ÖZET
İhsan Oktay Anar tarafından Osmanlı döneminde yaşamış ve kendilerini hiyel ilmine adamış üç kahramanın hikayesini anlatan “Kitabü’l Hiyel” kurmaca bir metin olmasının yanı sıra içeriğinde yer alan tarihi ve teknik öğeler nedeniyle kurmaca metinlerin klasik tanımına göre farklılık teşkil etmektedir. Zira metnin içerisinde yer verilen icatların görselleri, icatlara dair detaylı hesapların yer alması gibi birçok unsur bahse konu metnin bir kurmacadan daha fazlası olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca metinde yer alan kahramanların yaşadığı dönem ve Osmanlı’nın bu dönem içerisindeki hâli de alt metin olarak oldukça detaylı bir şekilde işlenmiştir. Kitapta, günümüz hukuk dili içerisinde “patent” ve “buluş” olarak ifade edeceğimiz ürünlerle hemhâl olmuş üç kahramanın hikayesi anlatılmaktadır. Gerçekleştirilen icatların Osmanlı döneminde nasıl ve ne şekilde korunacağı kurmaca bir metin olması hasebiyle detaylı bir şekilde izah edilmemiş olsa dahi bu kahramanlar üzerinden icatlarının padişaha ulaşabilme çabası da anlatılmıştır. Zira romanın konu aldığı Osmanlı döneminde İhtira Beratı Kanunu’nun mevcut olmaması sebebiyle mucitler kendilerini ve icatlarını ancak padişahın yahut üst düzey yöneticilerin vasıtasıyla koruyabilmekteydiler. Çalışmamız kapsamında Osmanlı’nın bu dönemi ve patent hukuku alanındaki kanunlaşma süreci incelenecektir.
Çalışmamız kapsamında Osmanlı’nın bu dönemi ve patent hukuku alanındaki kanunlaşma süreci incelenecektir.
I. GİRİŞ
Arapça hîle (hüner, tedbir, çare, yöntem) kelimesinin çoğulu olan hiyel, ilimler tarihinde genellikle “makine bilgisi” veya “mekanik teknolojisi” anlamında kullanılmaktadır1. “Hileler Kitabı” olarak okuyabileceğimiz “Kitab’ül Hiyel”; hiyel ustası üç kahramanın Osmanlı dönemindeki icatlarını, icatlarının fark edilmesi için gösterdikleri çabayı anlatmaktadır. Metnin geçtiği dönem/ tarih aralığı dikkate alındığında Osmanlı döneminde patent hukukuna dair kanun düzenlemesinin bulunmadığı, imtiyaz yoluyla mucitlerin teşvik edildiği söylenebilecektir. Ancak anılan metin içerisindeki bilhassa usta–çırak ilişkisi ve Osmanlı’da lonca müessesinin son demlerinin yaşanması, sanayinin ortaya çıkışı ve yükselişi dönemlerinde sınai mülkiyet ürünleri meydana getiren mucitlerin ne tür zorluklarla karşılaştığı gibi hususların alt metinde incelendiğini ifade etmek isteriz. Aşağıda Osmanlı patent hukuku detaylı bir şekilde izah edilerek icatların resmileştirilme prosedürü anlatılacak olmakla birlikte, romanın geçtiği dönem içerisinde mucitlerin yaşadığı zorluklara da yer verilecektir. Bunun ise temel sebebinin, artan fikri mülkiyet koruması ihtiyacına rağmen kanun eksikliği yahut uygulamaya dair düzenlemenin bulunmaması olduğu söylenebilecektir.
Çalışmamızda romanın genel hatları, dönem ve tarihsel süreç anlamında izah edilecek olup, akabinde bu dönem içerisindeki Osmanlı patent hukukundaki gelişmeler ve değişimlere yer verilecektir.
