her ne kadar üçüncü kişi nezdinde alacak hakkı doğmuş olsa da, üçüncü kişi vaat ettiren ile vaat eden arasında kurulan sözleşmenin tarafı durumuna gelmeyecektir16

Tam üçünü kişi yararına sözleşmede vaat ettirenin ifayı talep hakkı olduğu kabul edilmeli, ancak vaat ettirenin bu talebinin, ifanın üçüncü kişiye yapılmasını isteme ile sınırlı olduğu unutulmamalıdır17.Bunun nedeni, vaat edenin sadece lehtar üçüncü kişiye ifada bulunma borcu altına girmesidir. Yargıtay’ın ilgili kararında18 belirtildiği üzere, “… gerek eksik gerekse tam üçüncü kişi yararına sözleşme olsun, borcun ancak üçüncü kişiye ifası istenebilir.” 

TBK m. 129/2’de yer alan “üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez” hükmü uyarınca, tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde borçlunun yanı sıra üçüncü kişi veya halefleri de borcun ifasını talep edebilmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, eksik üçüncü kişi yararına sözleşmelerde ise yalnızca alacaklının (vaat ettiren), alacağın üçüncü kişiye ödenmesini talep hakkı bulunmaktadır. 

Bahsi geçen TBK m. 129/2 hüküm uyarınca, lehtarın veya ona halef olanların ilgili hakkı kullanacağını borçluya, başka bir deyişle, vaat eden tarafa bildirdiği ana kadar geçen süre içerisinde, vaat ettirenin hak üzerinde tasarruf yetkisi devam edecektir. Her ne kadar doktrinde aksini savunanlar olsa dahi19, kanun bildirimin vaat edene yapılmasını aramıştır. Söz konusu bildirimin şekli şartlarına bağlı olmaksızın, açık veya örtülü şekilde yapılması mümkün olacaktır. Üçüncü kişinin alacak hakkını kullanacağı bildirimini vaat edene yapmasından evvel, üçüncü kişi, vaat ettirenin bu hak üzerinde tasarruf etmesine karışamayacağı gibi, bu tasarrufun kendisi için hüküm doğurmasının da önüne geçemeyecektir. Bu doğrultuda, vaat ettiren, bildirim anına kadar vaat eden ile anlaşarak ibra yolu ile tamamen veya kısmen bu borcu kaldırabilecek olup bunun yanı sıra alacak hakkının içeriğini ve hükümlerini de değiştirebilecektir. Söz konusu bildirimin yapılması ile vaat ettirenin tasarruf yetkisi ortadan kalkacak ve alacak hakkına etki eden işlemleri bu hakkı etkilediği ölçüde geçersiz hale gelecektir.

 Vaat eden, vaat ettiren ile akdetmiş olduğu sözleşmeye dayanarak ifayı isteyen üçüncü kişiye karşı kendisiyle vaat ettiren arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan her türlü itiraz ve def’ileri ileri sürebilir20.

D. Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmenin Benzer Kurumlardan Farkı

1. Temsil

Tam üçüncü kişi yararına sözleşme ile doğrudan temsil müessesesi karşılaştırıldığında, doğrudan temsilde temsil olunan, üçüncü kişi yararına sözleşmede ise üçüncü kişi sözleşmenin akdedilmesine katılmadıkları halde, kurulan sözleşmeden doğan alacak hakkını doğrudan doğruya kazanmaktadır21. Bununla birlikte, her iki kurum arasında kayda değer farklılıklar bulunmaktadır.

 Doğrudan temsilde temsilci, temsil olunan adına ve hesabına sözleşmeyi yapmasına rağmen, sözleşmenin tarafı değildir; sözleşmenin tarafı temsil olunandır. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede ise, yararına işlem yapılan üçüncü kişi değil, vaat ettiren sözleşmenin tarafıdır. İlk olarak, vaat ettiren temsilci niteliğini haiz olmayıp, kendi adına ve hesabına hareket etmesinden ötürü, üçüncü kişi yararına sözleşme hukuken bir temsil ilişkisi niteliği taşımamaktadır. İkinci olarak, temsil ilişkisinde, temsil edilenin verdiği izin veya sonradan vereceği icazet, temsilcinin temsil edilen adına işlem yapabilmesi için şarttır. Üçüncü kişi yararına sözleşmede ise, sözleşmenin akdedilebilmesi için üçüncü kişi lehtarın izin veya icazeti aranmamakta, hatta lehtarın sözleşmenin düzenlendiğinden haberi bile olması gerekmemektedir.

