ÖZET
Son yıllarda büyük bir hızla ilerleyen teknolojinin bir sonucu olarak yapay zekâ çalışmaları Türk hukuku bakımından görece yeni olmakla birlikte, kısa sürede yadsınmayacak bir gelişme göstermektedir. Yapay zekâ alanında yaşanan bu gelişmeler hukuk alanında yeni gelişmelere sahne olmakta veya mevcut alanların yapay zekâ meselelerini kapsamına alarak revize edilmesini sağlamaktadır; bu alanlardan biri de fikri ve sınai haklar hukukudur. Bu çalışma kapsamında yapay zekâ tarafından üretilen ürünlerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserler Kanunu (“FSEK”) kapsamında eser sayılıp sayılmayacağı, yapay zekanın kişilik statüsü üzerinden tartışılarak bu kapsamda bir koruma alanı bulunup bulunmadığı hususu irdelenecektir.
I. GİRİŞ
Yapay zekâ alanındaki gelişmelerin sosyal hayatta da yer bulması, yapay zekâ üzerine yapılan tartışmaları artırmıştır. 2016 yılında yapılan çalışmalarda, yapay zekâ sektörünün 2020 yılına kadar 8.2 milyar dolardan 70 milyar dolara yükseleceği şeklinde öngörülere yer verilmişti1 ve bu rakam gittikçe de artmaktadır. Nitekim dünyada çeşitli ülkelerde hâlihazırda kullanılmakta olan sürücüsüz arabalardan2 sağlık hizmetlerini geliştirmek için kullanılan makine öğrenimlerine,3 finansal sistemlerden almamız gereken ürünlerle ilgili bize tavsiye veren çevirim içi alışveriş sitelerine4 yapay zekâ hayatımızın her alanında karşımıza çıkmaktadır5. Bu kapsamda yapay zekâ hayatımızın her alanına dâhil olduğu gibi bizzat yapay zekâ tarafından yeni ürünlerin, eserlerin ve buluşların gerçekleştirilmesi sorunu gündeme gelmektedir. Bütün bu hususlar, yapay zekâya ilişkin farklı açılardan hukuki çalışmaların yapılmasını gerekli kılmaktadır.
Yapay zekâ tartışmalarının yaşandığı hukuk alanlarından biri de fikri mülkiyet hukuku alanıdır. Zira yapay zekâ ürünlerinin fikri ve sınai açıdan nasıl bir hukuki rejime tabi olacağı sorusunun yanı sıra bir insan müdahalesi olmaksızın doğrudan yapay zekâ tarafından üretilen eser veya buluşlara hangi hükümlerin uygulanacağı da tartışılmaktadır. Bilindiği üzere sadece gerçek kişiler tarafından ortaya konulan eserler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserler Kanunu (“FSEK”)6 kapsamında koruma altındadır. Bu çalışma kapsamında yapay zekânın FSEK çerçevesinde bir “kişilik” olarak kabul edilip edilmemesi hususu ile yapay zekâ tarafından yapılan eserlerin FSEK kapsamında korunması hususu ele alınacaktır.
I I . YAPAY ZEKÂ VE KİŞİLİK SORUNU
İlk defa Amerikalı bilgisayar bilimci John McCarthy tarafından ortaya atılmış olan yapay zekâ kavramı en genel anlamda, algılama, öğrenme, geliştirme, yaratıcılık, iletişim kurma, karar verme, sonuç çıkarma gibi normalde insan zekâsını gerektiren işlevleri yerine getirebilen sistemler olarak tanımlanabilir7. Bilgisayar biliminin bir alt dalı olan yapay zekâ kavramı, insanlara özgü problem çözme yeteneğinin, makineler tarafından da gerçekleştirilebildiği, insanların yapabildiklerini taklit edebilen makineler olarak tanımlanabilir8. Buna göre, yapay zekâ insan eliyle oluşturulmuş, insana özgü şekilde faaliyetler gösterip üretebilen varlıklardır. Doğada insan haricinde düşünebilen varlıklar bulunmakla birlikte, insan zekâsı dâhilinde ve iradesi kapsamında üretim yapabilen canlı/cansız form mevcut değildir. Bir diğer ifadeyle zekâ yalnızca insana özgü olmayıp doğadaki birçok canlıda bulunan bir yetidir. Bununla birlikte kural olarak zekânın neticesinde fikri eser meydana getirebilmek insana özgüdür.