II. KURMACANIN GEÇTİĞİ DÖNEM VE KAHRAMANLAR
Kitabül Hiyel’de, 19. yüzyılda İstanbul’da yaşayan üç farklı mucidin hikayesi anlatılmakla birlikte, dönemin icatlara/ mucitlere yahut daha geniş bir ifadeyle yeniliklere dair anlayışı da alt metin olarak okuyucuya sunulmaktadır. Kitap içerisinde yer alan üç mucit esasen birbirinden bağımsız hikayeleri olan kahramanlar değillerdir. Aksine usta-çırak ilişkisi içerisinde birbirinden el almış üç farklı karakter anlatılmaktadır. İlk olarak Yâfes Çelebi karakteriyle hikayeye giriş yapılmaktadır. Okuyucu, metin içerisinde Yâfes Çelebi’nin, akabinde Yâfes Çelebi tarafından köle pazarından alınan ancak azat edilen Kara Calûd’un ve yine Calûd tarafından yetiştirilen Üzeyir Bey’in yaşadıklarına ve Osmanlı tarihinde önemli vakaların cereyan ettiğine tanık olmaktadır. III. Selim dönemi ile başlayarak II. Meşrutiyet’e uzanan bir tarih aralığında geçen romanda, bu dönemki esnafların usta–çırak ilişkilerine ve bu kişiler arasındaki hiyerarşilere yönelik de bilgiler aktarılmaktadır. Metin içerisinde çokça teknik ve detaylı hesaplamaya yer verildiği, üç kahramanın da tahayyül ettiği ve icat ettiği buluşlara ilişkin görsellerin yer aldığı görülmektedir. Bu kapsamda yalnızca olay kurgusu açısından değil, teknik açıdan da yoğun bir bilgi öbeğiyle karşı karşıya kalındığı açıktır. Metinde yer verilen bu eserler ilkel aygıtlar olmakla birlikte, dönem için oldukça yaratıcı ve farklı çarklar, markalar, silahlar, kaldıraçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca romanın geçtiği dönemin Osmanlı Devleti’nin yeniliklere, icatlara ve mucitlere önem verdiği, desteklediği dönem olması hususu da önemli bir alt metindir.
Romana hikayesiyle başlanan Yâfes Çelebi’nin bulunduğu mekanda Nizam-ı Cedid ordusundan bahseden yeniçerilerin yer alması romana III. Selim döneminde başlandığını, Vakayı Hayriye döneminde ise öldürülmesi ise 1826 yıllarında Yâfes Çelebi’nin hikayesinin tamamlandığını göstermektedir2. Kara Calûd’a ilişkin olarak ise “Sultan Mahmud-ı Sani Han Hazretlerinin ferman-ı hümayunlarıyla”3 pantolon giymenin başladığı dönemde yaşamın zorluklarına dair anlatımların yer aldığı bölümlerden kendisinin 1827 ve devamı yıllarında yaşadığı, nihai olarak ise Üzeyir Bey’in “İstanbul Sanayi Mektebi”ne gittiği, bu dönemin de 1895’li yıllara tekabül ettiği görülmektedir4. Bu kapsamda romanın bir asrı aşkın tarihi anlattığına, ancak bu tarihler içerisinde icatlara ilişkin kanunun ancak son dönemde bulunduğuna dikkat çekmek isteriz. Her ne kadar metnin başlarında Yâfes Çelebi tarafından İhtira Beratı için başvuruda bulunulduğu gibi kısımlara yer verilmişse de olayın geçtiği tarihte İhtira Beratı Kanunu henüz yürürlüğe girmiş değildir. Ancak bu noktada ihtira beratı (buluş belgesi) uygulamasının kanundan önce de mevcut olduğunu söylemek yararlı olacaktır. Aşağıdaki başlıklarda detaylarına yer verileceği üzere, Osmanlı döneminde patent hukukuna dair kanunlaşma 1880 yılında İhtira Beratı Kanunu ile gerçekleşmiştir. Bu kanun öncesinde mucitler imtiyazlar ve kendilerine verilen beratlar vasıtasıyla teşvik edilmişlerdir.
