Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Maden Mevzuatı Kapsamında Sorumluluk Hususunun Değerlendirilmesi

2023 - Summer Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Maden Mevzuatı Kapsamında Sorumluluk Hususunun Değerlendirilmesi

Energy
2023
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

Maden Hukuku anlamında sorumluluğu inceleyebilmek için öncelikle belli başlı kavramları incelemek gerekir. Bu doğrultuda ilk önce maden, madenci, maden işçisi ve maden sektörü başlıkları tek tek irdelenmelidir. Maden kavramını da gerek coğrafi gerekse hukuki açıdan farklı şekillerde tanımlamak mümkündür. Devamında madenci ve maden işçisi kavramlarının da kendi aralarında benzerlikleri ve hatta aynı şeyler olup olmadığını sorgulamak mümkündür. Sektörel açıdan dünya ve ülkemiz perspektiflerinden incelendiğinde de madenin; ekonomik açıdan önemli bir paya sahip olduğunu görmek mümkündür. Devamında, madenlerin kullanılabilmesi için elbette ki onları işleten bir kişi olması gerektiğinden, sorumluluk açısından maden işleten kavramı önem arz etmektedir. Bu açıdan maden işletme hususu bağlamında; sırasıyla işletme hakkı kazanabilmek için genel başvuru merciinin neresi olduğu, arama ruhsatının nasıl elde edildiği, bunun devamında ön işletme ruhsatı verilmesinin nasıl gerçekleştiği, ruhsat ve imtiyaz verilme aşamaları ve il özel idareleri tarafından madene ilişkin verilen haklar, bu başlık altında incelenmesi gereken hususlardandır. Maden hukukuyla ilgili en önemli konulardan biri olan maden sahalarındaki hukuki sorumluluk hususunda ise maden faaliyetlerine egemen olan durumun tehlike sorumluluğu hali olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Bu açıdan TBK m. 71’in hükmünün bu tarz bir sorumlulukta yol gösterici bir hüküm olduğunu söyleyebiliriz. Bu çalışmada da madenler açısından daha çok maden işletmesinden kaynaklanabilecek durumlar ve tehlike sorumluluğu üzerine yoğunlaşılacaktır. Maden hukuku açısından önemli olan sözleşmelerden biri olan rödovans sözleşmesi ise, maden sahalarında arama veya işletmeye ilişkin hak sahiplerinin gerçek veya tüzel üçüncü kişiler arasında maden ocağının işletmesinin devrine ilişkin anlaşmayı ifade eder. Hukuki niteliği ise tam iki tarafa borç yükleyen rızai bir sözleşmedir. Bu sözleşmeler TBK anlamında herhangi bir şekle tabi değildir.

I. GİRİŞ

Bu makalede, en önemli doğal kaynaklardan olan madenin kavramsal olarak değerlendirilmesinin yapılmasıyla başlanarak; madene dünya ve ülkemiz açısından yaklaşımın nasıl olduğu, sorumluluk bağlamında madenin değerlendirilmesi açısından öncelikle maden işletmecisinin sorumluluğu, hukuki sorumluluk ve tehlike sorumluluğu hususları, rödovans sözleşmesi, çeşitli zarar kalemleri açısından maden hukuku, muvazaalı rödovans sözleşmesi ve rödovanslı sahalarda kaçak üretim hususlarına değinilerek bir sonuca varılacaktır.

II. MADEN, MADENCİ, MADEN İŞÇİSİ KAVRAMI VE MADEN SEKTÖRÜ

A. Maden Kavramı

İlk olarak maden kavramını inceleyerek başlamak gerekirse; tanım olarak “çeşitli iç ve dış etkenlerle, yüzyıllardır süren yeryüzü hareketleri ve döngü sonucunda, yerkabuğunun farklı katmanlarında oluşan fosil ve mineraller”1 diyebilmek mümkündür. Kavramın tanımı için Maden Kanunu2 incelenecek olursa; m. 2’de “Yer kabuğunda ve su kaynaklarında tabii olarak bulunan, ekonomik ve ticarî değeri olan petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışında kalan her türlü madde bu Kanuna göre madendir.” şeklinde bir tanım görmek mümkündür. Aynı Kanun’da “Tanımlar” başlıklı m. 3’te ise kaynak kavramını; “yerkabuğunda veya derinliklerinde; biçim, nitelik ve nicelik olarak muhtemel ekonomik beklentileri karşılayacak katı, sıvı ve gaz birikimleri” şeklinde tanımlanmış olarak görürüz. Maden kavramını tanımladıktan sonra, dünyada madenlerin belirlenmesi açısından başlıca iki sistemin mevcut olduğunu söyleyebiliriz3. Bunlar sayma sistemi ve tanımlama sistemidir. İlkinde, maden sayılan ürünler kanunda sınırlı bir şekilde sayılmıştır ve bu şekilde tespit edilirler. İkinci sistem olan tanımlama sisteminde ise; madenin tanımı yapılır ve bu tanıma girenler maden sayılırken, tanıma uymayanlar maden sayılmazlar. 

Maden kavramına hukuki açıdan bir tanımlama getirecek olursak; maden hukukunu “madenlerin ve taş ocaklarının zilyetliğine, mülkiyetine, bunların bulunması, açılması ile işletilmesine ilişkin kanun ve diğer mevzuat hükümlerini, bunların dayandığı esasları düzenleyen hukuk dalı”4 olarak açıklamak mümkündür

B. Madenci ve Maden İşçisi Kavramları

Madene dair açıklamalar yapıldıktan sonra, madenci ve maden işçisi kavramlarını irdelemek gerekirse; öncelikle Kanun’da direkt olarak bu iş grubunun tanımı bulunmamakla birlikte, madenci ve maden işçilerinin madenin çıkarılmaktan başlayarak işlenme ve devam eden prosedürlerde yer alan insan gücü olduğunu söylemek mümkündür. Bu iş alanının en öne çıkan yönlerinden biri, bu mesleğin faaliyet alanı, diğer bir deyişle işyeri yeraltı olduğundan, içinde barındırdığı tehlikelilik unsuru ve yaşanabilecek olası kazalardır. Tarihe ve hatta günümüze bakıldığında dünyanın pek çok ülkesinde ve ülkemizde, yüksek can kaybı ve yaralanmaların gerçekleştiği maden kazalarını görebilmek mümkündür. Dolayısıyla gerektirdiği beden gücü ve dayanıklılığından ötürü, maden işçisi olarak çok büyük çoğunlukla erkekleri görmekteyiz. Bu çalışmanın ilerleyen kısımlarında, maden işletmeleri bağlamında sorumluluk hususu irdelenecektir. 

