I. GİRİŞ
İradelerini gerçek kişiler gibi dış dünyaya yansıtma imkânı olmayan tüzel kişiler, organları aracılığı ile hareket ederler. Dolayısı ile tüzel kişilerin organları tarafından oluşturulan ve dış dünyaya yansıtılan iradeye birtakım hukuki sonuçlar bağlanmaktadır. Bu çalışmada Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.05.2015 tarihli ve 2013/2220 E. 2015/1336 K. sayılı kararı ışığında Türk Borçlar Kanunu ve Türk Medeni Kanunu kapsamında tüzel kişilerin organlarının fiillerinden sorumluluğu incelenecektir.
II. ÖZET
Karara konu olayda, Davacı, dava dışı A Anonim Şirketi’nin yetkilileri ile şirketin mali müşavirini dava ederek sahte fatura tanzimiyle ihraç edilmemiş malların ihraç edilmiş gibi gösterilip B Mal Müdürlüğü’nden vergi iadesi alındığını, yapılan denetimlerde haksız ödemenin tespit edildiğini, ödenen vergi iadesi aslı ile birlikte bunun üç katı olan vergi cezası kesildiğini belirtmekte ve vergi iadesi aslı ile vergi cezasının davalılar tarafından ödenmesini talep etmektedir. Söz konusu olayda, dosya içeriğinden vergi cezasının dava dışı A Anonim Şirketi adına kesilmiş olduğu ve şirketin cezanın iptali istemiyle vergi mahkemesine dava açtığı bilinmektedir.
Konu ile ilgili yapılan ilk derece yargılaması neticesinde, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce vergi aslına ve vergi cezasına ilişkin Hazine zararının müteselsilen davalılardan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Faize ilişkin fazla talebin ise reddine karar verilerek dava kısmen kabul edilmiştir. Taraf vekilleri davanın kısmen kabulüne dair verilen kararı üst mahkemeye taşıyarak, kararın tekrar incelenmesini talep etmişlerdir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 29.02.2012 gün ve 2012/1289 E-2012/3131 K. sayılı ilamıyla davalıların vergi aslının ödenmesine ilişkin itirazlarının reddine karar vermiş, davaya konu yapılan vergi aslından davalıların sorumlu olduğu hususu kesinleşmiş ve uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. Dava konusu yapılan vergi cezasının ise ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirket hakkında kesilmiş olmasından bahisle davalı şirket yetkilileri ve şirket mali müşavirinin vergi cezasından sorumlu olamayacağını gerekçe göstererek ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı bozmuştur. İlaveten davaya konu edilen alacak nedeniyle dava dışı A Şirketi’nin de müşterek müteselsil sorumluluğu bulunduğundan verilen karara tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydının düşülmemesini de bozma gerekçesi olarak göstermiştir. İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yeniden yargılama sonucunda, mahkemece “davalıların haksız fiilin müeyyidelerinden fer’ileri olan cezalarla birlikte sorumlu oldukları, tüzel kişilerin gerçek kişiler tarafından temsil edildiği, işlemlerin gerçek kişiler tarafından yürütüleceği ve haksız fiilden şirket adına işlem yapan gerçek kişilerin de sorumlu olduğu...” gerekçesiyle önceki kararda vergi cezası yönüyle kısmen direnilmiştir. Taraf vekilleri direnme kararını temyiz etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, önüne gelen uyuşmazlıkta, şirket yönetim kurulu üyeleri olan davalıların vergi cezasına ilişkin olarak sorumluluğu bulunup bulunmadığını tüzel kişinin organlarının fiillerinden sorumluluğu kapsamında değerlendirmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca, tüzel kişiliği haiz ticaret şirketlerinin organlarının işledikleri haksız fiillerin eTTK’nın 138. ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 48. maddelerine göre tüzel kişinin haksız fiili sayılması (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.1958 gün ve 69/59 sayılı ilamı) ve eBK’nın 41 ve 50. maddeleri ile eTTK’nın 177/II, 321/son ve 336/I-5 maddelerine göre şirket ve yönetim kurulu üyelerinin haksız fiil sonucu verilen zararlardan dolayı müteselsilen sorumlu olması gerekçeleri ile temyize konu mahkeme kararının isabetli olduğuna hükmedilmiştir. Söz konusu kararı daha iyi bir şekilde tahlil edebilmek adına, tüzel kişinin organlarının fiillerinden sorumluluğunun hukukumuzda nasıl ele alındığına değinmekte fayda görmekteyiz.
