ÖZET
Bu makale, Türk marka hukukunda marka hakkının tüketilmesi ilkesini ele alarak, bu ilkenin sınai mülkiyet hukuku içerisinde yerini, unsurlarını ve uygulama alanını incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, ülkesel, bölgesel ve uluslararası tükenme kavramlarını değerlendirecektir.
I. GİRİŞ
Marka hakkı, işletmelerin mallarını ve hizmetlerini rakiplerinden ayırt etmesini sağlayan önemli bir sınai mülkiyet hakkıdır. Bu hakkın kullanımı ve korunması, ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliği için büyük önem taşır. Ancak, marka hakkı sahibi tarafından veya izniyle piyasaya sunulan markalı ürünlerin daha sonraki satışları ve serbest dolaşımı konusunda marka hakkı sahibine tanınan yetkiye yönelik bazı sınırlamalar söz konusudur. Bu sınırlamalar, marka hakkının tüketilmesi ilkesi olarak adlandırılır.
Marka hakkının tüketilmesi ilkesi, marka sahibi ya da izne binaen üçüncü kişilerce piyasaya sunulan malların tedavülünün marka hakkı gerekçesi ile engellenememesini, marka sahibinin markalı malları ilk defa ticaret mevkiine koymakla orijinal nitelikteki markalı malların piyasada tedavülünden zarar görmeyeceği düşüncesini temel almaktadır. Yanı sıra markalı malların her el değiştirişinde marka sahibinin izninin alınmasının, ticaretin gereklerine aykırı düşmesi ve böyle bir uygulamanın marka hakkının amacının dışına taşması ile gerekçelendirilmektedir.
II. MARKA HAKKI VE MARKANIN KORUNMASI
Toplum nezdinde marka, bir işletmenin ürettiği mal ve hizmetleri rakiplerinden ayırt etmesini sağlayan ve bu işletme ile mal ve hizmetler arasındaki ilişkiyi gösteren, tescilli veya tescilsiz bir işaret olarak tanımlanabilir. Doktrinde ise marka, işletmelerin mal/ hizmetlerini öteki işletmelerin mal/ hizmetlerinden ayırt etmek amacıyla kullanılan işaret olarak tanımlanmaktadır. Yanı sıra markanın aslında taciri, işletmeyi hedef almadığı, marka sahibi olabilmek için ticari işletme sahibi olmak gerekmediğinden tacir olmayan gerçek veya tüzel kişilerin de marka kullanabileceği belirtilmektedir1.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu2 (“SMK”) “Marka olabilecek işaretler” başlıklı madde 4/1’de bir teşebbüse ilişkin malları veya hizmetlerin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayabilecek ve sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olan kişi adları dâhil sözcük, şekil, renk, harf, sayı, ses ve malın veya ambalajının biçimi olmak üzere her tür işaretin marka olabileceği düzenlenmiştir. Madde metninde tadadi olarak ifade edilen kişi adları, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretin marka olarak kullanılması, Türk Patent ve Marka Kurumu (“TürkPatent”) nezdinde müracaata konu edilmesi mümkündür.
İşaretlerin marka olarak tescili sahibinin inisiyatifinde olup tescilli olmayan işaretlerin kural olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun3 (“TTK”) haksız rekabet hükümleri çerçevesinde korunması öngörülmektedir. Öte yandan, istisnaen tescilsiz marka SMK kapsamında da korunur. Örneğin, SMK’nın 6/3. maddesi çerçevesinde, tescilsiz marka ve/ veya ticaret sırasında belirli işaret(ler)i kullanılan kişilere, aynı ve/ veya benzer mal veya hizmet sınıfında işaretleri ile aynı ya da benzer işaretlerin müracaatı halinde, sonraki marka başvurusuna TürkPatent nezdinde itiraz hakkı verilmektedir. Belirtmek gerekir ki bu hakkın kullanılabilmesi işaretin ayırt edici nitelik kazanmış olmasına bağlıdır. Önceye dayalı hak kapsamında, sonraki marka sahibinin işaretin tanınmışlığından yarar sağlamak amacıyla kötü niyetli hareket ettiğinin de gündeme gelmesi mümkün olup, Yargıtay içtihatları çerçevesinde gerçek hak sahibinin tespit edilmesi yoluyla, işaretin tanınmışlığından menfaat sağlamaya çalışan kötü niyetli marka tescili terkin edilmektedir4.
