ÖZET
İdam cezalarının yaratmış olduğu etkileri değerlendirmek adına önemli yapıtlardan olan “The Green Mile”, mahkumların idam sürecinde uğradıkları hak ihlallerini çarpıcı bir şekilde göstermektedir.
I. GİRİŞ
Dram kategorisinde yer alan filmler arasında baş yapıtlardan biri olarak kabul edilen ve Frank Darabont’un yönetmenliğinde yayına giren “The Green Mile”, gardiyan olan Paul’un 1935 senesinde idam cezasıyla yargılanan mahkumların bulunduğu hapishanede yaşamış olduğu deneyimlerini anlatmaktadır. İdam yoluna giden yolun “Yeşil Yol” olarak tasvir edildiği filmde birden fazla mahkumun idamına yer verilmiş olsa da, John Coffey adlı mahkumun yargılanma sürecinin üstünde daha çok durulmuştur. Görünüşünün altında yatan uysallığı, suçu işlememiş olduğunu bile bile Paul’un idama göz yumması ve John’un sahip olduğu birtakım güçler ile dokunduğu hayatlara rağmen, dünyada iki küçük kızın katili ve tecavüzcüsü olarak anılıyor olması başlıca nedenlerdendir. Dram kategorisinde başarılara imza atmış olan film, John’un sahip olduğu özel güçlerin varlığı sebebiyle hem dram hem de fantastik kategorilerinde değerlendirilmektedir. Yirminci yüzyılın son senesinde yayınlanmış olan “The Green Mile”, izleyicilerden IMDB’de 8.5 puan almayı başarmış, insanların seçim Ödüllerinde “En Sevilen Çok Yönlü Sinema Filmi”, “En Sevilen Dramatik Film” kategorilerinde ödül kazanmıştır. Ayrıca Satürn Ödüllerinde “En iyi Aksiyon/ Macera/ Gerilim Filmi” kategorisini de kazanarak birden fazla kategoriyi tek bir filmde barındırdığını başarıyla göstermiştir.
II. JOHN COFFEY’IN YARGI SÜRECİNİN EVRENSEL HUKUK İLKELERİ ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
A. İnsan Onurunun Tanınmasının Gerekliliği
İdam cezasına çarptırılan mahkumların olduğu hapishaneye, iri cüssesiyle dikkat çeken bir mahkum getirilmiştir. Mahkumun hangi suçla yargılandığını bilmeyen Paul, mahkuma olması gerektiği şekilde davransa da, John’un gardiyanlar tarafından hapishaneye getiriliş şeklinde problem bulunmaktadır. John’un ayaklarının zincirlenerek ve “Dead Man!” sözleri eşliğinde getirilmesi, insan onurunun ve haysiyetin hiçe sayıldığını gösteren detay olarak göze çarpmaktadır. Filmin ilerleyen dakikalarında diğer mahkumlara da insan onurunu zedeleyecek biçimde davranıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, John’a bu şekilde davranılmasının ırkçılık ile bağdaştırılamayacağı ve sadece siyahi mahkumlar özelinde bu davranışların gerçekleşmediği ifade edilebilecektir.
Gardiyanların gerçekleştirmiş olduğu bu davranışlar, evrensel insan hakları ilkeleriyle bağdaşmayacak minvaldedir. Her ne kadar mahkum da olunsa, herkesin sahip olduğu bir onur ve haysiyet bulunmakta ve bu duruma halel gelecek tutumlarda bulunulmamalıdır. İdam cezasına çarptırılan, sonunun ölüm olacağını bilen mahkumlara karşı bu şekilde davranmak, yargılamanın sonucunda elde edilmek istenen amaç ile uygun düşmemektedir.