Romanın her aşamasında olmamakla birlikte, bilhassa Yâfes Çelebi’nin hikâyesinin anlatıldığı kısımlarda icatlarının berat alması için hususi çaba sarf edildiği, her üç kahramanın da icatlarının bilhassa dönemin padişahları tarafından fark edilmesi için uğraştıkları görülmektedir. Bu noktada Osmanlı döneminde icatlara ilişkin tanınan imtiyazların, akabinde ise kanunlaşma sürecinin önem arz ettiğini ifade etmek isteriz.
III. OSMANLI DÖNEMİNDE PATENT HUKUKU
Buhar makinesinin bulunması ile dünya sanayileşme ve teknik ilerlemenin ön planda olduğu bir çağa giriş yapmıştır. Bu sayede sınai mülkiyet konusu icatlar daha yeni bir ifade ile patentler gündeme gelmiştir. Patentlerin ya da geniş tanım ile sınai mülkiyet ürünlerinin ve bunlara dair hakların korunması 1474 yılına kadar dayanmaktadır5. Venedik Patent Kanunu patent hukuku açısından kanunlaşmış ilk ve en eski düzenlemedir. Bu kanunun akabinde ise ikinci düzenleme olarak 1623 tarihli İngiliz Tekel Kanunu karşımıza çıkmaktadır6. İcatların korunmasına dair çeşitli düzenlemeler olmakla birlikte bu iki kanun düzenlemesi haricinde maktu bir düzenlemenin bulunmadığı ifade edilebilecektir.
Osmanlı tarihi açısından baktığımızda patent hukukuna dair ilk kanunlaşma 1879 tarihli İhtira Beratı Kanunu ile gerçekleşmiştir7. Bu kanun öncesinde ise imtiyaz verilmek suretiyle sınai mülkiyet hakkı sahiplerinin korunduğu, icatlara yönelik mucitlerin teşvik edildiği görülmektedir. Ancak değindiğimiz üzere sanayi devrimi ile birlikte sınai mülkiyet haklarının çağın gereklerine uyum sağlayacak şekilde düzenlenmesi ve daha önemlisi ise ticari ve iktisadi olarak ülkenin ilerlemesi adına önem arz etmesi sebebiyle kanunlaşma yoluna gidilmiştir.
İhtira, Arapça kökenli bir kelimedir ve “buluş, icat” anlamına, berat ise “resmi belge” anlamına gelmektedir8. “İhtira Beratı” ise günümüzde patent olarak anılan “icat belgesi” anlamına gelmektedir. Patent tabirinin kullanılmasının tercih edilmemesi nedeniyle İngilizce “letters patent” tabiri, Osmanlı Türkçesi’ne “ihtira beratı” olarak tercüme edilmiştir9.
Ancak günümüzde her iki kullanım da son bulmuş ve “patent” kavramı sınai mülkiyetin ana terimlerinden biri haline gelmiştir.
A. İmtiyazlar Dönemi
“İmtiyaz”, bir işin, başkalarının yapamaması şartıyla özel bir izin ile bir kimseye ve kuruluşa verilmesi olarak tanımlanmaktadır10. Sanayinin gelişmesi ve devletlerin dünyadaki varlığı açısından icatların önem kazanması sebebiyle Osmanlı icatlara ilişkin yatırımı arttırmak için imtiyaz ve ruhsatlar vermeyi tercih etmiştir. Ruhsatlar, imtiyazlara göre daha dar bir kapsama sahip olmakla birlikte temelde imtiyaz nedeniyle sahip olunan tekel hakkının ruhsatlarda bulunmadığı söylenebilecektir11. İmtiyazlar ise kişiye tekel hakkı vermek şeklinde meydana gelebilmektedir. Devletin verdiği imtiyazlar ile şeker, buz, züccaciye, madeni eşya gibi çeşitli sektörlerde birçok fabrika kurulduğu görülmektedir12. İmtiyazların kullanıldığı bir diğer alan ise çalışmamızın konusu olan icatlara ilişkindir. Mucitlerin icatlarını uygulamaya koymalarını sağlamak, üretimi artırmak ve pek tabii yeni icatların yapılmasını teşvik etmek amacıyla imtiyazların verildiği görülmektedir. İmtiyazlar, İhtira Beratı Kanunu yürürlüğe girene kadar uygulama alanı bulmuş ve mucitlerin de önem verdiği bir uygulama olmuştur.
