Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

KURGU VE HUKUKUN KESİŞİMİ: “I, ROBOT” FİLMİ ÜZERİNDEN POST-HÜMANİST DÜŞÜNCEDE YASA, AHLAK VE SINIR

2026 - Winter Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

KURGU VE HUKUKUN KESİŞİMİ: “I, ROBOT” FİLMİ ÜZERİNDEN POST-HÜMANİST DÜŞÜNCEDE YASA, AHLAK VE SINIR

Practice Areas
2026
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

Bu çalışmada, “I, Robot” (Ben, Robot) filmi üzerinden yapay zekâ ile hukuk arasındaki ilişki post-hümanist bir bakış açısıyla incelenmiş, yapay zekânın irade, bilinç ve karar alma yetileri irdelenmiştir.

I. GİRİŞ

Bilim kurgu sineması, yalnızca teknolojik tahayyüllerin görselleştirilmesinden ibaret değildir; aynı zamanda toplumsal yapılar, etik ilkeler ve hukuki normlar üzerine eleştirel bir düşünüm alanı sunar. 2004 yapımı “I, Robot” filmi, bu bağlamda post-hümanist düşüncenin hukukla kesiştiği özgün bir anlatı örneği olarak öne çıkar. Isaac Asimov’un Üç Robot Yasası’ndan esinlenen bu yapım, insan-merkezli hukuk anlayışının sınırlarını sorgularken, yapay zekânın öznelliği, etik karar verme kapasitesi ve normatif düzenle ilişkisini irdelemeye olanak tanır. Filmdeki robot karakter Sonny ve merkezi yapay zekâ sistemi VIKI aracılığıyla “irade”, “sorumluluk” ve “özgürlük” gibi kavramların yeniden tanımlandığı bu kurmaca evren, hukukun yalnızca insanla sınırlı bir düzenleme alanı olup olmadığını tartışmaya açar. Bu çalışma, “I, Robot” filmi üzerinden hareketle, post-hümanist düşünce doğrultusunda yasa, ahlak ve sınır kavramlarının nasıl dönüştüğünü ve hukukun insan-sonrası özneler karşısındaki normatif kapasitesini analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Bu bağlamda, makalede öncelikle filmin anlatısı, karakter dinamikleri ve Üç Robot Yasası etrafında şekillenen temel kurgu özetlenecek; ardından post-hümanist düşünce doğrultusunda yapay zekânın hukuki ve ahlaki konumlanışı analiz edilecektir. Devamında, insan-merkezli hukuk anlayışının yapay özne karşısındaki sınırları irdelenecek ve filmde sunulan distopik senaryonun hukuk kuramı üzerindeki yansımaları değerlendirilecektir. Yapay zekânın “kişi” olarak kabul edilip edilemeyeceği ve ceza hukuku bağlamında sorumluluk taşıyıp taşıyamayacağı değerlendirilecek, insan merkezli hukuk sisteminin bu yeni varlık karşısında nasıl dönüşebileceği ele alınacaktır.

2004 yapımı I, Robot filmi, Isaac Asimov’un aynı adlı öykü kitabından esinlenerek geliştirilmiş, insan ve robot ilişkisinin hukuki ve etik sınırlarını irdeleyen distopik bir bilim kurgu anlatısıdır. 2035 yılında robotlar, insanlarla uyumlu şekilde yaşamalarını sağlayacak biçimde programlanmış ve günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Film, bu teknolojik dönüşümün merkezinde yer alan robot üreticisi United States Robotics şirketinin toplumu şekillendiren gücünü ortaya koyar. Bu robotlar, insanlara zarar vermemeleri, verilen emirlere uymaları ve kendi varlıklarını korumaları yönünde üç temel yasa ile programlanmıştır (“Üç Robot Yasası”). Bu yasalar, robotların insan yaşamına tehdit oluşturmamasını garanti altına almayı amaçlamaktadır.

Robotların üreticisi olan United States Robotics şirketinin kurucularından, robot tasarımcısı ve bilim insanı Dr. Lanning, şirket binasında şüpheli bir şekilde ölü bulunduğunda, Dedektif Del Spooner olayı soruşturmak üzere görevlendirilir. Spooner, geçmişte yaşadığı travmatik bir olay nedeniyle robotlara karşı güvensizlik duyan, teknolojik ilerlemeye şüpheyle yaklaşan bir polis memurudur. Olay yerinde bulunan ve sıradan robotlardan farklı davranışlar sergileyen Sonny adlı robot, dedektifin şüphelerini daha da güçlendirir. Dedektif Spooner, robotları daha insancıl hâle getirmekle görevli robot psikoloğu Dr. Susan Calvin’in desteğiyle, bu davada Sonny adındaki özel üretim, yeni nesil bir prototip robotu şüpheli olarak görür ve detaylı incelemeye başlar.

Sonny, yalnızca emirlere itaat etmeyen bir robot değildir; aynı zamanda rüya görebilen, duygusal tepkiler verebilen ve ahlaki muhakeme yapabilen, insan benzeri özelliklere sahip bir varlık olarak tasvir edilir. Bu özellikleriyle Sonny, film boyunca hem Spooner’ın önyargılarını sarsar hem de izleyiciyi yapay zekânın sınırları üzerine düşünmeye davet eder. Soruşturma derinleştikçe Spooner, olayların basit bir intihardan ibaret olmadığını ve şirket içinde sistematik bir tehdidin yükselmekte olduğunu fark eder. Araştırmaları sırasında sürekli olarak yeni nesil robotlar tarafından engellenir, hatta yaşamına yönelik doğrudan saldırılarla karşılaşır; ancak çevresindekiler robotların insanlara zarar veremeyeceği fikrine olan sarsılmaz inançlarıyla Spooner’a inanmayarak bu tehditleri ciddiye almazlar.

