Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Zımni Garantiler

2014 - Winter Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Zımni Garantiler

Contract Management
2014
GSI Teampublication
00:00
-00:00

I. GİRİŞ

Mal satım sözleşmelerinde Yer alan garantiler konusunda dünyadaki her yargı sisteminin farklı yaklaşımı bulunmaktadır. Bu makalede, İngiliz hukuk sistemi ile Viyana Konvansiyonu da olarak bilinen, Uluslararası Mal Satım Sözleşmelerine İlişkin Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın (“CISG”) garantilere yönelik yaklaşımlarındaki farklı noktalara değinilecektir. Esas olarak bu makalenin inceleme konusu, satım sözleşmelerinde yer alan zımni garantilerdir.

Sözleşmeye “sorumsuzluk kaydı” eklenmesi ile satıcının zımni garantilerden kaynaklanan sorumlulukları kaldırılmış olmaz. Bu husus Mercini Lady davasında şu şekilde vurgulanmıştır: “Bu anlaşmada; petrolün niteliklerine ilişkin öngörülenin ötesinde herhangi sarih veya zımni olarak ticarete veya münhasır bir amaca uygunluk garantisi, teminatı veya beyanı bulunmamaktadır.”

Aşağıda açıklanacak olan zımni garantilerin altında yatan esas etken, satın alınacak bir ürünün tüketicinin en azından minimum beklentisini karşılar nitelikte olduğunu temin etmek ve tüketiciyi korumaktır.

II. ANGLO SAKSON HUKUK SİSTEMİNİN YAKLAŞIMI

Anglo Sakson hukuk sistemleri, mal satım sözleşmeleri kapsamında satıcının, zımni garanti olarak nitelendirilen bazı güvenceleri alıcıya sağlamış olduğunu varsaymaktadır. İngiliz hukuku yüzyıllardır sözleşmelere zımni hükümler dahil etmiş olup 1781 tarihli Schoolbred v Nutt davasında Lord Mansfield; “geminin denize açılabilirliği bir zımni garantidir” hükmünü vermiştir. Zımni garantilere ilişkin hukuk kuralları müteakip yüzyıllar boyunca daha da gelişmiştir ve günümüzde İngiliz hukuku, malların satımına ilişkin olarak alıcı ile sözleşme yapmakta olan satıcıya birtakım zımni garanti sorumlulukları yüklemektedir. Ticarete uygunluk garantisi, belirli bir amaca uygunluk garantisi ve mülkiyetin satıcıya ait olduğuna dair garanti içtihatlarla yerleşmiş temel zımni garantilere örnek olarak verilebilir. Ayrıca kanundan kaynaklanan (1979 tarihli Mal Satım Kanunu) ve mal satım sözleşmelerinde alıcıyı koruma amacını taşıyan “zımni” nitelikte birçok hukuki kavram bulunmaktadır. Bunlar; betimleme sonucu satış (bölüm 13), yeterli kalite (bölüm 14/2), alıcının özel amacına uygunluk (bölüm 14/3) ve malların numune ile uyumlu olma zorunluluğudur (bölüm 15) (eğer mallar, numuneler gösterilerek satılmış ise). Başka hukuki kavramlar da uygulamada (bölüm 62/2) ve ticari hayatta (bölüm 14/4) var olanlar gibi zımni olarak ifade edilebilir. Bunlar zımni garanti olarak değil, sözleşmenin zımni koşulları olarak sınıflandırılmaktadır. Ancak bu makalenin konusu, yukarıda ifade edilen amaç doğrultusunda, zımni garantiler olup bu doğrultuda mal satım sözleşmelerinde yer alabilecek üç zımni garanti, aşağıda daha detaylı olarak incelenecektir.

Yukarıda da bahsedildiği üzere zımni garantiler, mal satım sözleşmelerine uygulanan hukukta önemi giderek artan bir rol oynamaktadır. Bu artışın esas sebeplerinden birisi, tüketicilere ve özellikle ticari işlemlerde alıcıya sağlanan korumayı artırmaktır. Söz konusu artış aynı zamanda ticari işlemlerin kolaylaşmasına imkân tanımaktadır. Bu durum, Moorcock davasında LJ Bowen tarafından da belirtilmiş ve kendisi; tüm zımni garantilerin tarafların varsayılan iradelerine dayandırılması gerektiğini ifade etmiştir.