III. TÜZEL KİŞİNİN ORGANLARININ FİİLİNDEN SORUMLULUĞU
Gerçek kişiler gibi irade oluşturma imkânı olmayan tüzel kişiler, iradelerini organları aracılığı ile kullanır. Tüzel kişilerde organ sıfatı, hem iradesini oluşturan hem de bu iradeyi açıklayarak, tüzel kişinin hukuk hayatına katılmasını sağlayan kişi veya kişilere tanınmıştır1. Daha net bir ifade ile dile getirirsek, tüzel kişiler organları aracılığı ile hareket ederler. Tıpkı gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de fiil ehliyetleri bulunur. Tüzel kişiler niteliklerinden kaynaklı birkaç farklılık dışında gerçek kişiler ile aynı kapsamda olan bir fiil ehliyetine sahiptirler. Tüzel kişilerin de hukuki işlem ehliyeti, tasarruf ehliyeti, dava ehliyeti ve hatta haksız fiillerden sorumlu olma ehliyetleri vardır2. Nitekim Türk Medeni Kanunu madde 50’de de tüzel kişinin iradesini organları aracılığı ile açıkladığı ve organların hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına soktuğu düzenlenmiştir. Maddede geçen “diğer bütün fiilleri” kavramı, organın borca aykırı davranışlarının ve haksız fiillerinden de tüzel kişinin sorumlu olacağı anlamına gelir3. Tüzel kişiler dış dünyaya karşı iradelerini gerçek kişiler aracılığı ile yansıttığına göre, borca aykırı davranışları ve haksız filleri işleyenler de organı oluşturan kişilerdir.
Borca aykırı davranış yönünden sorumluluk, tüzel kişinin herhangi bir borç ilişkisinden kaynaklanan yükümlülüğünün organ tarafından hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden kaynaklanır. Burada yükümlüğü doğuran borç ilişkisinin ve borca aykırılığın niteliği önem taşımaz. Organın borca aykırı davranışı tüzel kişinin sorumluluğundadır4.
Tüzel kişinin organlarının haksız fiillerinden sorumluluğu hususunda, her ne kadar tüzel kişi organları gerçek kişilerden oluşsa da bu kişilerin gerçekleştirmiş oldukları her haksız fiilden tüzel kişiliği sorumlu tutmak hakkaniyet ilkesine aykırıdır. Bu nedenle; tüzel kişinin organlarının gerçekleştirmiş olduğu fiillerden, ne zaman tüzel kişiliğin kendisinin ne zaman bizzat organı oluşturan gerçek kişilerin sorumlu olacağına dair sınırları açıkça ifade etmekte fayda vardır5. Bu kapsamda; tüzel kişilerin organlarının gerçekleştirdikleri haksız fiillerden sorumlu tutulabilmesi için, organı oluşturan gerçek kişilerin gerçekleştirmiş oldukları haksız fiil ile tüzel kişiliğe ilişkin görevleri arasında bir bağlantı bulunmalıdır. Organın hukuka aykırı fiili organ sıfatı ile değil de bir gerçek kişi sıfatı ile gerçekleştirmiş olduğu durumlarda tüzel kişi, organlarının haksız fiillerinden sorumlu tutulamaz. Haksız fiil; organın görevini ifa ettiği, tüzel kişiyi temsil ettiği veya tüzel kişinin işlerini gördüğü çerçevede meydana gelmiş olmalı ve organın yetkileri ile işlevsel bağlılığı bulunmalıdır. Örnek olarak, organ sıfatına sahip bir kişinin tüzel kişinin işini görmek için araç ile giderken trafikte tartıştığı kişiye karşı gerçekleştirdiği haksız fiilden ya da tüzel kişinin işini gördüğü esnada dahi olsa yaptığı hırsızlıktan tüzel kişi sorumlu olmaz6.
