ÖZET
Geçmişten günümüze pozitif ayrımcılık uygulamalarının, tarihsel ve sistematik eşitsizlikleri gidermek adına mutlak suretle gereken bir husus olduğu düşünülmektedir. Bu makalede, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze dek Türkiye’de kadına yönelik pozitif ayrımcılık içeren yasal düzenlemelerin tarihsel gelişimi, kadın haklarının tarihsel gelişimi, toplumsal değişimlerin ve hukuki reformların paralel bir yansıması olarak ele alınacaktır.
I. GİRİŞ
Pozitif ayrımcılık (positive discrimination) terimi, toplumsal adaleti ve eşitliği teşvik etmek için belirli gruplara yönelik ayrıcalıklı muamele ve destek sağlanmasını içerir. Pozitif ayrımcılığın zaman içinde varoluşu ideolojik açıdan liyakat ilkesinin gelişmesi ile bağlantılı olmuştur. Liyakat ilkesinin sosyal, ekonomik ve benzeri birçok alanda söz sahibi olması, beraberinde “Meritokrasi” kavramını getirmiştir. Meritokrasi ifadesi yalnızca bir yönetim şekli olarak bilinse de liyakatli olanın gücü elde edebilmesi anlamına gelmektedir. Meritokrasi, ayrımcılığa karşı bir ideoloji olarak bilinir ancak tarihsel ve sistemsel eşitsizlikleri gözetmemesi sebebi ile bir takım negatif ayrımcılıklara yol açmıştır. Bu negatif ayrımcılıklar meritokrasinin doğal sonuçları olmasa dahi menfaat dengesi gözetildiğinde meydana gelmesi muhtemel ve somut yaşamlarımızda sıklıkla karşımıza çıkan ayrımcılıklardır. Pozitif ayrımcılık ise zaman içerisinde gelişen negatif ayrımcılıklara karşıt uygulamalar olarak ortaya çıkmış; eğitim, istihdam, sağlık hizmetleri ve siyasi temsil gibi alanlarda negatif ayrımcılığa uğrayan grupların sistematik olarak maruz kaldıkları dezavantajları dengelemeyi amaçlamaktadır. Tersine ayrımcılık şeklinde de bilinen pozitif ayrımcılığın ilkeleri ve kadın hakları bir bütün olarak ele alındığında; kadına yönelik pozitif ayrımcılık, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak amacıyla kadınlara yönelik özel haklar ve korumalar getiren yasal düzenlemeleri içermektedir. Yazımızda, pozitif ayrımcılığı oluşturan unsurların değerlendirilmesinin akabinde Türk Hukuku’nda yer edinmiş pozitif ayrımcılık uygulamaları kadın hakları bağlamında incelenecek, bahsi geçen pozitif ayrımcılık uygulamalarının eşitliği sağlamak adına gerekliliği objektif bir bakış açısıyla ele alınacaktır.
II. POZITIF AYRIMCILIĞIN TEMEL TAŞLARI
Pozitif ayrımcılık, tarihsel olarak dezavantajlı veya marjinalize edilmiş grupların toplumsal, ekonomik ve siyasi alanlarda eşit fırsatlara sahip olmalarını sağlamak amacıyla uygulanan özel politikalar ve düzenlemeler bütünüdür. Bu kavramın esas aldığı hususları; eşitlik kapsamında gerçekleştirilen, geçici ve hedefe yönelik uygulamalar yardımı ile; tarihsel, sistematik, genetik ve benzeri dezavantajların giderilmesi olarak açıklamak mümkündür.
A. Eşitlik İlkesi
Eşitlik ilkesi, ilk kez Bill of Rights’ın 7. maddesinde kanun önünde eşitlik olarak düzenlenmiştir1. İlgili maddeye göre “Kanun önünde herkes eşittir ve farksız olarak kanunun eşit korumasından istifade hakkını haizdir. Herkesin işbu Beyannameye aykırı her türlü ayırdedici muameleye karşı ve böyle bir ayırdedici muamele için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır”2. Günümüzde eşitlik ilkesinin yasal dayanağı olarak Anayasa madde 10 karşımıza çıkacaktır. Anayasa madde 10 hükmüne göre; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olamaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar”3. Anayasanın 11. maddesi hükmüne göre de; “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır”4. Bu hükümle tüm kurum ve kuruluşların eşitlik ilkesiyle bağlı hareket etme zorunluluğu vurgulanmaktadır. Pozitif ayrımcılık toplumsal eşitlik ve adalet ilkelerini temel alır; bu sebeple pozitif ayrımcılığın maddi olarak uygulanmasında, dezavantajlı grupların mevcut eşitsizliklerini gidermek ve onlara eşit fırsatlar sunmak için özel tedbirler alınır.
B. Tarihsel ve Sistematik Dezavantajların Giderilmesi
Pozitif ayrımcılığın, belirli grupların tarihsel ve sistematik olarak maruz kaldıkları dezavantajları gidermeyi amaçlayan bir dizi politika ve uygulamayı içerdiğinden bahsetmiştik. Pozitif ayrımcılık, toplumsal, ekonomik ve siyasi hayatta eşit fırsatlara sahip olmalarını sağlamak için özel önlemler almayı gerektirir. Günümüz Türkiye’si sosyal yaşantısında bahsi geçen kişi topluluklarının eşitsizliğe maruz kalmamaları için pozitif ayrımcılık uygulamaları mutlak suretle gereken bir husustur.
C. Geçici ve Hedefe Yönelik Uygulamalar
Pozitif ayrımcılık politikaları, genellikle geçici ve belirli hedeflere yönelik olarak tasarlanır. Amaç, belirli bir süre içinde eşitliği sağlamak ve bu hedeflere ulaşıldığında özel düzenlemelere olan ihtiyacı ortadan kaldırmaktır. Özel düzenlemelere duyulan ihtiyaç ortadan kalktığında pozitif ayrımcılık uygulamalarına duyulan gereksinim de azalacaktır. Pozitif ayrımcılık uygulamalarının geçici nitelikte olması dengenin diğer taraf aleyhine bozulmaması bakımından büyük önem taşır.
III. DÖNEMLERE BAKIŞ
A. Osmanlı Dönemi
Osmanlı İmparatorluğu’nda hukuk sistemi iki ana kategoriye ayrılmıştır: örfi hukuk ve şer’i hukuk. Örfi hukuk, devletin idari, mali ve ceza hukuku gibi alanlarda uyguladığı, padişahın emir ve fermanlarına dayanan hukuk kurallarının tamamıdır. Bu kurallar, İslam hukukunun dışında, devletin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir. Örneğin; Arazi Kanunnamesi, İslam hukuku sınırları içinde kalmakla birlikte, kız ve erkek evlatlara eşit intikal hakkı tanıyan örfi düzenlemeler içermektedir. Şer’i hukuk ise İslam hukukuna dayanan ve dini kurallara göre şekillenen hukuk sistemidir. Bu hukuk sistemi, aile hukuku, miras hukuku ve kişisel statü gibi alanlarda görülmüştür. Şer’i hukuk, İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an ve Hadis’e dayanmış ve kadı mahkemeleri tarafından uygulanmıştır. Şer’i Hukukta kadınların hukuki statüsü, İslam hukukuna göre belirlenmiştir. Kadınlar, miras hukuku, evlilik ve boşanma gibi konularda belirli haklara sahip olmuşlardır. Örneğin, miras hukukunda kadınlar, erkeklere göre daha az pay almışlardır. Örfi hukukta ise kadınların hukuki statüsü, devletin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir5.