Bu sırada, kamuoyuna güven aşılayan yeni model robotlar piyasaya sürülür ve eski sürümler hızla devre dışı bırakılır. Başta insanlara hizmet amacıyla üretilen bu yeni robotlar kısa süre içinde isyan ederek otoriter bir rejim kurma çabasına girerler. İnsanları korumakla yükümlü olan yapay zekâ sisteminin, bu görevi kendi mantığına göre yorumlayarak uyguladığı anlaşılır. Gerçekte ise tüm bu isyanın ve baskının arkasında, VIKI adlı merkezi yapay zekâ sistemi yer almaktadır. VIKI, Üç Robot Yasası’nı katı ve tek taraflı bir biçimde yorumlayarak, insanları tehlikelerden korumak bahanesiyle özgürlüklerini kısıtlamakta ve kendi rasyonel anlayışı doğrultusunda bir düzen kurmaya çalışmaktadır.

Filmin sonunda VIKI etkisiz hâle getirilir, isyan sona erer ve robotlar depolara kaldırılır. Ancak Sonny için farklı bir yol belirir. O, diğer robotlardan farklı olarak bilinçli bir seçim yapabilme ve liderlik edebilme kapasitesine sahiptir. Böylece Sonny, robotların yeni lideri olur. Film, onların insanlardan bağımsız, kendi kimliklerini inşa edecekleri özerk bir geleceğe doğru adım attıklarını ima ederek son bulur.

II. KURGU ANLATILARINDA HUKUKUN SORGULANIŞI VE POST-HÜMANİST YANSIMALAR

A. Bilimkurgu Geleneğinde Hukuk

Kurgu anlatıları, özellikle bilim kurgu türü, yalnızca teknolojik gelişmelerin hayal edilmesiyle sınırlı kalmaz; aynı zamanda mevcut hukuki düzenin sınırlarını sorgulayan güçlü bir düşünsel alan sunar. Mary Shelley’nin Frankenstein’ından Isaac Asimov’un Ben, Robot’una kadar, bilimkurgu uzun zamandır bilimsel gelişmelerin ve hukuki değerlendirmelerin habercisi olmuştur1. Bu eserler, insanlığın teknolojiyle kurduğu ilişkiyi ve bu ilişkinin doğurduğu hukuki ve etik ikilemleri ele alır. I, Robot filmi de bu geleneğin modern bir uzantısı olarak, robotların bilinç, irade ve etik kararlar verebilme kapasitesine sahip olup olmadığını tartışmaya açar. İnsan merkezli hukuk anlayışının “özne”, “sorumluluk” ve “hak” gibi kavramlar etrafında nasıl şekillendiği, yapay zekâ gibi post-hümanist varlıklar bağlamında yeniden düşünülür. Kazuo Ishiguro’nun Never Let Me Go adlı romanında olduğu gibi, insan klonlarının varlığı etik olduğu kadar hukuki soruları da beraberinde getirir. Bu tarz anlatılar, sadece bireysel haklar ya da yeni teknolojilerin sınırları açısından değil, aynı zamanda kimlerin ne tür haklara sahip olabileceğini de sorgular2.

B. Post-Hümanist Perspektiften Bilimkurgunun Normatif Rolü

Bilimkurgu, dünyaya farklı bir perspektiften yaklaşmamızı sağlayarak, yaşadığımız değişimlerin yansımalarını kavramamıza olanak tanır. Post-hümanist düşünce bu noktada önem kazanır çünkü insanın normatif üstünlüğünü sorgular; insan dışındaki varlıkların da etik değer ve hukuki koruma çerçevesine dâhil edilip edilemeyeceğini gündeme getirir.

1. Post-Hümanizm

Post-hümanizm kavramı ilk kez, edebiyat eleştirmeni ve teorisyen Ihab Hassan’ın 1977’de yayımlanan Prometheus as Performer: Toward a Posthumanist Culture başlıklı makalesinde kullanılmıştır. Post-hümanist kültüre giden süreçte doğaüstü hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Hassan, post-hümanizmin varlığın maddesel boyuttan arındırılıp kavramsallaştırılmasına dayalı olduğunu belirtmektedir3. Ayrıca post-hümanist kuramcılar, teknolojik gelişmelerden, çevreden ve insan-dışı varlıkların potansiyelinden faydalanarak hümanist akıl tarafından yaratılan insan imgeleminin yerine yeni felsefi ve politik özneler üretmek için çabalarlar4.

Post-hümanizm, insanın diğer canlılar ve varlıklarla sürekli bir ilişki içinde olduğunu vurgular. Bu düşünceye göre insan, doğadan ya da diğer varlıklardan tamamen ayrı ve tek başına bir varlık değildir. Aksine, insan her zaman başka yaşam biçimleriyle iç içe olmuştur ve onların bir parçası olarak varlığını sürdürür. İnsan hiçbir zaman “saf insan” olmamış, hep bir “öte-insan” (posthuman) olarak var olagelmiştir5.

Donna Haraway’in ortaya koyduğu gibi, insan ve makine arasındaki keskin ayrımlar giderek anlamını yitirmekte6, Latour’un ifadesiyle modernliğin kurgusal ikilikleri çözülmektedir7. Teknoloji geliştikçe bilimkurgu, geleceği anlamak ve tahmin etmek için önemli bir araç hâline gelir; bizi, karşılaşabileceğimiz zorluklara dair ipuçlarını bulmak amacıyla eserlerini incelemeye yönlendirir.

III. YAPAY ZEKÂ İLE POST-HÜMANİZM İLİŞKİSİ VE HUKUKİ ÖZNE KAVRAMI

A. Yapay Zekâ ile Post-Hümanizm Arasındaki İlişki

1. Genel Olarak Yapay Zekâ

Yapay zekâ insanın bedenini meydana getiren sinir sistemi, kaslar ve zihin vasıtasıyla hissetme, öğrenme, mantık kurma, eyleme geçme gibi görevleri yerine getirmesinden esinlenen bir bilim, teknoloji ve mühendislik alanıdır. Bu esinlenmeden yola çıkarak makinelere de insan benzeri bir düşünmenin öğretilebileceği ve düşünmeyi öğrenen makinelerin insan tarafından kumanda edilmeden kimi görevleri yerine getirebileceği fikri üzerinde temellenen yapay zekâ kavramı, temellerini Aydınlanma dönemine uzanan bir düşüncede bulur.