Yapay zekâ kavramının geliştirilmiş olmasının neticesinde, zekânın insana özgüllüğü tartışılır hale gelmiştir. Yapay zekâlar kendilerine çizilen sınırlarla bağlı kalmayarak yeni ve bu sınırlar açısından farklı sayılabilecek faaliyetlerde bulunmakta ve bu faaliyetlerin neticesinde “ürün” meydana getirmektedir. Bu kapsamda yapay zekâlar, üreticisi tarafından kendisine yüklenen bilgileri ve belgeleri, insanın fikri eser üretim sürecinde kullanmış olduğu “bilgi” ve “tecrübe” gibi kullanarak bir sonraki adıma geçmektedir ve bir ürün ortaya çıkarmaktadır. Yapay zekâ tarafından ortaya konulan ürünlerin bir hak olarak tanınabilirliği ise kişilik ile ilgili bir hukuki meseledir. Zira Türk Hukukunda haklara ve borçlara ehil olmak, kişiliğin bir sonucu olarak öngörülmüştür.
Bilindiği gibi, Türk Hukukunda kişi olma statüsü, hukuk düzeni tarafından gerçek kişilere ve tüzel kişilere tanınmıştır. Ancak hukuk tarihi açısından kısa bir değerlendirme yapıldığında, bir soyut kişilik olarak “tüzel kişilik” kavramının oldukça geç bir dönemde tam anlamıyla ortaya çıktığı söylenebilir. Değişen ticari, ekonomik ve sosyal şartlar nedeniyle hukukun/hukuk kurallarının günlük ihtiyaçları karşılamaması ya da ihtiyaçlara karşılık vermek noktasında eksik kalması hukuk düzeninde değişiklik yapılmasını gerektirmiştir. Toplumsal ilişkilerin yoğunlaşması, karmaşık ve süreklilik arz eden ilişkilerin artması ile soyut hukuk kavramlarına gereksinim duyulmuştur.9 Tüzel kişilik kavramının ortaya çıkması, toplum yapısının belirli bir aşamaya gelmiş olmasının, sürekli bir amaca hizmet ve bu amaç için birleşme düşüncesinin doğmasının ve bu amaca daha iyi hizmet edilebilmesinin gerçek kişilerden bağımsız olarak hak ehliyetini haiz bir varlığa gerek duyulması neticesinde olmuştur10. Kavramın kabulü ile hak ve borçlara ehil olma “insan”a özgü olmaktan çıkmış, “kişi”ye özgü olmuştur11. Böylece kişi kavramı artık insan kavramının birebir karşılığı olma niteliğini kaybetmiştir.
Günümüzde yaşanan teknolojik ve sosyo-kültürel gelişmeler ve değişimler, artık gerçek ve tüzel kişi şeklindeki ayrımını da yetersiz kılmakta ve tartışılır hale getirmektedir. Bu kapsamda “zekâ” kullanımı ve bağımsız üretim yeteneği olan yapay zekâ açısından kişilik kavramı tartışmaları yaşanmaya devam etmektedir. Yapay zekânın kişiliği problemi, genel olarak üç temel görüş çerçevesinde tartışılmaktadır. Buna göre ilk görüş, yapay zekâların eşya olduğu, bu sebeple üreticisinin mülkiyetinde bulunduğu yönündedir12. Yapay zekânın eşya olduğunu savunanlar, yapay zekânın hak ve yetkilere sahip olamayacağını, hukuk sistemi içerisinde “kişi” olarak var olamayacağını, bir diğer ifadeyle ancak hakkın konusu olabileceğini kabul etmektedirler.13 Bu kapsamda yapay zekâ, hukuk sistemi içerisinde onu icat eden bilim insanının “eşyası” olarak kabul edilmektedir14. Bu kabulün sonucu olarak yapay zekâ tarafından üretilen ve geliştirilen herhangi bir eserin olması halinde, eserden doğan haklar bu bilim insanına ait olacaktır. Ancak bu görüş bazı açılardan eksik bulunmakta ve eleştirilmektedir. Zira her ne kadar yapay zekâ bir kişinin ürünü olarak ortaya çıkmış olsa da kendisini üretenden bağımsız olarak zekâ kullandığı ve üretim yaptığı durumlarda, salt bir eşya olarak görülemeyecektir15. Bu noktada üreticisine bağlı kalmadan ürün meydan getirmesi yapay zekânın eşya olarak kabul edilmesinin yeterli olmadığını düşündürmektedir.