Hapishanedeki deneyimlerini anlatırken Paul, 1935 yılında olayların geçtiğini belirtmiştir. Tarihsel süreci de dikkate aldığımızda, insan haklarının korunması kapsamında yeterli düzeyde koruma sağlayıp sağlayamadığı konusu tartışmalıdır. Günümüz dünyasındaki duruma bakıldığında, insan onuruna verilen değerdeki sorunlar tam olarak aşılamasa da insan onurunun ve genel anlamda asgari düzeyde sahip olunması gereken insan haklarının, uluslararası hukuk kuralları uyarınca geçmiş dönemlere nazaran daha sağlam bir şekilde güvence altına alındığını belirtmek gerekmektedir. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 13 numaralı protokolü, doğuştan sahip olunan insan onurunun tanınmasının elzem olduğuna dikkat çekmiştir1. Daha sonrasında Sözleşme’ye taraf olan ülkeler, kendi hukuk sistemlerinde insan onurunun korunmasına yönelik düzenlemeler getirmiştir.
Türk Hukuku nezdinde bu konuda bir değerlendirme yapılmak istenirse, Anayasa’nın 17. maddesi bu konuda yol göstericidir; “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz”2. Türkiye’nin temel yasasında da mahkumların insan onurunun ve haysiyetinin güvence altına alınmış olması, insan onurunun tanınması adına etkileyici bir rol oynamaktadır. Filmdeki gardiyanların gerçekleştirmiş olduğu davranışlardan, John’un döneminde mahkumlara olan muamelelerin insan onurunu ve haysiyetini daha zedeleyici türden olduğu, insan onurunun ve haysiyetinin tanınmasında günümüze nazaran mahkumların daha savunmasız bir konumda oldukları yadsınamaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
B. Adil Yargılanma Hakkı
Paul’un dikkatini çeken ilk şey, John’un gardiyanlara karşı olan sakinliği ve sessizliğidir. John’un ne tür bir suç işleyerek idam cezasıyla karşı karşıya kaldığını öğrenme adına dosyayı inceleyen Paul, okudukları karşısında ne diyeceğini bilemez. Dosyaya göre, bir ailenin iki küçük kız çocuğunun kaybolması sonrasında, kasabadakiler ellerinde silahlarla küçük kızları her yerde aramaya başlarlar. Kasaba mahalinde, her yerde küçük kız çocuklarını telaş içinde ve korkuyla aramaya devam ederken, John Coffey’in ağlama sesini duyarlar. Daha sonrasında dehşet verici manzarayla karşılaşırlar. İki küçük kızın cansız bedenini John Coffey’in elinde gören kızların babası, John’a saldırır.
İlk izlenime göre, John’un ağlaması bir pişmanlık göstergesi olarak algılanmaktadır. Ancak neyin pişmanlık göstergesidir? Suçu işlemesindeki pişmanlık mı? Yoksa küçük kızların ölümüne engel olamamanın mı? Hapishanedeki ilk gününde John’un Paul’a olan “Kendime engel olamadım. Geri almaya çalıştım ancak olmadı.” ifadesi üzerine, açıkçası suçu işlediği sırada kendisine engel olamamasından doğan bir üzüntü ve pişmanlığı söz konusuymuş gibi gözler önüne serilmekteydi.
Ne yazık ki, izleyiciler olarak John’un yargılama sürecine filmde tanık olamadığımızdan, yargılamanın gerektiği şekilde yapılıp yapılmadığına dair sınırlı çerçevede değerlendirmelerde bulunabilmekteyiz. Bahsedildiği üzere, yaşanan olayların 1935 yılında gerçekleşmiş olduğu, o dönemin koşullarında hukukun etkisi de dikkate alındığında, John’un yargılamasının hukuka uygun şekilde yapıldığı konusunda şüpheler mevcuttur. Sebebi ise, o dönemlerde yapılan yargılamaların evrensel hukuk ilkelerinin gerektirdiği unsurları karşılamamasıdır.