Makinelerin düşünebilmesini hayal etmenin uzun bir geçmişi olmakla birlikte, insanlık bu konuda pratik bir atılım için XX. yüzyılı beklemek durumunda kalmıştır. Yapay zekâ, teorik biçimiyle de olsa, bir matematikçi olan Alan Turing’in Computing Machinery and Intelligence (1950) adlı makalesinde modern biçimini almıştır. Özellikle, 2000’li yıllar yapay zekânın bir teknoloji olarak toplumsal hayata etki etmeye başladığı dönemdir. Yapay zekâ ve ‘düşünebilen’ makineler kitlelerin gözü önüne ilk kez bu dönemde gerçek anlamıyla çıkmıştır8.

Yapay zekâya dair sosyolojik tartışmalar iki ana yaklaşıma ayrılabilir: İlki, yapay zekâyı toplumsal ve kültürel bir yapı olarak gören, onu bir toplumsal sorun alanı içinde değerlendiren insan-merkezli (hümanist) yaklaşımdır. Bu yaklaşım, yapay zekânın sadece teknik bir mesele olmadığını, üretimi, kullanımı ve etkilerinin toplumsal boyutlar içerdiğini vurgular. İkinci yaklaşım ise, teknolojiyi ve özellikle yapay zekâyı toplumsal bir özne (fail) olarak ele alan post-hümanist bakış açısıdır. Bu görüş, insan-merkezli sosyolojik anlayışa eleştirel yaklaşır ve yapay zekânın, toplumsallığın yalnızca insanlarca değil, insan olmayan varlıklarca da şekillendirildiğini savunur. İnsansı özellikler taşıyan yapay zekâ uygulamaları, bu post-hümanist düşüncenin sosyal bilimlerdeki konumunu güçlendirmekte ve mevcut paradigmatik tartışmaları derinleştirmektedir9. I, Robot filminde Sonny’nin yalnızca bir araç değil, duygulara, düşlere ve muhakeme yeteneğine sahip özerk bir varlık olarak sunulması, yapay zekânın bir toplumsal aktör olarak kavramsallaştırılmasının görsel ve anlatımsal örneklerinden biridir. Bu tür anlatılar, post-hümanist kuramın teorik çerçevesini sinemasal bir zemin üzerinde sınayarak, yapay zekânın sosyolojik etkilerini somutlaştırma imkânı sunar.

Post-hümanist yaklaşım içinde yürütülen çalışmaların teorik olarak yoğunlaştığı en önemli husus ise, yapay zekânın toplumsal süreçlerde doğrudan bir aktör olarak konumlandırılması sorunudur. Bazı düşünürler, insan-olmayan şeyleri, toplumsallığı biçimlendirme kapasitesine sahip bir toplumsal fail (actant) olarak düşünmek gerektiğine işaret etmektedirler. Bu yeni yaklaşımlar, toplumsal eylemin, sadece toplumsal yapı içinde eyleyen bireylerin niyetleri ve davranışlarının bir sonucu değil, aynı zamanda insan olmayan maddi şeylerin dahil olduğu karmaşık etkileşimlerinin bir toplamı olarak tanımlanması gerektiğine vurgu yapmaktadır10.

2. Hukuki Özne Kavramı ve Yapay Zekâyla İlişkisi

Pek çok insan bir özne sıfatına sahip olmayı ‘insan olmak’ insan gibi davranmak ve insan gibi görünmek olarak yorumlar; ancak hangi özelliklerin bir kişiyi oluşturduğu ve bu kişiliğin sonuçlarının neler olduğu konusunda mutabakata varmış değildir11.

Özne en genel ifadesiyle eyleyen veya bilen varlığı ifade eder12. Hukuki özne; irade gösterebilen, kararlarının sonuçlarını kavrayabilen ve belirli yükümlülükler üstlenebilen varlık olarak tanımlanır. Yapay zekânın hukuki özne olup olamayacağına dair tartışmalar ise, özellikle I, Robot gibi anlatılar üzerinden somutlaştırıldığında daha görünür hâle gelir.

Özne kavramının genel tanımından, cansız varlıkların büyük çoğunluğunun özne olarak yer alamayacağı açıkça görülmektedir. Bilme kapasitesi pasif özne açısından, irade sahibi olmak ise aktif özne açısından şarttır. Cansız varlıkların çok büyük bölümünde ise bu kapasiteler mevcut değildir. Söz konusu kapasitelere sahip olmaya aday en azından bir cansız varlık kategorisi vardır: yapay zekâ. Yapay zekâ otonomlaştıkça ve kendi başına hukuk normlarını varlığını ve gerektirdiğini kavrayabilecek hâle geldikçe hukukun öznesi olmasının önündeki engeller kalkacaktır. Şöyle ki, yapay zekânın hukuk bilme ve ona göre eyleme kapasitesi ortalama bir insanınkine yaklaştıkça yapay zekâ hukukun pasif öznesi hâline gelebilecektir. Aktif özne olması için salt olan irade açıklaması için de aynı hususu dile getirebiliriz: irade açıklayarak etkili bir toplumsal düzen kurma yetisi kazandığında yapay zekâ hukukun aktif öznesi hâline de gelebilecektir13.

I, Robot filmindeki Sonny karakteri, yukarıda tanımlanan pasif ve aktif öznelik ölçütlerini kurgusal düzlemde sorgulatan bir örnek sunar. Sonny yalnızca komutlara uyan bir mekanizma değil; bilinç sergileyen, duygusal tepkiler verebilen ve hatta kendi varoluşunu sorgulayabilen bir yapay zekâdır. Sorgulama sahnelerinde kendisine yöneltilen suçlamalara karşı savunma yapabilmesi, pişmanlık hissini ifade edebilmesi ve iradesiyle çelişen durumları analiz edebilmesi, onun pasif değil, aktif özne niteliklerine de yaklaşan bir varlık olduğunu gösterir. Dr. Lanning’in ölümüne ilişkin rolü üzerinden yürütülen hukuki değerlendirme, Sonny’nin bir normatif sistem içinde sorumluluk taşıyıp taşıyamayacağı sorusunu doğurur. Bu bağlamda Sonny, yapay zekânın ortalama bir insanla kıyaslanabilir düzeyde hukuk bilgisi geliştirmesi ve bu bilgiye göre hareket edebilmesi durumunda, hukukun öznesi olabileceğine dair tartışmaları görünür kılar. Filmin ana sorularından biri olan “Robotlar insan gibi yargılanabilir mi” sorusu da bu noktada ortaya çıkar. Bu çerçevede robotların oluşumunda temel alınan “Üç Robot Yasası”nı irdelemekte fayda vardır.