Yapay zekânın hukuki statüsüyle ilgili doktrinde ortaya atılan bir diğer görüş ise, kölelik görüşüdür16. Buna göre, yapay zekâlar basit birer eşya olarak görülmese bile bunlar insan elinden çıktıkları için üreticilerin malı olma konumundan öteye geçemezler, geçmemelidirler. Bu görüş esasen önceki tarihlerde uygulanmış kölelik hukukuyla ilgili esasları kabul ederek yapay zekâya kişilik atfetmenin insanla aynı derecede haklar vermenin doğru olmadığı, bu sebeple yapay zekâlara köle statüsü verilerek haklarının ve yetkilerinin yapay zekânın sahibi olan insana ait olduğu düşüncesine dayanmaktadır17. Bir diğer ifadeyle bu düşünce, yapay zekâlar da bir insanın emeği sonucu ortaya çıktığından yapay zekâ üreticilerinin onlara sahip olma hakkı olduğu görüşü temelinde savunulmaktadır. Ancak otonom karar alabilen ve iradi olarak hareket eden18 yapay zekâları, üretici insanın kölesi olarak kabul etmenin yeterliliği de tartışmalıdır. Bir diğer ifadeyle yapay zekânın eşya olarak kabul edilmesini savunan görüşe yöneltilen eleştiriler burada geçerli olabilmektedir.
Yapay zekâlara kişilik tanınması gerektiğini savunan ve yeni ortaya çıkmış olan diğer bir görüş “elektronik kişilik” görüşüdür.19 Söz konusu görüş, “tüzel kişilik” kavramının ortaya çıkışı gibi, yapay zekâlar için de yeni bir kişilik kavramına ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedir. Nitekim Avrupa Parlamentosu Hukuk İşleri Komitesi tarafından yayımlanan 27 Ocak 2017 tarihli raporda da yapay zekâya, tüzel kişilikten ve gerçek kişilikten farklı yeni bir kişilik türü olarak elektronik kişilik verilmesi önerilmektedir20. Elektronik kişilik görüşüne göre maddi haklar yapay zekâya ait olacaktır. Bu şekilde, yapay zekânın herhangi bir kimseye zarar vermesi durumunda zarar bu malvarlığından karşılanabilecektir21. Bu halde yapay zekânın ürünlerinin ve yapay zekâların meydana getirmiş olduğu zararlara karşı üçüncü kişilerin korunması bu kapsamda sağlanmış olacaktır. Elektronik kişilikle ilgili “euRobotics” grubu tarafından savunulan görüşe göre, yapay zekâların veya yapay zekâya sahip robotların insanlara ait hukuki statüyü kazanması şu anda mümkün olmamaktadır ve olmamalıdır22. Ancak bu durum yapay zekâlar açısından özel bir hukuki statünün yaratılmasına engel değildir. Burada, yapay zekâlar için oluşturulacak bu özel hukuki statü, yapay zekâların da tüzel kişiler gibi hak ve borçlara ehil olmasını sağlayacaktır23. Söz gelimi tüzel kişilik ile paralel olarak; yapay zekânın ürünü neticesinde elde edilecek malvarlığının, fikri hakları da kapsayacak şekilde yapay zekâya ait olduğu kabul edilecektedir. Söz konusu öneri doğrultusunda yapay zekâlara özgü yapılacak bir düzenleme ile mevcut belirsizliğin ve karmaşanın giderilmesi sağlanabilecektir.
I I I . YAPAY ZEKÂ ÜRÜNLERİNİN “ESER” NİTELİĞİ
Fikir ve sanat eserleri insanlık tarihi kadar eski olmalarına rağmen hakların sahiplerine hakların ve himayenin tanınması, bu alanın yasalarla düzenlenmesi ancak Rönesans döneminden sonra mümkün olabilmiştir24. Fikir ve sanat eserlerinin çoğaltılmaya başlanması sonucunda bu alanda düzenlenmelere ve çeşitli değişikliklere gidilmiştir. Ülkemizde fikri haklar, 5846 sayılı FSEK’te düzenlenmiş olmakla birlikte kanun koyucu yasa metninde bir fikri hak tanımı yapmış değildir. Fikri haklar geniş anlamda buluş, faydalı model, tasarım gibi fikri ürünleri de kapsamakla birlikte, dar anlamda fikir ve sanat eserleri üzerindeki haklar olup, tescil gibi bir ön koşula gerek olmaksızın koruma konusu olurlar. Bir fikri ürünün hukuken korunması için öncelikle sahibinin yaratıcı fikri çalışmasının “somut sonucu” olması gerekir. Hirsch bu durumu, “fikri bir ürün ancak temellüke elverişli bir meta olduğu takdirde hukuk sahasında önem kazanmaktadır” şeklinde ifade etmektedir25. Yine belirtmek gerekir ki fikri mülkiyet dediğimiz hak, fikrin cismanileşmiş eşya üzerindeki hali değildir. Esasen korunan hukuki değer fikrin kendisidir. Fikri hak, kişinin düşünce ve sanat becerisine dayanan yaratımları üzerindeki haktır. Bu nedenle ortaya çıkan ürünün temelinde yatan fikrin orijinal ve nev-i şahsına münhasır olması önem arz etmektedir. FSEK kapsamında korunan, fikir ile birlikte fikrin ifade ediliş biçimidir26. Fikrin ifade edilişindeki orijinallik ise fikirden değil, ifade ediliş biçiminden kaynaklanan özelliktir27.