Çalışmamızın temelini teşkil eden Kitabü’l Hiyel incelendiğinde kurmacanın kahramanlarından Yâfes Çelebi, Calûd ve Üzeyir Bey’in (Üzeyir Bey’in belirli bir döneminde kanun yürürlüktedir) hiyel ilmi çerçevesinde meydana getirdiği icatların kanun çerçevesinde değil, imtiyaz çerçevesinde berat almaya hak kazanabileceğini ifade etmek isteriz. Romanın geçtiği dönem itibariyle kanunlaşmanın gerekli olduğu kahramanların icatlarını fark ettirme çabalarından da anlaşılmaktadır. Ancak bu icatların Osmanlı dönemi sınai mülkiyet hukuku çerçevesinde ancak imtiyaz ile korunabileceğini ifade etmek gerekir.
İmtiyazların veriliş usulüne ilişkin kanun metni bulunmamakla birlikte, icatlara dair verilecek bu imtiyazlar için belli başlı şartlar oluşturulmuştur. Osmanlı Devleti’nde imtiyazlar verilirken icadın faydalı ve uygulanabilir olmasının değerlendirildiği, icadın türüne ve uygulanacağı alana ilişkin sınırlandırmaların bulunmadığı görülmektedir13. Ancak bu noktada dikkat edilen bir diğer unsurun kamu yararı olduğunu ifade etmek isteriz. Örneğin; tarımsal ürünlere ilişkin tekel hakkı verilmesinin uygun olmadığı kabul edilmektedir14. Bu durum, kamu yararı ile buluş sahibinin tekel hakkı arasındaki ikilikte Osmanlı uygulamasının kamu yararını öncelediğini de göstermektedir.
İcatlara ilişkin verilen imtiyazların sınırsız bir süre ile verilmediği, imtiyaz süresinin on beş yıl ile sınırlandırıldığı görülmektedir15. İmtiyaz sahibi olunmasıyla birlikte, günümüzdeki patent tescilinde olduğu üzere hak sahibinin rızası dışında icadın kullanılması/ geliştirilmesi vb. eylemlerin hepsi yasaklanmıştır. Bu fiillerden birinin gerçekleştirildiğinin tespit edilmesi halinde ise, ürünlerin toplatılması vb. söz konusu olmaktadır16.
İmtiyazlar, İhtira Beratı Kanunu yürürlüğe girene kadar uygulama alanı bulmuş ve mucitlerin de önem verdiği bir uygulama olmuştur.
İmtiyaz başvurusu gerçekleştirilirken mucidin icadının uygulanabilir olduğunu ya başvurusu aşamasında ya da başvurudan itibaren üç ay içerisinde plan/ resim ve hesaplamalar ile uygulanabilir olduğunu ispat etmesi gerekmektedir17. Aksi takdirde imtiyaz verilmemekte ve/ veya verilen imtiyaz hükümsüz kılınmaktadır.