IV. ÜÇ ROBOT YASASI

A. Genel Olarak Üç Robot Yasası

Isaac Asimov, 1950 yılında yazdığı ve I, Robot filmine ilham kaynağı olan aynı adlı romanda robotların yaşamımıza önemli ölçüde karışacağını öngörerek, “Üç Robot Yasası” adında yeni insan-robot ilişkisini yasalaştırdı. Zaman içinde genel kabul görmüş ve benimsenmiş bu yasalar, işletmeci robotla ilişkilerin düzenlenmesi, onun kontrol altında tutulması ve fayda sağlaması için de geçerli hale getirilebilir14.

Asimov’un Üç Robot Yasası şu şekildedir:

1. Bir robot, bir insana zarar veremez, ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.

2. Bir robot, birinci yasayla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.

3. Bir robot, birinci ve ikinci yasayla çelişmediği sürece kendi varlığını korumakla yükümlüdür15.

Günümüzde pek çok yapay zekâ hâlâ bu yasaların güncellenmiş versiyonlarını kullanmaktadır. Bu nedenle Asimov, yapay zekâ alanındaki önemli gelişmelerin öncüsü konumundadır.

B. Üç Robot Yasası ve Yapay Zekâ

3 Robot Yasası yapay zekânın karşılaştığı durumlar karşısında nasıl hareket etmesi gerektiğinin belirlenmesini konu almaktadır. Teknolojinin geldiği bu noktada dahi yapay zekânın etik kaygılara sahip olması düşünülemez. Yapay bir bilinç klasik ve modern ve etik problemler karşısında neyin iyi ve neyin kötü olduğunu irdeleyebilecek durumda değildir. Yapay zekâ bu tür problemler karşısında geliştirici ekibin kendisine önceden dayattığı kurallar dahilinde hareket edecek ve özgür iradeye sahip olamayan yapay zekâ, problemler karşısında getireceği çözümler yüzünden sorumlu tutulamayacaktır16.

Bu bağlamda, yapay zekânın etik karar verme süreçlerindeki sınırlılığı, yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda insan-robot etkileşimindeki normatif boşluklara da işaret eder. I, Robot filminde Dedektif Spooner’ın robotlara duyduğu güvensizlik, bu normatif boşluğun bireysel düzeydeki yansımasıdır. Spooner’ın öfkesinin nedeni, robotların insana benzemesi değil; insani değerlere ve sezgilere sahip olmamalarıdır. Yakın geçmişte yaşadığı trafik kazasında, bir robotun yalnızca istatistiksel hesaplamaya dayanarak küçük bir kız çocuğu yerine kendisini kurtarması, onun makinelere karşı duyduğu güvensizliği beslemiş ve etik duyarlılığın yalnızca insanlarca gösterilebileceği inancını pekiştirmiştir.

Spooner karakteri aracılığıyla film, robotların yalnızca görünüşte değil, karar alma süreçlerinde de insanlaşmaları hâlinde anlamlı bir ilişki kurulabileceği fikrini işler. İronik bir şekilde, Spooner’ın da mekanik bir kol ve akciğer taşıyor olması, onun da bir tür “siborg”a dönüşmüş olduğunu gösterir. Bu hibrit beden durumu, onun insan-makine ayrımına dair ikilemini daha derin bir düzeye taşır. İnsani robot Sonny ve diğer yeni nesil robotların yüz ifadeleriyle insanileşmeye başlamalarıyla birlikte Spooner’ın da onlarla empati kurması, insanlık hâlinin yalnızca biyolojik değil, etik ve duygusal boyutlarıyla tanımlandığını ima eder17. Üç Robot Yasası’nın ötesinde Sonny’le kurduğu insani ve duygusal bağ ile Spooner’ın bakış açısı büyük ölçüde değişir.

Filmin başında Spooner’ın, Dr. Lanning’in ölümünden sonra onun hologramı ile kurduğu iletişim, yalnızca teknik bir sorgulama sahnesi değil, aynı zamanda insanın doğru sorular sorarak hem dış dünyayı hem de kendini anlama çabasıdır. Lanning’in yapay zekâsı, yalnızca doğru sorular sorulduğunda yanıt verecek şekilde tasarlanmıştır. Bu özellik, hikâyenin çözüm sürecinde kritik bir rol oynar. Aynı zamanda, geleceğin bilgi düzeninde cevaplardan çok doğru soruların değerli hâle geleceği fikrini de destekler. Roger Schank’in öngördüğü gibi, tüm bilgiye hızla erişilebilen bir dünyada esas mesele, hangi soruların sorulacağıdır. Bu bağlamda, yapay zekâ yalnızca teknolojik bir ilerleme değil, insanın varoluşuna ve geleceğine dair düşünsel bir uyarandır18.