FSEK’e göre fikir ve sanat eseri, eser sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserleri türlerinden birisinin içine giren her nevi fikir ve sanat ürünüdür. FSEK, 1/B maddesinde eser, “(s)ahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” şeklinde tanımlanmaktadır. Kuşkusuz şahsi bir çaba sonucu ortaya çıkacak olan ürün, sahibinin hususiyetini taşımalı ve Kanun maddesinde sınırlı olarak sayılan başlıklar arasında yer almalıdır. Ancak şahsî bir çaba sonucunda oluşan her ürüne “eser” muamelesi yapılmamalıdır. Herkes tarafından ortalama bir beceri seviyesiyle gayret edildiği takdirde basitçe meydana getirilebilecek bir ürünün eser olarak korunmasında herhangi bir hukuki yarar mevcut değildir.
Kanun maddesinde yer alan tanımın çok açıklayıcı olmadığı bir yana, yasal tanımdan hareketle bir fikri ürünün eser olarak korunabilmesi belirli şartlara bağlanmıştır. Bu şartlar kısaca; sahibinin hususiyetini taşıma, üçüncü kişiler tarafından algılanabilir olma ve Kanun’da eser olarak sayılan sınıflardan birine dâhil olmadır. Türk mevzuatı açısından bir eserin vücuda gelmesi ancak bu şartların birlikte bulunması koşuluyla mümkündür. Yapay zekâ ürünlerinin “eser” teşkil edip etmeme problemi de şüphesiz ki bu şartlar çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak yapay zekâların, kendisini icat eden kişiden bağımsız olarak eser sahibi sayılabilmesi konusu, eserin ilk şartı olan “sahibinin hususiyetini taşıma” şartının detaylı incelemesini gerektirmektedir.
Eser sahibinin hususiyetini taşıması şartı, eser sahibi ile eser arasındaki bağı kuran ve inceleme konumuzla ilgili olarak önemli bir noktada yer almaktadır. Eser ile sahibi arasında illiyet bağı bulunmadığı hallerde, eser FSEK kapsamında bir korumadan yararlanamaz. Sahibinin hususiyetini taşıma, fikri mülkiyet hakları alanında geçerli olan temel ilkelerden “yenilik” unsurunu ifade eder. Sahibinin hususiyetini taşıması genel anlamda sübjektif unsur olarak kabul edilmektedir. Sübjektif unsur dememizin sebebi eser sahibinin fikri çabasına ve yaratma yeteneğine ilişkin olmasıdır. Eser, sahibinin “kişiliğini ve bireyselliğini” veya “yaratıcı katkısını” sağlamalıdır28. Herkes tarafından vücuda getirilemeyen, yani bir hususiyeti mevcut olan ürünler korunmalıdır ve ancak bunlar kanun maddesi kapsamında kabul edilen eser olarak nitelendirilebilmelidir. Eğer bir ürün herkes tarafından vücuda getirilebilecek nitelikte ise, sahibinin herhangi bir hususiyetini taşımayacağı için söz konusu ürünü korumada hukuki bir yarar bulunmayacaktır. Eserin sahip olması gereken hususiyet özelliği, eseri oluşturan kişinin şahsından kaynaklanan bir özellik olmasını ifade eder. Bu noktada eserin hususiyetinin bir sonucu olarak, eser meydana getiren kişinin “gerçek” kişi olması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. FSEK’in 1/B maddesine göre eser sahibi, “eseri meydana getiren (…) kişi” şeklinde ifade edilmektedir. Düzenlemenin ilk halinde “gerçek kişi” olan bu kısım29. 5101 sayılı yasa ile 2004 yılında hükümde yer alan “gerçek” sözcüğü çıkarılarak, “kişi” ifadesi yer almıştır30. Ancak düzenlemede yer alan kişi teriminin kapsamı tartışmalıdır. Eser teriminin fikri bir çabanın ürünü olarak ifade edilmesi karşısında tüzel kişilerin eser yaratmaları ve eser sahibi olmaları mümkün değildir. Nitekim doktrinde de soyut bir kişilik olarak tüzel kişiler, yaratıcı düşünme yeteneğine sahip olmamaları nedeniyle eser sahibi kabul edilmemektedir31. Tüzel kişiler ancak eser sahipliğinden doğan hakları kullanma yetkisine sahip olurlar. Bununla birlikte tüzel kişilerin gerçek kişi olan organları eser yaratabilirler32. Her ne kadar gerçek kişi kavramı Kanun maddesinden kaldırılmış olsa da Kanun maddesinde kabul edilen eser tanımı nedeniyle eser sahibi olan kişinin gerçek kişi olması sonucu kabul edilmek zorundadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bu yönde çeşitli kararları33 da bulunmaktadır.
