I. GİRİŞ
İç kaynaklardan sermaye arttırımı, şirket malvarlığının yeniden yapılandırılması işlemidir. Bu işlemin amacı, şirket mal varlığında bulunan bazı unsurların sermayeye dönüştürülmesidir. Sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımından farklı olarak iç kaynaklardan sermaye artırımında şirket ortakları yeni bir mali külfet yüklenmez. İç kaynaklardan sermaye artırımı yapılmasının; şirketin mali yapısının düzenlenmesi, şirket alacaklılarının güvencesinin ve dolayısıyla şirketin kredibilitesinin artırılması, sermaye taahhüdü yoluyla dışarıdan kaynak getirilerek sermayenin artırılabilmesinin önünün açılması gibi çeşitli amaçları olabilir.
İç kaynaklardan sermaye artırımı işlemi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 462. maddesinde “(i) Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülerek sermaye iç kaynaklardan artırılabilir. (ii) Sermayenin artırılan kısmını, iç kaynaklardan karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten var olduğu, onaylanmış yıllık bilanço ve yönetim kurulunun vereceği açık ve yazılı bir beyanla doğrulanır. Bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş olduğu takdirde, yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun yönetim kurulu tarafından onaylanmış olması şarttır. (iii) Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması hâlinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz. Hem bu fonların sermayeye dönüştürülmesi hem de aynı zamanda ve aynı oranda sermayenin taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılabilir. Artırım genel kurul veya yönetim kurulu kararının ve esas sözleşmenin ilgili maddelerinin değişik şeklinin tescili ile kesinleşir. Tescil ile o anda mevcut pay sahipleri mevcut paylarının sermayeye oranına göre bedelsiz payları kendiliğinden iktisap ederler. Bedelsiz paylar üzerindeki hak kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz; bu haktan vazgeçilemez.” şeklinde düzenlenmiştir.
Konunun sadece bir maddede ele alınmış olması eleştirilmiş olup, TTK’nın gerekçesinde (“Gerekçe”) bu eleştiriye cevaben, konuya ilişkin olarak vergi mevzuatında da hükümler bulunduğu ve bu hükümlerle karışıklığa sebebiyet vermemek amacıyla tek maddede düzenleme yoluna gidildiği ifade edilmiştir.
HÜKMÜN AMACI VE NİTELİĞİ
İç kaynaklardan sermaye artırımının 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmemiş olması, uygulamada sermaye artırımının, şirketlerin küçük ortakları aleyhine kullanılmasına yol açmaktaydı. Bazı şirketlerde iç kaynaklar oldukça zengin olmasına rağmen, sermaye taahhüt etmek suretiyle sermayenin artırılması yöntemi tercih edilmekte ve böylece, sermaye taahhüdü yoluyla gerçekleştirilen sermaye artırımına, özellikle ekonomik sebeplerle katılamayan küçük ortakların ortaklık payının ve dolayısıyla kar payının azalması sonucu ortaya çıkmaktaydı. Küçük ortakların paylarının sulandırılması olarak ifade edilen bu durum, mağduriyetlere yol açması sebebiyle öğretide eleştirilmiş ve Yargıtay tarafından da durumun önlenmesi amacıyla içtihatlar geliştirilmişti. TTK ile birlikte, bir şirketin gerçekleştireceği sermaye artırımında mevcut iç kaynaklarını kullanmadan sermaye taahhüdü yoluna gitmesi açıkça yasaklanarak küçük ortakların söz konusu mağduriyetinin giderilmesi yerinde bir düzenleme olmuştur.
Gerekçe’de de açıkça ifade edildiği üzere, hükmün emredici karakter taşıması sebebiyle bu hükme aykırı bir işlem kesin hükümsüz olacaktır. Ancak bu noktada Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın 23 Ocak 2013 tarihli 548 sayılı Genelgesinden (“Genelge”) bahsetmek gerekmektedir. Genelge’ye göre, şirket malvarlığında mevzuatın sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar bulunmasına rağmen, şirket ortaklarının tamamının genel kurulda söz konusu fonlar sermayeye aktarılmadan sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımını kabul etmesi halinde, bahsi geçen fonlar tüketilmeden sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı yapılabilecektir. Her ne kadar bütün ortakların kabul etmesi durumunda kanun koyucunun küçük pay sahiplerini koruma amacının etkilenmediği düşünülebilecek olsa da, hükmün emredici niteliği karşısında Genelge’nin yargıda ne derece kabul göreceği öğretide şüpheli olarak görülmektedir.