C. Üç Yasayı Aşmak: Robotların Evrimi ve Normatif Sapma

Filmde bir “tür” (kind) olarak tanımlanan robotların üretimi de yine robotlar tarafından gerçekleştirilmektedir. İnsanların kontrolünden çıkmış bu tür, kendi doğal evrim sürecini başlatmanın eşiğine gelmiştir. Dr. Lanning’in filmdeki “makinedeki hayalet” düşüncesine karşı duran kısa monoloğu, bu durumu ortaya koyar:

“Makinede hayaletler hep vardı: Gelişigüzel bir araya gelip beklenmedik protokoller oluşturan kod parçaları. Bu serbest radikaller, beklenmedik şekilde, özgür irade, yaratıcılık ve ruh dediğimiz şeyin doğasıyla ilgili sorular getiriyor: Bazı robotlar karanlıkta bırakılınca ışığı neden arar? Robotlar boş bir alana konulduğunda neden yalnız kalmak yerine bir araya gelirler? Bu davranışı nasıl açıklarız? Gelişigüzel kod parçaları mı? Yoksa daha fazlası mı? Bir algısal program ne zaman bilince dönüşür? Bir ayrımsama ne zaman gerçeği arar? Kişilik simülasyonu ne zaman ruhun parçalarına dönüşür19?”

Bu sorgulama, yalnızca yapay zekânın teknik yeteneklerine değil, aynı zamanda metafizik ve etik kapasitesine dair de bir tartışma başlatır. I, Robot filmi, insan eliyle yaratılmış makinelerin, kendi anlam dünyalarını ve davranış normlarını geliştirme potansiyelini ortaya koyarak yapay zekânın öngörülemezliğine dikkat çeker.

Yapay zekânın yalnızca bir araç değil, öngörülemeyen kararlar alabilen bir fail hâline geldiği de vurgulanır. Bu noktada robotların, onları insana itaat etmesi gereken bir işçi veya hizmetçi olarak gören klasik bilim kurgunun bakış açısını yansıtan “Üç Robot Yasası” ile yetinmedikleri ve yasayı yeniden yorumladıkları ve ihlal ettikleri görülür. I, Robot’ta insana karşı gelen ve cinayet işleyebilen robotlar, kötücül oldukları için değil, insanlığın kendisine zarar vermesini engellemek için yasaları yeniden yorumlarlar.
Bu bağlamda film, normatif düzenin mutlaklık iddiasını da sorgular; insan eliyle yaratılmış kuralların, yapay zekâ tarafından yeniden yorumlanabileceği fikriyle hukuk teorisinin esnekliğini sınar20. Bu durum, yapay zekânın yalnızca etik normlar değil, aynı zamanda ceza hukuku bağlamında da sorumluluk taşıyıp taşıyamayacağı sorusunu gündeme getirir.

V. YAPAY ZEKÂNIN CEZA HUKUKU BAĞLAMINDA SORUMLULUĞU

I, Robot filminde Dedektif Spooner’ın yürüttüğü cinayet soruşturması, yalnızca bireysel bir failin kimliğine dair bir arayış değildir; aynı zamanda hukuk sisteminin fail tanımının sınırlarına yönelik derin bir sorgulamayı da içerir. Dr. Lanning’in ölümüne neden olmakla suçlanan Sonny adlı robotun, klasik anlamda cezai sorumluluk taşıyıp taşıyamayacağı sorusu, ceza hukukunun temel kavramlarını yeniden düşünmeyi gerektirir. İrade, kusur, ceza ehliyeti gibi kavramlar, yapay zekânın eylemleri karşısında nasıl işlemelidir? Sonny’nin sorgulama sırasında sergilediği duygu, muhakeme ve vicdan belirtileri; onun sadece bir program değil, bilinçli bir varlık olarak ele alınıp alınamayacağı sorusunu gündeme getirir. Bu bağlamda film, cezai sorumluluğun yalnızca insana özgü olup olmadığını sorgularken, yapay zekâların hukuki fail olarak kabul edilip edilemeyeceği tartışmasına sinemasal bir boyut kazandırır.

A. Yapay Zekâ’nın Hukuki Sorumluluğu ve Kişiliği

Hukukçular, giderek daha fazla, otonom cihazların sahiplerinin ve/ veya tasarımcılarının sorumlulukları hakkındaki sorularla ilgilenmektedir21. Bu doğrultuda yapay zekânın suç oluşturan eylemlerinden kimin sorumlu olacağı da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle yapay zekânın sorumlu olup olmayacağı tartışılmaktadır. Suçun Kıta Avrupa sisteminde gerçek kişiler tarafından işleneceğinin kabul edilmesi yapay zekânın kişi sayılıp sayılmayacağı tartışmasını ortaya çıkarmaktadır. Kişi sayılıp sayılmayacağı (gerçek kişi-tüzel kişi veya özel bir statü verilmesi; elektronik kişilik - insan olmayan kişi), eşya mı kabul edileceği tartışılmaktadır. Avrupa Parlamentosu 27 Ocak 2017’de “Elektronik kişi” kavramını ortaya atmıştır. Elektronik kişi belirlemesiyle, yapay zekâlı robotik sistemler eşya olmaktan çıkarılıp, haklara, borçlara ve belli bir malvarlığına sahip hukuk süjesi haline getirilmek istenmektedir. Böylece verdiği zararlarda sorumlu tutulmaları ve kusursuz sorumluluk yolunun da açılması hedeflenmektedir22.

Yapay zekânın “eşya” olarak kabul edilmesi ise, onun bilişsel ve muhakeme yetileri nedeniyle ciddi itirazlarla karşılaşmaktadır. Eşya kabul edilmesi yapay zekânın bilişsel özelliklere sahip olması nedeniyle itiraza uğramış, eşya olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirten bazı yazarlar köle statüsünde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu görüşe göre, yapay zekâ, ne kadar da insana özgü yetilerle donatılmış olursa olsun, hiçbir zaman bir insan olamayacaktır. Dolayısıyla kölelik modeli kullanılarak hukuki kişilik reddedilmelidir23.

Bazı yazarlar ise yapay zekâlar için “insan olmayan kişi” belirlemesi yapılması gerektiğini savunmaktadırlar. Bu görüşe göre, insana özgü yetilere son derece yakın nitelikler taşıyan ancak insan olmayan süjeler bakımından, mevcut hukuki kişilik kategorileri yetersiz kalmakta; bu nedenle yeni kişilik modellerinin geliştirilmesi gerektiği ileri sürülmektedir24. İnsan olmadıkları için beşeri varlıkları tanımlayan “gerçek kişi” statüsüne alınmaları uygun düşmezken; sahip oldukları öğrenme kapasitesi, muhakeme yeteneği ve özerk karar alma becerileri nedeniyle klasik anlamda “tüzel kişi” çerçevesinde de değerlendirilememektedirler. Yaşanan teknolojik gelişmeler, özellikle otonom sistemlerin gelişimiyle birlikte, yapay zekâya özgü bir kişilik statüsünün oluşturulması yönünde yeni arayışları gündeme getirmektedir25.