Yukarıda izah edilen marka müracaatlarına ilişkin ret, kısmi ret ve kabul kararlarının özünü, marka hakkı sahiplerine tanınan korumanın oluşturduğu söylenebilir. Sınai mülkiyete konu marka, malvarlığı değerine sahip olması nedeniyle sahibine satma hakkı, ithalat ve ihracat hakkı, kiraya verme hakkı, ihlal durdurma hakkı, koruma hakkı ve lisans/ kullanım hakkı gibi ekonomik değer kaynağı haklar tanımaktadır. Anılan eylemler nedeniyle marka hakkı sahibinin gelir elde etmesi, markanın ticari alanda kullanım sıklığına, kullanıldığı emtia/ hizmetlerin ekonomik değerine, tüketici kitlesinin niteliğine ve tüketici nezdinde tercih edilirliğine göre değişiklik gösterebilecektir.
SMK’nın 7. maddesi uyarınca Türkiye’de tescilli markaların5 ticaret alanında marka hakkı sahibinin izni olmaksızın kullanılması hâlinde (markanın, mal veya ambalajı üzerine konulması, markayı taşıyan malların piyasaya sürülmesi ve teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya marka altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi, markayı taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi; markanın, işletmenin/teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması, markayı kullanan kişinin, markanın kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla markanın aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde (markasal) alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması), kullanımların önlenmesine yönelik marka hakkı sahibinin talep hakkı bulunmaktadır.
Marka müracaatı gerçekleştirilsin veya gerçekleştirilmesin marka niteliğindeki işaretlerin SMK’nın 7. maddesinde marka sahibine tanınan haklar çerçevesinde TürkPatent nezdinde tescilli markalar ile aynı/ benzer şekilde kullanılmaları halinde SMK’nın “Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller” başlıklı 29. maddesi uyarınca marka hakkı sahiplerinin tecavüz iddialarının gündeme gelmesi mümkündür. Yanı sıra, anılan aynı/ benzer kullanımlar nedeniyle SMK’nın “Marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler” başlıklı 30. maddesine göre marka hakkına tecavüze ilişkin cezai yaptırımlar da söz konusu olabilecektir.
Belirtmek gerekir ki marka hakkı sahibine tanınan yetkiler sınırsız değildir. İstisna olarak, SMK’nın ortak hükümler bölümünde, hakkın tükenmesi düzenlenmiştir. SMK m. 152/1’e göre, sınai hak konusu ürünler, hak sahibi veya onun izniyle bir başka kişi tarafından piyasaya sunulduktan sonraki eylemlerin koruma kapsamı dışındadır. Tükenme ilkesi, sınai haklara dair genel bir ilke olsa da marka hakkı için bir istisna öngörülmüştür. Marka hakkının tüketilmesine ilişkin değerlendirmelere bir sonraki başlıkta yer verilecektir.
A. Marka Hakkının Tüketilmesi İlkesi
SMK’nın “Hakkın Tüketilmesi” başlıklı 152. maddesi çerçevesinde marka hakkı sahibi tarafından veya rızasıyla piyasaya sürülmesinin akabinde marka hakkı üzerindeki mutlak hak tüketilmiş kabul edilmektedir. Şöyle ki; markalı ürünlerini kendisi veya üçüncü kimse aracılığıyla piyasaya süren marka hakkı sahibinin, ürünlerin ilk satışından sonraki satışlarına ve serbest dolaşımına müdahale etme hakkı bulunmamaktadır.