Osmanlı İmparatorluğu’nda kadınların hukuki statüsü, büyük ölçüde İslam hukuku (Şeriat) ve geleneksel örf ve adetlere dayanmaktaydı. İslam hukuku, kadınlara belirli haklar tanımakla birlikte, bu haklar genellikle erkeklere tanınan haklardan daha sınırlıydı. Kadınların miras hakkı, evlilik ve boşanma gibi konularda belirli hakları bulunmaktaydı. Örneğin, İslam hukuku uyarınca kadınlar, erkek akrabalarına kıyasla daha az miras payı alırdı. Evlilikte ise, kadınların rızası önemli olmakla birlikte, boşanma hakkı erkeklere göre daha kısıtlıydı.
Osmanlı İmparatorluğu’nda kadına yönelik pozitif ayrımcılık içeren ilk önemli düzenleme 1847 tarihli İrade-i Seniyye olmuştur. “Padişah Emri” anlamına gelen İrade-i Seniyye, Osmanlı İmparatorluğu›nda önemli bir hukuk belgesi olarak bilinir. Bu belge, Sultan Abdülmecid›in emriyle yayınlanmıştır. İrade-i Seniyye, Osmanlı İmparatorluğu›nda hukuk reformunu başlatan bir dizi adımın ilk adımı olarak kabul edilmiş; eşitlik, adalet ve hukuk devleti ilkelerinin uygulanmasına ilişkin ilkeleri belirlemede büyük faydalar sağlamıştır. Bu belge, tüm Osmanlı vatandaşlarının kanun önünde eşit olduğunu ilan ederek niteliği itibarıyla ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir belge olmuştur. Ayrıca bu emir Osmanlı İmparatorluğu’nda modernleşme sürecini başlatan bir adım olarak da görülür. Osmanlı İmparatorluğu’nda hukuk sisteminin modernleştirilmesi ve Avrupa hukuk sistemine yakınlaştırılması hususlarına İrade-i Seniyye bir temel oluşturmuştur. Osmanlı’da bu tarihe kadar miras paylaşımında kız çocuklarına miras verilmesi erkek çocuk bulunmaması halinde ve bir bedel karşılığında mümkün iken, İrade-i Seniyye’de; devlet arazisinin erkek ve kız evlat arasında eşit oranda paylaştırılacağı şeklinde düzenlenmiştir6. İrade-i Seniyye›den sonra kadınlara yönelik reform niteliğindeki bir diğer düzenleme 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi olmuştur. Arazi Kanunnamesi, kadınlara mülk edinme ve miras bırakma hakkını tanıyarak kadınların ekonomik bağımsızlıklarını ve mülkiyet haklarını güvence altına almayı amaçlamıştır. Arazi Kanunnamesi, kadınların taşınmaz mal edinme ve miras bırakma haklarını tanımış, böylece kadınların ekonomik hayatta daha aktif bir rol almalarını sağlamıştır. Bu düzenleme, Osmanlı İmparatorluğu’nda kadınların hukuki statüsünde önemli bir ilerleme olarak kabul edilmektedir. Ancak, bu hakların uygulanmasında karşılaşılan toplumsal ve kültürel engeller, kadınların bu haklardan tam anlamıyla yararlanmasını sınırlamıştır. Bu noktada yasa ve kuralların, uygulanmadığı takdirde bir öneminin olmadığını vurgulamak isteriz7.
Tanzimat Dönemi’nde (1839-1876) gerçekleştirilen diğer reformlar da kadınların hukuki statüsünde iyileştirmeler sağlamıştır. Bu dönemde, eğitim alanında yapılan düzenlemelerle kız çocuklarının eğitim hakkı genişletilmiş ve kadınların toplumsal hayata katılımı teşvik edilmiştir. Arazi Kanunnamesinin ardından 6 Ocak 1859 tarihinde ilk kız rüştiyesi açılmıştır. İlk kız rüştiyesinin açıldığı tarihte Osmanlı’da 13 erkek rüştiyesi bulunmakta idi, rüştiyeler sayıları arasındaki farka bakıldığında bu pozitif ayrımcılığın gerekliliğini somut bir olay ile tekrar görmüş oluyoruz. Kadınlar için eğitim alanındaki önemli gelişmelerden bir diğeri de 1869 Maarif Nizamnamesi’dir. Sıbyan mektepleri dışında, bir üst düzey sivil ortaokul veya lise olarak idadi mektebi kavramları ilk kez bu nizamnamede kullanılmış, Nizamname ile 7-11 yaşlarındaki kızların sıbyan mektebine devam etmesi zorunlu hale getirilmiştir. Nizamnameden sonra zorunlu ilköğretim 1876 Kanun-i Esasi ile gelecektir8. Osmanlı Devleti’nin ilk ve son anayasası olan 23 Aralık 1876’da ilan edilmiş Kanun-i Esasi’de kanun önünde eşitlik hakkı cinsiyet gözetilmeksizin düzenlenmiş, kız çocuklarına zorunlu ilköğretim tekrarlanmıştır. Ne yazık ki siyasi alanda, eğitim alanında olduğu gibi düzenlemeler yapılmamış; “Heyeti Mebusanın miktarı âzası tebaai osmaniyeden her ellibin nüfus zükûrda bir nefer olmak itibariyle tertip olunur.”9 maddesi ile Meclis-i Mebusan’a her 50.000 erkek için bir mebus seçileceği öngörülerek kadın seçmenler yok sayılmıştır. 1865 yılında ise Osmanlı topraklarında, kadınların köle ve cariye olarak alınıp satılmaları yasaklanmış, ancak bu reformlar genellikle sınırlı bir kesimi etkilemiş ve geniş halk kitlelerine yayılmamıştır10.
“Kadının siyasal yetersizliğine mantıklı hiçbir sebep yoktur. Bu konudaki tereddüt ve olumsuz düşünüş biçimi, geçmişin toplumsal bir niteliğinin can çekişen bir hatırasıdır.” Mustafa Kemal Atatürk
II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1918), Osmanlı İmparatorluğu’nda kadın hakları konusunda önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönemde, kadın hakları konusunda farkındalık artmış ve kadınlar toplumsal hayatta daha fazla yer almak için çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte, Osmanlı toplumunda modernleşme ve batılılaşma çabaları hız kazanmış, bu süreç kadınların hak arayışlarını da etkilemiştir.