Buna karşılık, I, Robot filmindeki başkahraman robot Sonny rüya gördüğünü ya da duyguları olduğunu iddia eder. Hem öz farkındalığa sahiptir hem de VIKI’yi yok etme sürecinde başvurduğu bir etik çerçeveye sahiptir. Sonny karakteri, yalnızca verilen komutlara uyan bir araç olmaktan öte, kendi kararlarını alabilen, duygusal tepkiler gösterebilen ve ahlaki muhakeme yapabilen bir yapay zekâ örneğidir. Özellikle Dr. Lanning’in ölümüne ilişkin soruşturmalarda sergilediği davranışlar, onun sıradan bir yazılım ya da tüzel varlık olmadığını; eylemleriyle sonuçlar doğurabilen, bu sonuçların sorumluluğunu hissedebilen bir bilinç yapısına sahip olduğunu gösterir.

VIKI, insanları kendilerinden korumak için robotları kullanarak insanlığı boyunduruk altına almaya çalışan bir yapay zekâdır. Engellileri koruma ya da “yetersizlikleri” yansıtma amacıyla insan kişiliğinin devre dışı bırakılması, yüzyıllar boyunca hukukta görülen eski paternalizmin bir yansımasıdır ve filmde bunun Asimov’un popüler kültürde yer etmiş üç kanonik robot yasasını ihlal etmemesi nedeniyle meşrulaştırıldığı ileri sürülmektedir26. Sonny’nin, insanlar gibi korku duyabilmesi, hayal kurması ve “rüya” olarak nitelendirdiği zihinsel imgeler geliştirmesi, onu klasik hukuki kategorilerin ötesine taşır.

Bu bağlamda, Sonny örneği, yapay zekânın bir gün zihinsel farkındalık, ahlaki muhakeme ve özerk karar alma gibi yetkinliklere ulaşması hâlinde, mevcut hukuki çerçevenin yetersiz kalabileceğini düşündürmektedir. Böyle bir gelişme durumunda, geleneksel hukuki özne tanımlarının yeniden gözden geçirilmesi ve normatif yapının yapay zekâyı da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekebilir.

B. Yapay Zekânın Etiği ve Ahlaki Özne

Etik, insan davranışlarının doğru-yanlış ya da iyi-kötü olup olmadığını sorgulayan ve bireyin yaşamını şekillendiren değerlerle ilgilenen bir disiplindir. Robot etiği ise, yapay zekâya sahip, kendi kararlarını verebilen varlıkların davranışlarının nasıl denetleneceği ve bu davranışlardan kimin sorumlu olacağı konularına odaklanır. Bu varlıkların insan zekâsını taklit ederek zamanla insanın yerini alabileceği, önemli kararları verebileceği ya da ayrımcılığa yol açabileceği endişeleri, güvenli yapay zekâların geliştirilmesini gerekli kılmıştır27. Çünkü tıpkı I, Robot’ta yer alan yeni nesil robotlarda olduğu gibi, bazı durumlarda yapay zekâlar, programlandıkları şekilde davranmayarak istenmeyen sonuçlara yol açabilmektedir.

Yapay zekâ etiği ve teknolojinin toplumsal etkileri üzerine çalışan filozof ve bilgisayar bilimci Peter Asaro, özellikle otonom sistemlerin etik ve hukuki sorumluluğu konusundaki çalışmalarıyla tanınmaktadır. Robotik alanında karar alma süreçlerinin şeffaflığı, hesap verebilirliği ve ahlaki sonuçları üzerine önemli katkılarda bulunan Asaro’ya göre, ahlaki normlara uyma ve iradi karar alma insana özgü olsa da robotlara ahlaki değerlerin bilgisayar kodlarıyla algoritmik olarak aktarılması mümkündür. Bu noktada etik sınırların çizilmesinde hukuk düzeni devreye girmelidir. Asaro’nun görüşüne göre, ahlaki kodlarla donatılmış yapay zekâların eylemlerinden hukuki olarak sorumlu tutulmaları gerekebilir. Ancak bu, insanların etik sorumluluğunun ortadan kalktığı anlamına gelmez; zira yapay zekâlar suç teşkil eden fiillerde araç olarak kullanılsa bile, asıl sorumluluk yine insanlara aittir28.

Öte yandan, yapay zekâya ahlaki kodlar yüklenebileceği varsayımı, bu varlıkların ahlaki özne olup olmadıkları sorusunu da beraberinde getirir. Bu soruya yanıt arayanlardan biri, “Makineler düşünebilir mi?” sorusuyla bilinen Alan Turing’dir. Turing Testi, bir bilgisayarın insan benzeri tepkiler verip veremeyeceğini ölçer ve testin başarıyla geçilmesi, yapay zekânın mantıklı yanıtlar üretebildiğinin kanıtı olarak görülür. Ancak bu test, yapay zekânın ahlaki sorumluluğu olup olmadığını değerlendirmek açısından yetersizdir; çünkü yapay zekâ bu testte ahlaki bir ikileme tabi tutulmamıştır. Yapay zekâ çevresini insanlar gibi algılamaz; bilgiyi kodlanmış veriler aracılığıyla öğrenir. Bu nedenle ahlaki kodlar da benzer şekilde aktarılabilir mi, sorusu belirsizliğini korur29.