II. HÜKMÜN AMACI VE NİTELİĞİ
İç kaynaklardan sermaye artırımının 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmemiş olması, uygulamada sermaye artırımının, şirketlerin küçük ortakları aleyhine kullanılmasına yol açmaktaydı. Bazı şirketlerde iç kaynaklar oldukça zengin olmasına rağmen, sermaye taahhüt etmek suretiyle sermayenin artırılması yöntemi tercih edilmekte ve böylece, sermaye taahhüdü yoluyla gerçekleştirilen sermaye artırımına, özellikle ekonomik sebeplerle katılamayan küçük ortakların ortaklık payının ve dolayısıyla kar payının azalması sonucu ortaya çıkmaktaydı. Küçük ortakların paylarının sulandırılması olarak ifade edilen bu durum, mağduriyetlere yol açması sebebiyle öğretide eleştirilmiş ve Yargıtay tarafından da durumun önlenmesi amacıyla içtihatlar geliştirilmişti. TTK ile birlikte, bir şirketin gerçekleştireceği sermaye artırımında mevcut iç kaynaklarını kullanmadan sermaye taahhüdü yoluna gitmesi açıkça yasaklanarak küçük ortakların söz konusu mağduriyetinin giderilmesi yerinde bir düzenleme olmuştur.
Gerekçe’de de açıkça ifade edildiği üzere, hükmün emredici karakter taşıması sebebiyle bu hükme aykırı bir işlem kesin hükümsüz olacaktır. Ancak bu noktada Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın 23 Ocak 2013 tarihli 548 sayılı Genelgesinden (“Genelge”) bahsetmek gerekmektedir. Genelge’ye göre, şirket malvarlığında mevzuatın sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar bulunmasına rağmen, şirket ortaklarının tamamının genel kurulda söz konusu fonlar sermayeye aktarılmadan sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımını kabul etmesi halinde, bahsi geçen fonlar tüketilmeden sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı yapılabilecektir. Her ne kadar bütün ortakların kabul etmesi durumunda kanun koyucunun küçük pay sahiplerini koruma amacının etkilenmediği düşünülebilecek olsa da, hükmün emredici niteliği karşısında Genelge’nin yargıda ne derece kabul göreceği öğretide şüpheli olarak görülmektedir.
III. İÇ KAYNAKLAR
TTK’nın 462/1. maddesinde esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülerek sermayenin iç kaynaklardan artırılabileceğiifade edilmiştir. Bu hükümde, iç kaynaklardan sermaye artırımının hangi kaynaklar kullanılarak yapılabileceği belirtilmektedir.
Şirketler, karlarının bir bölümünü esas sözleşmelerine uygun olarak veya bir genel kurul kararıyla yedek akçe olarak şirket malvarlığında tutabilirler. Yedek akçelerin, TTK’nın 552. maddesinde ifade edilen çalışanlar ve işçiler lehine yardım akçesi gibi belirli bir amaca özgülenmesi söz konusu olabileceği gibi herhangi bir amaca özgülenmeden de şirket malvarlığında tutulması mümkündür. Dağıtılmamış karlar genellikle bu kapsamda değerlendirilir. Hükümde ifade edildiği gibi belirli bir amaca özgülenmemiş olan bu yedek akçeler, iç kaynaklardan yapılacak olan sermaye artırımına konu olabilecektir.
