Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Yatırım Tahkimi Bağlamında Ticari Tahkim Ve Yatırım Tahkimi Ayrımı Ve Yarışan Yargılama Yerleri Sorunu

2024 - Summer Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Yatırım Tahkimi Bağlamında Ticari Tahkim Ve Yatırım Tahkimi Ayrımı Ve Yarışan Yargılama Yerleri Sorunu

Dispute Resolution
2024
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

Çalışmamızda, milletlerarası yatırım tahkimi ile milletlerarası ticari tahkim arasındaki başlıca farklar ve yatırım tahkimi kapsamında birden fazla yetkili yargı merciinin bulunması halinde doğan yarışan yargılama yerleri sorununun çözümüne ilişkin izlenebilecek yollar, doktrinde ve Yargıtay kararlarında konuya dair görüşler ışığında değerlendirilmiştir.

I. GİRİŞ

Milletlerarası yatırım tahkimi ve ticari tahkim, her ne kadar konu olarak ticari faaliyetlerden doğan uyuşmazlıkların çözüm yolu olarak karşımıza çıksa da karakteristik özellikleri bakımdan ciddi farklılıklar içermektedir. Bu doğrultuda ilgili tahkim yolları bakımından ana farklılıklar; uyuşmazlığın tarafları, uyuşmazlığın özüne uygulanacak hukuk ve uyuşmazlıkların çözüm mercileri olarak ortaya çıkmaktadır. 

Bu doğrultuda makalemizde, yatırım tahkimi kapsamında devletler arasında akdedilen ikili anlaşmalarda belirlenen yetki mercileri ile uyuşmazlığın taraflarınca münhasır yetkili kılınan çözüm mercileri arasındaki yetki ihtilafının nasıl giderilmesi gerektiği yönündeki görüşler irdelenecektir.

II. YATIRIM TAHKİMİ VE TİCARİ TAHKİM ARASINDAKİ FARKLAR

Milletlerarası iktisadi ilişkilerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde tahkim mekanizmasının kullanılması, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın akabinde globalleşen dünyanın ihtiyaçlarına paralel olarak gelişim göstermektedir. Uluslararası iş birliği örgütlerinin faaliyetleri doğrultusunda devletler ve tacirler, ekonomik anlamda birbirleriyle girift ilişkiler kurmakta ve liberal ekonomiye uygun adımlar atmaktadır. Nitekim bugün itibariyle “yabancı yatırımcı” ve “yabancı yatırım” kavramları, her devlet ekonomisi için kritik önem ihtiva etmektedir. 

Bu doğrultuda milletlerarası düzeyde faaliyet gösteren yatırımcılar ve yatırımcıların egemenlik yetkisi altında bulunduğu devletler; dış devlet topraklarında yapılan yatırımların korunumu amacıyla zaman içerisinde milletlerarası yatırım tahkimi mekanizmalarını geliştirmek zorunda kalmıştır. Zira bir devlet, egemenlik alanı içerisindeki en üstün iktidar olması sebebiyle1 yatırımcıların malvarlığına halel getirecek şekilde hakkaniyete sığmayacak adımlar atabilir ve devletlerin bağışıklığı ilkesinin bir tezahürü olarak yabancı devletlerin yargılamasından muaf olması hasebiyle herhangi bir yaptırımla karşılaşmayabilir. 

Bu bilgiler ışığında yabancı yatırımcıların devletler karşısında korunması amacıyla başvurulan mekanizmalardan biri milletlerarası yatırım tahkimidir. Milletlerarası yatırım tahkimi, yabancı bir yatırımcı ile yatırımın yapıldığı ev sahibi devlet arasındaki ihtilafın çözülmesi için başvurulan yol anlamına gelmektedir. Milletlerarası yatırım tahkiminde asıl amaç, yabancı sermayeli yatırımcı ve ev sahibi devlet arasındaki ihtilafın ev sahibi devletin hukuku nezdinde taraflı bir şekilde çözümlenme ihtimalini bertaraf etmek suretiyle uyuşmazlık sürecini depolitize edilmiş bir yöntem izleyerek giderirken aynı zamanda devletlerin egemenlik haklarına saygı duyar şekilde bireyin devlet karşısında korunumunun sağlanmasıdır2. Bu amaca binaen devletler, yabancı yatırımların korunmasına ilişkin akdetmiş oldukları ikili anlaşmalar aracılığıyla sermayenin karşılıklı transferi, adil ve etkin bir tazminat ödenmeksizin kamulaştırma yoluna başvurmama ve eşit davranma gibi birçok taahhüdü karşılıklı olarak birbirlerine tanımaktadır3. Bunun yanında milletlerarası yatırım tahkiminin her ne kadar ticari ilişkileri konu alması itibariyle özel hukuk bağlantısı olduğu ileri sürülebilecek olsa da yargılamaya ilişkin kamu hukukunun karakteristik biçimlerini de özünde taşıması sebebiyle karma bir niteliği haiz olduğu söylenebilecektir4