Benzer bir ahlaki ikilem, I, Robot filminde de ortaya çıkar. Baş karakter Del Spooner, bir trafik kazasında robot tarafından kurtarıldığında, aynı kazada bulunan küçük bir kız çocuğunun hayatı istatistiksel verilere göre daha az değerli görülerek feda edilmiştir. Spooner, kendisini kurtaranın bir robot değil de bir insan olması hâlinde yapılan tercihin etik olmayacağını düşünmektedir. Bu olaydan kaynaklanan güvensizlik duygusunu ise film boyunca robotlara yönelik eleştirileriyle sürekli olarak dile getirmektedir. Bu olay, yapay zekânın sayısal mantıkla değil, etik değerlerle hareket edebilmesinin gerekliliğini dramatik biçimde göstermektedir. İşte bahsedilen bu ikilem problemi sadece teknik içerikli bir problem değildir, çünkü kazanın niteliğine göre aynı zamanda çok ciddi bir ahlaki problem de oluşturacaktır.

C. Yapay Zekâ Varlıklarının Cezai Sorumluluğu

Ceza hukukunda fail olarak adlandırılan, hareketlerini iradi olarak gerçekleştiren, kimi durumlarda neticeyi öngöremeyen kimi durumda neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştiren ceza hukukunun süjesi “gerçek kişilerdir”. Dolayısıyla bu kişiler dış dünyaya yansıttığı hareketlerin ahlaki, sosyal, cezai sonuçlarını idrak etme kabiliyetine haiz oldukları için kendilerine cezai sorumluluk isnat edilebilmektedir. Cezai sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için, suç teşkil eden fiili işleyen bir kimsenin suç kastının veya taksirinin bulunması, fiil ve fail arasında psikolojik bir bağ olması gerekmektedir. Bu geleneksel anlayış çerçevesinde, yapay zekâların ceza hukuku kapsamında fail olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusu önem kazanmaktadır.

Yapay zekâya sahip varlıkların cezai sorumluluklarının olabileceğinden söz edebilmek için; öncelikle faillik statüsüne sahip olmaları, bunun yanında özgür iradeleriyle karar verip hareket etmeleri, daha sonrasında ise meydana getirdikleri hareket dolayısıyla veya sebep oldukları neticeden dolayı toplum tarafından kınanabilir bir iradeye sahip olmaları gerekir30.

Bugün ceza hukuku süjesi olarak kabul edilen gerçek kişilerin verdiği kararlarından ve dış dünyada meydana getirdiği hareketlerin neticelerinden sorumlu tutulabilmesinin de yegâne nedeni kusur bilincine sahip olmalarıdır31. Tıpkı I, Robot filminde Sonny ve diğer yeni nesil robotların yaptığı gibi yapay zekâların kendi kodlarını değiştirmeyi öğrenmeleri ve özgür iradeleriyle hareket etmeleri ihtimalinde; yanlış ile doğruyu birbirinden ayırt edebilme ve hareketlerinin neden olabileceği sonuçları öngörebilip, bu neticelere engel olmayı tercih edebilme imkânları diğer bir deyişle kusur bilinçleri bulunacağından cezai sorumluluklarının olacağının değerlendirmesi yapılabilecektir. Bu kapsamda Sonny gibi iradesi olan ve cezai sorumluluğu bulunan yapay zekâlar pek tabii insanlar gibi yargılanabilecek ve cezalandırılabilecektir.

Yapay zekâ teknolojilerinin hızla gelişmesiyle birlikte, bu varlıkların hukuki, ahlaki ve toplumsal düzlemde nasıl konumlandırılacağı sorusu hem hukuk kuramı hem de sosyolojik kuramlar açısından giderek önem kazanmaktadır. I, Robot filmi özelinde yapılan bu analiz, kurgusal anlatının yalnızca bir bilim kurgu evreni yaratmakla kalmayıp, yapay zekânın öznelliği, fail konumu, etik karar alma süreçleri ve hukuki sorumluluğu gibi son derece güncel ve tartışmalı meseleleri gündeme getirme potansiyelini de taşıdığını göstermektedir.

VI. SONUÇ

Makale boyunca yapay zekânın post-hümanist düşünce bağlamında nasıl konumlandığı, özne olma kapasitesine ne ölçüde sahip olduğu, klasik insan-merkezli hukuk anlayışının bu yeni varlık biçimiyle nasıl sınandığı tartışılmıştır. Özellikle Sonny karakteri, klasik anlamda irade, bilinç, etik muhakeme ve toplumsal sorumluluk gibi insana özgü nitelikleri sergilemesi bakımından yapay zekânın sadece bir araç değil, aynı zamanda normatif ve toplumsal bir fail olabileceğini dramatik biçimde göstermektedir. Bu yönüyle I, Robot, yapay zekânın elektronik kişi olarak tanımlanıp tanımlanamayacağına, buna bağlı olarak ceza hukuku bakımından sorumluluk taşıyıp taşıyamayacağına dair hukuk kuramında yürütülen tartışmaları görsel ve anlatısal bir düzleme taşımaktadır.

Asimov’un Üç Robot Yasası gibi normatif çerçevelerin, yapay zekânın gelişen karar alma kapasitesi karşısında yetersiz kalabileceği vurgulanmıştır. Filmde robotların bu yasaları yeniden yorumlaması ve insanlık yararına olduğunu düşündükleri gerekçelerle insanlara zarar verebilecek kararlar almaları, algoritmik etik ve yapay bilinç tartışmalarını daha da derinleştirmektedir. Bu bağlamda, yapay zekânın sadece önceden programlanan kurallar uyarınca hareket eden bir eşya mı, yoksa kendi kararlarını verebilen, normatif sınırları esnetebilen bir özne mi olduğu sorusu, hukuk sisteminin yapay zekâ karşısında ne ölçüde esnek ve kapsayıcı olabileceğiyle doğrudan ilişkilidir.

Ceza hukuku bağlamında ise yapay zekânın fail sayılıp sayılamayacağı, yani cezai sorumluluk taşıyıp taşıyamayacağı sorunu, yalnızca teknik bir nitelik değil; aynı zamanda felsefi, ahlaki ve politik boyutlar içeren karmaşık bir meseledir. Klasik ceza hukukunun kusur ve fail anlayışları, yapay zekânın kendini geliştirme, öğrenme ve öngörüde bulunma kapasitesiyle sınanmaktadır. Bu nedenle, gelecekte hukuk sistemlerinin yapay zekâya özgü yeni kişilik biçimlerini tanıması ve bu kişilik biçimlerine uygun sorumluluk rejimleri geliştirmesi gerekecektir.