Kanun’da doğrudan madenci ve maden işçisi kavramlarını açıklayan maddeler olmadığı yukarıda belirtilmişti. Bu kavramların içlerinin Kanun’da yer alan tanımlamalarla nasıl doldurulabileceğini irdelemeden önce, bahsi geçen kavramlar (madenci-maden işçisi) arasında bir fark olup olmadığı, varsa nasıl bir fark olduğunu tartışmak gerekirse; şöyle ki Türk Dil Kurumu Sözlüğünde5 madenci kelimesinin ne anlama geldiği araştırıldığında iki tanımla karşılaşılmaktadır. Bunlar: “maden işleten kimse” ve “maden ocaklarında çalışan işçi”dir. Dolayısıyla burada madenci kavramından, o madeni işleten kişi anlamı çıkarılabileceği gibi, o madende çalışan işçi anlamını da çıkarmak mümkündür. Nihayet, Kanun’da yer alan konumuzla ilişkili tanımlara göz atmak gerekirse, “Tanımlar” başlıklı m. 3’te maden işletme faaliyetleri, “üretime yönelik hazırlık çalışmaları ve üretim için yapılan faaliyetler” olarak tanımlanmışken; madencilik faaliyetlerinin ise, “madenlerin aranması, üretime yönelik hazırlık çalışmaları, üretilmesi, sevkiyatı, cevher hazırlama ve zenginleştirme, atıkların bertarafı, ruhsat sahasındaki stoklama/depolama işlemleri, maden işletmelerinin kapatılması ve çevre ile uyumlu hale getirilmesi ile ilgili tüm faaliyetler ve bu faaliyetlere yönelik geçici tesislerin yapılması” şeklinde bir tanım getirilmiştir. Bu tanımlar ışığında bir madencinin iş kapsamının neler olduğunu genel hatlarıyla görmek mümkündür.

C. Maden Sektörü

Maden alanını, sektörel anlamda incelemek gerekirse; ilk olarak, doğal kaynaklarını etkili bir şekilde değerlendirebilen ülkeler açısından maden kaynağının ekonomik olarak kalkınma ve gelişmede önemli etkenlerden biri olduğunu söylemek mümkündür. Yüksek katma değeri ve yarattığı istihdam kapasitesiyle madencilik sektörü, çoğunlukla kırsal bölgelere yakın yerlerde gerçekleştiğinden kente göçü önlemekte ve bölgesel kalkınmayı da hızlandırmaktadır. Bu sektörün dünyadaki ve ülkemizdeki yansımalarını inceleyecek olursak; ilk olarak dünya bazında maden sektöründeki faaliyetleriyle ön plana çıkmış başlıca ülkeler ABD, Çin, Güney Afrika, Kanada, Avustralya ve Rusya olarak belirtmek mümkündür. Bu ülkelerin yanında; maden grubuna girmeyen bir enerji türü olarak petrol sektöründe ise Suudi Arabistan, Kuveyt, İran, Rusya ve Türk Cumhuriyetleri sahip oldukları önemli rezervlerle bilinmektedir. Madencilik ürünlerinden ihracat bazında ham petrol, demir dışı metaller ve endüstriyel minerallerin dünya ticaretinde önemli bir payı mevcuttur. İstatistikler incelendiğinde; çelik, bakır, kurşun ve kalay gibi metallerin kullanımında bir azalma mevcutken, ileri seramik malzemeleri, plastik ve polimer kökenli malzemelerin kullanımının ise git gide yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Şu an dünyada ekonomik olarak en güçlü ülkelerden biri olan ABD ekonomisi incelendiğinde, maden sanayisine dayalı üretimin değerinin toplamda 27,6 milyar dolar ve ABD ekonomisine yaptığı toplam katma değerin ise 2,28 trilyon dolara ulaştığı kaydedilmektedir. Maden sektörüyle ön plana çıkan diğer bir ülke olan Kanada’da ise madenciliğe dayalı toplam üretim değeri 2009 yılı verilerine göre 45,3 milyar dolar civarında ve bu sektörden elde edilen vergi geliri ise yıllık 13,5 milyar dolar civarındadır. Bu verilere paralel olarak, maden arama faaliyetlerine en çok bütçe ayıran ülkelerin başında da yine ABD, Kanada ve Avustralya gelmektedir. Her sektörde olduğu gibi, maden sektöründe de fiyatlar arz ve talebe göre şekillenmektedir. 2001 yılından beri özellikle Çin, Brezilya ve Hindistan gibi ekonomik açıdan büyüme sürecinde olan ülkelerde maden sektörüne olan yüksek talep, küresel bazda da madencilik sektörünün hızlı gelişiminde büyük bir etki sahibi olmuştur. Tüm bu gelişmelerin yanında 2008 yılı sonlarına doğru kendini gösteren ekonomik krizin beraberinde getirdiği olumsuz etkilere rağmen, sonrasındaki yıllarda dünya ekonomisindeki ileriye doğru gelişmeler ve talebin artmasıyla orantılı olarak maden sektörü de kendi içinde bir düzelmeye girmiştir. 

Maden sektörünü Türkiye açısından irdeleyecek olursak; bilindiği üzere ülkemiz coğrafi açıdan jeolojik ve tektonik yapı özellikleri gereği pek çok maden yatağına sahiptir. Verilere göre tüm dünyada toplamda 90 farklı çeşitte maden üretimi yapılmaktayken, bu sayı ülkemizde 60’tır. Türkiye; endüstriyel ham maddeler başta olmak üzere, çeşitli metalik madenler, linyit ve jeotermal kaynaklar gibi enerji ham maddeleri açısından zengin bir ülkedir. Ülkemizin kaynaklar açısından zengin olduğu madenlerin başında bilindiği üzere, dünya rezervlerinin %72’si oranında bor minerallerine sahiptir. Sayısal verileri incelemek gerekirse; Türkiye’nin 2017 yılında maden sektörüne ait ihracatı 2016 yılına kıyasla %24 artış göstermiş ve 4,7 Milyar USD’ye ulaşmıştır. 2018 yılı Türkiye ihracat hedefi 170 Milyar Dolar, maden sektörü hedefi ise 2017 yılına göre %20-25 artış ile 6 Milyar Dolardır. 2023 yılı için ise hedef 15 Milyar USD’dir ve buna ulaşabilmek için %20 -25 bir artış sağlanması gerekmektedir6.

III. DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE MADEN HUKUKU EĞİLİMLERİ

Maden hukukuna dünya ve Türkiye perspektifinden yaklaşımın ne şekilde olduğunu genel hatlarıyla incelemek gerekirse; öncelikle maden kaynaklarına dünyanın son zamanlardaki bakış açısı, sadece maden alanıyla sınırlı olmamakla birlikte, diğer bir deyişleülkelerin sanayi ve ticaret sahalarına temas eden hemen her alanda son yıllarda hızlı bir ivme kazanan sürdürülebilir kalkınma hareketini görmek mümkündür7. Sürdürülebilir kalkınma kavramına dair genel hatlarıyla bir açıklama olarak; “ekonomik ve sosyal yapı ile çevre etkileşiminin bütüncül bir şekilde değerlendirilerek bugünkü ve gelecekteki nesillerin kalkınmanın getirdiği fırsatlardan hakkaniyetli bir şekilde yararlanmasının sağlanması, sürdürülebilir kalkınmanın temel felsefesini oluşturmaktadır.”8verilebilir. 

Dolayısıyla şunu söyleyebilmek mümkündür ki; ülkelerin, çevreyi koruma ve çevreye verilen zararı minimalize etme yönündeki bilinçleri geliştikçe, buna paralel olarak ekonomik kalkınmaya ve bunu sürdürülebilir hale getirmeye yönelik tutumları da değişmektedir. Madencilik sektörüyle ilgili birçok firma bu dönüşümü kolaylaştırmak ve yerleştirmek için tavsiye kuralları (codes of conduct) oluşturmuşlardır9. Bu kurallar Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası gibi çok uluslu kuruluşlar tarafından geliştirilmeye çalışılan MMSD (Mining, Minerals and Sustainable Development Project) projesi gibi çalışmalarla paralellik göstermektedir. Bu bağlamda söyleyebilmek mümkündür ki ülkelerin ekosisteme dair farkındalıklarının artmasıyla birlikte, politikaları da çevreye ve iklime saygılı ve doğal kaynakları da bu prensipleri göz önünde bulundurarak değerlendirme eğilimine kaymaktadır. Bu yaklaşımın örneğini de WCED raporunda; “bugünün ihtiyaçlarını gelecek neslin kendi ihtiyaçlarını karşılama olanaklarını tehlikeye atmadan karşılayan kalkınma” şeklinde görmek mümkündür.

IV. MADENLER ÜZERİNDEKİ HAKLAR BAKIMINDAN MADEN İŞLETEN KAVRAMI

Maden işleten kişinin, bu faaliyeti dolayısıyla madenler üzerinde ne gibi haklara sahip olduğunu irdeleyecek olursak; öncelikle belirtmek gerekir ki maden hakkı kendi içinde arama, ön işletme ve işletme ruhsatlarının verilmesi aşamalarını barındırır ve bu hakkın devri işlemleri 3213 sayılı Maden Kanunu ve bunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik10’te özel hükümlere tâbi tutulmuştur11. Yukarıda bahsedilen (arama ruhsatı, ön işletme ruhsatı, işletme ruhsatı) ve buluculuk hakkı gibi, kısacası tüm maden hakları, Maden Dairesi Başkanı tarafından, “kanuni sakınca” görülmediği takdirde Maden Kanunu’nu m. 6’da belirtilen haklarını kullanma kabiliyetini haiz, yani “maden ehliyeti”ne sahip gerçek veya tüzel kişilere devir edilebilir. Maden Kanunu m. 6/2’de, maden hakkının bölünmemesi ilkesinin doğal bir sonucu olarak, maden hakkının tek bir gerçek veya tüzel kişiye verilebileceği görülmektedir.

A. Genel Başvuru Mercii

Maden haklarının verilmesi aşamalarını açıklamak gerekirse; ilk olarak genel başvuru merciinden bahsetmek gerekir. Bu doğrultuda; arama, ön işletme ve işletme ruhsatlarının verilmesinin hukuki açıdan bir “idarî izin” olduğunu söylemek mümkündür. Yargıtay, bu hakkın tıpkı mülkiyet hakkı gibi bir aynî hak olduğunu içtihat etmiştir12. Belirtildiği üzere bu hakkın verilme niteliği bir idari işlem olarak nitelendirildiğinden, ortaya çıkan uyuşmazlıklar da idarî yargı denetimine tâbidir. Belli bir harç ödenmesinin sonucunda bu hakkı elde eden özel kişi, madeni kendi yararına işletme hakkını elde eder. 

B. Arama Ruhsatı Verilmesi

İşletme hakkının elde edilme sürecinin devamındaki aşama, arama ruhsatının verilmesidir. Maden Kanunu m. 3’e göre “arama ruhsatı”; belirli bir alanda maden arama faaliyetlerinde bulunulabilmesi için verilen yetki belgesidir. Bahsi geçen bu ruhsatı verme yetkisi, Maden Kanunu m. 17’de belirtildiği üzere Maden Dairesindedir ve en fazla 30 ay süre için verilmesi mümkündür. 

C. Ön İşletme Ruhsatı Verilmesi

Arama ruhsatının verilmesini, ön işletme ruhsatı verilmesi aşaması takip eder. “Ön işletme ruhsatı”; arama safhasından sonra işletme dönemine hazırlık ve gerek duyulabilecek diğer araştırmaların yapılabilmesini sağlamak için, azami üç yıl süre ile faaliyetlerin devamlılığı amacı ile verilen yetki belgesidir. Ön işletme ruhsatı, Maden Kanunu m. 19’da düzenlenmiş olup, eski Maden Kanunu’nda yer almayan bir düzenlemedir ve maden işletmesi prosedüründe arama aşamasından sonra ve işletme safhasına geçmeden önceki dönemi düzenler13. Ön işletme ruhsatı alabilmek için, arama ruhsatı sahibinin, arama ruhsatı süresi sonunda veya arama ruhsatı safhasında, Maden Dairesi’ne ön işletme projesi vererek talepte bulunması gerekir (Yön.m.9). İşlemlerin tamamlanması halinde 3 yıl için ön işletme ruhsatı verilir (Mad.K.m.20).

D. İşletme Ruhsatı Verilmesi

“İşletme ruhsatı”; işletme faaliyetlerinin yürütülebilmesi için verilen yetki belgesidir. (Mad. K. m.3). 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 24. Maddesi ve bunun uygulanmasına dair Yönetmelik m. 12’de öngörülen usul uyarınca; ruhsat sahibinin, arama veya ön işletme ruhsatı sonuna kadar Maden Dairesi’ne başvurarak, işletme ruhsatı talebinde bulunması gerekir. Böylece, işletme ruhsatı hakkı doğar14.