B. İhtira Beratı Kanunu Dönemi
İmtiyaz verilmesinin sistematiklik içermemesi, özellikle yabancı mucitlerin Avrupa ülkelerinin patent korumalarına karşı Osmanlı’nın imtiyaz usulünü tercih etmemeleri gibi birçok neden kanunlaşmaya sebebiyet vermiştir. İmtiyazlar döneminde devlet, icatlara yönelik imtiyazları belirli kurallar çerçevesinde talep edenlere vermektedir. Fakat imtiyaz beratlarına dair yazılı bir düzenleme olmaması, imtiyaz talep edenlerin çeşitli itirazlarına neden olmaktadır. İmtiyaz süreleri veya imtiyaz beratlarından alınan ücretler, yazılı bir kanun olmadığı için genellikle tartışma konusu olan mevzulardır. Dolayısıyla Osmanlı çağın gereği olarak kanun metni oluşturmayı ve düzenleme getirmeyi tercih etmiştir. İhtira Beratı Kanunu organik bir kanun değildir. 1844 tarihli Fransa Patent Kanunu’nun tercümesi olan İhtira Beratı Kanunu 1871 yılında oluşturulmuş ve 1880 yılında uygulanmaya başlamıştır18. Kanunun birinci maddesinde;
“Hiref ve sanayiye dair her nevi’ ihtiraat, keşfiyat ve ıslahattan istifade hakkı mucid ve kâşif ve muslihlere aittir. Ve bu hakkı istifade mevadd-ı atiyede tayin olunan müddetler ile meşrut olmak üzere taraf devletten berat itası ile tasdik olunur”
şeklinde bir açıklama yapılarak sanayide yeni olan bir buluşa artık berat verilerek mucidin hakkının korunacağı belirtilmiştir. Kanun ile bütünüyle yeni bir icat meydana getirilebileceği gibi, mevcut bir icadın yeni bir şeklini/ kullanma tarzını bulan ve/ veya geliştirenlere belirli bir süre ile berat verileceği düzenlenmiştir. Beratı alan kişi, icat üzerindeki tüm haklara münhasıran sahip olacak, bu berattan doğan haklarını devredebilecek yahut belirli bir süre kullanım için üçüncü kişilerle anlaşma yapabilecektir19. İhtira Beratı ile mucide tanınan hakların süresi imtiyazlarda olduğu üzere on beş yıldır. Mucit bu süre içerisinde icadını geliştirme/ değiştirme haklarına sahiptir. Bu değişiklikleri de bildirmek suretiyle onaylı yeni ek beratlar alabilecektir. Bu geliştirmelerin süreleri ise asıl berata bağlı olacak şekilde düzenlenmiştir. Mucide tanınan on beş yıllık süre ise ihtira beratı için talepte bulunulan dilekçenin ibraz edildiği tarihtir. Günümüz hukukunda uygulandığı üzere koruma süresi başvuru ile gerçekleşmektedir.
İhtira beratı için başvurular Ticaret ve Ziraat Nezareti’ne dilekçe, tarifname, mürekkep ile çizilmiş resim ve ödenmesi gereken harcın ödenmesi suretiyle gerçekleştirilmektedir. Başvuru dilekçesinin icat edilen ürünü açıkça içermesi ve tarifnamesinin sarih olması gerekmektedir. Aksi takdirde başvuru talebi reddedilmektedir. Başvurunun uygun olmadığı yönündeki görüş başvuru sahibine bildirilmekte ve üç ay içerisinde bu eksikliğin giderilmesi talep edilmektedir. Süre içerisinde eksikliğin giderilmemesi durumunda ise başvuru kayıtlardan silinmektedir. Ayrıca başvuruya konu belgelerin hiçbirinde karalama/ silme vb. tahrifatın bulunmaması Kanun’un maddesinde belirtilmiştir.
İhtira beratları süreli olarak verilmekle birlikte, her berat için on beş yıllık süre zorunlu olarak düzenlenmemiştir. Daha açık bir ifadeyle icadın değerlendirilmesinin ardından koruma süresi başvuru sahibinin de talebi çerçevesinde incelenmekte ve buna beş, on gibi yıllar olarak da verilebilmektedir. Keza, icadın uygulanabilir olmadığı veya yeni olmadığı gibi hususlar beratın verilmesinin ardından ortaya çıkarsa ihtira beratının iptal edilmesi gündeme gelmektedir. Bu sebeple bilhassa uygulanabilirlik açısından mucitlerin şartları sürdürmesi gerektiği ifade edilmektedir. En önemli şartlardan bir tanesi ise beratın verilmesinden itibaren iki yıl içerisinde icadın meydana getirilmesi gerektiğidir. Aksi takdirde ihtira beratı iptal edilmektedir.