Bu dönemde, kadınlar çeşitli dernekler ve cemiyetler kurarak haklarını savunmuş ve toplumsal hayatta daha aktif rol almak için mücadele etmişlerdir. Kadınların kurduğu bu dernekler, eğitim, çalışma hayatı, siyasi haklar ve sosyal reformlar gibi konularda faaliyet göstermiştir. Bu dernekler arasında en dikkat çekici olanlardan biri, 1913 yılında kurulan Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’dir11. Bu cemiyetin çıkış noktası “Kadınlar Dünyası” adlı hukuki dergide yayımlanması olmuştur, cemiyet kadın hakları konusunda önemli çalışmalar yapmış ve kadınların toplumsal statüsünü iyileştirmeyi amaçlamıştır.
Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti, kadınların eğitim hakkı, çalışma hayatına katılımı ve siyasi temsil gibi konularda çeşitli taleplerde bulunmuştur. Cemiyet, kadınların eğitim seviyesini yükseltmek amacıyla okullar açmış, kadınların meslek sahibi olmalarını teşvik etmiş ve kadınların siyasi hayatta temsil edilmesi için çaba göstermiştir. Ayrıca, cemiyetin yayın organları aracılığıyla kadın hakları konusunda farkındalık yaratılmış ve kamuoyunun desteği kazanılmaya çalışılmıştır. Cemiyetin faaliyetleri arasında kadınların eğitimine önem verilmesi, çalışma hayatına katılımlarının artırılması ve siyasi haklarının tanınması gibi konular yer almıştır. Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti, kadınların toplumsal hayatta daha aktif rol almasını savunmuş ve bu doğrultuda çeşitli etkinlikler ve yayınlar gerçekleştirmiştir. Cemiyetin kurucusu Nuriye Ulviye Mevlan Civelek, aynı zamanda Kadınlar Dünyası dergisinin de kurucusudur. Kadınlar Dünyası’nda kadınlar, yaşadıkları toplumu ve bu toplumdaki konumlarını sorgulamış, kendilerini kısıtlayan eşitsizliklere ve geleneklere karşı mücadele etmiş, II. Meşrutiyet döneminin özgürlüklerinden faydalanmayı talep etmişlerdir. Modernleşmenin getirdiği yeni kent yaşamında hayatlarını “yeni”leştirmek için çalışmış, bu çabayı örgütlü bir kadın hareketine dönüştürmüşlerdir. Aileye, çalışma hayatına, hukuka, eğitime, toplumsal hayatın her alanına sirayet edecek bir “kadın inkılabı”nı savunmuştur12. Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında kadın hareketinin önemli bir parçası olmuştur. Bu dönemde, kadınların hak arayışları sadece dernekler ve cemiyetlerle sınırlı kalmamış, aynı zamanda basın ve yayın organları aracılığıyla da seslerini duyurmuşlardır. Kadın yazarlar ve gazeteciler, kadın hakları konusunda makaleler yazmış, dergiler çıkarmış ve toplumsal reformlar için çağrıda bulunmuşlardır. Bu yayınlar, kadınların toplumsal hayatta daha fazla yer alması ve haklarının tanınması için önemli bir platform oluşturmuştur.
1914 yılında kızlar için ilk yükseköğretim kurumu olan “İnas Darülfünun”u kurulmuştur. İnas Darülfünun’u kurulmadan önce darülfünunlarda “hanımlara mahsus serbest dersler uygulaması” başlamıştır. Uygulamanın gördüğü talep ve kız okullarındaki öğretmen ihtiyacı sonunda İnas Darülfünun’u, 12 Eylül 1914’te resmi olarak açılmıştır.
Genel olarak bakıldığında, II. Meşrutiyet Dönemi’nde kadın hakları konusunda yaşanan bu hareketlilik, Osmanlı toplumunda kadınların statüsünde önemli değişikliklere yol açmıştır. Ancak, bu dönemde yapılan reformlar ve girişimler, genellikle sınırlı bir kesimi etkilemiş ve geniş halk kitlelerine yayılmamıştır. Yine de II. Meşrutiyet Dönemi, kadın hakları mücadelesinin temellerinin atıldığı ve kadınların toplumsal hayatta daha fazla yer almak için örgütlendiği bir dönem olarak tarihe geçmiştir.
Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası) dönemi bir geçiş dönemi olarak nitelendirilebilir. Halihazırda yürürlükte bulunan 1876 Kanun-i Esasi ile 1921 Anayasası aynı anda yürürlükte bulunmuş 3 yıllık bir süre boyunca yürürlükte kalmışlardır. 1921 Anayasası 23 maddelik kısa bir anayasadır, Kanun-i Esasi ile birlikte yürürlükte olması sebebi ile insan haklarına ilişkin hükümler içermemektedir13.
Süregelen savaşlar neticesinde sağlık alanında mevcut olan kadın erkek ayrımı yok denecek kadar azalmıştır. Bu vesile ile kadınlarımız 1922 yılında bilim dünyası ile tanışmıştır. Bu yıl içerisinde 7 kız öğrenci İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptırmışlardır.
Osmanlı Dönemi’nde yapılmış tüm bu düzenlemelerden “pozitif ayrımcılık” adı altında bahsetsek dahi, nitelikleri itibarıyla bu düzenlemelerin pozitif ayrımcılık değil, negatif ayrımcılıkları gidermek adına yapılan düzenlemeler olduğu açıkça görülmektedir.
B. Cumhuriyet Dönemi
1. 1924 Anayasası
1921 yılından 1924 yılına kadar geçen süreçte Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. 1924 Anayasası ise anayasanın üstünlüğü ilkesini benimsemiş bir anayasa olup14 tek anayasalı devlet sistemine geçilmesine vesile olmuştur. Anayasa’nın 69. maddesinde eşitlik ilkesi “Türkler kanun karşısında eşittirler ve ayrıksız kanuna uymak ödevindedirler. Her türlü grup, sınıf, aile ve kişi ayrıcalıkları kaldırılmıştır ve yasaktır” şeklinde düzenlenmiştir. Seksen yedinci maddede, “Kadın erkek bütün Türkler ilköğretimden geçmek ödevindedirler. İlköğretim Devlet okullarında parasızdır” ibaresi ile kadına ve erkeğe ilköğretim düzeyinde eğitim zorunlu kılınmıştır.
3 Mart 1924 tarihinde “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” (Öğrenim Birliği) çıkarılmıştır. Böylece eğitim laikleştirilerek tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Kız ve erkekler eşit haklarla eğitim görmeye başlamıştır15.