E. İşletme İmtiyazı Verilmesi

Güncel yani 3213 sayılı Maden Kanunu, eski Maden Kanunlarının aksine “işletme imtiyazı”na yer vermemektedir. Ancak, Kanun’da geçici m. 2 ve 3’te bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan arama ve işletme ruhsatları gibi işletme imtiyazlarının da 6309 sayılı Kanun ile hangi maden için verilmişse, yalnız o madenlere ait olmak üzere kaldıkları yerden 3213 sayılı Kanun hükümlerine göre devam edeceğini hükme bağlamaktadır15.

F. İl Özel İdareleri Tarafından Verilen Haklar

Son olarak, il özel idareleri tarafından verilen haklardan bahsetmek gerekirse, “kesilip parlatılabilme özelliği taşımayan; kaba inşaat veya yol yapımı vs. işlerde kullanılan taşlar, Maden Kanunu dışındadır (3213 sayılı Maden Kanunu m. 2/3) Bunlar Taşocakları Nizamnamesi’ne16 tâbidir”. Ancak, yürürlükte olan taşocağı ruhsatı sahasında işletmeye elverişli olan maddenin rezerv durumu da dikkate alınarak sanayinin hammaddesi veya ihraç konusu olduğunun, ruhsat sahibince belgelenmesi halinde bu madde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile Maden Kanunu kapsamına alınabilir (Maden Kanunu m. 2/3). Dolayısıyla bu bağlamda belirtmek gerekirse; bir kimse kendi tasarrufu altında veya sahibi olduğu arazide kendi ihtiyacı için taşocağı işletirse, bunun için devletten izin almasına gerek yoktur (Taşocakları Nizamnamesi, m. 3). Ancak, taşocağını ticari bir amaçla açıp işletecekse, bu durumda malik veya kiracının il özel idaresine dilekçe ile başvurup izin almak zorundadır. (Taş.N. m.4).

V. MADEN İŞLETENİN SORUMLULUĞU

Maden işletenin sorumluluğu hususunu inceleyecek olursak; ilk başta belirtildiği üzere, bu faaliyet alanı doğası gereği içinde pek çok riski barındırdığından, türlü sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Bu sorumluluğun mevzuat anlamında kaynaklarını; başta Maden Kanunu olmak üzere Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu ve İş Kanunu gibi çeşitli kanunlarda görmek mümkündür. Maden iş yerlerinin hukuki ve fiili durumları, 6309 sayılı Maden Kanunu’nda, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda ve 3008 sayılı İş Kanunu’nda düzenlenmişti. Yine Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda ve 3008 sayılı İş Kanunu’nda, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili tedbirlerin alınması öngörülmüştür. Bu konuyla alakalı olarak 1953 tarihinde maden işletmelerinde alınacak olan emniyet tedbirleri ile alakalı tüzükte; ocakta oluşacak herhangi bir kaza, yangın, patlama ve göçük durumunun ilgili bakanlığa bildirilmesi, işçilerin sağlığı ve güvenliği için makinelerin arızasız ve çalışır vaziyette tutulması, işçinin korunması için gerekli tüm giyim ve koruyucu malzeme sağlanması, tehlike gören personelin önlem alması ve yetkililere haber vermesi, tehlike anında işçilerin ocaktan güvenli şekilde çıkarılması ve işçilere tüm giriş ve çıkışların öğretilmesi düzenlenmişti17. Maden arama faaliyetleri esnasında meydana gelen zararlar hususuna değinmek gerekirse; bu faaliyetlerin gerçekleştirildiği esnada üzerinde çalışılan arazide bozulmalar gerçekleşmesi ve araziye müdahale edilmek zorunda kalınması bu faaliyet alanının kaçınılmaz bir gerçeğidir. Dolayısıyla, arama ve işletme faaliyetleri sırasında, madenin bulunduğu taşınmaz malikine, komşu malike, başka maden hakkı sahibine zarar verilmesi durumunun ortaya çıkma olasılığı mevcuttur18. Maden araması yapılan arazide, rezervin tespiti için kuyu, galeri açılması ve işletme faaliyeti için gerekli tesisin kurulması, yine maden araması yapılan araziden ve komşu arazilerden ulaşım için faydalanma durumu vardır19. Bu gibi durumlar için 3213 sayılı Maden Kanunu m. 46’da maden araması yapan kimseye, maden faaliyetinin amacına uygun olarak özel mülkiyet üzerinde irtifak ve intifa hakkı verilmesini öngörmüştür. Bahsi geçen irtifak ve intifa haklarının süresinin, işletme ruhsatı süresince uzatılması mümkündür. Dolayısıyla kanunda, hem arama hem işletme döneminde madenciye, ilgili taşınmazlar üzerinde intifa ve irtifak haklarının tanınabileceği düzenlenmiştir. 

VI. MADEN SAHALARINDAKİ HUKUKİ SORUMLULUK

Maden sahalarındaki hukuki sorumluluk kavramını incelemeden önce genel olarak hukuki sorumluluk kavramının ne anlama geldiğini irdelemek gerekirse; genel bir tanım olarak bir kişinin başkasına zarar vermesi durumunda, bu zararı karşılamak mecburiyetinde olması verilebilir. Bu tanım elbette hukuki sorumluluğu tam anlamıyla açıklamaya yetmemektedir. Hukuksal açıdan sorumluluğu; dar ve geniş anlamda olmak üzere iki türlü incelemek mümkündür. Öncelikle geniş anlamda sorumluluk gerek sözleşme dışı gerekse sözleşmesel sorumluluğu ifade eder ve bu anlamda dar anlamda sorumluluğa kıyasla daha kapsamlıdır. Dar anlamda sorumluluktan anlaşılan ise sözleşme dışı sorumluluktur20. Burada bir haksız fiilden doğan sorumluluk olduğunu söylemek mümkündür. Bildiğimiz üzere, borcun kaynaklarından biri de haksız fiillerdir. Haksız fiillerin her zaman bir kusur sonucu meydana geldiğini söylemek mümkün değildir. Fakat hukukumuzda esas olan kusur sorumluluğudur ve bunu, Türk Borçlar Kanunu’nunda21 haksız fiilleri düzenleyen m. 49’da; “kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür” görmek mümkündür. Dolayısıyla bu maddeden kusur sorumluluğu halinin mevcut olması için; hukuka aykırı bir fiil, ortaya çıkan zarar,  hukuka aykırı fiilin kusurlu şekilde gerçekleştirilmesi, fiille zarar arasında uygun illiyet bağı bulunması gerekir. 