Buna karşın milletlerarası ticari tahkimde ise ticari ilişkiye giren taraflar, özel hukuk kişisi tacirler yahut tacir gibi hareket eden kamu tüzel kişileridir. Bahsi geçen tahkim mekanizması, taraflar arasında kurulan ticari ilişkilerden kaynaklanan ihtilafların, yine tarafların serbestçe tasarrufta bulunabileceği sınırlar içinde kalmak kaydıyla, iradeleri doğrultusunda çözüme kavuşturulmasını konu almaktadır. Gerçekten de milletlerarası ticari tahkim kapsamında ön planda tutulan, devletler hukukunun dar çerçeveli hareket  alanının aksine taraf iradelerinin ön planda tutulduğu, tarafların tahkim sürecine ilişkin esasa ve içeriğe dair birçok hususu serbest iradeleriyle belirleyebildikleri bir uyuşmazlık çözüm yoludur5. Bu meyanda, çalışmamız kapsamında milletlerarası yatırım tahkimi ve milletlerarası ticari tahkim alanları arasındaki karakteristik farklar irdelenecektir. 

A. Uygulanacak Hukuk Bakımından Meydana Gelen Farklılıklar

Milletlerarası ticari tahkim ve yatırım tahkimi arasındaki en önemli farklardan biri mezkur uyuşmazlık çözüm yolları bakımından ihtilafın giderilmesi sırasında hangi hukukun uygulanacağıdır. Milletlerarası ticari tahkim kapsamında meydana gelen uyuşmazlıklarda uygulanacak hukuk ekseriyetle tarafların serbest iradeleriyle kurmuş oldukları mutabakat uyarınca belirlenirken; yatırım tahkiminin doğası gereği devletler hukuku ile sıkı bir ilişki içerisinde olması hasebiyle milletlerarası yatırım tahkimi kapsamında meydana gelen uyuşmazlıklar tahtında uygulanacak hukuk genel olarak, devletler arasında yatırımların teşviki ve korunumuna ilişkin taraf olunan uluslararası anlaşmalara bağlı olarak belirlenir. Bu sebeple yatırım tahkiminin başlangıç noktası gereği milletlerarası kamu hukukuna ve devletler hukukuna sıkı sıkıya bağlı olması yadsınamayacaktır6

Bunun yanında yatırım tahkiminde devletler hukukunun uygulanmasının elzem olmasının bir diğer nedeni, yatırımcıları koruma mekanizması olarak ortaya çıkan yatırımların teşviki ve korunumuna ilişkin akdedilen devletlerarası anlaşmaların esasen devletlerin egemenlik haklarını ülkesi içerisinde ekonomik faaliyetlerde bulunan yatırımcılara karşı hukuka aykırı şekilde kullanmasının önlenmesinin gerekliliğidir. Bu noktada devletlerin, yatırım alanı içerisindeki en üstün iktidar olduklarını ve yargılama karşısında bağışıklığa sahip olduklarını ileri sürmeleri halinde, uyuşmazlığın çözümüne mezkur devletin kendi iç hukukunun uygulanması herhangi bir sonuç elde edilmesinin önünü kapatacaktır. Bu sebeple yatırım tahkimi bakımından devletler hukukunun uygulanması, devletlerin egemenlik yetkilerinin de üstünde yer alan bir hukuki boyut olduğundan usulün ötesinde gereklilik ihtiva etmektedir7

Milletlerarası ticari tahkim yargılamaları bakımından ise yukarıda bahsi geçen sorunlar meydana gelmeyecektir. Zira ticari ilişkiler kapsamında meydana gelen ihtilaflar akit devletlerin egemenlik yetkisini kötüye kullanmasından değil; ticari sebeplerden kaynaklanmaktadır. Bunun yanında milletlerarası ticari tahkim davaları bağlamında uyuşmazlığın özüne uygulanacak olan hukuk, tarafların irade serbestisi doğrultusunda halihazırda belirlenmiş olacak; uygulanacak hukukun belirlenmemiş olması halinde ise ticari ilişkinin ve/ veya sözleşmenin özü dikkate alınarak tarafların milli hukuklarında yer alan milletlerarası özel hukuk düzenlemeleri neticesinde uyuşmazlığın giderilmesi bakımından uygulanacak olan hukuk belirlenebilecektir. 