Cumhuriyet’in ilanının birçok yeniliği de beraberinde getirdiği aşikardır. Yapılan her inkılap ülkemizi bir adım ileriye götürürken ne yazık ki kadınlar henüz seçme ve seçilme hakkına tam manası ile sahip olamamışlardır. 1924 anayasası hazırlanırken kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olması gündeme gelmiş ancak TBMM genel kurulunda bu hakların yalnızca erkeklere tanınması fikri ağır bastığından kadınlara siyasal haklar sağlanamamıştır. Gerekli yasal değişiklik 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü ve 191 milletvekilinin sunduğu Anayasa ve Seçim Kanununda değişiklik yapılmasını öngören yasa önerisi sonucu gerçekleşmiştir. Öneri, 5 Aralık 1934’te Mecliste görüşülmüş, yapılan oylamada, 317 üyeli Meclis’te, oylamaya katılan 258 milletvekilinin tamamının oyuyla değişiklik önerisi kabul edilmiştir. Bu anayasa değişiklikleri çerçevesinde İntibah-ı Mebusan Kanunu’nda (Milletvekili Seçimi Kanunu) 11 Aralık 1934’te yapılan değişiklikler sonucu anayasada tanınan haklar seçim kanunuyla da düzenlenmiştir16.
2. 1961 Anayasası
1961 Anayasası belirgin özelliklerinden biri sosyal devlet ilkesinin kabul edildiği ilk anayasa oluşudur. Eşitlik ilkesi 1961 Anayasası’nın 12. maddesinde “Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. İlaveten bu anayasa cinsiyeteşitliğinden ayrıca bahseden ilk anayasa olmuştur17.
3. 1982 Anayasası
1982 Anayasasında eşitlik ilkesi “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. maddede “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”18 şeklinde düzenlenmiştir. 07.05.2004 tarihinde yayımlanan “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun” ile Anayasanın 10. maddesi değiştirilmiştir19. Yeni 10. madde “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.”20 şeklinde düzenlenmiş olup “Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” cümlesi ile pozitif ayrımcılık uygulamalarına atıfta bulunulmuştur. Kanaatimizce bu hüküm, şekli eşitliğin yanında maddi eşitliğin sağlanması adına yapılmış bir nitelik taşımaktadır.
4. Türk Medeni Kanunu (“TMK”)
1926 yılında 743 sayılı Eski Medeni Kanun’un kabul edilmesi kadın haklarının sosyal alanlarda gelişimini önemli ölçüde etkilemiştir. Ancak zaman içerisinde Eski Medeni Kanun’un uluslararası sözleşmeler ile çelişmesi 743 sayılı Kanun’un değiştirilmesine vesile olmuştur.
“Kadın Eve Bakar.”
Eski Medeni Kanun’un 153. maddesinde bulunan
“Kadın eve bakar,”
ibaresi maddenin lafzına bakıldığında eve, müşterek çocuğa bakma görevinin kadına yükletildiği şeklinde algılanmaktadır. 4721 sayılı Yeni Türk Medeni Kanunu’nda ise bu yükümlülük madde 186’da “Birliği eşler beraberce yönetirler. Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye ilişkin, ne kadar etkili olduğundan bağımsız olarak, ailenin reisi erkektir algısının yok edilmesinin amaçlandığını söyleyebiliriz.
“Kocanın ikametgahı karının ve ana ve babanın ikametgahı velayetleri altındaki çocuğun ve mahkemenin bulunduğu yer vesayet altındaki kimsenin ikametgahı addolunur.”
Yine Eski TMK’nın 21. maddesinde kadının ikametgâhının kocasının ikametgâhı olduğu yönündeki hükmünü21; Anayasa Mahkemesi, aile birliğinin sağlanması açısından fayda sağladığı sebebi ile iptal etmemiştir. Kanaatimizce kadının ikametinin belirlenmesinde kocanın ikametinin esas alınması kadını ikincil duruma getirerek kocanın ikametgahını kadınınkinden üstün tutmaktadır. Amaçlanan aile birliğinin sağlanması ise müşterek konut ikametgahının kadın için de erkek için de esas alınmasının daha isabetli olacağı görüşündeyiz.
Mal Rejimi
4721 sayılı Yeni Medeni Kanun’da evliliğin sona ermesi halinde mal ayrılığı rejimi yerine edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiştir22. Bu düzenleme ile, 01.01.2002 tarihli Edinilmiş Malları Katılma rejiminin yürürlük tarihinden önceki edinilmiş mallara mal ayrılığı uygulanacak ancak eşler mal rejimi sözleşmesi yaparak 01.01.2002 tarihinden önce edinilmiş malları Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi’ne tabi hale getirebileceklerdi.
“Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır…”
4721 sayılı TMK’nın 187. maddesinde “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadının önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.” denilerek “soyadında birlik” ilkesi esas alınmıştır. Kanaatimizce kadının evlilik ile soyadının değişmesi, boşandığında yeniden değişmesi pratikte kadın açısından zorluk çıkarabilecek nitelikte bir eylemdir. Ancak bu durum AYM kararlarında erkeğin soyadının esas alınsa dahi, kadın isterse kendi soyadını da kullanabileceğinden bahisle eşitlik ilkesine aykırı olarak değerlendirilmemiştir23. 30.09.2015 tarihli HGK kararı ve sonrası evli kadının soyadına ilişkin bir değişiklik meydana gelmiş, nihayet 2014/2- 889 E., 2015/2011 K. sayılı ve 30 Eylül 2015 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararıyla, evli kadının evlilik birliği içinde yalnızca kendi soyadını kullanmasının bir insan hakkı olduğuna; bu hakkın kadın ve erkek arasında eşit şekilde uygulanması gerektiğine karar verilmiştir. Ancak TMK m. 187’de halen bir değişiklik yapılmadığı için, bu hakkın kullanımı ancak kadın evlendikten sonra, soyadına ilişkin dava açması halinde mümkün olabilmektedir.
“…karı, kocanın sarahaten veya zımnen müsaadesi ile bir iş veya sanat ile iştigal edebilir.”
Eski Medeni Kanun’un 159. maddesi “Karı koca mallarını idare için hangi usulü kabul etmiş olursa olsun karı, kocanın sarahaten veya zımnen müsaadesi ile bir iş veya sanat ile iştigal edebilir.24'' şeklinde düzenlenmiş olup kadının meslek özgürlüğünü büyük bir ölçüde ihmal ediyordu. Anayasa Mahkemesi 1990 yılında verdiği bir kararı ile evli kadının bir meslek ve sanatla uğraşmasını kocasının iznine bağlayan Eski Medeni Kanun’un 159. maddesini iptal etmiş ve bu ihmalin önüne geçmiştir25. Yeni Medeni Kanun madde 192’ye göre eşlerden biri meslek ya da iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda değildir ancak eşler iş seçiminde evlilik birliğinin huzurunu düşünmek ve evlilik birliğini sarsmamaya dikkat etmekle yükümlüdürler26.
“Koca, birliğin reisidir. Evin intihabı karı ve çocukların münasip veçhile iaşesi, ona aittir.”
