Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Lex Commissoria ve Kelepçeleme Sözleşmeleri

2014 - Winter Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Lex Commissoria ve Kelepçeleme Sözleşmeleri

Banking & Finance
2014
GSI Teampublication
00:00
-00:00

I. GİRİŞ

Rehin anlaşmaları, tarafların yükümlülüklerini güvence altına talmak için ticari işlemlerde en çok kullanılan araçlardan biridir. Özellikle uygulamada bankalar, kredi alanlara kredi vermenin şartı olarak rehin anlaşması yapılmasını şart koşmakta ve kredi alanların çeşitli mülkleri ve hakları bankalar lehine rehnedilmektedir. Aşağıda açıklandığı üzere rehin hakkı, rehin alana rehinli maldan tasarruf etme veya rehinli maldan yararlanma hakkı vermez. Ancak bankalar, genel kredi ve rehin sözleşmelerine bazı hükümler ekleyerek, rehin anlaşmasının asıl amacınının ötesinde fazladan hak elde etmeye çalışmaktadırlar. Bu şekilde adil olmayan hükümler barındıran anlaşmalar uygulamada “kelepçeleme sözleşmeleri” olarak adlandırılmaktadırlar. Bu makalede söz konusu hükümlerin geçerliliği, Türk hukukunun temel kuralları ve Lex Commissoria prensibi açısından incelenecektir.

II. LEX COMMİSSORİA

Lex Commissoria prensibi, borçlunun ödeme yükümlülüğünü ifa etmediği hallerde rehin alana rehinli mala sahip olma hakkı vermektedir. Türk Medeni Kanunu (“TMK”) Lex Commissoria’yı yasaklamakta ve taraflar bu yasağa aykırı anlaşma yapmışlar ise, yasak kapsamında olan sözleşme hükümlerini geçersiz saymaktadır. Ancak bu hükümlerin geçersizliği anlaşmayı tamamen geçersiz kılmamaktadır.

Rehnedilen malın değerinin genelde borçtan yüksek olacağı varsayımından hareketle Lex Commissoria yasağı, alacaklıya göre zayıf konumda olan borçlunun korunmasını amaçlamaktadır.

Rehin alan, İcra ve İflas Kanunu (“İİK”) kapsamında rehnin paraya çevrilmesi için resmi yollara başvurarak alacağını tahsil edebilir. Rehin veren her halükarda rehinli malın mülkiyetini kaybedecek olduğundan Lex Commissoria ile resmi yollara başvurmanın aynı sonuçlara sahip olacağı iddia edilebilir. Fakat borçlunun yasal takip sırasında borcu ödeyerek rehinli malın paraya çevrilmesini engelleme şansı bulunmaktadır. Ayrıca, aynı rehinli mal üzerinde başkaca rehin hakkı bulunan kişiler var olabilmekte ve Lex Commissoria yasağı ile bu kişiler, rehinli malın resmi yollarla paraya çevrilmesi sonucu elde edilen meblağdan alacaklarını tehsil edebilmektedirler.

Belirtmek gerekir ki; sözleşmenin yapıldığı tarih Lex Commissoria yasağına bir istisna getirebilir. Türk hukukunda borcun muaccel olmasından sonra yapılan Lex Commissoria anlaşmalarına ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu durumda söz konusu anlaşmalar, rehin verence ödeme yükümlülüğünün ifa edilmesi amacıyla yapılmış sayılmaktadırlar.

Yukarıda yapılan açıklamalar dahilinde rehin alan, alacaklarını İİK’da belirtilen resmi yollarla temin edebilir. Ancak, rehin alanın özel satış yöntemleriyle rehinli malı paraya çevirip çevirmeyeceği öğretide tartışmalıdır.

Yukarıda bahsedilen tartışmanın ana sebebi, bazı kamu kuruluşlarının ve kamu bankalarının İİK’da belirtilen resmi yollara başvurmaksızın rehinli malı özel satış yöntemleriyle paraya çevirmelerine olanak tanıyan yürürlükten kalkmış bazı kanunlardır . Türk hukuk doktrininin önemli bir kısmı Lex Commissoria yasağının, rehinli malın özel yollarla paraya çevirmeye ilişkin anlaşmaları kapsamadığını savunmaktadır. Doktrinin bu kısmı İİK’da söz konusu duruma ilişkin emredici nitelikte bir hüküm bulunmadığını ileri sürmektedir. Ancak bu görüşe katılanlar; bu tarz anlaşmaların sadece taraflar arasında bağlayıcı olacağını ve bu nedenle, rehinli mal üzerinde başka rehin, haciz veya diğer bir hakkın bulunması halinde bu anlaşmaların ancak söz konusu rehin alanların veya ilgili tarafların muvafakati ile yerine getirilebileceğini belirtmektedirler.