Bu halde “eser sahibinin hususiyetini taşıması gerektiği” şartı nasıl yorumlanacaktır? Zira tüzel kişilere eser sahipliği sıfatı verilmeyip; eser sahipliğinden doğan mali hakların sahipliği verilmiş durumdadır. Çünkü esere hususiyetini veren tüzel kişilik perdesi arkasında çalışan kişi, gerçek kişidir34. Bir diğer ifadeyle FSEK kapsamında eser sahibinin hususiyetini taşıması şartı, tüzel kişinin organları aracılığıyla hareket eden gerçek kişiler tarafından sağlanmaktadır. Tüzel kişilere, kişilik tanınması aşamasında da tartışmalara yol açan bu husus yapay zekâların eserlerinin korunması hususunda önem taşımaktadır.
Türk hukukunda, gerçek kişiler dışındaki varlıkların FSEK anlamında eser ortaya koymasının mümkün olmadığı kabul edildiği gibi gerçek kişiler dışındaki varlıkların özellikle tüzel kişilerin eser sahipliği sıfatına sahip olmasının da kabul edilmediği görülmektedir35. Ancak Kanun’un kaleme alınışı, doktrin ve Yargıtay içtihatları “eser sahibinin hususiyeti” şartını gerçek kişi ve tüzel kişi ayrımı kapsamında ele aldığı için bu şekilde bir sonuca varıldığı söylenebilecektir. Hâlbuki gelişen yapay zekâ ve robot teknolojisi, insan dışı teknolojik varlıkların da bağımsız ve otonom olarak bir ürün ve eser ortaya koyabildiğini göstermektedir. Söz gelimi yapay zekâ programları tarafından üretilen müzik eserleri bulunmaktadır. Bu müzik eseri üzerinde, doğrudan illiyet bağı nasıl kurulacaktır? Müzik eseri üzerindeki hususiyet, bizzat yapay zekânın kendi kod ve becerisine mi dayandırılacak, yoksa yapay zekâyı üreten kişi mi bu esere hususiyet vermiş olacaktır? Bu soruların, eseri üreten yapay zekânın kod ve çalışmaları ile otonom karar verme ve üretme yeteneği göz önünde bulundurularak tartışılması gerekir. Bu noktada tüzel kişiler ile yapay zekâ arasındaki büyük farka değinmekte yarar vardır. Tüzel kişiler, gerçek kişilerden oluşan bir bütündür ve gerçek kişiler tarafından kontrol edilir. Ancak yapay zekâda durum bu şekilde değildir. Bazı yapay zekâ türleri, kendisini üreten insandan bağımsız olarak hareket etmekte ve bir ürün ortaya koyabilmektedir. Bu sebeple yapay zekânın, tüzel kişiden farklı olarak kendisine ait hususiyete sahip olduğu kabul edilebilecektir. Bu durumda otonom karar verebilen bir yapay zekânın FSEK kapsamında “eser sahibi” kabul edilebilmesi, ürettiği ürün yahut esere “kendi hususiyetini” verebilmesine bağlıdır. Üreticisinden bağımsız hareket edip ürün/eser meydana getirebilen yapay zekâların hususiyetlerinin olduğunu kabul etmemek teknolojinin geldiği noktayı yadsımak olacaktır. Bununla birlikte bu hususiyetin aslında yapay zekâyı ilk üreten kişiye ait olduğu da savunulabilecektir. Ancak ifade etmek isteriz ki, bu konuda ortaya konan görüşler, mevcut durum itibariyle doktrinde yapılan tartışmalardan öteye gidememektedir.