Ek olarak, SMK’nın ikinci bendinde, marka hakkı için tükenme ilkesinden de istisna belirtilmiştir. Buna göre marka sahibi, malların üçüncü kişilerce değiştirilerek veya bozularak ticari amaçla kullanılmasını engelleme hakkına sahiptir. Marka ambleminin markalı üründen kaldırılması, marka ambleminin başka ürünler üzerine konması ve mal üzerindeki marka ambleminin değiştirilmesi gibi marka üzerinde yapılan değişiklikler de markalı ürünün değiştirilmesi kapsamındadır6. Malın değiştirilmesi veya kötüleştirilmesi sonucu, markanın kaynak gösterme ve garanti fonksiyonları işlevsiz hale gelir. Markalı ürünün tüketicisi üründen elde etmeyi beklediği faydayı sağlayamaz. Bu durum sonucu, tüketicinin gözünde markanın itibarı zedelenir. Bu yüzden, malın değiştirilmesi veya kötüleştirilmesi durumunda marka hakkı sahibinin ürünleri üzerindeki hakkı tüketilmiş sayılmaz7. Söz gelimi, marka ambleminin markalı üründen kaldırılması, markanın kaynak gösterme ve reklam fonksiyonlarını ortadan kaldırır, marka sahibinin zarar görmesine neden olur8.
1. Ülkesel, Bölgesel ve Uluslararası Tükenme: Pazar
Ülkesel tükenme, markalı malın sadece piyasaya sunulduğu ülke sınırları içinde ilk satış hakkının tükenmesi anlamına gelir. Bu durumda, markalı malın ülke dışında marka sahibi tarafından veya izni ile piyasaya sunulması, ülke içindeki marka hakkını etkilemez. Ülke dışında gerçekleştirilen ilk satış, ülke içindeki hakları etkilemediğinden, marka sahibi ülke dışındaki malların ülkeye ithal edilmesini önleyebilir. Ancak, ülke içinde piyasaya sunulan malların yurt dışına ihracatından sonra tekrar aynı ülkeye ithalatı marka sahibi tarafından engellenemez9.
Bölgesel tükenme, belirli bazı ülkelerin sınırlarını tek bir bölge olarak kabul ettiğinde, tükenmenin o bölge içerisinde gerçekleştiği anlamına gelmektedir. Avrupa Birliği gibi bir ortak ekonomik alanda, bir ülkede marka sahibi tarafından veya izniyle piyasaya sunulan mallar, diğer tüm ülkelerde de satışa sunulabilir ve marka sahibi bunu engelleyemez10.
Uluslararası tükenme ise markalı malın dünyanın herhangi bir ülkesinde marka sahibi tarafından veya izni ile piyasaya sunulması halinde, bütün dünya nezdinde ilk satış hakkının tükenmesi anlamına gelmektedir. Bu durumda, dünyanın herhangi bir ülkesinde piyasaya sunulan mala ilişkin, artık dünyanın her yerinde serbestçe alınıp satılma, yeniden ithalat ve paralel ithalat serbestisi söz konusudur. Doktrinde Türk Marka Hukuku’nda ülkesel tükenme ilkesinden vazgeçildiği ve uluslararası tükenme ilkesinin benimsendiği; zira, SMK’nın 152. maddesinin gerekçesinde uluslararası tükenme ilkesinin kabul edildiği belirtilmektedir. Buna göre madde metninde geçen “piyasa” teriminden kastın, Türk iç piyasası değil, “bütün dünya” olduğu kabul edilmektedir11.