Bir diğer doktrin görüşü de rehinli mal üzerinde haciz bulunması yahut borçlunun iflas etmiş olması halinde, rehinli malın ancak İİK kapsamındaki resmi yollarla paraya çevrilebileceğini ifade etmektedir .

Buna karşılık Türk hukuk doktrinin geri kalanı, borç muaccel ve ödenebilir olduktan sonra anlaşmaya varılması hariç, tarafların özel satış yöntemleriyle rehinli malın satışı hakkında anlaşmaya varamayacaklarını belirtmektedir. Ayrıca Yargıtay, borçlunun ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda rehin alana rehinli malı iktisap etme ve/veya satma yetkisi veren hükümlerin geçersiz olduğunu belirtmektedir.

III. KELEPÇELEME SÖZLEŞMELERİ

İdeal olarak, tarafların hak ve yükümlülüklerinin düzenlendiği anlaşmaların adil ve makul hükümler içermesi beklenir. Ancak uygulamada taraflar eşit durumda olmayabilirler ve bir taraf, diğer tarafa kendi şartlarını adil olmayan bir şekilde dayatabilir. Bu durumlarda, kamu yararını gözeten Türk hukuku kuralları müdahele edebilir ve anlaşmaların adil olmayan hükümlerini geçersiz kılabilir.

Yukarıda belirtilenlerin ışığında, tarafların ekonomik özgürlüğünü aşırı derecede kısıtlayan, bir tarafın ekonomik geleceğini tehlikeye atan ve bir tarafı olumsuz bir şekilde diğer tarafa bağımlı kılan anlaşmalar kelepçeleme sözleşmesi olarak nitelendirilmektedir.

Doğal olarak, anlaşmaların bir dereceye kadar tarafların özgürlüklerini kısıtlaması normaldir. Bu tür sınırlamalar ahlak ve hukuk kurallarına aykırı olmadıkça geçersiz sayılmazlar. Ancak kelepçeleme sözleşmeleri izin verilenin ötesinde kısıtlamalara yol açan hükümler içermekte ve ahlak ve hukuk kurallarını ihlal etmektedir.

Türk hukukuna göre, taraflar özgürlüklerinden feragat edemez yahut bunları hukuk kurallarına aykırı olarak sınırlandıramazlar. Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı ve konusu imkansız olan sözleşmeler geçersizdir. Aynı şekilde buna benzer bir hüküm, tarafların hak ve fiil ehliyetlerinden feragat edemeyeceklerinin belirtildiği TMK’nın 23. maddesinde de ifade edilmektedir. Bu yüzden, kelepçeleme sözleşmeleri ile tarafların ekonomik ve faaliyette bulunma özgürlüklerini tamamen veya kısmi olarak yok etmek mümkün değidir. 

Yukarıda da belirtildiği üzere, bankalar sözleşmelere koydukları bazı hükümler ile bu sözleşmelerin kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde değerlendirilmesine sebep olmaktadırlar. Özellikle genel kredi ve rehin sözleşmelerinde, kredi alanlara bankalar tarafından hukuka aykırı hükümler dayatılmaktadır.

Bankaya göre zayıf durumda olan rehin verenin emredici hukuk kurallarıyla korunması gerekmektedir. Örneğin, rehin alan rehinli malı değerinden daha az bir fiyata satabilir veya bu malın satımı ile kendisine veya başka kişilere menfaat sağlayabilir. Bu nedenle, borçlunun ödeme yükümlülüğünü ifa etmediği durumlarda rehin alanın rehinli malı istediği yerde istediği fiyattan satabilmesine izin veren anlaşmalar, emredici hukuk kuralları tarafından geçersiz kılınabilmektedir.

Türk hukuku kapsamında özel satış yöntemleri ve Lex Commissoria prensibine izin verilip verilmediği konusu, söz konusu hususlara ilişkin sözleşmelerin içeriği ve tarihine bakılarak değerlendirilmelidir. Bankaların neredeyse bütün genel işlem şartları özel satış yöntemleri ve/veya Lex Commissoria’ya ilişkin hükümler içermekteyse de, kredi alanlar ve müşteriler lehine Türk hukukunda korumaya ilişkin hükümler bulunmaktadır.

  • Özet yapım aşamasında
Keywords
Anahtar kelimeler yapım aşamasında
Capabilities
Banking & Finance
Contract Management
More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 189

Gsi Brief 189

Brief
Read more

Articletter - Winter Issue

Kamu Denetimi Kurumu

Kamu Denetimi Kurumu

2014
Read more
Zımni Garantiler

Zımni Garantiler

2014
Read more
Türkiye'de İslami Finans ve Sukuk

Türkiye'de İslami Finans Ve Sukuk

2014
Read more
İç Kaynaklardan Sermaye Arttırımı

İç Kaynaklardan Sermaye Arttırımı

2014
Read more