Türk hukukundaki mevcut düzenleme dikkate alındığında bir ürünün veya çıktının eser sayılabilmesi için en önemli unsurun “sahibinin hususiyetini taşımak” olduğu açıkça görülmektedir. Kanun maddesinde her ne kadar sadece “kişi” ifadesi kullanılmış ise de eser teriminin zaruri unsurları dikkate alındığında söz konusu “kişi” ifadesinin gerçek kişilere atfedilmiş olduğu doktrinde savunulmaktadır. O halde Türk hukuku açısından mevcut durumda yapay zekânın ayrı bir kişilik olarak eser sahibi görülmeyeceği sonucuna ulaşmak gerekir. Bu durumda yapay zekâ için ayrı bir kişilik rejimi veya Kanuni düzenleme öngörülmediği müddetçe, doktrinde yapay zekânın sorumluluğu kapsamında belirtildiği üzere,36 yapay zekâyı üreten kişinin, yapay zekâ tarafından üretilen eser üzerinde eser sahipliğinden kaynaklı haklara sahip olacağı kabul edilebilecektir37.
IV. SONUÇ
Yapay zekâ teknolojisinin gelişmesiyle birlikte yapay zekâ tarafından üretilen eser ve ürünlerin fikri mülkiyet hukuku kapsamında nasıl bir rejime tabi tutulacağı tartışılmaktadır. Türk Hukuku çerçevesinde yapay zekâ ayrı bir düzenlemeye tabi tutulmadığı gibi, henüz yapay zekâya özgü bir kişilik türü tanınmasına yönelik kanuni çalışmalar da bulunmamaktadır. Literatürde yapay zekâ tarafından üretilen eserlere ilişkin olarak özellikle gerçek kişi ve tüzel kişi ayrımı kapsamında dile getirilen tartışmalar çerçevesinde yapay zeka tarafından üretilen ürünlerin niteliğine ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu çerçevede yaratıcı bir fikrî çalışma gerçekleştirme ve sahibinin hususiyetini taşıma özelliklerinin sadece gerçek kişilere özgü olduğu ve dolayısıyla FSEK anlamında eserlerin ancak gerçek kişiler tarafından ortaya konulabileceği savunulmaktadır. Bu kabule göre, makine ve bilgisayarların insandaki gibi zihinsel bir faaliyetle, yaratıcı bir fikrî çabayla hususiyeti yansıtan ürünler ortaya koyması söz konusu olmadığından bunlar tarafından ortaya konan ürünler FSEK anlamında eser sayılmamaktadır. Yapay zekâ ürünlerini FSEK kapsamına sokmayan bu yaklaşım muhtemel hukuki uyuşmazlıklar bakımından bir hukuki çözüm üretmekten uzaktır. Zira çalışmamızda bahsedildiği gibi yapay zekâ tarafından üretilen müzik, görüntü, metin gibi içerikler bir “eser” teşkil edebilecek hususiyetleri taşımaktadır. Doğal olarak sadece şekli yorumlar üzerinden bu önemli konunun geçiştirilmesi isabetli değildir. Kanaatimizce, bu konuya ilişkin kanunkoyucu tarafından ayrı bir düzenleme yapılana kadar, geçici olarak yapay zekâyı üreten kişinin “eser sahibi” olarak kabulü en isabetli yol olacaktır. Bununla birlikte günümüzde yapay zekâ tarafından üretilen eserlerin satışının yapıldığı ve farklı hukuki muamelelere konu olduğu dikkate alındığında, bu alana ilişkin hukuki düzenleme gerekliliği gittikçe artmaktadır. Yapay zekânın kişiliğine ilişkin mevzuatta açık düzenlemelerin yapılması ve bu çerçevede fikri mülkiyet mevzuatının revize edilmesi, yapay zekâ tarafından üretilen eserlerin FSEK kapsamında “eser” korumasından yararlandırılması gerekmektedir.
KAYNAKÇA
AHMET KILIÇOĞLU, Sınai Haklarla Karşılaştırmalı Fikri Haklar, Turhan, 5. Baskı, Ankara 2019.
HÜSEYIN HATEMI, Gerçek Kişiler Hukuku (Kısa Ders Kitabı), İstanbul: Vedat Kitapçılık, İstanbul 2005.
İLHAMI GÜNEŞ, Uygulamada Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Ankara: Seçkin Yayıncılık, Ankara 2015.
CAHIT SULUK, Ali Orhan, Uygulamalı Fikri Mülkiyet Hukuku Cilt Iı: Genel Esaslar Fikir ve Sanat Eserleri, Arıkan Yayınları, İstanbul 2005.
ÇAĞLA ERSOY, Robotlar Yapay Zekâ ve Hukuk, Oniki Levha Yayıncılık, İstanbul 2017.
ARMAĞAN EBRU BOZKUR YÜKSEL, Yapay Zeka Endüstri 4.0 ve Robot Üreticiler Hukuki Bakış, Aristo Yayınevi, İstanbul 2019.
KEVIN KELLEHER, “How Artificial Intelligence Is Quietly Changing How You Shop Online”, Time Business, 01.03.2017, https://time. com/4685420/artificial-intelligence-online-shopping-retail-ai/ (Erişim Tarihi: 9.3.2020).