Tüzel kişilerin organlarının haksız fiillerinden sorumluluğunun doğabilmesine ilişkin olarak değinilmesi gereken bir diğer husus ise, Borçlar Kanunu madde 49 uyarınca haksız fiil sorumluluğuna ilişkin olarak aranan; fiilin hukuka aykırı olması, zararın meydana gelmesi, hukuka aykırı fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağı olması ve fiili gerçekleştiren kişinin kusurlu olması şartlarının gerçekleşmesi gerektiğidir. Bu şartların varlığı durumunda organ sıfatını taşıyan kişilerin kusurlu olarak gerçekleştirmiş oldukları haksız fiillerden tüzel kişinin sorumluluğu doğar.
Tüzel kişinin haksız fiile ilişkin olarak doğan sorumluluğunun yanında, tüzel kişinin organı sıfatı ile kusurlu olarak haksız fiili gerçekleştiren gerçek kişiler de Medeni Kanun madde 50/3 uyarınca sorumlu olurlar. Zira ilgili madde, organların kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak da sorumlu olduklarını hüküm altına almaktadır. Dolayısıyla, organın kusurlu olması halinde zarar gören, tüzel kişiye karşı tazminat davası açabileceği gibi onunla birlikte veya ayrı olarak organı oluşturan ve haksız fiil işleyen kişi veya kişilere karşı da bu davayı açabilir7. Bu halde tüzel kişi ve organı oluşturan gerçek kişiler arasında müteselsil sorumluluk ilişkisi bulunur.
IV. HUKUK GENEL KURULU GÖRÜŞÜ VE DEĞERLENDİRİLMESİ
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/2220 Esas ve 2015/1336 Karar numaralı davada incelediği uyuşmazlık; tüzel kişi yönetim kurulu üyeleri olan davalılar ve yeminli mali müşavir olan davalının, tüzel kişi adına kesilmiş olan vergi cezasından sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Temyiz mercii olan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, vergi cezasının ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirket hakkında kesilmiş olması nedeniyle, şirket yönetim kurulu üyeleri olan davalıların ve şirketin mali müşaviri olan davalının vergi cezasından sorumlu olmayacağına hükmederek, aksi yönde karar veren ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. İlk derece mahkemesinin kararında direnmesinin ardından söz konusu uyuşmazlık Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nun uyuşmazlığa ilişkin kararını incelediğimizde, Kurul’un öncelikli olarak somut olay ile ilgili görmüş olduğu kanun hükümlerine atıfta bulunduğunu, ardından ilgili kanun hükümlerini bir arada yorumlayarak A Anonim Şirketi yönetim kurulu üyelerinin somut olaya konu vergi cezasından sorumluğuna ilişkin karar verdiğini görmekteyiz.
Kurul öncelikle mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (eBK) “Borçların Teşekkülü” başlığı altında yer alan haksız fiilden doğan borçlara ilişkin düzenlemeleri irdelemiş; eBK madde 41’e atıf yaparak haksız fiilden söz edilebilmesi için aranan dört unsura değinmiştir. Karar gerekçesinde de belirtildiği gibi haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Haksız fiilin varlığından söz edilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili gerçekleştiren kişinin kusuru olmalı, fiilin sonucunda bir zarar meydana gelmiş olmalı ve son olarak söz konusu zarar ile hukuka aykırı fiil arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Hukuk Genel Kurulu’nun isabetli olarak değerlendirmiş olduğu gibi, uyuşmazlık konusu olayda A Şirketi yönetim kurulu üyeleri ile yeminli mali müşavirin, hukuka aykırı şekilde düzenlenen sahte faturalara dayalı olarak B Mal Müdürlüğü’nden vergi iadesi alarak kamu zararına neden olması açık bir şekilde haksız fiil teşkil etmektedir. Bu noktada, Hukuk Genel Kurulu eBK madde 41’e ikinci kez atıf yaparak, kusuru ile hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu ve haksız fiilden sorumluluğun tazminat borcunun kaynağını oluşturduğunu ifade etmiştir. Söz konusu madde hükmünü somut olay bağlamında ele aldığımızda, tüzel kişi organının haksız fiili sonucu ortaya çıkan zararın yani vergi cezasının bu haksız fiilden sorumluluğu doğan kişilerce tazmin edilmesi gerektiğini anlamaktayız.
Haksız fiile ilişkin açıklamalarının ardından, Hukuk Genel Kurulu, Türk Medeni Kanunu’nun 49. maddesine atıf yaparak tüzel kişinin hak sahibi olarak üçüncü şahıslarla ilişki kurabilmesi ve iradesini açıklayabilmesi için organlara sahip bulunmasının gerekli olduğunun kanunda hükme bağlandığını ifade etmiş, ardından Türk Medeni Kanunu madde 50’ye atıf yaparak tüzel kişinin organlarının fiillerinden sorumlu olduğunun ve organların da kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumlu olduğunun altını çizmiştir.