B. Uyuşmazlık Çözüm Mercii Bakımından Farklılıklar

Milletlerarası ticari tahkim ve yatırım tahkimi uhdesinde meydana gelen uyuşmazlıkların çözümü bakımından ortaya çıkan farklardan bir diğeri, ilgili uyuşmazlıkları çözmekle yetkili olan makam ve mercilerdir. Zira gerek ticari tahkim gerekse yatırım tahkimi kapsamında doğan uyuşmazlıkların milletlerarası özellik ihtiva etmesi nedeniyle birden fazla yetkili çözüm merciinin varlığı gündeme gelebilecektir. 

Milletlerarası ticari tahkim kapsamında doğan uyuşmazlıklar bakımından yetkili olan çözüm mercii, genel olarak taraflarca serbestçe belirlendiğinden çeşitlilik gösterebilecektir. Bunlar kimi zaman ticari ilişkilerin yürütüldüğü ülke sınırları içerisinde yer alan lokal tahkim merkezleri olarak; kimi zaman ise ICC gibi uluslararası uyuşmazlık çözüm mercileri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında uyuşmazlık ile ilişkili devletlerin hukuklarının milletlerarası usul hukuku düzenlenmeleri tahtında yetkili olarak gösterilen merciler de uyuşmazlığı çözmekle yetkili olabilecektir. Örneğin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) m. 47 uyarınca taraflar arasında mutabık kalınan yetki sözleşmesinin yazılı şekilde akdedilmemiş olması halinde yetki sözleşmesi geçersiz olacak ve taraflarca yetkili olarak belirlenen çözüm mercii de yetkisiz hale gelebilecektir. Dolayısıyla meydana gelen boşluk, MÖHUK uhdesinde yer alan milletlerarası usul hukuku hükümleri çerçevesinde belirlenebilecektir. 

Milletlerarası yatırım tahkimi, yapısı itibariyle devletler hukuku eksenli ilerlemektedir, zira uyuşmazlığın taraflarından biri daima devlet olacaktır. Bu bağlamda Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (“ICSID”), milletlerarası yatırım tahkimi davalarının büyük bölümü bakımından çözüm mercii olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar UNCITRAL kuralları çerçevesinde açılan, Stockholm Ticaret Odası veya ICC nezdinde görülen yatırım tahkimine ilişkin uyuşmazlıklar mevcut olsa da yatırım tahkimi kapsamında ICSID tarafında bir baskınlığın mevcut olduğu söylenebilecektir. Nitekim 2023 yılı itibariyle ICSID nezdinde yatırım tahkimine ilişkin 329 dava görülmüş ve bunlardan 68’i karara bağlanmıştır. Bunun yanında aynı yıl içerisinde ICSID nezdinde 45 yeni dava açılmıştır8. Zira ICSID Konvansiyonu gereği ICSID tarafından alınan kararların iptali yalnızca ICSID Konvansiyonu m. 52’de sayılan sınırlı haller kapsamında gündeme gelmekte, bunun yanında ICSID tarafından alınan kararların tanıma ve tenfizi gerekmemektedir. 

Zira akit devletler bu hususlara ilişkin rızalarını ICSID Konvansiyonu’na taraf olarak ortaya koymuştur. Buna karşın milletlerarası ticari tahkim uyuşmazlıkları kapsamında çözüm organlarının alacağı kararlar, kararın uygulanacağı ülke tarafından tanıma ve tenfiz süreçlerinin akabinde uygulama alanı bulmaktadır. Aksi takdirde tahkim merkezleri tarafından verilen kararlar etkisiz kalabilmektedir.