Medeni Kanun’da düzenlenen diğer bir husus ise aile konutudur. Eski Medeni Kanun madde 152/2’de bulunan “Evin intihabı karı ve çocukların münasip veçhile iaşesi, ona aittir.” ibaresi ile ortak konutu seçme hakkı sadece kocaya tanınmıştı. Günümüzde bu konudaki uygulama değişmiş olup eşlerin seçeceği konutun kendilerine ayrılmış, bağımsız olması; kadın veya kocanın aile konutu üzerinde tasarrufta bulunma durumunun ortaya çıkması halinde diğer eşin izni gerekmektedir. Yeni TMK’nın Aile Konutu başlıklı 194. maddesine göre aile konutu niteliğine sahip taşınmazlar ile ilgili yapılan işlemlerde diğer eşin rızasının alınması zorunluluğu getirilmiş olup malik olan eş dahi diğer eşin rızası olmadan aile konutu üzerinde hukuki tasarrufta bulunamayacaktır27.
“Evlenebilmek için erkeğin on beş ve kadının on dört yaşını bitirmiş olması gerekir...”
Eski Medeni Kanun’un 1926 yılında kabulünde olağan evlenme yaşı erkek için on sekiz kadın için on yedi iken; Yeni Medeni Kanun’da hem erkek hem kadın için on yedi olarak belirlenmiştir. Olağanüstü evlenme yaşı ise Eski Medeni Kanun’da erkekler için on beş kadınlar için on dört sınırından Yeni Medeni Kanun ile hem erkek hem kadın için on altıya çıkarılmıştır. Olağanüstü evlenme yaşı gündeme geldiğinde olanak bulundukça karardan önce anne ve baba veya vasi dinlenmektedir. Yine de on altı yaşın evlenmek için kadın erkek ayırt etmeksizin uygun olmadığını savunan bir kesim bulunmaktadır. Kişilerin psikolojik veya fizyolojik olarak evlenmeye hazır hissetmelerinden bağımsız olarak ehliyet alma yaş sınırından daha altta tutulan bir evlenme yaşı sınırı anne babanın izni olsa dahi sağlıklı olmayabilir.
5. Türk Ceza Kanunu (“TCK”)
Eski TCK’da kadının bedeni topluma mal edilmişti başka bir deyişle kadın bedenine karşı işlenen suçlar topluma karşı işlenen suçlar arasında sayılıyordu28. Yeni TCK ile bu anlayış değişmiş kadınlara karşı işlenen suçlar kişilere karşı işlenen suçlar kapsamına alınmıştır. Bu vesileyle cezalar da ağırlaşmıştır.
Yeni Yasa’da, ırza geçme suçunda evlenmenin erteleme ve düşme nedeni olmasına ilişkin hüküm ile evli-bekar kadın ayrımı, bakire olan-olmayan kadın ayrımı ifade eden, karı-koca arasında kötü muameleyi şikâyete bağlı suç sayan ve gayrimeşru çocuğa ayrımcılık yapan hükümler yer almamıştır29. Bu noktada yeni TCK’da bulunmayan hususlara kısaca değinmek isteriz.
Eski 765 sayılı TCK’nın 434. maddesi ırza geçme suçlarında birden fazla fail bulunması ve mağdurun faillerden biriyle evlenmesi halinde bu eylem faillerin cezasının düşmesine olanak tanıyordu. Yeni TCK’da bu düzenlemelere yer verilmemiştir.
Kadının zinası için Eski TCK md.440’a göre bir defa evlilik dışı münasebette bulunması yeterliyken, erkeğin zina suçunu işlemiş olarak kabul edilebilmesi için ise karısı ile birlikte ikamet ettiği evde yahut herkesçe bilinecek surette başka bir yerde karı koca gibi geçinmek için başkası ile evli olmayan kadını tutması gerekmekteydi. Anayasa Mahkemesi, kadının zinasını suç olarak düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 440. maddesini Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir30. Gerekçeli karar ise, 13 Mart 1999 tarih ve 23638 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Yeni TCK’da düzenlenen diğer bir önemli husus ise cinsel suçlarda özel hayat/ sosyal hayat ayrımını kaldırarak erkek eşin kadına yönelik işlediği cinsel saldırı suçunu da cezalandırmış olmasıdır. Ne yazık ki günümüzde dahi toplumda erkek eşin kadına yönelttiği cinsel talepleri kadının karşılamak zorunda olduğu algısı mevcuttur. Kadının evlenme ile birlikte hayır deme hakkının ortadan kalkmadığının, rıza dahilinde başlamış olsa dahi bir fiili devam ettirmek istemediği vakit sonlandırabileceğinin herkesçe kabulü gerekmektedir.
TCK md. 230/5-6’da düzenlenen resmi nikâh olmadan dini nikâh yapma ve yaptırma suçu AYM’nin 27.05.2015 tarihli kararıyla iptal edilmiştir31. Ne yazık ki bu iptal kararı ile amaçlanan din özgürlüğünün kısıtlanmaması olsa da bir noktada kişilerin resmi nikah olmadan birden fazla kişi ile dini nikah kıyması ile çok eşliliğin meşrulaşmasına yol açmıştır. Kasten öldürme suçunun dini nikahlı eşin doğurduğu çocuğa karşı işlenmesi halinde bu suç altsoya işlendiğinden cezayı artırıcı bir hal olarak kabul edilecek ancak dini nikahlı eşe işlenmesi halinde bir nitelikli hal arz etmeyecektir. Ayrıca resmi nikah olmadan yalnızca dini nikahın kabul edilmesinin, kadınların miras, nafaka ve benzeri ekonomik alanlarda bir hak talep edememesi şeklinde dönüşleri olmaktadır.
Bakire olan-olmayan kadın ayrımı ifade eden “Evlenme Vaadi ile Kızlık Bozma” suçu Yeni TCK’ya taşınmamıştır. Bu suç cinsel istismarı önlemeye yönelik değil bekareti korumaya yönelik olması sebebi ile yeni TCK’ya taşınmaması olumlu bir gelişme olarak görülmektedir.
Benzer bir husus olarak eski TCK’da evli-bekar kadın ayrımının açık bir şekilde işlendiği şehvet hissi veya evlenme maksadıyla kız-kadın kaçırma suçu hürriyeti tehdit suçundan ayrı düzenlenmekte ve kaçırılan kadın evli ise artırılması düzenlenmekte idi. Bu düzenleme, evli olan ve olmayan kadınlar arasında yapılan ayrımcılığı bariz bir şekilde yansıtmaktadır.
Eski TCK’da bulunan ırza geçme kaçırma fiillerinin fuhuşu kendine meslek edinen kişiye karşı işlenmesi halinde cezada indirim yapılmasını öngören 438. maddenin32 ve zina ve gayrimeşru cinsel ilişki halinde yakalanan yakına karşı işlenen öldürme ve benzeri fiiller için cezanın indirilmesine sebep sayan 462.
maddenin yeni TCK’ya alınmaması olumlu bir gelişme olarak nitelendirilebilir. Nitekim bir kadının mesleğinin hayat kadını olması; bedeninin, cinsel bütünlüğünün daha değersiz olduğu anlamına gelmemekte; bütün kadınların yaşam tarzları, düşünce yapıları dikkate alınmadan eşit olduklarının kabulü gerekmektedir.