Kanun metninde ülkenin muhafazasına ilişkin icatlara yönelik farklı bir süreç öngörülmektedir. Devletin askeri alandaki gücünü artıracak mahiyette olan bu icatlara ancak uygulamada başarı sağlaması halinde berat verilmektedir. Bu mahiyetteki bir icat ve berat devlet tarafından satın alınmakta ve mucidine icadın mahiyetine, önemine ve etkisine göre madalya verilmektedir.
İhtira Beratı Kanunu günümüzde patent hukuku adı verilen, teknik hukukun temelini oluşturmuştur: “1879 yılında çıkarılan İhtira Beratı Kanunu ile Osmanlı Devleti sınaî mülkiyet haklarının korunmasını artık modern bir yasal çerçeveye sokmuştur”. Anılan kanun zaman içerisinde ulusal ve uluslararası anlaşmalar ile ufak değişiklikler yapılarak 1995 yılına kadar yürürlükte kalmıştır20.
IV. SONUÇ
Üç farklı karakterin çıraklık döneminden itibaren icatlar içerisinde geçen hayatlarının belirli kesitlerini önümüze sunan Kitabül Hiyel, yalnızca bir kurmaca metin olmadığını, dönemin olaylarının aktarılış biçimi, karakterlerin alt metinlerinde yer alan iktidar ve bilinme arzularını, metin içerisindeki icatların detaylı bir şekilde izahıyla kanıtlamaktadır. Osmanlı’nın son asrında yaşamış, yeniliklerin ve icatların desteklendiği ve bu konuda devlet tarafından ıslahatların gerçekleştirildiği bir dönemde yaşayan kahramanlarımızın, her şeye rağmen icatlarını duyurmakta zorlandıklarına tanık oluyoruz.
Metin içerisinde Yâfes Çelebi tarafından ihtira beratı için başvuruda bulunulduğu, ancak inceleyecek kişi/lerin keyfî hareketleri nedeniyle bir türlü icada dair kati kararın çıkmadığı, çeşitli yöntemlerle kendisine ulaşılmaya çalışılmasına rağmen icada dair incelemenin gerçekleştirilmediği ve beratın alınamadığı görülmektedir. Zira başvuruyu gerçekleştiren Yâfes Çelebi, henüz İhtira Beratı Kanunu’nun ihdas edilmediği, icatların imtiyazlarla korunduğu bir dönemde yaşamaktadır. Bu sebeple metin içerisinde “ihtira beratına” dair yapılan başvuru sürecinin kanun kapsamında bir başvuru değil, imtiyaz talepli bir başvuru olduğunu ifade etmek isteriz.
Ancak metin içerisinde döneme dair yapacağımız okumalardan en önemli çıkarım yeni ve uygulanabilir bir ürün meydana getiren kişilerin bu icatlarını duyurmak, meydana getirmek için şahsi çabalarının yetersiz kaldığıdır. Zira her ne kadar icatlar destekleniyorsa da bunun koruma altına alındığı bir sistemin bulunmaması mucitlerin beyhude bir çaba içerisinde olduklarının düşünülmesine sebebiyet vermektedir. Kaldı ki Yâfes Çelebi karakteri icatlarından bir tanesinin fark edilmesi için bizatihi icadı infial yaratacak boyutta kendisi deneyimlemekte ve ölmekten son anda kurtulmaktadır. Bu da dönemin sistem olarak icatların korunmasında yetersiz kaldığını açıkça göstermektedir.
KAYNAKÇA
AHMET ŞUAYİP, “İhtira Beratı”, İlm-i Hukuk ve Mukayese-i Kavanin Mecmuası, C. 13. ARSLAN KAYA, “551 Sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Getirilen Zorunlu Lisans Sistemi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 55, Sayı 1-2, 1996.
FERİT DEVELLİOĞLU, Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lügat.