Tüzel kişiler organları aracılığı ile hareket ederler ve dış dünyaya karşı iradelerini bu organlar aracılığı ile açıklayabilirler. Hal böyle iken, yukarıda da ifade etmiş olduğumuz ve Türk Medeni Kanunu madde 50’de hüküm altına alındığı üzere, tüzel kişiler; organlarının gerçekleştirmiş oldukları hukuki işlemlerden ve fiillerden, haksız fiiller de dahil olmak üzere, sorumludurlar. Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu madde 50/3’de açıkça ifade edilmiş olduğu gibi tüzel kişi organları, kusurlarından dolayı vermiş oldukları zararlardan kişisel olarak da sorumludurlar. Tüzel kişi organlarının gerçek kişilerden oluştuğu ve tüzel kişinin iradesinin yansıtılması kapsamın - da her türlü işlemin bu kişiler aracılığı ile gerçekleştirildiği göz önüne alındığında, gerçek kişilerin tüzel kişi çatısı altında organ sıfatı ile gerçekleştirmiş olduğu fiiller sonucu ortaya çıkan zararlardan sorumlu tutulmaları hukukun hakkaniyet ilkesinin doğal bir sonucudur. Ancak unutulmamalıdır ki tüzel kişilerin organlarının gerçekleştirdikleri haksız fiillerden sorumlu tutulabilmesi için organı oluşturan gerçek kişilerin gerçekleştirmiş oldukları haksız fiil ile tüzel kişiliğe ilişkin görevleri arasında bir bağlantı bulunmalıdır. Somut olayı incelediğimizde, A Anonim Şirketi yönetim kurulu üyeleri olan davalıların hukuka aykırı bir şekilde sahte fatura düzenlemek suretiyle tüzel kişi çatısı altında haksız fiil gerçekleştirerek hazine zararına sebebiyet verdiklerini görmekteyiz. Yönetim kurulu üyelerinin, A Anonim Şirketi adına vergi iadesi alınması amacı ile organlık işlev ve yetkileri kapsamında söz konusu haksız fiili gerçekleştirmiş olduğu açıktır. Bu noktada, A Anonim Şirketi ve yönetim kurulu üyeleri müteselsilen yönetim kurulu üyelerinin sebebiyet verdiği zarardan sorumludur. Söz konusu olayda vergi cezasının ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirket hakkında kesilmiş olması, tüzel kişi organının şirket adına doğan bu zarardan kişisel olarak da sorumlu olmasını engellemez. Kanunda açıkça belirtildiği şekilde tüzel kişi organı, kusuru ile sebebiyet verdiği zarardan sorumludur. Tüzel kişi ve organı oluşturan gerçek kişiler arasında yukarıda da ifade edildiği üzere müteselsil sorumluluk ilişkisi bulunur. Haksız fiilden zarar görenler, müteselsil sorumluluk kapsamında zararını A Anonim Şirketi’nden tazmin edebileceği gibi şirket yönetim kurulu üyelerinden de bu zararı tazmin etmelerini isteyebilir.
Kanaatimize göre; somut olaya ilişkin olarak sonuca ulaşılabilmesi için Hukuk Genel Kurulu’nca yukarıda atıf yapılan kanun hükümleri yeterli olsa da Kurul, karara ilişkin gerekçelendirmesine Eski Türk Ticaret Kanunu hükümlerine atıfta bulunarak devam etmeyi tercih etmiştir. Kurul tarafından temsile veya idareye yetkili olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olduğunu düzenleyen eTTK’nın 321. maddesine ve şirket yönetim kurulu üyelerinin gerek kanunun gerek esas sözleşmenin kendilerine yüklediği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi olarak yerine getirmedikleri halde, şirket namına yapmış oldukları işlemlerden dolayı gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen sorumlu olduğunu düzenleyen 336/I-5. maddesine atıfta bulunulmuştur. Belirtmek isteriz ki somut olay nezdinde yönetim kurulu üyelerinin kanun veya esas sözleşmenin kendilerine yüklemiş olduğu bir vazifeyi yerine getirmemiş olmalarından doğan bir zarar söz konusu olmadığından, Kurul tarafından yapılan atfın somut olay nezdinde isabetli olmadığını değerlendirmekteyiz.