Ek olarak doktrinde piyasa kavramının kanunda tanımlanmamış ve sınırlarının belirtilmemiş olması nedeniyle tükenmeden kastın uluslararası tükenme olduğuna yönelik görüş bulunmaktadır12. Yanı sıra, mevcut sınai mülkiyet mevzuatında mülga KHK’larda yer alan “Türkiye’de” ifadesinin kaldırılmış olması nedeniyle evrensel tükenme boyutunun getirildiği de ifade edilmektedir13.
Özetle, marka hakkı ülkesel olmakla birlikte marka sahibi farklı bölgelerde farklı haklara sahip olabilir. Ancak, bir marka sahibinin malını bir kez piyasaya sürmesiyle, o malın tedavülü artık engellenemez. Bu ilke, marka sahibinin ilk satıştan sonraki el değiştirmelerine müdahale hakkına sahip olmadığı, marka hakkının sahibi, tüketiciler ve kamu yararları arasında bir denge sağladığı düşüncesine dayanır. Ayrıca, tükenme ilkesinin yalnızca ürünlere uygulanacağı, hizmetlere uygulanmayacağı kabul edilmektedir14.
B. Marka Hakkının Tüketilmesinin Unsurları
SMK’nın 152. maddesi hükmünde belirtildiği üzere “hak sahibi veya onun izni ile üçüncü kişiler tarafından” “piyasaya sunulma” eylemi çerçevesinde marka hakkının tüketilmesi gündeme gelecektir. Bu noktada, hak sahibinin rızası öncelikli unsur, piyasaya sunulma ise diğer bir unsurdur.
Hakkın tükenmesi ilkesinin uygulanabilmesi için en temel koşul, hak sahibinin ürünün piyasaya sunulmasına rıza gösterip göstermediğinin belirlenmesidir. Zira, marka hakkı sahibinin markanın kullanılması hususunda yetkisi inhisaridir. Marka sahibi tarafından verilen rızanın açık ve anlaşılır olması gerektiği kabul edilmekle birlikte; lisans sözleşmesi, tek satıcılık sözleşmesi gibi sözleşmelerde üçüncü şahısların yetkilendirilmesi durumu rızanın bulunduğuna yönelik beyan kabul edilecektir. Ancak bu noktada da anılan sözleşmelerde düzenlenen hakların aşkın kullanılması hallerinde marka hakkı sahibinin herhangi bir eylemde bulunmaması zımni rızanın bulunduğu yönünde yorumlanamayacaktır15.
Hakkın tükenmesi ilkesinin uygulanabilmesi için gerekli olan temel unsurlardan bir diğeri, ürünün piyasaya sunulmasıdır. Bu unsurdan kastedilen, ürünün hukuka uygun bir şekilde satışa sunulmasıdır. Bu nedenle, piyasaya sunma unsurunun sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilirken, bu işlemin hukuka uygun olup olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Marka hakkına konu olan bir ürün, iki farklı şekilde piyasaya sunulabilir. Marka hakkı sahibi, ürününü kendi markası altında iç veya dış piyasada pazarlayabilir ya da üçüncü bir kişiye yetki vererek (tek satıcılık, acentelik, distribütörlük, lisans sözleşmesi gibi) ürünün piyasaya sunulmasını sağlayabilir16. Ayrıca bu konuda ürünlerden gelir elde edilmesi gerekmediği, piyasaya sunulmuş olmanın yeterli olduğu yönünde görüş bulunmaktadır17.
III. SONUÇ
Marka hakkının tüketilmesi, sınai mülkiyet hukuku içerisinde önemli bir denge sağlayan bir ilkedir. Bu ilke, marka sahibinin ilk satıştan sonraki el değiştirmelerine müdahale hakkına sahip olmamasını sağlarken, aynı zamanda tüketiciler ve kamu yararları arasında bir denge kurmayı hedefler.
Türk marka hukukunda ülkesel tükenmeden vazgeçilerek uluslararası tükenme ilkesinin kabul edildiği ve piyasaya sunulan malların artık dünyanın her yerinde serbestçe alınıp satılabileceği yönünde görüşler bulunmaktadır. Ancak, uygulamada bazı belirsizlikler ve tartışmalar devam etmektedir.