III. MİLLETLERARASI TAHKİM KAPSAMINDA YARIŞAN YARGI YERLERİ SORUNU

Hukuki anlamda yetki, bir davaya bakmaya yer bakımından yetkili olan mahkemenin tespit edilmesi anlamına gelmektedir. Milletlerarası tahkim süreçlerinin icrası sırasında ortaya çıkabilecek sorunlardan bir tanesi, aynı uyuşmazlık kapsamında birden fazla yetkili yargı merciinin mevcut olmasıdır. Gerçekten de bazı ikili yatırım anlaşmaları geniş bir uyuşmazlık çözüm mekanizmasına sahip olması ve yatırım sözleşmelerinin de münhasır yetkiye ilişkin bir kayıt içermesi halinde, yatırım anlaşmasında yer alan uyuşmazlık çözüm yeri ile yatırım sözleşmesinde yer alan yargı yeri arasındaki ihtilâfın çözülmesi gerekmektedir9. Çoğunlukla yatırım anlaşmalarında uyuşmazlık çözümü kapsamında yetki ile ilgili “herhangi bir” ve benzeri ibarelere yer verilmek suretiyle, yetkiye konu bakımından sınır getirilmeyerek geniş bir rıza hali ortaya çıkmaktadır. Sözleşme ve anlaşma ihlalleri gündeme geldiğinde söz konusu ihlallerin örtüşmesi durumunda hakem heyetinin yatırım anlaşması kapsamında vereceği karar sözleşmeden doğan uyuşmazlıklara ilişkin çözüm sayılabilir10. Ancak bu durum kimi zaman devletlerin egemenlik yetkisi bakımından sorunlar yaratabilmektedir. Örneğin, milletlerarası yatırım tahkimi bakımından yatırımların korunması amacıyla devletlerarası düzeyde imzalanmış olan ikili anlaşmalar uhdesinde uyuşmazlık çözümü bakımından yetkili bir merci hali hazırda belirlenmişken sözleşme tarafları arasında ayrıca bir yetki sözleşmesi akdedilmesi halinde birden fazla yetkili merciinin doğması neticesinde yarışan yargı yerlerinden bahsetmek mümkündür. Ayrıca taraflarca tahkim yargılamasına başvuru yoluna gitmeden devlet yargısı kapsamında yerel mahkemelere başvuru yapılarak uyuşmazlık çözüm mekanizması da işletilebilmektedir. Bu çerçevede yerel yargı yerlerinin yetkisi sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Türk hukuku bakımından yetkili mahkeme, diğer kanunlarda yetkiye ilişkin yer alan istisnai hükümler haricinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda11 (“HMK”) yer alan hükümler çerçevesinde düzenlenmiştir. Bu meyanda, HMK m. 17 uyarınca sözleşme tarafı olan tacir veya tüzel kişilerin üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir konuya ilişkin, aralarındaki ilişki kapsamında meydana gelebilecek olan uyuşmazlıkların çözümü bakımından yetkili mahkemeyi yazılı olarak belirlemesine yetki sözleşmesi denir. Taraflarca aksi kararlaştırılmadığı müddetçe dava yalnızca ilgili yetki sözleşmesi bakımından yetkili olarak kabul edilen mahkemede açılabilecektir. Bu doğrultuda usul hukuku bakımından yetki sözleşmesi, münhasır yetki hali meydana getirecektir12. Söz konusu yetki anlaşmalarının geçerliliği ve Türk mahkemelerine yapılacak başvuru kapsamında yetki, hâkimin hukuku olan Türk hukuku açısından değerlendirilecektir. 

Bu kapsamda uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması durumunda, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu13 da uygulama alanı bulacaktır. MÖHUK’un “Yetki Anlaşması ve Sınırları” başlıklı 47. maddesinin 1. fıkrası “Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler.” hükmünü haizdir. İlaveten, HMK m. 18/2: “Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda MÖHUK m. 47 ve HMK m. 18/2 bakımından, yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar açısından yetkili mahkeme tayini önem arz etmektedir. 

Taraflar arasında yabancı bir devletin spesifik olarak bir yetki çevresi göstermeksizin ilgili devletin mahkemelerini genel olarak yetkili kılan bir yetki anlaşmasının (İran mahkemeleri gibi) HMK bağlamında “belirli olma” şartını gerçekleştirip gerçekleştirmediği doktrinde tartışmalıdır. Aynı zamanda bu hususta Yargıtay’ın birbirinin aksi yönünde kararları bulunmaktadır: 