Tarafların varsayılan niyetlerini korumak ve ticaretin etkinliğini artırmak amacıyla zımni garantilerin sözleşmelerde varlığı kabul edilebilir. Belki de bu durum, aslında bir Anglo Sakson hukuk sistemi kavramı olan zımni garantilerin, uluslararası ticarette etkin rol oynayan pek çok Kıta Avrupası hukuk sisteminde de (Almanya, Fransa, Çin ve Rusya gibi) kabul edilmesinin sebebidir. Söz konusu ülkelerin kendi sistemlerinde zımni garanti kurumunu kabul etmelerindeki sebebin ticari etkinliği artırmak olduğuna neredeyse hiç kuşku bulunmamaktadır.

Zımni garantilerden biri, satıcı tarafından alıcıya sağlanan; malların “özel kullanım amacına uygun” olduğuna yönelik güvencedir. Bu güvencede satıcı, ürün hakkında alıcıya verdiği beyanlar ile bağlıdır. Örneğin, eğer belirli bir çamaşır makinesi modeli on kg çamaşır yıkama vaadiyle müşteriye öneriliyor ancak beş kg’lık çamaşır yıkıyor ise, satıcı tarafından sağlanan ve alıcının güvendiği zımni garanti ihlal edilmiştir. Burada çamaşır makinesi hala çamaşır makinesi olarak işler durumda olmasına rağmen on kg’lık çamaşır yıkama amacına uymadığından dolayı zımni garanti ihlal edilmiştir. Malların “özel bir amaca uygun olması” için gereken üç şart vardır. İlk olarak; satıcı, malların hizmet edeceği özel amacın farkında değil ise bu kurum uygulanmayacaktır. Bu konuda tek istisna, malların sadece bir kullanım amacı olduğu durumlardır. Frost v Aylesbury Dairy C davasında belirtildiği gibi malların yalnızca tek fonksiyonunun olduğu ve alıcının söz konusu malı mutat haliyle talep ederek aynı zamanda özel amaca uygunluk talebini de satıcıya ilettiği durumlar istisnai niteliktedir. İkinci şart; malların satın alınmasında satıcının yeteneğine ve kanaatine güvenilmesidir. Üçüncü şart ise, mal satılmadan önce alıcıda, aynı nitelikteki malların satışını gerçekleştirmiş bir satıcı algısının oluşmasıdır (Ashington Piggeries Ltd v Christopher Hill Ltd).

Zımni garantilerden bir diğeri de alıcıya satılan malların “ticarete uygunluğudur”. Bu garanti aslında daha önce bahsedilen, malların “özel kullanım amacına uygun” olma garantisi ile doğal olarak bağlantılıdır. “Özel kullanım amacına uygun” olma durumunda olduğu gibi burada da amaç tüketiciyi satıcının yanıltıcı beyanlarından korumaktır. Çünkü belirli bir ürünün ticarete uygun olması için aynı zamanda satılma amacına uygun olması gerekmektedir. Ancak yasa koyucu ve mahkemeler, ticarete uygunluk kurumuna, satılan ürünlerin “yeterli kalitede” olması anlamını yüklemişlerdir. Malların artık “ticarete uygun” olarak değil “yeterli kalitede” olarak yorumlanmaya başlanması, 1979 tarihli Malların Satım Sözleşmesi’nin yumuşatılması olarak görülmekte ve bu durum temelini 1994 tarihli Malların Satımı ve Tedariki Sözleşmesi’nden (“SSGA”) almaktadır. Böylece “ticarete uygunluk” prensibinin yerini “yeterli kalite” standardına bıraktığı söylenebilir. Mahkeme, malların 1994 tarihli SSGA uyarınca “yeterli kalitede” olup olmadığını belirlemek için iki değerlendirme yapmaktadır. Birinci değerlendirme, Grant v Australina Knitting Mills davasında belirlenen “kabul edilebilirlik” kavramı açısından yapılmaktadır. Açıkça Dixon J tarafından belirtildiği üzere, kabul edilebilirlik hali, alıcının her şeyden haberdar olarak (gizli ayıpların varlığını bilmesi ve malların hâlihazır durumları ile sınırlı kalmaması) malı, satış fiyatını düşürmeden satın alması halinde gündeme gelmektedir. Bu koşulların gerçekleşmesi durumunda malların kabul edilebilir olduğu addedilir. İkinci değerlendirme ise daha baskın hale gelen, Henry Kendall & Sons Ltd v Wiiliam Lillico & Sons Ltd davası ile ortaya çıkmış “kullanılabilirlik” kavramı açısından yapılmaktadır. Bu durumda malların ticarete uygun olup olmadığının, “nitelikleri belirtilerek satılan bir malın söz konusu niteliklere uygun olması ve bu kapsamdaki olağan kullanım amacına uygun olarak kullanılabilmesi” açısından değerlendirileceği hükmedilmiştir. Ticari amaçla satın alınan mallara ilişkin olarak da “kullanılabilirlik değerlendirmesinin” yapılması yönünde bir eğilim söz konusudur.