Gelecekte, marka hakkının tükenmesi ilkesinin uygulanması ve bu ilkenin getirdiği sınırlamalar konusunda daha net bir düzenleme ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bu husus; hem marka sahiplerinin haklarını koruması hem de tüketicilerin ürünlere erişimini kolaylaştırmak ve rekabeti desteklemek için önemlidir.
KAYNAKÇA
HAMDİ PINAR, Fikri Mülkiyet Hakları ve Rekabet Hukuku Hakkın Tüketilmesi, Perşembe Konferansları, Ankara, 2002.
HAMDİ PINAR, Marka Hukukunda Hakların Tükenmesi, Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman Anısına Armağan, İstanbul, 2000.
HAYRETTİN ÇAĞLAR, Marka Hukuku Temel Esaslar, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013.
İLHAMİ GÜNEŞ, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Işığında Uygulamalı Marka Hukuku, Adalet Yayınevi, 4. Baskı, Ankara, 2024.
NECATİ MERAN, Marka Hakları ve Korunması, 3. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2014.
SABİH ARKAN, Marka Hakkının Tüketilmesi, Prof. Dr. Ali Bozer’e Armağan, Ankara, 1998.
SABİH ARKAN, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Araştırma Enstitüsü Yayınları, 28. Bası, Ankara, 2022.
UĞUR ÇOLAK, Türk Marka Hukuku, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2023.
ÜNAL TEKİNALP/ ERSİN ÇAMOĞLU, Sınai Mülkiyet Kanunu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2017.
DİPNOT
1 Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Araştırma Enstitüsü Yayınları, 28. Bası, Ankara, 2022, s. 295.
2 10.01.2017 tarih, 29944 sayılı Resmi Gazete.
3 14.02.2011 tarih, 27846 sayılı Resmi Gazete.
4 Yargıtay 11. H.D., T. 19.04.2002, E. 2001/9903, K. 2002/3699; Yargıtay 11. H.D., T. 13.10.2003, E. 2003/2883 K. 2003/9171; Yargıtay 11. H.D., T. 18.01.2018, E. 2016/5961 K. 2018/455.
5 Tescilsiz marka hakkındaki korumanın istisna olarak SMK 6/3 “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmü uyarınca tescilli markaların hükümsüzlüğü iddiası ile sağlanabileceğine yönelik görüş de bulunmaktadır.
6 Hayrettin Çağlar, Marka Hukuku Temel Esaslar, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 167.
7 Sabih Arkan, Marka Hakkının Tüketilmesi, Prof. Dr. Ali Bozer’e Armağan, Ankara, 1998, s. 206.
8 Çağlar, s. 167.
9 Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2023, s. 820.
10 Çolak, s. 820.
11 Çolak, s. 821.
12 İlhami Güneş, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Işığında Uygulamalı Marka Hukuku, Adalet Yayınevi, 4. Baskı, Ankara, 2024, s. 399-400.
13 Ünal Tekinalp/ Ersin Çamoğlu, Sınai Mülkiyet Kanunu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2017, s. XL.
14 Necati Meran, Marka Hakları ve Korunması, 3. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2014, s. 326.
15 Arkan, s. 204.
16 Hamdi Pınar, Fikri Mülkiyet Hakları ve Rekabet Hukuku Hakkın Tüketilmesi, Perşembe Konferansları, Ankara, 2002, s. 113-120; Emsal nitelikteki kararlar için bakınız: İstanbul BAM, 16. HD., T. 2.5.2024 E. 2022/1391 K. 2024/823. İstanbul BAM, 13. HD., T. 8.11.2023 E. 2021/1062 K. 2023/1736.
17 Pınar, Marka Hukukunda Hakların Tükenmesi, Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman Anısına Armağan, İstanbul, 2000, s. 862.