Doktrindeki ağırlıklı görüş, yabancı bir devletin mahkemelerini genel olarak yetkili kılan yetki anlaşmalarını geçerli sayma eğilimindedir. Bu minvalde, Prof. Dr. Ziya Akıncı, “Milletlerarası İnşaat Sözleşmeleri” kitabının 372. sayfasında bu hususu “milletlerarası uygulamada tarafların asıl odaklandığı husus, uyuşmazlığın hangi devlet mahkemelerinde görüleceğine ilişkin mutabakat sağlamaktır. Bu sebeple, tarafların uyuşmazlığın belirli bir devlet mahkemesinde çözüleceğine ilişkin anlaşmalarını, sadece şehir ismi yazmadığı için tamamen geçersiz saymak, uygulamanın beklentilerine uygun olmayacaktır.” şeklinde ele almıştır14. Nitekim Yargıtay 11. HD E. 2014/16212 K. 2015/1885 sayılı kararında, Davacı tarafından ileri sürülen “…tanzim edilen konişmentonun arka yüzünde taşıma sebebiyle ortaya çıkacak ihtilafların çözümüne dair olarak yetki şartının mevcut olduğunu, buna göre her türlü uyuşmazlık bakımından yetkili mahkemenin İngiliz mahkemeleri olduğunun ve ihtilafa İngiliz hukukunun uygulanacağının belirlendiğini…” iddiası kapsamında İngiliz mahkemelerini genel olarak yetkili kılan yetki şartını geçerli kabul etmiştir. 

Diğer bir yandan yukarıdaki görüşe katılmayan doktrin kanadı, ülkenin içindeki belirli bir mahkeme yetkili kılınmadıkça, genel olarak o ülke mahkemelerini yetkili kılan bir yetki anlaşmasının pratik bir sonuç vermeyeceğini ve geçerli olmayacağını savunmaktadır15. Nitekim, Yargıtay 11. HD E. 2015/7244 K. 2016/1657 numaralı kararında, yetkili yer mahkemesinin spesifik olarak belirlenmemiş olması bağlamında “Seçilen mahkemenin belirli olduğunun kabulü için yetkili kılınan mahkeme ismen zikredilmiş olmalıdır. Bu itibarla mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan, “davaya bakmaya...Mahkemelerinin yetkili olduğu” şeklindeki “belirli olma” kriterini taşımayan yetki şartının geçerli olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” şeklinde hüküm kurmuştur. Bunun yanında İran mahkemelerinin genel yetkili olarak belirlendiği bir uyuşmazlık kapsamında Yargıtay 19. HD E. 1995/1770 K. 1995/9992 sayılı kararında “…yetkili kılınan İran Mahkemesi’nin yetki anlaşmasında açıkça belirlenmemiş olması nedeniyle ve 2675 sayılı M.Ö.H.U.K’nun 31.maddesi hükmüne göre, geçerli bir yetki anlaşmasının varlığından bahsedilemez. Bu nedenle yetkili mahkemenin H.U.M.K.’ndaki yetki kaidelerine göre belirlenmesi gerekir. “şeklinde hüküm kurmuştur. 

Diğer bir yandan, her ne kadar taraflar Türk mahkemelerinin münhasır yetki alanına girmeyen ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda MÖHUK m. 47 uyarınca yabancı ülke mahkemelerini yetkili kılabilecek olsa da ilgili yetki sözleşmelerinin Türk mahkemelerinin yetkisini ortadan kaldırıp kaldırmadığına yönelik doktrinde ve yargı kararları kapsamında farklı görüşler bulunmaktadır. 

Bu bağlamda azınlık görüş, tarafların geçerli bir yetki sözleşmesi kurulmuş olmasına rağmen Türk mahkemelerinde dava açabileceği, zira tarafların ilgili yetki kayıtlarıyla yalnızca Türk mahkemelerine ilaveten bir yetkili mahkeme tesis etmiş olduğu kanısındadır. Nitekim Yargıtay HGK E. 1988/11-246 K. 1988/476 sayılı kararında; “…öngördüğü biçimde yapılmış bir yetki sözleşmesi Türk Mahkemelerinin yetkisini ortadan kaldırmaz. Başka bir anlatımla 31 inci madde uyarınca yapılan bir yetki sözleşmesi maddenin getirdiği sistem içerisinde münhasır bir yetki sözleşmesi olarak nitelendirilemez. Usulün 22 nci maddesine ilişkin olarak yapılan açıklamalarda olduğu gibi, 2675 sayılı Yasanın 31 inci maddesi uyarınca yapılan yetki sözleşmesi ile, esasen yetkili bulunan Türk Mahkemesinin yetkisinin kaldırılabileceğinin kabulü Türk Mahkemelerine güvensizlik beslenmesi sonucunu doğurur ki bu da doğrudan doğruya kamu düzenine ters düşer.” şeklinde karar vermiştir. 