GÜNDÜZ ÖKÇÜN, “XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında İmalat Sanayii Alanında Verilen Ruhsat ve İmtiyazların Ana Çizgileri”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, C. 27, S. 1, 1972.
İHSAN OKTAY ANAR, Kitab’ül Hiyel, İletişim Yayınları, İstanbul 2010.
MEHMET BAKIR ŞENGÜL, “İhsan Oktay Anar’ın Kitab’ül Hiyel Adli Romanı Üzerine Bir İnceleme”, Humanities Sciences, C. 5, S. 3 2010.
SILA ŞAHİN, Osmanlı Devleti’nde Patent Uygulaması: İhtira Beratı Kanunu, Sakarya 2019.
TOLGA AKAY, Osmanlı Devleti’nde Fikri Mülkiyet, Kayseri 2015.
YAŞAR BÜLBÜL/ RAHMİ DENİZ ÖZBAY, “Sanayi Devrimi’nin Tartışmalı Bir Kurumu Olarak Patent ve Osmanlı’da İhtira Beratı Kanunu”, Marmara Üniversitesi, İ.İ.B.F. Dergisi, Yıl 2020, Cilt XXVIII, Sayı I.
DİPNOT
1 https://islamansiklopedisi.org.tr/hiyel- mekanik#:~:text=Arap%-C3%A7a%20h%C3%AEle%20(h%C3%-BCner%2C%20tedbir%2C,y%C3%B-
6nelik%20bir%20%C5%9Fubesi%20olarak%20g%C3%B6sterir (ErişimTarihi: 31.10.2022).
2 İhsan Oktay Anar, Kitab’ül Hiyel, İletişim Yayınları, İstanbul 2010, s. 66.
3 Anar, s. 84.
4 Mehmet Bakır Şengül, “İhsan Oktay Anar’ın Kitab’ül Hiyel Adli Romanı Üzerine Bir İnceleme”, Humanities Sciences, C.5, S. 3 2010, s. 197.
5 Sıla Şahin, Osmanlı Devleti’nde Patent Uygulaması: İhtira Beratı Kanunu, Sakarya, 2019, s. 2.
6 Şahin, s. 2.
7 Yaşar Bülbül/ Rahmi Deniz Özbay, “Sanayi Devrimi’nin Tartışmalı Bir Kurumu Olarak Patent ve Osmanlı’da İhtira Beratı Kanunu”, Marmara Üniversitesi, İ.İ.B.F. Dergisi, Yıl 2020, Cilt XXVIII, Sayı I, s. 50.
8 Şahin, s. 15.
9 Tolga Akay, Osmanlı Devleti’nde Fikri Mülkiyet, Kayseri, 2015, s. 42.
10 Ferit Devellioğlu, Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lügat, s. 434.
11 Akay, s. 161.
12 A. Gündüz Ökçün, “XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında İmalat Sanayii Alanında Verilen Ruhsat ve İmtiyazların Ana Çizgileri”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi,C. XXVII, 1972, s. 136.
13 Akay, s. 162.
14 Örneğin; 1868 yılında Osmanlı vatandaşı bir çiftçi tarafından bir tür bitkiden kâğıt yapımını sağlayan yeni bir yöntem icat edilmiş, icat sahibi bu bitkinin kullanımı için yirmi beş yıllık imtiyaz talep etmiştir. Çiftçinin talebi sadece icat üzerinde değil, tarımsal arazi ve mahsul üzerinde de tekel oluşturacağı için reddedilmiş, bunun yerine beş yıllık bir ruhsat verilmiştir.
15 Akay, s. 164.
16 Akay, s. 244.
17 Akay, s. 166.
18 Ahmet Şuayip, “İhtira Beratı”, İlm-i Hukuk ve Mukayese-i Kavanin Mecmuası, C. 13, 1326, s. 31; Şahin, s. 15.
19 Akay, s. 284.
20 Arslan Kaya, “551 Sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Getirilen Zorunlu Lisans Sistemi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 55, Sayı 1-2, 1996 1996, s. 55.