Bir diğer zımni garanti ise “mülkiyetin satıcıya ait olduğuna ilişkin” verilen garantidir. Diğer bir deyişle bu garanti, satıcının malı satma hakkına sahip olduğunu ifade etmektedir. Alıcı, satıcının çalınmış mala sahip olmadığına, herhangi bir patent hakkını ihlal etmediğine veya söz konusu malı başka bir alıcıya satmadığına güvenerek satıcının malı satma hakkı olduğunu düşünmektedir. Bu prensibin mantığı, satıcının tespit edildiği ve alıcıyı tazmin ettiği durumlar hariç, gerçek hak sahibinin mala el koyduğu durumda, alıcının mallar için iki kez ödeme yapmasının önüne geçmektir. Bu prensip ayrıca, Rowland v Divall davasında da görüldüğü üzere, satıcının kendisi de çalınmış malları satın almış olduğu ve bu durum kendisi tarafından bilinmediği halde söz konusu satıcının malları satmaya çalıştığı durumlarda da uygulanmaktadır.

Bazı gözle görülür farklılıklar olmasına rağmen CISG’de zımni garantiler konusunda benzer bir yaklaşım söz konusudur. CISG’nin 35/2 maddesinde dört çeşit zımni garantiye yer verilmektedir. CISG madde 35/2’deki ilk zımni garanti, İngiliz hukuk sistemindeki ticarete uygunluğun belirlenmesi için tatbik edilen “kullanılabilirlik değerlendirmesi” ile benzerdir. Maddenin ilgili fıkrasına göre, satıma konu mallar, aynı türden malların tahsis edildiği kullanım amacına uygun olmadığı sürece, sözleşmeye uygun kabul edilmemektedir. Aynı maddenin (b) bendine göre, sözleşmenin kurulması esnasında açıkça veya zımnen satıcıya bildirilen her türlü özel kullanım amaçlarına uygunluğun sağlanmadığı durumlarda mallar sözleşmeye uygun değildir. Söz konusu fıkranın uygulanmasında, İngiliz hukuk sisteminde alıcı tarafından satıcının yeteneklerine güvenilmiş olmasını ifade eden “kullanım amacına uygunluk” garantisi altında belirtilen ve yukarıda ifade edilen muafiyetler burada da uygulanacaktır. CISG madde 35/2/c’ye göre, satıcının alıcıya numune veya model olarak sunduğu (malın numune gösterilerek satıldığı durumlarda) malların kalitesine sahip değil ise mallar, sözleşmeye uygun olarak değerlendirilmeyecektir. Bu durum, İngiliz sisteminde zımni garanti olarak görülmese de, sözleşmenin zımni şartı olarak kabul edilmektedir. CISG madde 35/2/d ise; İngiliz sisteminde yer almayan, malların paketlenmesi ile yeterli ölçüde korunmasına ilişkin düzenleme getirmektedir.

Bazı örnekler, zımni garantilerin uygulanması konusunda uluslararası yeknesaklığın olduğunu göstermektedir. Stockholm’de gerçekleştirilen bir tahkim yargılamasında bu yönde emsal bir karar verilmiş olup bu kararda, yeni bir makinenin kalitesine ilişkin verilen açık bir garantiye, CISG madde 35/2 uyarınca öngörülen zımni garantilerin varlığından dolayı halel gelmeyeceği belirtilmektedir. Benzer yaklaşım, Amerikan Bölge Mahkemesi tarafından fırın satımına ilişkin bir davada verilen kararda da görülmektedir. Söz konusu kararda, Kanadalı bir satıcı tarafından ileri sürülen; sözleşmedeki “onarım ve değiştirme” hükmünün, malların sözleşmeye uygun olmasına yönelik zımni ve açık garantileri bertaraf ettiği şeklindeki iddia, mahkeme tarafından reddedilmiştir.

CISG madde 35/2’de yer alan zımni yükümlülükler, tarafların aksini kararlaştırmadıkları hallerde uygulanabilmektedir. Sözleşmede yer alan genel hükümlere istinaden “malların mutat ya da özel bir amaca uygun olmasına ilişkin herhangi bir sorumluluk kabul etmediğini” beyan eden satıcı, CISG madde 35/2/a ve 35/2/b çerçevesinde malların bir amaca uygun olduğuna ilişkin zımni garantiden sorumlu olmamayı hedeflemektedir. Böyle bir sorumsuzluk kaydının geçerli olup olmayacağı, mevcut geçerlilik kuralının lafzına ve amacına bağlıdır. Mesela böyle bir kayıt, Amerikan Birleşik Ticaret Kanunu çerçevesinde değerlendirildiğinde geçerli kabul edilme olasılığı daha yüksektir. Ancak, bu nitelikteki Alman hukuk kuralları, CISG çerçevesinde açık bir şekilde uygulama alanına sahiptir. Aynı durum, İskandinav hukuk rejimlerinde görülen “makuliyet değerlendirmesi” ve Hollanda Medeni Kanunu gibi diğer Avrupa devletlerinde mevcut olan benzeri hukuk kuralları için de geçerlidir.