Buna karşın ağırlıklı görüş, tarafların yetki sözleşmesi kapsamında yetkili kıldığı mahkemelerin MÖHUK m. 47 uyarınca yalnızca ilgili mahkemelerin kendilerini yetkisiz sayması halinde Türk mahkemelerinin ilgili davaları görebileceğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla baskın olan kanat, taraflar arasında geçerli bir yetki anlaşması kurulması neticesinde Türk mahkemelerinin yetkisinin askıya alındığını savunmaktadır. Nitekim Yargıtay da son zamanlarda bu görüşe uygun olarak karar almaktadır. Örneğin, Yargıtay HGK E. 1998/12- 287 K. 1998/325 sayılı kararında; “…geçerli bir yetki sözleşmesinin varlığı halinde, yetkisi kararlaştırılan Yabancı Devlet Mahkemesi “Münhasıran” yetkili bir mahkeme kimliğini kazanmış olur… O nedenle, taraflardan biri sözleşmedeki yetki şartına uymayarak Türki ye’de kanun gereği yetkili olan bir mahkeme de dava açtığında diğer tarafın yetkisizlik; ve koşulları oluştuğunda “derdestlik” itirazların da bulunmak hakkı doğar” şeklinde hüküm kurmuştur. 

Bu minvalde, taraflar arasında akdedilen yet ki sözleşmeleri kapsamında spesifik olarak hangi yer mahkemelerinin yetkili olacağının düzenlenmiş olması halinde ilgili sözleşme ler bakımından yabancı mahkemeleri yetkili kılan sözleşme, Türk hukuku bakımından da geçerli olacaktır. Ancak ilgili uyuşmazlıkların çözümü sırasında, doktrin ve Yargıtay kararları kapsamında oluşan azınlık görüşün dayanak kabul edilmesi halinde ilgili yetki sözleşmelerinin Türk mahkemelerinin yetkisini kaldıramayacağı, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşme kapsamında mezkûr davaların Türk mahkemeleri nezdinde de açılabileceği savunulmaktadır. 

Diğer yandan akit taraflar arasındaki sözleş me tahtında spesifik olarak hangi yer mahkemelerinin uyuşmazlığı çözeceği hüküm altına alınmadığı takdirde, yetkiye dair ilgili kayıtların Türk hukuku bakımından geçer siz hale gelebilme ihtimali doğmaktadır. Bu durumda MÖHUK m. 40 kapsamında “Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.” hükmü bağlamında, özel hukuk kökenli bir olay veya ilişkiden doğan uyuşmazlık hakkında iç hukukun yer itibariyle yetkiyi düzenleyen kurallarına göre Türkiye’de yetkili bir mahkemenin varlığı, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin varlığına da delalet edecektir. Gerçekten de Türkiye’de yetkili bir mahkemenin mevcut olmaması halinde Türk mahkemelerinin davayı görme yetkisinden de söz edilemeyecektir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü bakımından yetkili yer mahkemesi, Türk hukukunda yer alan genel hükümlere göre belirlenecektir. 

Tüm bu bilgiler ışığında, gerek taraflar arasındaki yetki sözleşmesinin geçerli olup olmadığı gerekse ilgili yetki sözleşmesinin geçerli olması halinde Türk mahkemelerinin yetkisinin askıya alınıp alınmadığı hususunun, doktrin ve yargı kararları kapsamında tartışmalı olduğu söylenebilecektir. İlaveten, yatırımların korunmasına yönelik akdedilen devletlerarası anlaşmalar tahtında uyuşmazlığın çözüm mercii olarak yetkili kılınan akit devlet, farklı bir ülkenin yetkili kılınması halinde ilgili dava kapsamında alınan/ alınacak olan kararın tanıma ve tenfiz süreçlerinde zorluk çıkartabilecektir. Diğer yandan, akit taraflar arasındaki yetki sözleşmelerinin veya kayıtlarının geçersiz olduğunun kabul edildiği davalarda yetki itirazının karşı tarafça ilk itiraz yolu ile ileri sürülmediği hallerde Türk mahkemelerinin yetkisinin kesinlik kazanacağı ve bu durumun mahkeme nezdinde taraflar arasında yeni bir yetki anlaşması olarak nitelendirileceğini de belirtmek isteriz.