2. Alacağın Devri

Alacağın devrinde, devreden ve devralan arasında yapılan alacak devri sözleşmesi neticesinde alacak hakkının devreden tarafın aktifinden çıkarak devralan tarafından kazanılması söz konusu olmaktadır. Üçüncü kişi yararına sözleşmenin söz konusu olduğu hallerde ise, vaat eden ile vaat ettiren arasında akdedilen sözleşmeden kaynaklanan alacak hakkının, vaat ettiren özelinde doğması ve bu hakkın daha sonra alacağın devrinde olduğu gibi üçüncü bir kişiye devredilmesi söz konusu olmamaktadır. Üçüncü kişi yararına sözleşmenin doğası gereği, doğan alacak hakkı doğrudan doğruya sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişi nezdinde doğmaktadır.

3. Havale

Bir kişi (havale eden) tarafından, başka bir kişiye (havale edilene), bir üçüncü kişiye (havale alıcısına) ödemede bulunması ve söz konusu üçüncü kişiye ise bu ödemeyi kabul etmesi için çifte yetki verilmesi, havale olarak tanımlanacaktır22

Havale, üçüncü kişi yararına sözleşmenin aksine, sözleşmesel nitelikte bir hukuki işlem olmayıp, tek taraflı yetki verme olarak tanımlanabilecektir. Havale ile üçüncü kişi yararına sözleşme arasındaki bir diğer fark ise, üçüncü kişi yararına sözleşmede vaat eden edimin ifası ile yükümlü iken havalede, havale edilen kişi yükümlü değil yetkili konumundadır. 

Havale ile üçüncü kişi yararına sözleşme arasında farklılıklar olmakla birlikte, ortak bir noktaları da bulunmaktadır. Her ikisinde de üçüncü kişi, borçlunun edimini kendi adına kabul yetkisini haiz olmakla birlikte, havalede bu yetki havale edenin “tek taraflı irade”sinden doğarken, üçüncü kişi yararına sözleşmede vaat ettiren ile vaat eden arasındaki sözleşmeden doğmaktadır23.

4. Vekaletsiz İş Görme

Vekâletsiz iş görmede iş sahibi, kendi menfaatine iş yapılması halinde, kanunda belirtilen masrafları ödemekle ve zararları tazminle yükümlü kılındığından, menfaatine görülen işi reddetmesinden bahsedilemeyecek iken; üçüncü kişi yararına sözleşmede üçüncü kişinin kendi yararına tesis edilen hakkı reddetmesi mümkündür. Bu doğrultuda, üçüncü kişi yararına sözleşmede alacaklı, üçüncü kişinin vekâletsiz iş göreni sayılmayacaktır. Buna ilaveten, vekaletsiz iş görmede işi görülen kişinin, borçludan edimin ifasını isteme hakkı bulunmamaktadır. Ancak, tam üçüncü kişi yararına sözleşmenin varlığı halinde, vaat ettirenin yanı sıra lehtarın, başka bir deyişle yararına hukuki işlem yapılan üçüncü kişinin de edimin ifasını talep hakkı mevcuttur.

5. Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkili Sözleşme

Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşmede borç ilişkisinin içerdiği koruma yükümlülüklerinin kapsamı yalnızca sözleşmenin taraflarıyla sınırlı değildir. Tarafların koruma alanı içinde bulunan kişiler sözleşmeye taraf olmasalar bile koruyucu etkiden faydalanırlar24. Başka bir deyişle, üçüncü kişi yararına sözleşme kurumu gereği, borç ilişkisinden kaynaklanan koruma yükümlülüklerinin yalnızca sözleşmenin tarafları ile sınırlı kalmayarak, sözleşmeye taraf olmayan bazı kişilerin de bu korumadan yararlanacağı söylenmiştir25.Örneğin bir kira sözleşmesi her ne kadar kiraya veren ve kiracı arasında akdedilmiş ise de, kiracının eşi ve çocukları da bu sözleşmenin koruma alanı içinde yer aldığından dolayı kiraya veren, kiracının eşi ve çocuklarına karşı da koruma yükümlülüğü altında bulunur.

 Yargıtay bir kararında26 bu ilişkiyi dürüstlük kuralına dayandırmıştır:“İşte koruma yükümleri sayesinde, borçlu ile alacaklı arasında olduğu kadar, borçlu ile bir takım üçüncü kişiler arasında da hiç bir edim yükümü ihtiva etmeyen sadece koruma yükümlerinden oluşan bir borç ilişkisi oluşur. Bir başka ifadeyle, söz konusu borç ilişkisi üçüncü şahıslar üzerinde tesir icra eden, üçüncü şahsı koruyucu etki doğuran bir borç ilişkisidir ve bu borç ilişkisinin kaynağı MK’nın 2. maddesidir.”