Genel kanuni yedek akçe, TTK’nın 519. maddesinde düzenlenmektedir. Buna göre; yıllık karın yüzde beşi, sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. Bu sınır aşıldıktan sonra ise yeni payların çıkarılması dolayısıyla sağlanan primin, çıkarılma giderleri, itfa karşılıkları ve hayır amaçlı ödemeler için kullanılmamış bulunan kısmı, ıskat sebebiyle iptal edilen pay senetlerinin bedeli için ödenmiş olan tutardan, bunların yerine verilecek yeni senetlerin çıkarılma giderlerinin düşülmesinden sonra kalan kısmı, pay sahiplerine yüzde beş oranında kâr payı ödendikten sonra, kârdan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu genel kanuni yedek akçeye ayrılır. Eğer ayrılan miktarlar şirket sermayesinin yarısını aşarsa, aşan kısım serbestçe kullanılabilecektir. Serbestçe kullanılmasına izin verilen bu kısım da TTK’nın 462. maddesine göre iç kaynaklardan yapılacak olan sermaye artırımına konu olabilecektir.
Son olarak, TTK’nın 462. maddesinde, sermaye artırımında kullanılabilecek iç kaynaklar arasında mevzuatın sermayeye dönüştürülmesine izin verdiği fonlar sayılmaktadır. Hükümde “mevzuat” ifadesi bilinçli olarak tercih edilmiş ve özellikle vergi mevzuatında düzenlenen fonların TTK’nın ilgili hükmünün kapsamı dahilinde olması amaçlanmıştır. Bu amaç, Gerekçe’de açıkça ifade edilmiştir. Açıklanan nedenler ışığında hangi fonların sermayeye dönüştürülmesinin mümkün olduğu hususunda mali mevzuat göz önünde bulundurulmalıdır.
IV. İÇ KAYNAKLARIN TÜKETİLMESİ KURALI
TTK’nın 462. maddesinin en çok tartışmalara yol açan düzenlemesi maddenin 3. fıkrasında yer almaktadır. Maddenin ilk fıkrasında belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler, kanuni yedek akçeler ve mevzuatın sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar ayrı ayrı sermaye artırımında kullanılabilecek olan iç kaynaklar olarak sayılmakta iken; iç kaynaklar tamamen kullanılmadan sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımını engelleyen 3. fıkrada sadece mevzuatın sermayeye eklenmesine izin verdiği fonların iç kaynaklara dönüştürülmesinin zorunluluk olduğu belirtilmiştir. Gerekçe’de bu fonlara örnek olarak; yeniden değerleme, iştirak ve taşınmaz satış hasıtalı ve enflasyon fonları gösterilmiştir. Öğretide bir görüş, her ne kadar 3. fıkrada sadece mevzuatın sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlardan bahsedilmekte ise de belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilecek kısmının da bu fonlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Ancak diğer bir görüşe göre, hükmün ilk fıkrasıyla 3. fıkrasındaki bu farklılığın bilinçli bir düzenlemenin sonucu olduğu ve sermaye taahhüdü yoluyla artırım yapabilmek için sadece mevzuatın sermayeye eklenmesine izin verdiği fonların tüketilmesinin yeterli olduğu savunulmaktadır. Söz konusu fıkraların açık lafzı dikkate alındığında ikinci görüşün kanunun amacına daha uygun bir yorum niteliğinde olduğu kanaatindeyiz.
Tartışmalı olan diğer bir konu ise, sermaye taahhüdü yoluyla sermayenin artırılabilmesi için mevcut iç kaynakların ne kadarının sermayeye dönüştürülmesi gerektiğidir. Öğretide bu konuda iki farklı görüş bulunmaktadır. Bir görüşe göre, 3. fıkranın ilk cümlesindeki iç kaynakların tüketilmesi kuralını ikinci cümle yumuşatmaktadır. Şöyle ki, “Hem bu fonların sermayeye dönüştürülmesi hem de aynı zamanda ve aynı oranda sermayenin taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılabilir” cümlesi, iç kaynak tutarının bir kısmı kullanılarak, kullanılan iç kaynak tutarıyla “aynı zamanda” ve “aynı oranda” sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımının yapılabileceği şeklinde yorumlanmaktadır.