IV. SONUÇ

Milletlerarası yatırım tahkimi ile ticari tahkim arasında var olan temel fark, yatırım tahkimin de uyuşmazlığın taraflarından birinin mutlaka devlet olmasıdır. Bu minvalde, uyuşmazlık ta rafı olan devlet özel hukuk kişisi gibi hareket eden kamu tüzel kişisi olarak değil; yatırımın yapıldığı toprak parçası üzerindeki en üstün iktidar olarak yer almaktadır. Bu sebeple devletlerin egemenlik yetkisine halel gelmeksizin devletlerin hukuka aykırı eylemlerinin yaptırım bulabilmesi adına yatırım tahkimlerinde ağırlıklı olarak kamu hukuku varlık sahası kazanacaktır. Oysa milletlerarası ticari tahkimde tarafların ekseriyetle özel hukuk kişisi olması; istisnai olarak kamu tüzel kişisi olsa dahi bunların özel hukuk kişisi gibi hareket etmesi sebepleriyle uyuşmazlığın özüne uygulanacak hukuk, tarafların serbest iradesi kapsamında belirlenebilecektir. Bu bağlamda taraflar arasında herhangi bir mutabakat olmasa dahi uyuşmazlığın sebebi ile en ilgili olan hukuk, uyuşmazlık taraflarının milli hukuklarında yer alan milletlerarası usul hukuku düzenlemeleri neticesinde belirlenebilecektir.

Bunun yanında yatırım tahkimi ve ticari tahkim arasındaki en belirgin farklardan bir diğeri, uyuşmazlıkların çözüm merci olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten de yatırım tahkimine ilişkin uyuşmazlıklar genel olarak ICSID nezdinde çözülürken ticari tahkime ilişkin uyuşmazlıklar tarafların serbest iradesi tahtında mutabık kaldıkları tahkim merkezleri veya ad hoc tahkim yolu usulünce çözülmektedir. 

Son olarak yatırım tahkimlerinin kaynağı olan yatırım teşvik ve koruma sözleşmeleri uyuşmazlıkların çözüm merciini belirlemişken taraflar arasında akdedilen yetki sözleşmeleri tahtında yetkili hale gelen çözüm mercileri arasındaki ihtilafın çözümü bakımından doktrin ve Yargı kararları kapsamındaki ağırlıklı görüş, geçerli bir yetki sözleşmesinin varlığı halinde davaların münhasır yetkili olan merciler nezdinde açılması gerektiğini savunmaktadır. Azınlık görüş ise devletlerin egemenlik yetkisi uyarınca taraflar arasında imzalanan bir yetki sözleşmesinin devletlerin yargılama yetkisini kaldırmayacağını, bu sebeple davaların hem yerel mahkemeler hem de taraflar arasında mutabık kalınan yer mahkemelerinde açılabileceğini ileri sürmektedir.

KAYNAKÇA

ABDURRAHMAN EREN, Anayasa Hukuku Dersleri, 5. bası, Ankara 2023.

ALİ OSMAN KARAOĞLU, Yabancı Yatırımların Korunmasında Uluslararası Hukukun Rolü, 1. Bası, İstanbul 2019.

CEMAL ŞANLI/ EMRE ESEN/ İNCİ ATAMAN FİGANMEŞE, Milletlerarası Özel Hukuk, 10. bası, İstanbul 2023.

İNCİ ATAMAN FİGANMEŞE, “Milletlerarası Ticari Tahkim ile Yatırım Tahkimi Arasındaki Farklar”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, C. 31, S. 1, 2012.

MURAT ATALI/ İBRAHİM ERMENEK, Medeni Usul Hukuku, 5. Bası, Ankara.

NURAY EKŞİ, “Uluslararası Ticarete İlişkin İki Güncel Sorun: Sözleşme Bedelinin Yabancı Para Olarak Ödenmesi ve Yabancı Mahkemenin Yetkisinin Tesisi”, İstanbul Barosu Dergisi, C. 72, S. 10-12, 1998.

SEDAT ÇAL, “Uluslararası Yatırım Tahkimine İlişkin Kimi Eleştirilerin Değerlendirilmesi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 57. Cilt, 4. Sayı, 2008.

SİNAN CAN KONYALI, “Milletlerarası Ticari Tahkim Kamu Düzeni”, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Milletlerarası Özel Hukuk Bilim Dalı, Bursa 2017.