III. Sonuç

TBK m. 129’da düzenlenen ve vaat ettiren (alacaklı), vaat eden (borçlu) ve lehtar (üçüncü kişi) nezdinde hüküm doğuran üçüncü kişi yararına sözleşmeler, tam veya eksik üçüncü kişi yararına sözleşme olarak akdedilmesine göre, lehtarın ilgili sözleşmeden kaynaklanan hak ve ifaya ilişkin taleplerini etkileyecektir.

Üçlü ilişki dolayısıyla sözleşmeye taraf olmayan üçüncü kişi üzerinde hüküm doğuran sözleşmeler, üçüncü kişinin yalnızca yararına yapılabilecek, başka deyişle, üçüncü kişiyi borç altına sokmayacak şekilde düzenlenebilecektir. Üçüncü kişi yararına akdedilmiş bir sözleşmenin, tam veya eksik üçüncü kişi yararına sözleşme şeklinde kurulmuş olması bakımından dikkat edilmesi gereken en önemli husus, üçüncü kişinin alacak hakkı kazanıp kazanmaması olacaktır.

Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtar alacak hakkını haiz olup, eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede ise alacak hakkına sahip olmayacaktır.

Taraflara edim yükümlülüğü getiren alışılagelmiş sözleşmelerden farklı olarak sözleşme ilişkisi dışında kalan üçüncü bir kişinin mevcut alacak hakkına dayalı taleplerde bulunması, üçüncü kişi yararına sözleşme kurumunun diğer kurumlardan ayrıştırılarak incelenmesi gerektiğini göstermektedir.

KAYNAKÇA

Kemal Oğuzman/Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 2, İstanbul 2017.

Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 19. Bası, Ankara 2015.

Kemal Oğuzman/Nami Barlas, Medeni Hukuk, 23. Bası, İstanbul 2017.

Şener Akyol, Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme, 1. Bası, İstanbul 2008.

Serap Helvacı, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Pratik Çalışmaları, İstanbul, 2017.

Çağlar Özel, The Turkish Code of Obligations, 1. Bası, Ankara 2013.

DİPNOT

1 04.02.2011 Tarihli, 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.

2 Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 19. Bası, Ankara 2015, s. 1141.

3 Kemal Oğuzman/Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 2, İstanbul 2017, s. 449.

4 Oğuzman/Öz, s. 446.

5 Oğuzman/Öz, s. 446.

6 Eren, s. 1143 – 1144.

7 Kemal Oğuzman/ Nami Barlas, Medeni Hukuk, 23. Bası, İstanbul 2017, s. 180.

8 Oğuzman/Öz, s. 447.

9 Şener Akyol, Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme, 1. Bası, İstanbul 2008, s. 14.

10 Oğuzman/ Öz, s.449.

11 Oğuzman/ Öz, s.449.

12 Helvacı, s.235’den naklen, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi T. 10.06.2015, E. 2015/1742, K. 2015/8028 (Legalbank).

13 Eren, s. 1145.

14 Helvacı, s.236’dan naklen, Yargıtay 3. H.D. T. 02.12.2014, E. 2014/12033, K. 2014/15715 (Legalbank).

15 Eren, s. 1146.

16 Oğuzman/Öz, s. 453.

17 Eren, s. 1150.

18 Helvacı, s.235’den naklen, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi T. 07.04.2016, E. 2015/8658, K. 2016/3866 (Legalbank).

19 Akyol, s. 190.

20 Eren, s. 1150.

21 Eren, s. 1147.

22 Eren, s. 1148.

23 Akyol, s. 63.

24 Eren, s. 1152.

25 Akyol, s. 47.

26 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu T. 6.5.1992, E. 1992/13-213, K. 1992/315.

  • Özet yapım aşamasında
Keywords
Eksik Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, Lehtar, Üçüncü Kişinin Alacak Hakkı, TBK m. 129
Capabilities
Contract Management
More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 189

Gsi Brief 189

Brief
Read more

Articletter - Summer Issue

Tebligatta Yeni Uygulama: E-Tebligat

Tebligatta Yeni Uygulama: E-tebligat

2018
Read more
Türk Hukukunda Nükleer Santral İşletenin Sorumluluğu

Türk Hukukunda Nükleer Santral İşletenin Sorumluluğu

2018
Read more
Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) Yönetmeliği ve Uygulaması

Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (yekdem) Yönetmeliği Ve Uygulaması

2018
Read more
Anonim Şirket ile Pay Sahipleri Arasındaki Borçlanma İlişkileri

Anonim Şirket Ile Pay Sahipleri Arasındaki Borçlanma İlişkileri

2018
Read more
Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Üçüncü Kişi Yararına Yapılan Sözleşmeler