MATT MCFARLAND, “US clears the way for this self-driving vehicle with no steering wheel or pedals”, CNN Business, https://edition. cnn.com/2020/02/06/tech/nuro-self-driving-vehicle-houston-dot/ index.html (Erişim Tarihi, 9.3.2020)
MEHMET ZORLUEL, “Yapay Zekâ ve Telif Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, C. 142, 2019, ss. 305-356.
ÖMER ERGÜN, “Kişi Kavramı”, Dicle Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Dicle Adalet Dergisi, Y. 2017.
SELIN ÇETIN, Yapay Zekâ ve Güncel Hukukla İlgili Tartışmalar, Yapay Zekâ Çağında Hukuk Çalıştay Raporu, 2019.
SEDA KARA KILIÇARSLAN, “Yapay Zekânın Hukuki Statüsü ve Hukuki Kişiliği Üzerine Tartışmalar”, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, Y. 2019, S. 2, ss. 363-389.
SINAN SAMI AKKURT, “Yapay Zekânın Otonom Davranışlarından Kaynaklanan Hukukî Sorumluluk”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, S.13, Y. 2019, ss. 39-59.
SOLUM B. LAWRENCE, “Legal Personhood for Artificial Intelligences”, North Carolina Law Review, C. 70, Y.1992, ss. 1231- 1287.
ŞÜKRAN İNCE, MELIKE ZIŞAN ŞIMSEK & FATIH KAYNARCA, “An Evaluation of the Legal Liability of Artificial Intelligence and Robotics under Turkish Legal Regulations”, GSI Articletter, C. 21, 2019.
ÜNAL TEKINALP, Fikrî Mülkiyet Hukuku, Vedat Kitapçılık, 5. Baskı, İstanbul, 2012 LEVENT YAVUZ / TÜRKAY ALICA / FETHI MERDIVAN, “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu”, Seçkin Yayınları, Ankara 2014.
SHLOMIT YANISKY-RAVID, “Generating Rembrandt: Artificial Intelligence, Copy¬right, and Accountability in the 3A Era: The Human-like Authors Are Already Here: A New Model”, Michigan State Law Review, C. 2017, S. 4, 2017.
B. J. COPELAND, “Artificial Intelligence”, 11 Nisan 2019 https:// www.britannica.com/technology/artificial-intelligence , (Erişim Tarihi: 12.02.2020). European Parliament Committee on Legal Affairs, European Parliament Re¬port with Recommendations to the Commission on Civil Law Rules on Robo¬tics, http://www.europarl.europa. eu/doceo/ document/A-8-2017-0005_EN.html (Erişim Tarihi: 10.02.2020).
THOMAS DAVENPORT, RAVI KALAKOTA, “The potential for Artificial Intelligence in Healthcare”, Future Health Care Journal, C.6, S. 2, 2019, ss. 94-98
DİPNOT
1 Shlomit Yanisky-Ravid, “Generating Rembrandt: Artificial Intelligence, Copy¬right, and Accountability in the 3A Era: The Human-like Authors Are Already Here: A New Model”, Michigan State Law Review, C. 2017, S. 4, Y. 2017, s. 666; Liana B. Baker, “RPT-Tech moguls declare era of ar¬tificial intelligence”, Naklen: Mustafa Zorluel, “Yapay Zeka ve Telif”, Türkiye Barolar Birliği, C. 142, 2019, s. 307.
2 Bkz. Matt McFarland, “US clears the way for this self-driving vehicle with no steering wheel or pedals”, CNN Business, https://edition.cnn. com/2020/02/06/tech/nuro-self-drivingvehicle-houston-dot/index.html (Erişim Tarihi, 9.3.2020)
3 Bkz. Thomas Davenport, Ravi Kalakota, “The potential for Artificial Intelligence in Healthcare”, Future Health Care Journal, C.6, S. 2, 2019, ss. 94-98.
4 Kevin Kelleher, “How Artificial Intelligence Is Quietly Changing How You Shop Online”, Time Business, 1.3.2017, https://time.com/4685420/artificial-intelligence-online-shopping-retail-ai/ (Erişim Tarihi: 9.3.2020).
5 Yanisky-Ravid, ss. 664-666.
6 RG. 13.12.1951, Sayı: 7981.
7 Yanisky-Ravid, s. 673; B. J. Copeland, “Artificial Intelligence”, 11 Nisan 2019, https://www.britannica.com/ technology/artificial-intelligence (Erişim Tari¬hi: 12.02.2020).