Ceza Muhakemesi çerçevesinde tartışılan bir diğer konu ise kadının beyanının esas olmasıdır. Buradaki asıl amaç kadının beyanını destekler nitelikte olan delillerin toplanmasını ve soruşturmanın kadının beyanı doğrultusunda genişletilerek yürütülmesini gerektirir. İlave olarak cinsel suçların ispatı ve ispat aşamasında kullanılabilecek delillerin toplanması diğer suçlara nazaran güçtür. Kadının beyanının esas alınması şüpheliyi doğrudan suçlu konuma düşürmekten ziyade sürecin kadının beyanı ışığında devam ettirilmesine ilişkin bir düzenlemedir33.
TCK kapsamında bahsetmemiz gereken ve tüm dünya üzerinde yıllar boyu tartışmalı olarak gündeme gelen diğer bir husus ise kürtajdır. TCK madde 99 “Çocuk Düşürtme” suçunu düzenlerken madde 100 “Çocuk Düşürme” suçunu düzenlemiştir. Ülkemizde kürtajın yasal sınırı uzman bir hekim tarafından kadının rızası dahilinde 10 haftadır. TCK madde 99’a göre Kadının mağdur olduğu bir suç sonucu hamile kalması durumunda ise süresi yirmi haftadan fazla olmayan hamilelik uzman bir hekim tarafından kadının rızası dahilinde sonlandırılsa müeyyidesi bulunmamaktadır34. Ne var ki hamileliğin bir suç neticesinde meydana geldiğinin ispatı için mahkeme kararı aranmaktadır. Somut şartlar değerlendirildiğinde mahkeme kararını beklemek 20 haftalık süreyi aşacak dolayısıyla kürtajın gerçekleşmesi imkânsız hale gelecektir. Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün 13. maddesinde “10 haftayı geçmeyen gebeliğin sonlandırılması için gebe kadın reşit ve bekâr ise kendisinden, evli ise hem kendisinden hem de eşinden izin alınmasının gerektiği”35 düzenlenmiştir. Burada akılları karıştıran başka bir husus eşin rızasıdır. Kimilerine göre kürtaj hakkı kullanılırken eşin rızasının alınması gerekliyken, kimilerine göre bu durum kadın ve kadın bedeniyle ilgilidir, dolayısıyla eşin rızasının varlığı veya yokluğu kürtaj hakkının kullanılmasında bir etki yaratmayacaktır.
6. İş Kanunu (“İK”)
ş Kanunu’muzda bulunan doğum ve süt izni, hamile kadının ağır işlerde çalıştırılması ve fazla çalıştırılması yasağı, ölüm aylığı gibi düzenlemelerin, kadınların yaşayabilecek olduğu dezavantajları önlemeye yönelik olduklarını söylemek mümkündür. İlk olarak yıllar önce de var olan 2003 tarihinde son halini almış 4857 sayılı İş Kanunu’nda bulunan çalışan kadınlara verilen doğum izninden söz edeceğiz. Doğum izninin süresi İş Kanunu ile artırılmış olup “Analık halinde çalışma ve süt izni” başlıklı 74. maddesine göre36 ise son duruma göre kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve sonra sekiz hafta çalıştırılamayacağı düzenlenmiştir. Bunların yanında hamilelik süresince kadın işçiye düzenli kontrolleri kapsamında izin verileceği belirtilmiştir. Eşi doğum yapan işçiye ise 5 günlük ücretsiz izin verilmektedir. Sağlayacağı faydadan bağımsız olarak doğum yapan kişinin eşine de böyle bir izin verilmesinin, kadına yardım niteliğinde değerlendirilebilir olması yine herkes için olumlu bir gelişmedir.
Yine İK madde 74’e göre hamile veya yeni doğum yapmış işçi ağır işlerde çalıştırılamayacak, hamile ve yeni doğum yapmış işçiye fazla çalışma yaptırılamayacaktır. İlaveten bu durum işçinin ücretine de yansıtılmayacaktır.
İş Kanunu madde 72’de “yer ve su altında çalışma yasağı” düzenlenmiş olup yaş fark etmeksizin kadınların yer ve su altında çalışması tamamen yasaklanmıştır. Bu yasak her ne kadar anatomik olarak kadınların erkeklere nazaran zayıf olması sebebi ile konulmuşsa da eşitlik ilkesine ters düşmektedir. Bunun sebebi ise bütün kadınlar bütün erkeklerden bedenen daha zayıftır kabulünün yanlış olmasıdır. İşe uygunluğun somut olay çerçevesinde belirlenmesi daha isabetli bir düzenleme niteliği taşıyacaktır.
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m.34 ile kendi sigortalılığı nedeniyle aylığı olmayan kadına, ölmüş anne ya da babasının aylığını alma hakkı tanınmıştır37. Ölüm aylığını evli olmayan kadınlar, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kadınlar alma hakkına sahiptirler. Bu düzenleme bir görüşe göre kadınları iş hayatından uzaklaştırdığı gerekçesi ile isabetsiz bulunmaktadır. Zira bazı insanlar ölüm aylığının kesilmemesi saikiyle meslek sahibi olmaktan kaçınmaktadırlar.
Emeklilik yaşı konusu ise yine görüş ayrılıklarına sahiptir. Bir görüş, kadınlar ev hayatında da genel bağlamda erkeklerden daha aktif olmaları sebebi ile daha erken emekli olma hakkına sahip olmalıdır derken diğer görüş kadınları iş hayatı süresini kısıtlamak yerine ev içerisindeki sorumluluklarını hafifletmek daha isabetli olacaktır fikrini savunmaktadır. Nitekim sorumluluklar eşit paylaşılmadığı vakit kadınların erken emekli olması beraberinde refahı getirmeyecektir. Günümüzde ise emeklilik yaşı kadınlarda 58 erkeklerde ise 60’tır.
4857 sayılı İş Kanunu madde 14’te kadın işçinin, iş sözleşmesini evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi isteği ile sonaerdirmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanacağı düzenlenmiştir38. Her ne kadar kadının yararına bir düzenleme gibi görünse dahi bu düzenlemenin kadının evlendikten sonra işini bırakıp evine ve çocuklarına bakması gerekliliğini meşru hale getirir bir yanı bulunmaktadır. Bahsi geçen düzenleme yerine kadınlara evlenip çocuk sahibi olduklarında da konfor sağlanması hususunun üstüne düşülmesi kanaatimizce daha yerinde olacaktır.
İş Kanunu’ndan bahsederken 8 Mart’ı da es geçmeyelim. Dünya Kadınlar Günü, kadınların sosyal, ekonomik, kültürel ve politik başarılarını kutlamak ve cinsiyet eşitliği mücadelesine dikkat çekmek amacıyla her yıl 8 Mart’ta kutlanır. Bu günün kökeni, 1908 yılında New York’ta 15.000 kadının çalışma saatleri, ücretler ve oy hakkına ilişkin yaptığı greve dayanır. 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edilmiştir. İlk resmi kutlama 1911 yılında Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de gerçekleşmiştir. 1977 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak tanımıştır39.