Yukarıda da belirtildiği gibi, sorumluluk hallerinin tamamı kusurdan kaynaklanan durumlar değildir, kusursuz sorumluluk halleri de mevcuttur. Kusursuz sorumluluğun kabul edilmesinde göz önüne alınan ilkeler; dikkat ve özen ilkesi, hakkaniyet ilkesi ve tehlike ilkesidir. “Kural kusurlu sorumluluk olsa da istisnai olarak kişi gerçekleştirdiği fiilin sonucunda zararın ortaya çıkmasına neden olmuşsa ya da fiili kendisi gerçekleştirmese bile zarar doğuran fiilden fayda sağlamışsa veya bu fiili gerçekleştiren ile kanunda öngörülen bağlantısı varsa zararın meydana gelmesinde kusuru olmasa bile sorumluluğu söz konusu olabilir”22. Bu bağlamda söylemek gerekir ki maden hukuku alanında da kusursuz sorumluluk halleriyle karşılaşılması mümkündür. 

Bu doğrultuda, maden işletmesine ilişkin olarak ortada bir nimet-külfet dengesi olduğunu, diğer bir deyişe işletmecinin o bölgenin getirilerinden faydalandığı gibi, ortada çıkan çeşitli sorunlara ve zararlara da katlanması gerekir. Bu zararların tazmini esnasında dikkat edilmesi gereken husus, hakkaniyetli bir dengenin sağlanabilmesidir. Zira, işletmeciye çok büyük ölçüde bir sorumluluk yüklenmesi durumu, girişimcilerin faaliyetlerinde çekinmelerine ve bunun sonucu olarak bu daldaki gelişmenin yavaşlamasına sebebiyet verebileceği gibi, zarar görenin zararının yeterince tazmin edilmemesi durumu da zarar görenin mağdur bir duruma düşürülmesine neden olur. Dolayısıyla aradaki dengenin adaletli bir biçimde sağlanması hususu önemlidir.

VII. TEHLİKE SORUMLULUĞU BAĞLAMINDA MADEN İŞLETENİN SORUMLULUĞU

Yukarıda da açıklandığı üzere, kişiye ait bir hakka zarar meydana gelmesi her zaman kusurlu bir eylem sonucunda ortaya çıkmak zorunda değildir. Zarar verenin kendi eyleminden, kusuru olmasa dahi sorumlu olduğu haller mevcuttur. Bu tarz bir hukuki yaklaşımın gelişiminde, şüphesiz ki Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan gelişmelerin etkisi büyüktür ve beraberinde kusursuz sorumluluk hallerini de getirmiştir. Zira, bu devrimden sonra gelişen sanayi ve ticaret faaliyetleri ile ortaya çıkan büyük işletmeler, büyük risklerle beraber gelmiştir. Bu bağlamda hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenme alanı bulan “Tehlike Sorumluluğu” maddesi, önemli ölçüde tehlike taşıyan işletmeden doğan zararların tazmini için işletme sahibi veya işletenin görevlendirilmesi anlamına gelir. 

Tehlike sorumluluğunu genel olarak tanımlamak gerekirse Ulusan’ın şu şekilde bir tanım getirdiğini görebiliriz23

“Tehlike sorumluluğu toplum yaşantısının zorunlu koşulları sonucu kurulması, yapılması ekonomik ve sosyal açıdan gerekli bulunan işletme, girişim, tesis ve şeylerin kullanılması veya işletilmesiyle beliren, tehlikeli mahiyetinden doğan zararlardan, bu tehlikeli nesneler üzerinde egemen olan kimselerin kusuru bulunmasa ve tehlikenin önlenmesi amacıyla her türlü özeni göstermiş olsalar dahi sorumlu tutulmaları olayıdır.” 

Bu düzenlemenin amacının, yani ortada bir kusur bulunmasa dahi bir sorumluluk kalemi düzenlenmesinin amacı, hakkaniyete uygun davranmak ve zarar görenin mağduriyetini karşılamaktır. Tehlike sorumluluğunun kaynaklarını işletme sorumluluğu ve işletme dışı sorumluluk olarak iki başlıkta incelemek mümkündür ve esas olan işletme sorumluluğudur24.

A. Kavram

Tehlike sorumluluğunun anlamı; bir işletme, faaliyet veya nesneye özgü tehlikelerin meydana gelmesi ile oluşan sorumluluktur25. Son zamanlarda gelişen teknoloji ve tehlike arz eden sanayi faaliyetlerinin artması ile birlikte, bu sorumluluk türünün de önemi artmıştır. Buna göre, ağır tehlike arz eden faaliyette bulunanlar veya böyle bir nesneyi elinde bulunduranlar, depolayanlar ya da kullananlar, bu özel tehlikenin gerçekleşmesinden doğan zararı telafi etmekle yükümlü tutulmalıdırlar. Bu sorumluluk kaleminin, genel anlamda, tehlikeli bir girişimde bulunan kişinin, kusuru olsun olmasın, bu faaliyetleri sebebiyle bir zarar meydana gelirse, sebep olduğu zararlardan sorumlu olmasını sağlar. Tehlike sorumluluğunu, diğer kusursuz sorumluluk türlerinden ayıran ve daha ağır bir sorumlu luk türü kılan önemli hususlardan biri, tehlike sorumluluğundan kurtulma imkanı olmamasıdır26. Dolayısıyla tehlike sorumluluğundan kurtulmak, illiyet bağı kesilmediği sürece mümkün değildir. Bu sebeple, uzman kişiler kendilerinden beklenen özeni göstermiş, faaliyet için gerekli tüm izin ve ruhsatları almış olsalar bile tehlike sorumluluğundan kaçmaları mümkün değildir. Belirtmek gerekir ki tehlike sorumluluğu doğası itibariyle özen sorumluluğundan farklı olduğundan, işletme belli bir ölçüde tehlike arz ediyorsa, bu noktada yeterli özenin gösterilip gösterilmediği tartışılmaz. Bu tür sorumluluğun, sorumluluk türleri arasında en ağırı olduğunu söylemek mümkündür. 

B. Türk Borçlar Kanunu Madde 71’e Göre Tehlike Sorumluluğu

Yeni Borçlar Kanunu’na kadar hukukumuzda tanımlanmış bir genel tehlike sorumluluğunu görmek mümkün değildi. TBK m. 71’e göre tehlike sorumluluğunun varlığından bahsedilebilmesi için gerekli şartlar: 

-Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olmalıdır, 

-Meydana gelen zarar önemli ölçüde tehlike arz eden işletmenin faaliyetinden kaynaklanmalıdır, 

-İşletme sıkça ve ağır zarar doğurmaya elverişli olmalıdır, 

-Zarar uzman kişiden beklenen her türlü özen gösterilse bile önlenemeyecek olmalıdır, 

-Önemli ölçüde tehlike arz eden işletmenin faaliyetine hukuk düzeni tarafından izin verilmiş olması gerekir, 

-İşletmenin faaliyetinden faydalanan işletme sahibi ve varsa işleten zarardan müteselsilen sorumludur, 

-Zarar görenin zararı uygun bir bedelle denkleştirilir, 

-Belirli bir tehlike hali için özel bir kanun düzenlemesi varsa özel sorumluluk hükümleri uygulanır. 