8 Armağan Bozkurt / Başak Bak, Yapay Zekâ, Aristo, İstanbul 2018, s. 6.
9 Ömer Ergün, “Kişi Kavramı”, Dicle Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Dicle Adalet Dergisi, C. 1, S. 1, Y. 2017, s. 10.
10 Ergün, s.9
11 Solum B. Lawrence, “Legal Personhood for Artificial Intelligences”, North Carolina Law Review, C. 70, Y. 1992, s. 1239.
12 Seda Kara Kılıçarslan, “Yapay Zekânın Hukuki Statüsü ve Hukuki Kişiliği Üzerine Tartışmalar”, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, Y. 2019, S. 2, s. 375.
13 Sinan Sami Akkurt, “Yapay Zekânın Otonom Davranışlarından Kaynaklanan Hukukî Sorumluluk”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, S.13, Y. 2019, s. 44.
14 Lawrence, s. 1277.
15 Nitekim kendisini üretene bağlı çalıştığı müddetçe bir eşya olarak görülmesi mümkün olan yapay zekânın, otonom kararlar alabilmesi durumunda farklılaşacağı hususuna ilişkin bkz. Şükran İnce, Melike Zisan Simsek / Fatih Kaynarca, “An Evaluation of the Legal Liability of Artificial Intelligence and Robotics under Turkish Legal Regulations”, GSI Articletter, C. 21, Y. 2019, ss. 36-37.
16 Kılıçarslan, s. 377.
17 Lawrence, ss. 1260 – 1261.
18 Burada irade kavramını insanın yetisi olarak değil, kendisine çizilen sınırlar dâhilinde kalmayarak yeni ürünler meydana getiren yapay zekâ kavramı içerisinde değerlendirmek gerekmektedir.
19 İnce, Şimşek ve Kaynarca, s. 36.
20 European Parliament Committee on Legal Affairs, European Parliament Re¬port with Recommendations to the Commission on Civil Law Rules on Robo¬tics, http://www. europarl.europa.eu/doceo/ document/A-8-2017-0005_EN.html (Erişim Tarihi: 10.02.2020).
21 Zorluel, s. 345.
22 Zorluel, s.332.
23 Zorluel, s. 344.
24 İlhami Güneş, Uygulamada Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2015, s. 20.
25 Güneş, s. 22.
26 Güneş, s. 59.
27 Levent Yavuz / Türkay Alıca / Fethi Merdivan, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, Seçkin Yayıncılık Ankara 2014, s. 65.
28 Ahmet Kılıçoğlu, Sınai Haklarla Karşılaştırmalı Fikri Haklar, Turhan, 5. Baskı, Ankara 2019, s. 111.
29 4630 sayılı yasa ile getirilen “eser sahibi” tanımına ilişkin 1/B maddesinin b bendinde “Eser sahibi eseri meydana getiren gerçek kişi” ifade ettiği kabul edilmişti.
30 Kanun maddesinde yer alan “gerçek kişi” ibaresinin çıkarılarak yalnızca “kişi” kavramının kullanılmış olması tüzel kişilerin eserden doğan mali hakların sahibi olabilmeleri adına getirilmiş bir düzenleme olduğuna ilişkin bkz. Yavuz / Alıca / Merdivan, s. 65.
31 Güneş, ss. 93-94.
32 Kılıçoğlu, ss. 116-117.
33 Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, T. 04.02.2015, E. 2014/16277, K. 2015/1285 sayılı kararında “Ayrıca 5846 sayılı FSEK 1. ve 2/3 maddesi uyarınca bir eserin sahibi onu meydana getiren kişidir. Davacı TSE 132 sayılı Kanun ile kurulmuş ve tüzel kişiliği haiz bir kurum olduğundan, esasen yaratıcı faaliyeti olmayan tüzel kişi davacının eser sahibi olduğundan da söz edilemez.” şeklinde içtihat etmiştir. Benzer kararlar için bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi T. 25.02.2008, E.2007/227, K.2008/2175; Tekinalp, s. 144; Kılıçoğlu, s. 180.
34 Tekinalp s. 134.; Güneş, s. 93
35 Zorluel, s. 321.
36 İnce, Şimşek ve Kaynarca, ss. 33 – 34.
37 İngiltere’de kabul edilen 1988 tarihli Telif Hakkı, Tasarımlar ve Patentler Kanunu m. 9/(3) uyarınca, bilgisayar tarafından üretilen edebî, dramatik, müzikal ya da sanatsal çalışmalar söz konu¬su olduğunda eser sahibi, eserin yaratılması için gerekli ayarlamaları gerçekleştiren kişi olarak kabul edilmektedir. Detaylı olarak bkz. Zorluel, s. 325 vd







