ÖZET
Kayyım, sözlük anlamı itibariyle, belli bir malın yönetilmesi veya belli bir işin yapılması için görevlendirilen kimsedir. Hukuk terminolojisinde ise “kayyım”; belirli bir malın, şirketin veya vakfın yönetilmesi veya belli bir işin görülmesi için tayin edilen kimsedir. Son zamanlarda, günümüz serbest piyasa ekonomisinin en önemli aktörlerinden biri olan şirketlere kayyım atanması sıkça başvurulan bir yöntem haline gelmiş olduğundan, daha sık duyulur hale gelmiştir. Bu çalışmada, bazı hallerde ilgililerin isteği üzerine, bazı hallerde ise re’sen atanmakta olan kayyımın Türk Ticaret Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve İcra İflas Kanunu düzenlemeleri uyarınca incelemelerde bulunulacak olup, Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan denetim ve yönetim kayyımı hükümlerinden yalnız yönetim kayyımı düzenlemelerine ilişkin incelemelerde bulunulacak, denetim kayyımı çalışmamız kapsamının dışında tutulacaktır.
I. GİRİŞ
Günlük hayatta sıklıkla “kayyım” yerine “kayyum” olarak duyduğumuz kayyım kelimesi, esasen Türk Dil Kurumu’nda da “kayyum” olarak geçmekte olup, belli bir malın yönetilmesi veya belli bir işin yapılması için görevlendirilen kimse olarak tanımlanmaktadır.1 Ancak Türk Hukukundaki yasal düzenlemelerimiz kapsamında kayyum değil kayyım kelimesi kullanılmaktadır. Arapça “kıyam” kelimesinden türemiş olan “kayyım” kelimesi bünyesinde, icra etmek, yürütmek, işini görmek, kaim olmak ve yerine geçmek şeklinde anlamlar barındırmaktadır. Hukuk terminolojisinde ise kayyım; belirli bir malın, şirketin veya vakfın yönetilmesi veya belli bir işin görülmesi veya malvarlığının yönetilmesi için, kanunlarda öngörülen durumlarda, vesayet makamınca, ilgilisinin isteği üzerine veya re’sen atanan kişi2 şeklinde tanımlanmakta; başka bir anlatımla ise, kavramdan da anlaşıldığı gibi, kayyım sadece bir malın yönetilmesi veya belli bir işin görülmesi amacıyla atanan kanuni temsilci statüsündedir. Nitekim Roma Hukuku’nda kayyım, bir veya birkaç kişinin menfaatine, onların mallarını idare etmek veya bu idarede kendilerine rızalarını bildirmek ve onaylarını vermek suretiyle yardım etmekle görevlendirilmiş kişilere verilen isimdi3, kayyım atanmasındaki amaç, kişinin malvarlığının zarara uğramasını önlemekti. İslam Hukuku’nda ise; mefkud olan yani yaşayıp yaşamadığı, yaşıyorsa nerede olduğu bilinmeyen kimseler için kayyım atanması yoluna gidilebilmekteydi. Burada kayyımın görevi, mefkudun mallarını korumak, alacaklarını tahsil ve borçlarını ifa etmek idi4.
Çalışmamızın konusunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu kapsamında düzenlenen kayyım hükümleri oluşturmaktadır. Bu çerçevede aşağıda öncelikle kayyım kurumuna ilişkin genel bilgiler verilmiş olup ardından kayyım atanmasının şartları ele alınmıştır.
II. KANUNDA KAYYIM KAVRAMI
A. Kayyımın Hukuki Niteliği ve Kayyım Kurumu
1. Türk Medeni Kanunu’nda Kayyım
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (“4721 sayılı Kanun”) uyarınca, kayyım, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için vesayet makamı tarafından atanan bir vesayet organıdır. Kayyımlık, 4721 sayılı Kanun’un öngördüğü diğer vesayeti önlemlerin (vasi atama, kanuni müşavir tayini) en hafifi ancak en çok uygulananıdır5. Kayyım, genel temsil yetkisine sahip olmaması sebebiyle, hangi spesifik iş sebebiyle atanmışsa, görev ve yetkisinin sınırları da bu işe göre belirlenmelidir, atandığı işler çerçevesinin dışında kalan işleri yapabilmesi mümkün değildir. Kayyımın, bunun dışındaki işleri yapabilmesi, temsil olunanın vereceği özel yetkiye, temsil olunan bu yetkiyi verecek durumda değilse kendisini atayan mahkemenin iznine bağlıdır.
4721 sayılı Kanun düzenlemelerine bakıldığında, kayyımlıkla ilgili hükümlerin dağınık bir görünüm arz ettiğini söyleyebiliriz. Kayyımlık ile ilgili hükümler vesayete dair üç bölüm içine dağıtılmış, ayrıca vasiliğe ait bazı hükümlerin de kıyas yoluyla kayyımlığa uygulanması kabul edilmiştir. Başka bir ifadeyle, vasiliğe ilişkin hükümler, kanunun kayyımlık bakımından çizdiği sınırları aşmadıkça, kayyımlık hakkında da uygulanmaktadır.