Burada belirtmek gerekir ki maddenin son fıkrasında “önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler” şeklinde bir ifadeyle denkleştirme kavramından bahsetmiştir. Bahsi geçen denkleştirme kavramı, fedakarlığın denkleştirilmesinden farklıdır. Zira, fedakarlığın denkleştirilmesinde zarar, zarar veren tarafından bilerek ve istenerek verilmesine karşılık, tehlike sorumluluğunda bu durum istemeden ortaya çıkmaktadır. 

Yukarıda tehlike sorumluluğunun unsurlarını sıraladıktan sonra, bu sorumluluk hakkında genel bir çerçeve çizmek gerekirse; ilk başta söylenebilir ki önemli ölçüde tehlike arz etmek kavramından anlaşılması gereken, söz konusu işletmenin sık sık ve ağır zararlar doğurmaya eğilimli olması ve sübjektif unsuru da, uzman bir kişiden beklenen tüm özene rağmen yine de zararın meydana gelecek olmasıdır. Objektif esasa göre tehlike unsuru değerlendirildiğinde, tehlikenin devamlı ve ortaya çıkabilecek zararın da ağır olması anlaşılır. Zarar hususunda bilindiği üzere, hukuki bir sorumluluk doğabilmesi için zarar meydana gelmelidir. Maden faaliyetleri açısından bu zarar, maddi veya manevi olabilir. Burada önemli husus, zararın önemli ölçüde tehlike arz eden işletmenin faaliyetinden ve işletmenin kusuru olmaksızın meydana gelmesidir. İlliyet bağı noktasında, elbette meydana gelen olay ile ortaya çıkan zarar arasında bir nedensellik aranır. İlliyet bağının kesildiği durumlar, tüm sorumluluk hallerinde olduğu gibi burada da görülür. Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusurunun olması gibi hallerde artık illiyet bağının kesildiğini söylemek duruma göre mümkün olacaktır ve bu haller işletmenin sorumluluğunu kaldırır. Dolayısıyla genel ifadeyle söylenebilir ki tehlike sorumluluğunun varlığından bahsedebilmek için; kaza işyerinde gerçekleşmiş olmalı, bu hususun yanında işyerinin işletilmesi veya bundan doğan tehlikelerle zarar arasında uygun bir illiyet bağı bulunmalı ve bu illiyet bağının, zarar görenin veya üçüncü kişinin kusurlu hareketleri veya mücbir sebeple kesilmemiş olması gerekmektedir. 

VIII. RÖDOVANS SÖZLEŞMESİ

A. Rödovans Sözleşmesinin Tanımı, Hukuki Niteliği ve Şekli

1. Rödovans Sözleşmesi Tanımı

Rödovans Sözleşmesi maden sahalarındaki maden arama veya işletme ruhsat sahipleri ile gerçek veya tüzel üçüncü kişiler arasında maden ocağının işletilmesinin devri için gerçekleştirilen sözleşme anlamına gelmektedir. Üçüncü kişilerin maden sahalarında hak sahibi konumunda olan ruhsat sahibine karşı, üretilen her bir ton maden karşılığında bir bedel ödemeyi taahhüt ettiği rödovans sözleşmesine ilişkin 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) ürün kirasına ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır27. Buna karşılık bazı Yargıtay Kararları kapsamında rödovans sözleşmeleri bir alt işverenlik sözleşmesi olarak kabul edilmektedir. 

Rödovans kavramı “Maden ruhsat alanlarının, hukukî hak ve sorumlulukları kendisinde kalması koşuluyla hak sahibi tarafından sözleşme ile özel veya tüzel bir kişiye, bir süre tahsis edilmesi durumunda, maden ocağının işletilmesini üstlenen özel veya tüzel kişinin, esas ruhsat sahibine, ürettiği her bir ton maden için ödemeyi taahhüt ettiği meblağ” olarak tanımlanmaktadır28.

2. Rödovans Sözleşmesi Hukuki Niteliği

TBK’da açıkça belirtildiği üzere sözleşmenin taraflarının karşılıklı irade beyanlarına dayalı olarak kurulan bir hukuki ilişki olan rödovans sözleşmeleri, ruhsat sahibinin belirli bir süre ile maden işletme hakkını devretmesi ve bunun karşılığında rödovans verenin yaptığı üretimin kararlaştırılan kısmını ruhsat sahibine ödemesine dayanan hukuki ilişkidir. Yukarıda anlatılanlar ışığında rödovans sözleşmeleri tam iki tarafa borç yükleyen rızai bir sözleşme olup rödovans veren bakımından ani edim ruhsat sahibi bakımından ise sürekli edim borcu söz konusudur29.

3. Rödovans Sözleşmesinin Şekli

Rödovans sözleşmelerinde maden ruhsatının devri değil hakkın üçüncü kişiye sözleşme kapsamında belirlenmiş süre boyunca devri söz konusu olduğundan TBK uyarınca rödovans sözleşmeleri herhangi bir şekle tabi değildir. Taraflar aralarında mutabık kaldıkları sürece basit yazılı şekilde sözleşmeyi akdedebilecekleri gibi noterde düzenleyerek bu sözleşmeye resmiyet kazandırabileceklerdir.

B. İş Sağlığı Ve Güvenliği Hükümlerince Ortaya Çıkan Zararlar

İş sahalarında çalışan işçiler her gün iş kazası geçirme riski ile karşı karşıya olmakla bu durum işveren açısından hukuki ve cezai sorumluluk doğurabilmektedir. Özellikle maden sahalarında çalışan işçiler için iş kazası geçirme riski daha da yüksek oranlarda görülmektedir. Öncelikle mesleki riskleri önlemek amacıyla gerekli tedbirleri alınması ve iş sahasının işçiler için güvenlikli hale getirilmesi işverene verilen yükümlülüklerdendir. Bu tedbirlerin alınmasının yanı sıra alınan tedbirlere uyulması hususunda da işverene sorumluluk tanınmıştır. İşveren iş sahasında çalıştırdığı işçileri gözetmekle yükümlüdür. 