Yargılama sürecinde uyulması gereken evrensel hukuk ilkelerini belirlemek adına Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile adil yargılanma hakkının güvence altına alınmasının hedeflendiği görülmektedir3. Adil yargılanma hakkının sağlanması adına karşılanması gereken unsurlardan ilki, cezai olarak yargılananların akıbeti konusunda karar verecek olan mercilerin tarafsız ve bağımsız olması zorunluluğudur. Aksi durumun gerçekleştiği takdirde, adil yargılanma hakkının tesis edildiğinden söz edilemez. Yargılama makamlarının tarafsız olarak karar verdiklerinin sabit olması ise; hüküm verilirken hiçbir şekilde taraf tutmamaları, herkese karşı aynı tutumda yaklaşmaları ve herhangi bir ayrımcılığa vesile olacak karar vermemiş olmalarıyla mümkün olabilmektedir.
John’un yargılama sürecine filmde tanık olamıyor olsak da, ırkçılığın çok yaygın olduğu bir dönemde, siyahi insanlara karşı sahip olunan önyargıların yargılamalara etki etmiş olma ihtimali dikkate alınmalıdır. Mahkemelerin John hakkında bir önyargıları oluşmuş ise, tarafsızlık ilkesinin karşılanmadığı ve adil şekilde bir yargılama yapılmamış olduğu sonucu ile karşılaşılabilecektir.
Filmin ilerleyen dakikalarında göze çarpan bir diğer detay ise, dosya hakkında daha fazla bilgi edinmek adına avukatı ziyaret eden Paul ile avukatı ile arasında geçen konuşmadır. Avukata göre, kurbanların ellerinde bulunması, John’un bu suçu işleyip işlemediği konusunda yeterli bir delil teşkil etmektedir. Bunun yanında, herkesin sahip olduğu savunulma hakkı vesilesiyle John’u savunduğunu belirtmiştir. Daha sonrasında açıkça John Coffey’in suçlu olduğunu ve hiçbir şekilde şüphe edilmemesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Peki gerçekten de bu düşünceye sahip olan avukat, John’u gerektiği gibi savunmuş mudur? Avukatın savunma yaptığını gösteren sahne bulunmasa da John’un avukatının maddi gerçekliğe ulaşma adına gereken çabayı sarf etmediğini düşünmekteyim.
Dolayısıyla, adil yargılanma hakkının sağlanması adına aranan gerekliliklerden savunma hakkının kullanıldığı süreçte, John’un sahip olması gereken kolaylıkların varlığı konusunda kuşkuya düşülmektedir4.
Kamu davasının görüldüğü aşamada, yargılamaya konu olan suçun sabit olarak değerlendirilmesi; olaya ilişkin etraflıca değerlendirmelerin yapılması, elde edilen tüm delillerin tartıştırılması, yargılama makamları nezdinde isnat edilen suçun sanık tarafından işlendiğine yönelik net bir kanaatin varlığı ile mümkün olmaktadır. Kurbanların cansız bedenlerinin John’un elinde bulunmuş olması, olaya ilişkin maddi gerçeğe ulaşılması yönünden etki edecek bir unsur olsa da, suç isnadının sabit olması adına tek başına yeterlilik teşkil etmemelidir. Olaya ilişkin elde edilebilecek tüm delillerin araştırılması sonucu, John tarafından işlendiğinin sabit olması gerekmektedir.
Evrensel hukuk kuralları ve temel hukuk doktrinlerinin öngördüğü “Masumiyet Karinesi” ilkesinden hareketle, John’un yargılama esnasında bu ilkeden yararlandırılmış olması gerekmektedir. Masumiyet karinesi ilkesi gereğince, merciler tarafından suçun işlendiğinin sabit olduğuna karar verilinceye kadar geçen sürede, John’un masum olarak kabul edilmiş olması gerekmektedir. Sözü edilen ilkenin gözetilerek John’un yargılamasının yapılmasının gerekliliği, güvence altına alınması zaruri olan adil yargılanma hakkından doğmaktadır5.