Hukuk Genel Kurulu netice olarak, gerekçede yer vermiş olduğu kanun hükümlerinin ortaya koyduğu sonuçtan yola çıkarak tüzel kişiliği haiz ticaret şirketlerinin organlarının haksız fiillerinin tüzel kişinin haksız fiili sayıldığını, şirket ve yönetim kurulu üyelerinin haksız fiil sonucu verilen zararlardan dolayı müteselsilen sorumlu olduğunu değerlendirmiş ve isabetli olarak somut olayda A Anonim Şirketi ve yönetim kurulu yetkililerinin haksız eylemleri sonucu vermiş olduğu kamu zararından müteselsilen sorumlu olduklarına ilişkin karar vermiştir.
V. SONUÇ
Tüzel kişinin organ sıfatını taşıyan kişi ya da kişi toplulukları, tüzel kişinin fiil ehliyetini kullanmasını ve böylece hukuki ilişkilere girmesini sağlarlar. Dolayısıyla gerçek kişiler gibi irade oluşturma ve bu iradeyi dış dünyaya karşı açıklama imkânına sahip olmayan tüzel kişilerde organları tarafından oluşturulan irade, tüzel kişinin iradesi sayılır ve buna hukuki sonuçlar bağlanır8. Bu nedenle tüzel kişiler organları tarafından gerçekleştirilen fiillerden, haksız fiiller de dahil olmak üzere sorumludurlar. Aynı zamanda tüzel kişiyi organ sıfatı altında temsil eden ve haksız fiili gerçekleştiren gerçek kişi ya da kişi toplulukları da kusurlarından dolayı sebebiyet vermiş oldukları zararlardan tüzel kişi ile birlikte sorumlu olurlar. Bu noktada tüzel kişi ve organları arasında müteselsil sorumluluk ilişkisi bulunmaktadır. Kanaatimizce somut olay özelinde de tüzel kişi organının gerçekleştirmiş olduğu haksız fiil sonucu ortaya çıkan zarardan yukarı da yer vermiş olduğumuz açıklamalardan hareketle, tüzel kişi organı ve tüzel kişi müteselsilen sorumludurlar. Olaya konu vergi cezasının tüzel kişi adına kesilmiş olması, tüzel kişi organının bu cezaya ilişkin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Haksız fiil sonucu ortaya çıkan zarardan yani vergi cezasından yönetim kurulu üyeleri ve tüzel kişi A Anonim Şirketi müteselsil olarak sorumludurlar. Bu doğrultuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun A Anonim Şirketi yönetim kurulu üyelerinin vergi kaçakçılığı cezasından müteselsilen sorumlu olduklarına ilişkin vermiş olduğu kararın isabetli olduğunu değerlendirmekteyiz.
KAYNAKÇA
DURAL MUSTAFA, ÖĞÜZ TUFAN, Türk Özel Hukuku Cilt II, İstanbul 2019
AKİPEK JALE, AKINTÜRK TURGUT, ATEŞ DERYA, Türk Medeni Hukuku Başlangıç Hükümleri Kişiler Hukuku Cilt I, İstanbul 2020
ERMAN HASAN, Medeni Hukuk Dersleri Başlangıç Hükümleri ve Kişiler Hukuku, İstanbul 2020
HELVACI SERAP, ERLÜLE FULYA, Medeni Hukuk, İstanbul 2020
DİPNOT
1 Helvacı, Erlüle, Medeni Hukuk, s.116
2 Akipek, Akıntürk, Ateş, Türk Medeni Hukuku Başlangıç Hükümleri Kişiler Hukuku Cilt I, s.555
3 Helvacı, Erlüle, Medeni Hukuk, s.117
4 Erman, Medeni Hukuk Dersleri Başlangıç Hükümleri ve Kişiler Hukuku, s.204
5 Akipek, Akıntürk, Ateş, Türk Medeni Hukuku Başlangıç Hükümleri Kişiler Hukuku Cilt I, s.556
6 Dural, Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II, s.264
7 Erman, Medeni Hukuk Dersleri Başlangıç Hükümleri ve Kişiler Hukuku, s.204
8 Dural, Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II, s.256