Maden sahalarında çalışan işçilerin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması açısından işveren sahada gerçekleşebilecek tehlikeler kapsamında çalışanlarını eğitmek ve bilgilendirmek durumundadır. Tehlike olasılığı yüksek olan alanlarda işveren tarafından A sınıfı iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip bir iş sağlığı ve güvenliği uzmanı görevlendirilir30. Görevlendirilen uzmanca iş sağlığı ve güvenliği kapsamında doğabilecek olan riskler hakkında işveren yazılı olarak uyarılır, sahanın güvenliğinin sağlanabilmesi için alınabilecek önlemlerin gerçekleştirilmesi işverenin sorumluluğundadır31

Ruhsat sahibinin Maden Kanunu m. 21 nezdinde daimî nezaretçi bulundurma yükümlülüğü uyarınca sahalarda yapılan faaliyetler maden mühendisi eşliğinde gerçekleştirilmektedir32. Maden mühendislerinin asli görevi sahada gerçekleştirilen faaliyetlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından tetkiki değil sahanın teknik işletmesinin kontrolü üzerinedir. Maden sahalarında rödovansçının sunduğu kişiler ruhsat sahibince daimi nezaretçi olarak atanmakla birlikte ruhsat sahibinin çalışanı  olarak görünen nezaretçinin masrafları rödovansçı tarafından karşılanmaktadır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2005/791 Esas 2005/6574 Karar sayılı kararında “Rödovansçının bağımsız hareket etme imkânı kısıtlanmış ve ruhsat sahibinin üretime müdahalede bulunma imkânı varsa bu durumda asıl işveren alt ilişkisinin varlığından söz edilir” denilmektedir33

İşverenin sorumluluğu kusur sorumluluğu olup bu kusurun varlığı yetkili makamlarca tayin edilmektedir. Maden sahasında yaşanan bir kazadan dolayı işçinin işverene karşı tazminat talebi olabilmesi için kaza ile işveren tarafından gerçekleştirilen iş arasında bir illiyet bağı bulunmalıdır. İşçinin uğradığı bedensel veya ruhsal zarara istinaden maddi tazminat davası açılabilir, SGK tarafından yapılan sağlık yardımının yanı sıra işverenden maddi talep söz konusudur. Maddi zararın tazmininin yanı sıra Türk Borçlar Kanunu m. 56 uyarınca “iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle bedensel ya da ruhsal zarara uğrayan işçi maddi zarardan başka elem ve acı çekerek manevi zarara da uğramışsa manevi tazminat isteyebilmesi mümkündür” denilmektedir. Tüm bunlara ek olarak işçinin ölümü halinde ailesine, ölüm nedeniyle yaşadığı acı ve ıstırap dolayısıyla manevi tazminat ödenebilecektir.

C. Muvazaalı Rödovans Sözleşmeleri

Maden işletmelerinde ruhsat sahipleri sahada gerçekleştirilen faaliyetlerini rödovansçıya devrederek kendi direktifleri doğrultusunda maden üretimini gerçekleştirmektedirler. Rödovansçı ruhsat sahibinden bağımsız değildir ve ruhsat sahibinin sahasına işçi temin etmektedir34. Ruhsat sahibine işçi temin edilmesi durumu, çalışan işçiler ruhsat sahibine bağlı olarak değerlendirildiğinden ve rödovansla işletilen sahalarda alt işveren ve asıl işveren ilişkisinin kurulmasının zorluğundan hareketle bu sistem muvazaalı işlem olarak görülmektedir. Rödovansçının alt işveren olarak göründüğü ve sahada çalışan işçilerin ruhsat sahibinin işçileri olarak sayıldığı durumda işçiler, ruhsat sahibinin işçilik haklarından yararlanırlar. 

Yargıtay 10 Hukuk Dairesi 1992/11117 Esas 1993/3693 Karar sayılı kararında “rödovans sözleşmesi ile işletilen bir sahayı rödovansçı şirketin ortakların bir kısmı ya da tamamı aynı başka bir şirkete devredilmesi halinde işletme bütünlüğü kardeş şirket ilişkisi oluştuğunu ve devralan ikinci şirketle birinci şirket arasındaki tüzel kişilik perdesi kaldırılarak devralan ikinci şirketin devreden birinci şirketin işçilerinin işçilik haklarından sorumlu olduğuna” karar vermiştir35.

IX. SONUÇ

Sonuç olarak; geniş bir istihdama yer veren maden sahalarında maden işçileri ile ilgili gerek iş sağlığı ve güvenliği kapsamında gerekse 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamında birçok düzenleme yer almaktadır. Maden sahaları yapıları gereği iş kazalarına daha çok mahal vermekle beraber işçilerin faaliyet alanlarında güvenliğinin sağlanmasının ne kadar elzem olduğu işverenlerce dikkate alınmalıdır. İşbu kapsamda alınacak önlemler işverenler tarafından gerekli görülmeli ve mutlaka iş sahalarında uygulanmalıdır. Hukukumuzda bu durumun önemine binaen ilgili mevzuat detaylıca düzenlenmiş dolayısıyla işverenin sorumluluğu kusursuz sorumluluk kapsamında değerlendirilmiştir. Yukarıda da anlatıldığı üzere işverenin anılan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almasının yanı sıra bu önlemlerin faaliyet alanında uygulanıp uygulanmadığının denetimini de sağlamakla da yükümlüdür. İşbu yükümlülüklere uymaması halinde işvereniçin hem haksız fiilden doğan sorumluluk hem de sözleşmesel sorumluluk söz konusu olacaktır.

KAYNAKÇA

DEMET ÖZDAMAR, Maden Hakkının Verilmesi ve Bu Hakkın Devri. Dünyada ve Türkiye’de Madencilik Sektörü https://www. corlutso.org.tr/uploads/docs/dunyada_ve_turkiyede_madencilik_sektoru.pdf (Erişim tarihi, 23.10.2022). 

ECE NUR KESEMEN, “Türk Hukukunda Maden İşletenin Hukuki Sorumluluğu”. 

FİKRET EREN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21.Baskı, İstanbul, Beta, 2017. 

GÜZİN ÜÇIŞIK, “Tehlike Sorumluluğunun Genel Kural ile Düzenlenmesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, Ankara, 2009. https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/ (Erişim tarihi, 25. 10.2022). Maden Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik, 22.08.1985, 18850 sayılı Resmi Gazete. 

MUSTAFA ALPER GÜMÜŞ, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. I, İstanbul 2012. 

MUSTAFA TOPALOĞLU, Dünyada Maden Hukukuyla İlgili Yeni Yaklaşımlar ve Bu Bağlamda Türk Maden Hukukunun Gelişimi. 

MUSTAFA TOPALOĞLU, Maden Hukuku ile İlgili Makaleler, İstanbul 2021. SERAP TELLİ, İdare Hukuku ve Uluslararası Hukuk Açısından Madenler (Madenler), Ankara 1989. 