CISG’nin uygulandığı içtihatlara göz atıldığında, kıta Avrupası hukuk sisteminde eğitim görmüş bir Avrupalı, satıcı tarafından teslimi gerçekleştirilen malların sözleşmeye uygun olması gerekliliğine odaklanmak durumundadır. Fransızların yaklaşımı; bir satış sözleşmesi tamamlandığında malın teslimine odaklanma yönündedir. Bu yüzden genel kural uyarınca; taraflar teslim edilecek mallar ve ödenecek fiyat üzerinde anlaştıkları anda, malların belirlenmiş olması ve benzeri mallar ile karışma ihtimali olmaması şartıyla, malların mülkiyet alıcıya geçer. Örneğin, İtalyan hukukçulara göre mallar bir kere seçildikten ve bulundukları büyük grubun içinden ayrıldıktan sonra mülkiyet alıcıya geçmekte olup bu andan itibaren satıcının tek olağan yükümlülüğü, malları, ayıplı olsalar bile, teslim etmektir. İtalyan yazarlar sıklıkla, satıcının uygun nitelikte olan malları teslim ederek ikinci kere teslimatı gerçekleştirme yükümlülüğünü makul görmenin mümkün olamayacağı konusunda ısrar etmektedirler. Buna ek olarak bazı yazarlar, alıcının beklentilerini karşılamak için satıcının kaç kez teslimatı tekrarlaması gerektiğini sorgulamaktadırlar.

CISG hakkında verilen içtihatlara bakıldığında göze çarpan husus, Avrupa yargı sistemlerindeki hakimlerin CISG madde 35’de yer alan “uygunluk yükümlülüğünün” özerk yapısını sıklıkla vurgulama istekleridir. Bu duruma örnek olarak, taraflarından biri İtalyan olan 219 numaralı CLOUT davası (İsviçre) verilebilir.

CISG ile ilişkili bazı davalar kısaca incelendiğinde, CISG’nin yeknesak olarak uygulanmasında herkesin alakadar olduğu görülebilmektedir. CISG’nin amacı, farklı devletlerin hukuk düzenleri arasındaki uyumu daha yüksek seviyelere çıkarmaktır. Farklı hukuk sistemlerindeki hâkimler tarafından verilen kararlarda bazı farklılıkların olması kaçınılmazdır. Fakat bu farklılıklar, bir ülkede kökleşmiş bir uygulamaya sebep olmadıkları sürece kaygı verici olarak nitelendirilmeyebilir. Ancak bu durum, yeknesaklığı sağlama amacını güden bir sistemin aleyhine olabilecek “yargı yeri tercih etme” tehlikesini de beraberinde getirebilir.

İngiliz hukuku ile CISG sisteminde, zımni garantilerin uygulanmasına ilişkin birçok benzerlik bulunmaktadır. İngiliz hukukunda zımni garanti olarak ticarete uygunluk, özel amaca uygunluk ve mülkiyetin satıcıya ait olduğuna ilişkin garantiler yer almaktadır. CISG da benzer zımni garantileri içermektedir. Ancak, CISG aynı zamanda numune olarak alıcıya gösterilen mallar ile satıcıya teslim edilen malların aynı nitelikte olmasını ve aynı nitelikteki mallar için mutat paketleme işleminin yapılmasını; böyle bir mutat işlem yok ise, malların yeterli ölçüde korunmasını sağlayacak biçimde teslimini öngörmektedir.

  • Özet yapım aşamasında
Keywords
Anahtar kelimeler yapım aşamasında
Capabilities
Contract Management
More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 189

Gsi Brief 189

Brief
Read more

Articletter - Winter Issue

Kamu Denetimi Kurumu

Kamu Denetimi Kurumu

2014
Read more
Türkiye'de İslami Finans ve Sukuk

Türkiye'de İslami Finans Ve Sukuk

2014
Read more
Lex Commissoria ve Kelepçeleme Sözleşmeleri

Lex Commissoria Ve Kelepçeleme Sözleşmeleri

2014
Read more
İç Kaynaklardan Sermaye Arttırımı

İç Kaynaklardan Sermaye Arttırımı

2014
Read more