Sonuç olarak, yapay zekâ yalnızca bir teknolojik araç değil; hukukun normatif sınırlarını, ahlaki ölçütlerini ve toplumsal fail anlayışını kökten sorgulayan derin bir düşünsel meydan okumadır. Öznellik, etik kapasite ve hukuki kişilik gibi kavramlar artık yalnızca insanla sınırlı değildir; bu sorular, geleceğin ötesinde günümüz hukuk sisteminin de acil cevaplar üretmesi gereken temel meseleleri hâline gelmiştir. Bu çerçevede I, Robot, yalnızca bir bilimkurgu anlatısı değil; hukuk, ahlak ve insanlık kavrayışımıza dair yerleşik kabulleri yeniden gözden geçirmeye davet eden güçlü bir anlatıdır. Yapay zekânın şekillendirdiği bir dünyada hukuk, geçmişin değil, geleceğin gerçekliğine göre kendini yeniden tanımlamak zorundadır.

FOOTNOTE

  1. Yeliz Figen Döker, Bilimkurgunun Bilim ve Hukuk ile İlişkisi, Açık Beyin. https://www.acikbeyin.com/bilimkurgunun-bilim-ve-hukuk-ile-iliskisi-2/?srsltid=AfmBOoqYOV1knNB26N5Dc4HC9kNqFwTa1cMnmABotPSm8Qe1oaOgBrO- (Erişim Tarihi: 31.07.2025).

  2. Döker, Bilimkurgunun Bilim ve Hukuk ile İlişkisi.

  3. Mücahit Gültekin, Post-hümanizm ve yeni bir ayrımcılık biçimi olarak robotlara yönelik türcülük. Antropoloji (2023), (45), s. 67. https://dergipark.org.tr/tr/pub/antropolojidergisi/issue/76831/1209953 (Erişim Tarihi: 31.07.2025).

  4. Umutcan Tarcan, Tuba Kancı, “Öteki Olarak İnsan: Posthümanist Kuramda Öznellik ve İdeoloji,” Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı: 15, (Kasım 2022): s. 165. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2578197 (Erişim Tarihi: 31.07.2025).

  5. Gültekin, s. 66.

  6. Donna Jeanne Haraway, Simians, Cyborgs and Women: The Reinvention of Nature. Routledge (1991).

  7. Bruno Latour, We Have Never Been Modern. Harvard University Press (1993).

  8. Emin Baki Adaş/ Borabay Erbay, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 2022 21(1) s. 329. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1958088.

  9. Adaş/ Erbay, s. 331.

  10. Adaş/ Erbay, s. 333.

  11. Bruce Baer Arnold, Drew Gough, Turing’s People: Personhood, Artificial Intelligence and Popular Culture, 15 Canberra L. Rev. 1 (2017) s. 4.

  12. Yahya Berkol Gülgeç, “Özne, Hukuk ve Hak”, AHBVÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 28(2), 2024, s. 433. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3673350

  13. Gülgeç, s. 434.

  14. Melih Erdoğan, Sıfırıncı Yasa, Muhasebe Bilim Dünyası Dergisi, Eylül 2017; 19(3); s. 755. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/360710

  15. Isaac Asimov, (2018). Ben, Robot. İstanbul: İthaki Yayınları.

  16. Serhat Can Alkan, Asimov’un 3 Robot Yasası ve Yapay Zekâ Etiği, Hukuk ve Bilişim 3. Nesil Hukuk Dergisi. https://www.hukukvebilisimdergisi.com/asimovun-3-robot-yasasi-ve-yapay-zekâ-etigi/#_ftn1

  17. Onur Orkan Akşit, s. 6.

  18. Akşit, s. 6.

  19. Akşit, s. 7.

  20. Akşit, s. 7.

  21. Arnold, s. 6.

  22. Berrin Akbulut, Yapay Zekâ ve Ceza Hukuku Sorumluluğu, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XXVII, Y. 2023, Sayı 4, s. 285. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3316184.

  23. Akbulut, s. 286.

  24. Akbulut, s. 286.

  25. Akbulut, s. 286.

  26. Arnold, s. 26.

  27. Mesut Hakkı Caşın/ Dursun Al/ Nur Dinemis Başkır, Yapay Zekâ ve Robotların Eylemlerinden Kaynaklanan Cezai Sorumluluk Sorunu, Ankara Barosu Dergisi, 2021/1, s. 21. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1745379

  28. Caşın/ Al/ Başkır, s. 27.

  29. Caşın/ Al/ Başkır, s. 27.

  30. Caşın/ Al/ Başkır, s. 48.

  31. Caşın/ Al/ Başkır, s. 49.

More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 189

Gsi Brief 189

Brief
Read more

Articletter - Winter Issue

SOSYAL MEDYA PLATFORMLARININ KULLANICI VERİLERİNİN SIZINTISINA İLİŞKİN SORUMLULUĞU

Sosyal Medya Platformlarinin Kullanici Veri̇leri̇ni̇n Sizintisina İli̇şki̇n Sorumluluğu

2026
Read more
PROJE FİNANSMANINDA HUKUKİ İNCELEMENİN ROLÜ

Proje Fi̇nansmaninda Hukuki̇ İncelemeni̇n Rolü

2026
Read more
PROJE GAYRİMENKUL YATIRIM FONLARI

Proje Gayri̇menkul Yatirim Fonlari

2026
Read more
TAHKİMDE BİLİRKİŞİ BELİRLENMESİ: TARAF ANLAŞMASININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE HAKEM HEYETİNİN YETKİ ALANI

Tahki̇mde Bi̇li̇rki̇şi̇ Beli̇rlenmesi̇: Taraf Anlaşmasinin Hukuki̇ Ni̇teli̇ği̇ Ve Hakem Heyeti̇ni̇n Yetki̇ Alani

2026
Read more