Buna karşın, bilançoda sermayeye eklenmesine izin verilen fonların bulunması halinde sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırılamayacağı ifadesinden yola çıkan diğer görüş ise sermaye taahhüdü yoluyla artırım yapılabilmesi için sermayeye eklenebilecek fonun tamamının tüketilmek suretiyle sermayeye eklenmesi gerektiğini kabul etmektedir. Hükmün açık lafzı ile birlikte, Gerekçe’de üçüncü fıkranın söz konusu ilk cümlesinin, istisnası olmayan ve hiçbir şekilde bertaraf edilemeyecek nitelikte emredici bir kural olarak düzenlendiğinin ve bu kurala aykırılığın yapılan işlemi kesin hükümsüz kılacağının ifade edilmesi, sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı yapılabilmesi için şirkette mevcut olan iç kaynakların tamamının tüketilmesi gerektiği yorumunu daha sağlıklı kılmaktadır. Ayrıca Genelge’de de bu kural, “Bilançolarında sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonları bulunan ve halka açık olmayan ve halka açılmak üzere Sermaye Piyasası Kuruluna başvurmayan anonim şirketlerde sermaye tutarı kadar fonların da eş zamanlı olarak sermayeye dönüştürülmesi gerekmektedir” şeklinde ifade edilmiştir.
Belirtmek gerekir ki, iç kaynakları tüketme zorunluluğu, sadece sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı yapılacağı zaman söz konusu olacaktır. Sermayenin sadece iç kaynaklardan artırılmasının arzu edilmesi halinde, iç kaynakların bir kısmı kullanılarak da sermaye istenilen miktarda artırılabilir.
İç kaynakların tüketilmesine ilişkin olarak ifade edilmesi gereken bir diğer husus da şudur ki; 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 12. maddesinin 6. fıkrasına göre “6102 sayılı Kanunun 346 ncı maddesi ile 462 nci maddesinin üçüncü fıkrası halka açık ve halka açılmak üzere Kurula başvuran ortaklıklara uygulanmaz”. Dolayısıyla, halka açık ve halka açılmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu’na başvuran şirketler, sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı yaparken iç kaynakları tüketme kuralı ile bağlı olmayacaktır.
V. EK BİLGİLER
TTK’nın 457. maddesinde, sermaye artırımının türüne göre yönetim kurulu tarafından hazırlanması gereken beyan düzenlenmektedir. Bu beyan; açık, eksiksiz, doğru ve dürüst şekilde bilgi verme ilkeleri doğrultusunda hazırlanmalıdır. İç kaynaklardan sermaye artırımı yapılması halinde, 457. maddenin 2. fıkrasının b bendine göre sermaye artırımının hangi iç kaynaklardan karşılandığı ve bu kaynakların gerçekten şirket malvarlığı içerisinde mevcut oldukları konusunda garanti verilmesi gerekmektedir. Benzer şekilde iç kaynaklardan sermaye artırımına ilişkin 462/2. maddede de onaylanmış yıllık bilanço ve yönetim kurulunun açık ve yazılı bir beyanı ile sermayenin artırılan kısmını iç kaynaklardan karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten var olduğunun doğrulanması gerektiği öngörülmüştür. Konu ile ilgili olarak ayrıca, şirket sermayesinin özvarlık içinde korunduğuna ve iç kaynaklardan arttırılan tutarın şirket bünyesinde gerçekten var olduğuna ilişkin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporunun ya da denetime tabi şirketlerde denetçinin bu tespitlere ilişkin raporunun temin edilmesi, iç kaynaklar kullanılarak gerçekleştirilen sermaye artırımı işleminin tescili için gerekli görülmüştür.
Bunlara ek olarak, iç kaynaklardan sermaye artırımına başvurulması halinde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise şirketin ara bilanço çıkarma zorunluluğu bulunma ihtimalidir. İç kaynaklardan yapılacak sermaye artırımında kullanılacak olan bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş olması halinde, yeni bir bilanço çıkarılması ve bu bilançonun yönetim kurulu tarafından onaylanmış olması gerekmektedir.