SÜLEYMAN YILDIZ, “Türk Borçlar Kanunu Tasarısında Sebep Sorumluluğuna İlişkin Yeni Hükümler”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 59, S. 3, 2010. Sürdürülebilir Kalkınma Hakkında Temel Bilgiler http:// www.surdurulebilirkalkinma.gov.tr/temel-tanimlar/ (Erişim tarihi, 23.10.2022). 

TUĞBA YAVUZ MARIM, “Madenlerin İşletilmesi ve Rödövans Sözleşmesi”, 2021. Türk Dil Kurumu Sözlüğü https://sozluk.gov.tr/ (Erişim tarihi, 23.10.2022). 

İLHAN ULUSAN, “Tehlike Sorumluluğu Üstüne”, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi.

DİPNOT

1 Ece Nur Kesemen, Türk Hukukunda Maden İşletenin Hukuki Sorumluluğu (Maden İşletenin Sorumluluğu), Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuku Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Afyonkarahisar 2019, s. 5.

2 3213 sayılı Maden Kanunu m. 2 ve 3. 15.06.1985, 18785 sayılı Resmi Gazete (RG).

3 Tuğba Yavuz Marım, Madenlerin İşletilmesi ve Rödövans Sözleşmesi (Madenlerin İşletilmesi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2021 s. 4. 

4 Serap Telli, İdare Hukuku ve Uluslararası Hukuk Açısından Madenler (Madenler), Ankara 1989 s. 69.

5 Türk Dil Kurumu Sözlüğü https://sozluk.gov.tr/ (Erişim tarihi, 23 .10. 2022).

6 Dünyada ve Türkiye’de Madencilik Sektörü https://www.corlutso.org.tr/ uploads/docs/dunyada_ve_turkiyede_madencilik_sektoru.pdf (Erişim tarihi, 23.10.2022), s. 3. 

7 Mustafa Topaloğlu, Dünyada Maden Hukukuyla İlgili Yeni Yaklaşımlar ve Bu Bağlamda Türk Maden Hukukunun Gelişimi (Maden Hukukuyla İlgili Yeni Yaklaşımlar), s. 1563.

8 Sürdürülebilir Kalkınma Hakkında Temel Bilgiler http://www.surdurulebilirkalkinma.gov.tr/temel-tanimlar/ (Erişim tarihi, 23.10.2022)

9 Topaloğlu, Maden Hukukuyla İlgili Yeni Yaklaşımlar, s. 1565’den naklen.

10 Maden Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik, 22.08.1985, 18850 sayılı Resmi Gazete.

11 Demet Özdamar, “Maden Hakkının Verilmesi ve Bu Hakkın Devri” (Maden Hakkı), Prof. Dr. Turhan Tufan Yüce’ye Armağan, İzmir, 2001, s. 119.

12 Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, T. 04.05.1966., E.1996/6, K.1966/4.

13 Telli, Madenler, s. 69.

14 Telli, Madenler s. 107.

15 Telli, Madenler s. 110.

16 6 Haziran 1317 tarihli Taşocakları Nizamnamesi, 1. Tertip Düstur C. 7, s. 49.

17 Demet Özdamar, Maden Hakkı, s. 445.

18 Topaloğlu, Maden Hukukuyla İlgili Yeni Yaklaşımlar, s. 13.

19 Topaloğlu, Maden Hukukuyla İlgili Yeni Yaklaşımlar, s. 25.

20 Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler (Borçlar Hukuku), 21.Baskı, İstanbul, Beta, 2017, s. 508.

21 Türk Borçlar Kanunu m. 49, 04.02.2011 tarihli, 27836 sayılı Resmi Gazete. 

22 Ece Nur Kesemen, Maden İşletenin Sorumluluğu, s. 10.

23 İlhan Ulusan, “Tehlike Sorumluluğu Üstüne”, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.4, S.6, 1970, s. 23.

24 Eren, Borçlar Hukuku, s. 689.

25 Süleyman Yılmaz, “Türk Borçlar Kanunu Tasarısında Sebep Sorumluluğuna İlişkin Yeni Hükümler”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.59, S.3, 2010, s. 551 https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/ (Erişim tarihi, 25.10.2022).

26 Güzin Üçışık, “Tehlike Sorumluluğunun Genel Kural ile Düzenlenmesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, Ankara, 2009, s.127.

27 Topaloğlu, Maden Hukuku ile İlgili Makaleler, İstanbul 2021, s. 351.

28 Yargıtay 10. HD. 17.10.2014, E. 2014/16695, K. 2014/19906 (www.kazanci.com.tr, Erişim Tarihi: 26.10.2022).

29 Mustafa Alper Gümüş, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. I, İstanbul 2012, s. 312, 335.

30 Topaloğlu, Maden Hukuku ile İlgili Makaleler, s. 351.

31 Topaloğlu, Maden Hukuku ile İlgili Makaleler, s. 353.

32 Topaloğlu, Maden Hukuku ile İlgili Makaleler, s. 357.

33 Yargıtay 21.HD. E.2005/791 K.2005/6474 (www. karararama.yargitay.gov.tr, Erişim Tarihi: 06.11.2022).

34 Topaloğlu, Maden Hukuku ile İlgili Makaleler, s. 381.

35 Yargıtay 10.HD. E.1992/11117 K.1993/3693 (www. karararama.yargitay.gov.tr, Erişim Tarihi: 06.11.2022).

More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 189

Gsi Brief 189

Brief
Read more

Articletter - Summer Issue

İhsan Oktay Anar’ın Kitab’ül Hi̇yel adlı Eserine Fikri Mülkiyet Hukuku Açısından Bir Bakış

İhsan Oktay Anar’ın Kitab’ül Hi̇yel Adlı Eserine Fikri Mülkiyet Hukuku Açısından Bir Bakış

2023
Read more
NFT (Non-Fungible Token) Formatında Hazırlanan Eserlerde Eser Sahibinin Fikri Haklarının İhlali

Nft (non-fungible Token) Formatında Hazırlanan Eserlerde Eser Sahibinin Fikri Haklarının İhlali

2023
Read more
Pseg Global V. Türkiye ICSID Karar İncelemesi

Pseg Global V. Türkiye Icsid Karar İncelemesi

2023
Read more
Anayasa Mahkemesi Karar İncelemesi Kişisel Verilerin Korunması ve Özel Hayata Saygı Kapsamında Parmak İzi Kayıt Sistemi

Anayasa Mahkemesi Karar İncelemesi Kişisel Verilerin Korunması Ve Özel Hayata Saygı Kapsamında Parmak İzi Kayıt Sistemi

2023
Read more
Maden Mevzuatı Kapsamında Sorumluluk Hususunun Değerlendirilmesi