Yargı sürecine ilişkin değerlendirmeler sınırlı olarak yapılabildiğinden, bu konuda sadece tahmin yürütüldüğünde, olayın ilk anından idam sürecine kadar John, neredeyse herkesin gözünde bir suçlu olarak değerlendiriliyordu. Paul’un suçu işleme noktasında John’un yapmış olabileceğine inanmak istemiyor oluşu biz izleyiciler için umut verici de olsa, avukatının bile John’u suçlu olarak gördüğü bir durumda, John’un masumiyet karinesinden yararlanmış olması nasıl mümkün olmuş olabilir ki?
III. İDAM CEZASINA GİDEN YOL: YEŞİL YOL
İdam cezasının yasaklanmadığı dönemde gardiyan olarak görev yapan Paul’un yaşadığı deneyimlerin anlatıldığı filmde, John Coffey’in idam sahnesine kadar birden fazla mahkumun idam ediliş sürecine tanık olmaktayız. Filmde mahkumların hangi gerekçelerle idam cezalarına hükmedildiğine dair bilgi sahibi olamıyor olsak da, idam cezasının ne şekilde uygulandığını görebilmekteyiz.
İdam cezasının uygulanış biçimi yorumlanmak istenirse, genel olarak filmlerden ve dizilerden alışık olduğumuz şekilde meydanda halkın önünde değil, hapishanede bir odada, sınırlı kişilerin önünde gerçekleştirilen idam sahneleri gösterilmiştir.
İdam cezasının uygulanması sırasında gardiyanların mahkumlara karşı yaptıkları açıklamalara göre, yasa tarafından kararlaştırılmış bir prosedür bulunmaktadır. Yürürlükte olan yasa gereği, ölümün vuku bulmasına kadar mahkumlar elektriğe maruz bırakılmaktaydı.
Fikrimce, yargılamaların bu kadar sınırlı yapıldığı bir dönemde, tam olarak suçlu olduğu kanıtlanmayan mahkumların idam cezasına çarptırılması, modern hukuk anlayışından tam anlamıyla uzak kalmaktadır. Günümüzdeki hukuk sistemlerinde hakim olan anlayışın tespiti adına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13 numaralı protokolünün 1. maddesine bakılırsa, ölüm cezasının kaldırıldığını ve kimsenin bu cezaya çarptırılamayacağına dikkat çekilmiştir6.
Temelde geçmiş dönemlerde idam cezasının uygulanmasının nedeni caydırıcılığın artırılması ve suç işleme oranlarının azaltılması üzerine kurulmuştu. Ancak, devlet otoritesinin güçlenmesi, altyapının genişlemesi ile idam cezasıyla ulaşılmak istenen sonuca başka yaptırımların uygulanması ile elde edilmesine karar verilmiştir. Böylece, geçmiş dönemlerde yaygın olarak uygulanan idam cezası anlayışı, modern hukuk sistemlerinde terk edilmiştir.
Filmde birden fazla idam cezasının uygulanma sahnesine yer verilse de, aralarında kuşkusuz en etkileyici olanı John Coffey’in idam sahnesidir. İri bir yapıya sahip olan bu mahkumun içindeki saflığı ve arınmışlığı fark eden Paul7, John’un bu suçu işlemiş olabileceğine inanmamaktaydı. Hapishanedeki ilk gününden son güne kadar John ile ona olması gerektiği gibi yaklaşan Paul arasında kuvvetli bir bağ bulunmaktaydı.
Paul’un bu düşüncesinin yanlış olmadığı ise, John’un sahip olduğu doğaüstü güçler sayesinde kesinleşmişti. Küçük kızların ölümünden sorumlu kişiyi, Paul’a sahip olduğu güçler ile gösteren John, masumiyetini ona gerçekten güvenen birine kanıtlamıştı. Daha sonrasında gerçeği öğrenen Paul, John’a, onu hapishaneden çıkarabileceğini ve kaçmasına izin vereceğini teklif etmiştir. Ancak John, onu bekleyen sonu çoktan kabullenmiş ve bu dünyada çok fazla yorulduğunu belirterek biz izleyicileri derinden etkilemiştir.