SEDAT ÇAL, Uluslararası Yatırım Tahkimi ve Kamu Hukuku İlişkisi, 1. Bası, Ankara 2009.

SEMA TAŞVEREN, “Uluslararası Doğal Gaz Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Tahkim Yolu ile Çözümünde Esasa Uygulanacak Hukuk”, Doktora Tezi, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2020.

ZİYA AKINCI, Milletlerarası İnşaat Sözleşmeleri, 1. Baskı, İstanbul. 

https://icsid.worldbank.org/news-and-events/news-releases/ icsid-publishes-2023-annual-report#:~:text=Highlights%20include%3A,under%20the%20amended%20ICSID%20rules (Erişim Tarihi: 12.01.2024).

DİPNOT

1 Abdurrahman Eren, Anayasa Hukuku Dersleri, 5. bası, Ankara 2023, s. 292.

2 Ali Osman Karaoğlu, Yabancı Yatırımların Korunmasında Uluslararası Hukukun Rolü, 1. Bası, İstanbul 2019, s. 59.

3 Cemal Şanlı/ Emre Esen/ İnci Ataman Figanmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk, 10. bası, İstanbul 2023, s. 872.

4 Sedat Çal, “Uluslararası Yatırım Tahkimine İlişkin Kimi Eleştirilerin Değerlendirilmesi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 57. Cilt, 4. Sayı, 2008, s. 167.

5 Sinan Can Konyalı, “Milletlerarası Ticari Tahkim Kamu Düzeni”, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Milletlerarası Özel Hukuk Bilim Dalı, Bursa 2017, s. VI.

6 Çal, Uluslararası Yatırım Tahkimi ve Kamu Hukuku İlişkisi, 1. Bası, Ankara 2009, s. 254.

7 Ataman Figanmeşe, “Milletlerarası Ticari Tahkim ile Yatırım Tahkimi Arasındaki Farklar”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Cilt: 31, Sayı: 1, 2012, s. 103.

8 https://icsid.worldbank.org/newsand-events/news-releases/icsid-publishes-2023-annual-report#:~:text=Highlights%20include%3A,under%20 the%20amended%20ICSID%20rules (Erişim Tarihi: 12.01.2024).

9 Sema Taşveren, “Uluslararası Doğal Gaz Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Tahkim Yolu ile Çözümünde Esasa Uygulanacak Hukuk”, Doktora Tezi, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2020, s. 145.

10 Taşveren, s. 145.

11 04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu.

12 Murat Atalı/ İbrahim Ermenek, Medeni Usul Hukuku, 5. Bası, Ankara, s. 432.

13 12.12.2007 tarihli ve 26728 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun.

14 Ziya Akıncı, Milletlerarası İnşaat Sözleşmeleri, 1. Baskı, İstanbul, s. 372. 

15 Nuray Ekşi, “Uluslararası Ticarete İlişkin İki Güncel Sorun: Sözleşme Bedelinin Yabancı Para Olarak Ödenmesi ve Yabancı Mahkemenin Yetkisinin Tesisi”, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 72, Sayı: 10-12, 1998, s. 873.

  • Özet yapım aşamasında
Keywords
Yabancı Yatırımcı, Ev Sahibi Devlet, Münhasır Yetki, Egemenlik Yetkisi, Yargı Bağışıklığı, Depolitizasyon, Yetkili Yargı Merci, Icsıd, Icc.
Capabilities
Dispute Resolution
More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 207

Gsi Brief 207

Brief
Read more

Articletter - Summer Issue

Zeytinliklerin Korunması Ve Taşınması Hususlarının Hukuki Çerçevesi

Zeytinliklerin Korunması Ve Taşınması Hususlarının Hukuki Çerçevesi

2024
Read more
Elektronik Ortamda Genel Kurul Ve Yönetim Kurulu Toplantıları Ve Uygulamadaki Hukuki Zorluklar

Elektronik Ortamda Genel Kurul Ve Yönetim Kurulu Toplantıları Ve Uygulamadaki Hukuki Zorluklar

2024
Read more
Pay Devir Sözleşmelerinde Satıcının Ayıptan Sorumluluğu

Pay Devir Sözleşmelerinde Satıcının Ayıptan Sorumluluğu

2024
Read more
Legal Responsibility Of The Producer In Artificial Intelligence Technologies

Legal Responsibility Of The Producer In Artificial Intelligence Technologies

2024
Read more