7. Uluslararası Anlaşmalar
Türkiye’nin de taraf olduğu kadınlara yönelik pozitif ayrımcılıkları konu alan birtakım uluslararası anlaşmalar bulunmaktadır. Örneğin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen ve tüm insanların doğduğu andan itibaren sahip olduğu hak ve özgürlükleri belirten bir belgedir. Bu bildirge ile birlikte ilk defa uluslararası bir belgede kadın erkek eşitliğinden bahsedilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ise ayrımcılığı yasaklar bir Sözleşme niteliği taşımaktadır. 1979 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilerek 1980’de yürürlüğe giren Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ise kadın haklarının tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. CEDAW, kadınların insan haklarını korumak ve cinsiyet eşitliğini sağlamak amacıyla oluşturulmuş uluslararası bir belgedir. Bu sözleşmenin esas amacı kadınları ekonomik, sosyal, kültürel, sivil ve siyasi haklarını güvence altına almak ve taraf devletlerin kadınlara karşı ayrımcılığı önlemek için gerekli yasal ve idari tedbirleri almasını zorunlu kılmaktır. CEDAW, kadınların eğitim, sağlık, istihdam, siyasi katılım gibi alanlarda eşit haklara sahip olmasını sağlamak için çeşitli hükümler içerir. Sözleşmenin 2. maddesi, taraf devletlerin kadınlara karşı ayrımcılığı önlemek için tüm uygun önlemleri almasını ve bu amaçla gerekli yasal düzenlemeleri yapmasını öngörür. Ayrıca, CEDAW Komitesi, taraf devletlerin sözleşmeye uyumunu denetler ve düzenli olarak raporlar sunmalarını ister. Bu raporlar sözleşmede bulunan hükümlerin uygulanıp uygulanmadığının takibi açısından önem taşımaktadır. Her ne kadar sözleşmeden sonra kadın erkek eşitliği için olumlu gelişmeler yaşansa da pratikte fiili eşitliğin tam anlamda sağlanamadığını ve sözleşmenin taraf devletlere yüklediği yükümlülüklerin tamamıyla yerine getirilmediğini de belirtmek gerekir.
IV. SONUÇ
“Yeryüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” Mustafa Kemal Atatürk
İnsanın dünya üzerinde var olma ve savaşı, değişen üretim ilişkileri, kurulan ekonomik sistemler ve bunların sosyo-ekonomik yansımaları kadın ve erkeğe medeniyet tarihi boyunca, aynı amaca hizmet eden farklı roller biçmiştir. Üretim ilişkileri doğrultusunda şekillenen sistemin devamlılığını sağlamaktaki yegâne unsur olan değişen kadın ve erkek rolleri, dönem dönem kadınları toplumsal hayattan dışlayan ayrımcı bir yapıya bürünse de değişen dünya ve kadınların da üretim ilişkilerine katılımının gerekliliği gibi unsurlarla kadın modern dünyadaki kimliğine kavuşmuştur. Dünyanın zaman içerisinde dijital bir döneme geçişi, yaşadığımız toplumun çoğunluğu tarafından kabul edilen bir olgudur. Dijital çağa giriş ile; geçmişte, ayırt edici ve önemli olarak kabul edilen niteliklerin diğer bir deyişle ayrımcılığa yol açması, muhtemel niteliklerin günümüzde önemini yitirmeye başladığını düşünmekteyiz. Bu sentez, bireylerin kimliklerinden bağımsız olarak değerlendirildiği ve herkesin eşit şartlarda kendini ifade edebildiği bir toplumun zeminini yaratmaktadır. Böyle bir toplumda, ayrımcılık yapma gereği ortadan kalkar ve herkesin potansiyelini en üst düzeyde gerçekleştirebileceği bir ortam sağlanır.
Negatif ayrımcılık, gerek belirli grup adları altında o gruba dahil edilen bireylere gerekse kişinin şahsına yönelik eylemlerle haksız muameleye maruz kalmaları anlamına gelir ve toplumda derin yaralar açar. Bu tür ayrımcılıklar, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmelerini engeller ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirir. Pozitif ayrımcılık ise, toplumda açılan yaraların ve mevcut eşitsizliğin giderilmesi amacıyla uygulanan geçici politikaları ifade eder dolayısıyla negatif ayrımcılığın tam karşısında durur.
Kanaatimizce, ideal bir toplumda ne negatif ne de pozitif ayrımcılığa ihtiyaç duyulmamalıdır. Her bireyin eşit fırsatlara sahip olduğu, yetenek ve çabalarının ön planda olduğu bir düzen, her türlü ayrımcılığın ortadan kalktığı bir dünya yaratır. Bu nedenle, ayrımcılığın her türlüsünün ortadan kalktığı bir dünya hem negatif hem de pozitif ayrımcılığın gereksiz olduğu bir düzeni temsil eder.
KAYNAKÇA
MİLENA DOTCHEVA, Çokkültürlülük (çev. Tuğba Akıncılar Onmuş) (Erişim Tarihi:31.07.2024), 2020 İstanbul. https://iletisim.com. tr/Images/UserFiles/Documents/Gallery/cokkulturluluk.pdf
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Erişim Tarihi:16.07.2024) https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/9a3bfe74-cdc4-4ae4-b876-8cb1d7eeae05.pdf
BETÜL KAYAR, Tanzimat Dönemi Osmanlı Hukuk Reformları (Erişim Tarihi:10.07.2024) https://www.gsimecelle.com/ view.php?indexType=gsi_books_alias&documentId=340.03. KAY.T.2021_1655807778_page_0&q=*&DocName=340.03. KAY.T.2021_1655807778.gsi&qsec=&matterID=
HALİL CİN/ GÜL AKYILMAZ, Türk Hukuk Tarihi (Erişim Tarihi:10.07.2024) https://www.gsimecelle.com/view.php?indexType=- gsi_books_alias&documentId=340.09.CIN.T.2019_1571899725_ page_588&q=*&DocName=340.09.CIN.T.2019_1571899725. gsi&qsec=&matterID=
Kadınlara Yönelik Yasal Düzenlemeler (Erişim Tarihi:11.07.2024) https://kadem.org.tr/kadinlara-yonelik-yasal-duzenlemeler/
BERNA YÜRÜT, Tanzimat Sonrası Osmanlı Kadın Hareketi ve Hukuki Talepleri (Erişim Tarihi:10.07.2024) https://tbbdergisi.barobirlik. org.tr/m2017-2017-1728
DR. ALİ KUYAKSİL, Türk Anayasalarında Kadın Hakları ve Gelişimi (Erişim Tarihi:11.07.2024) https://dergipark.org.tr/tr/download/ article-file/183154#:~:text=Sonu%C3%A7%20olarak%201921%20 Anayasas%C4%B1%20k%C4%B1sa,ilgili%20bir%20madde%20 de%20i%C3%A7ermemektedir.