John’un içindeki saflık ve arınmışlık bizler tarafından Paul’a söylediği şu sözlerle daha da çok hissedilmektedir; “Artık sona ersin istiyorum. İnsanların birbirine kötü davranmasından bıktım”.
İdamına razı gelen ve yargılama sürecinde her anlamda dezavantajı yaşayan John, süreci Paul’un yönettiği şekilde idam edilmiştir. Masum olduğunu bile bile idamın sonuçlanmasını emretmek her ne kadar Paul için zor olmuş olsa da, elinde somut bir delil olmadığından idam emrini vermek durumunda kalmıştır.
Her ne kadar John idamına razı gelse de, gerçeği bilen Paul’un bu idama izin vermemesi gerekirdi. Tam anlamıyla masum olan John, yargılama sürecinde tamamen savunmasız bir konumda olduğundan, maddi gerçekliğe ulaşılması adına bir desteğe ihtiyacı bulunmaktaydı.
Eğer ki, yargılamaya en ufak şekilde etki edebilecek unsurlar tekrardan etraflıca araştırılsaydı, olayın seyri tamamen değişebilir, gereken yargılamanın yapılması sonucu masum bir insanın idam edilmesine göz yumulmazdı. Bunun sonucunda da, adaletin tesisi daha doğru bir şekilde sağlanabilirdi.
IV. SONUÇ
Böylece “The Green Mile” filmi ile biz izleyiciler, geçmiş dönemlerde mahkumlar üzerinde gerçekleşen hak ihlallerini derinlemesine inceleme fırsatını bulmaktayız. Modern hukuk normlarından tamamiyle uzak bir anlayış içerisinde gerçekleştirilen yargılamalar sonucunda, savunmasız konumda masum insanların haksız yere cezalandırılabileceğine, yaşam haklarının ellerinden alınabileceğine şahit olmaktayız.
Sonuç olarak, “The Green Mile”, insan haklarının tesisi ve adaletin sağlanması adına aranan unsurların tespiti bakımından önemli mesajlar iletmektedir. Adalet duygusunun tam anlamıyla hissedilmesinin; yargılamaların bağımsız ve tarafsız mercilerce yapılması, evrensel hukuk ilkelerinin öngördüğü bir yargı sisteminin oluşturulması ile mümkün olabileceğine dikkat çekmektedir.
KAYNAKÇA
https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/Convention_TUR Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 03.09.1953, (Erişim: 23.01.2024).
https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf, 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 18.10.1982, (Erişim: 9.01.2024).
https://web.archive.org/web/20120229175110/http://www.aihm. info/index.php?p=masumiyet-karinesi-nedir, Masumiyet Karinesi Nedir?, (Erişim: 09.01.2024).
https://www.soylentidergi.com/the-green-mile-filminin-incelemesi,“The Green Mile” filminin incelenmesi, (Erişim: 09.01.2024).
DİPNOT
1 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m.13, 03.09.1953, https://www.echr. coe.int/documents/d/echr/Convention_TUR (Erişim tarihi: 23.01.2024).
2 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.17, 18/10/1982, 17863 sayılı Resmi Gazete, https://www.mevzuat.gov.tr/ mevzuatmetin/1.5.2709.pdf (Erişim tarihi: 23.01.2024).
3 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m.6, 03.09.1953, https://www.echr. coe.int/documents/d/echr/Convention_TUR (Erişim: 23.01.2024).
4 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m.6, 03.09.1953, https://www.echr. coe.int/documents/d/echr/Convention_TUR (Erişim: 23.01.2024).
5 “Masumiyet Karinesi Nedir?”-https://web.archive.org/web/2012022 9175110/http://www.aihm.info/index. php?p=masumiyet-karinesi-nedir (Erişim Tarihi, 09.01.2024).
6 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Protokol no.13, m.1, 03.09.1953, https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/Convention_TUR (Erişim: 23.01.2024).
7 “The Green Mile” Filminin İncelemesi”, https://www.soylentidergi. com/the-green-mile-filminin-incelemesi (Erişim Tarihi: 9.01.2024).