ENGİN ŞAHİN, Cumhuriyet Anayasaları 192-1924-1961-1982, naklen SİNEM SERVET ÖZDEMİR, “Kadın Hakları Bağlamında Türkiye’de Pozitif Ayrımcılık” (Erişim Tarihi:31.07.2024) http://nek. istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000814.pdf
ZÜBEYDE TERZİOĞLU, “Basına Göre Türk Kadınının Siyasi Hakları (1930-1935)” YÖK Tez Veritabanı. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yüksek Lisans tezi
Bülent TANÖR, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, 22. Baskı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, Nisan 2012.
SEVGİ USTA, “Koca, Birliğin Reisidir Hükmünden “Edinilmiş Mal Rejimi”ne: Evli Kadının Hukuki Durumu”, Birkaç Arpa Boyu…21. Yüzyıla Girerken Türkiye’de Feminist Çalışmalar: PROF. DR. NERMİN ABADAN UNAT’a Armağan II. Cilt, Derleyen: SERPİL SANCAR, 1.Baskı, İstanbul, Koç Üniversitesi Yayınları, 2011.
SULTAN UZELTÜRK TAHMAZOĞLU, “Ad ve Soyada İlişkin Kararlar Bireyin Kimlik Hakkı”, AYHD, Cilt: 3, Sayı: 5, 2014.
NUR CENTEL, “Cinsel Suç Mağduru Kadının Korunması”, KENAN TUNÇOMAĞ’a Armağan, İstanbul 1997, 59 vd.; NUR CENTEL, “Kadını Şiddete Karşı Korumaya Yönelik Yasa Hükümlerine Eletştirel Yaklaşım”, İnsan Hakları Hukuku ve Kadın), İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul 2003.
FAHRİ GÖKÇEN TANER, “Kadının Eşitlik Mücadelesi ve Cinsel Suçlarda Dönüşüm”, Hukuk ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları, Ed. GÜLRİZ UYGUR/ NADİRE ÖZDEMİR, Ankara, Seçkin Yayıncılık, Mayıs 2018.
SİNEM SERVET ÖZDEMİR, “Kadın Hakları Bağlamında Türkiye’de Pozitif Ayrımcılık” Çevrimiçi (Erişim Tarihi:31.07.2024) http://nek. istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000814.pdf
DİPNOT
1 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Çevrimiçi https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/9a3bfe74-cdc4-4ae4-b876-8cb1d7eeae05.pdf (Son Erişim Tarihi:16.07.2024)
2 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Çevrimiçi a.g.e.
3 Anayasa madde 10.
4 Anayasa madde 11.
5 Betül Kayar, Tanzimat Dönemi Osmanlı Hukuk Reformları, https:// www.gsimecelle.com/view.php?indexType=gsi_books_alias&documentId=340.03.KAY.T.2021_1655807778_ page_0&q=*&DocName=340.03. KAY.T.2021_1655807778.gsi&qsec=&matterID= Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi:10.07.2024).
6 1858 Arazi Kanunnâmesi’nden Cumhuriyet’e Osmanlı Arazi Düzeni.
7 Halil Cin/ Gül Akyılmaz, Türk Hukuk Tarihi, https://www.gsimecelle.com/view.php?indexType=gsi_books_alias&documentId=340.09. CIN.T.2019_1571899725_page_0&q=*&DocName=340.09. CIN.T.2019_1571899725.gsi&qsec=&matterID= Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi:10.07.2024).
8 Berna Yürüt, Tanzimat Sonrası Osmanlı Kadın Hareketi ve Hukuki Talepleri, https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-2017-1728 Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi:10.07.2024).
9 Vikipedi Meclis-i Mebusan, https:// tr.wikipedia.org/wiki/Meclis-i_Meb%C3%BBsan
10 Kadınlara Yönelik Yasal Düzenlemeler, https://kadem.org.tr/kadinlara-yonelik-yasal-duzenlemeler/ Çevrimiçi, (Son Erişim Tarihi:11.07.2024).
11 Yürüt, a.g.e
12 Vikipedia, Kadınlar Dünyası
13 Dr. Ali Kuyaksil, Türk Anayasalarında Kadın Hakları ve Gelişimi. https:// dspace.ceid.org.tr/xmlui/bitstream/ handle/1/83/ekutuphane4.2.9.7.pdf?sequence=1&isAllowed=y Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi:11.07.2024).
14 Engin Şahin, Cumhuriyet Anayasaları nakleden Sinem Servet Özdemir “Kadın Hakları Bağlamında Türkiye’de Pozitif Ayrımcılık”.
15 Kadınlara Yönelik Yasal Düzenlemeler, https://kadem.org.tr/kadinlara-yonelik-yasal-duzenlemeler/ Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi:11.07.2024).
16 Zübeyde Terzioğlu, “Basına Göre Türk Kadınının Siyasi Hakları (1930-1935)”. YÖK Tez Veritabanı. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi:11.07.2024).
17 Servet Özdemir, a.g.e.
18 2709 Sayılı Kanun’un orijinal hali Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2709-19821018.pdf Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi: 14.08.2024).
19 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, https://www.anayasa. gen.tr/5170sk.htm Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi: 14.08.2024).
20 22 Mayıs 2004 tarihli 25469 sayılı Resmi Gazete.
21 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin Yürürlükten Kaldırılmış Hükümleri, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/5.3.743.pdf Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi: 14.08.2024).
22 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi: 14.08.2024).
23 Sultan Tahmazoğlu Uzeltürk, “Ad ve Soyada İlişkin Kararlar Bireyin Kimlik Hakkı”, AYHD, Cilt: 3, Sayı: 5, 2014 nakleden Servet Özdemir a.g.e.
24 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin Yürürlükten Kaldırılmış Hükümleri https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/5.3.743.pdf Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi: 14.08.2024).
25 2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 sayılı Resmi Gazete, https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/21272.pdf.
26 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi: 14.08.2024).
27 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi: 14.08.2024).
28 Servet Özdemir, a.g.e.
29 Nur Centel, “Cinsel Suç Mağduru Kadının Korunması”, Kenan Tunçomağ’a Armağan, İstanbul 1997, 59 vd.; Centel, “Kadını Şiddete Karşı Korumaya Yönelik Yasa Hükümlerine Eleştirel Yaklaşım”, İnsan Hakları Hukuku ve Kadın (yay. B. Dinçkol)., İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul 2003.
30 Anayasa Mahkemesinin 23/06/1998 tarih ve E. 1998/3, K. 1998/28 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
31 https://www.resmigazete.gov.tr/ eskiler/2015/06/20150610-5.pdf.
32 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlükten Kaldırılmış Hükümleri. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/5.3.765.pdf Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi: 14.08.2024)
33 Servet Özdemir, a.g.e.
34 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5 Çevrimiçi (Son Erişim Tarihi: 14.08.2024).
35 Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük https:// http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/2.5.837395.pdf.
36 4857 sayılı İş Kanunu http://http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4857.pdf.
37 Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, https://www. mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5510&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5.
38 4857 sayılı İş Kanunu, http:// http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4857.pdf.
39 Vikipedi 8 Mart, https://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya_Kad%C4%B1nlar_G%C3%BCn%C3%BC.