Temsil kayyımlığı, kayyımın yapmakla görevlendirildiği işin bitirilmesiyle sona erer. Yönetim kayyımlığı ise, kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden alınmasıyla sona erer.
2. Türk Ticaret Kanunu’nda Kayyım
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (“6102 sayılı Kanun”) kayyımlık müessesine ilişkin hükümler sınırlı sayıda yer almıştır. Bununla birlikte, 6102 sayılı Kanun’un ilk maddesi “Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır.” hükmünü amirdir. Böylece, kanun koyucu, 6102 sayılı Kanun’da kayyım atanmasına dair ayrı hükümlere yer vermeyi gerek görmemiş, mükerrerlik ile karmaşa oluşturmamak için, genel bir yollama ile 4721 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin ticaret şirketlerine uygulanmasına fırsat tanımıştır. Nitekim, pratikte de, şirketlere kayyım atanması ağırlıklı olarak 4721 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde talep edilmekte ve karara bağlanmaktadır.
3. İcra ve İflas Kanunu’nda Kayyım
Her ne kadar kayyımlığın genel hatlarıyla düzenlemeleri 4721 sayılı Kanun ile hayata geçirilmiş olsa da, İcra ve İflas Kanunu’nda 2003 yılında yapılan değişiklikle yer verildiği görülmektedir. Bu değişiklik, 2018 yılında yapılan değişikliklerle kaldırılan “iflas erteleme” kurumunun hayata geçirilmesine ilişkin olmuştur. İflas erteleme kurumu düzenlemelerinde ise İcra ve İflas Kanunu bünyesinde şirket yönetimine kayyım tayin edilmesi hüküm altına alınmıştır. Şirket faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar çerçevesinde, şirkete müdahalede bulunulurken kamu ekonomisinin zarar görmesini engelleyebilmek adına dikkatli davranılması bakımından şirket yönetimine kayyım tayini son derece yerinde bir düzenleme olmuştur.
4. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Kayyım
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (“5271 sayılı Kanun”) ile Türk Hukukumuza şirket yönetimi için kayyım tayini kurumu girmiştir. Şirketlerin konumları itibariyle ekonomik ve sosyal hayatta arz ettikleri önem dikkate alındığında şirketlere yapılacak müdahalelerde dikkatli davranılması ve ticari hayatta meydana gelebilecek olumsuz durumların önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 2015 yılına kadar uygulaması neredeyse hiç görülmeyen şirket yönetimine kayyım tayini kurumu, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında çok sayıda şirkete 5271 sayılı Kanun uyarınca kayyım atanması ile yaygınlaşmıştır.
Özel hukuk bağlamında, 5271 sayılı Kanun’da düzenlenmiş bulunan şirket yönetimine kayyım atanması kurumuna benzer bir düzenlemeye ilk olarak yukarıda bahsettiğimiz 2004 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle, “iflas erteleme” kurumunda yer verildiğini görmekteyiz.
5271 sayılı Kanun’da yer alan şirket yönetimine kayyım tayini kurumunun hukuki niteliğini, özel bir elkoyma türü olarak değerlendirebiliriz6.
Kanun koyucu iki türlü kayyımlık öngörmüştür; birincisi denetim kayyımlığı ve ikincisi yönetim kayyımlığıdır. Bu noktada, kanun koyucunun izlediği yöntem karışıklık arz etmektedir. Çünkü kanunun ilgili maddesinde yalnızca denetim kayyımlığı düzenlenmemiş, aynı şartlarda yönetim kayyımlığına da yer verilmiştir. Dolayısıyla mahkeme; kanun maddesinde aranan şartların varlığını tespit ettiği ve somut olarak gerekçelendirdiği takdirde, şirkete denetim kayyımı veya yönetim kayyımı atanmasına karar verebilecektir.
III. ÖZEL HUKUKTA KAYYIM ATANMASININ KOŞULLARI
Öncelikle 4721 sayılı kanuna göre, vesayet makamı; yani sulh hukuk mahkemesi; ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse veya bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa veya yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine yahut re’sen temsil kayyımı atar (TMK m. 426).
Yönetim kayyımı ise; vesayet makamı tarafından, yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemlerin alınması bakımından veya bir kimsenin uzun süreden beri bulunamadığı ve oturduğu yerin de bilinemediği durumda, vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksunsa ya da bir terekede mirasçılık hakları henüz belli değilse veya ceninin menfaatleri gerekli kılarsa atanabilir. Bu haller dışında; bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, ve bir hayır işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan para ve sair yardımı yönetme veya harcama yolu sağlanamamış ise yine yönetim kayyımı atanabilir (TMK m. 427).
Bundan başka, isteğe bağlı kısıtlama nedenlerinden birinin mevcut olması durumunda da, reşit yani ergin olmuş bir kişiye yine kendi talebi ile bir kayyım atanacaktır (TMK m. 428).4721 sayılı Kanun’un 429. maddesi, Yasal Danışmanlık müessesesi hakkında kurallar öngörmektedir. Bir önceki medeni kanunda mahdut (sınırlı) ehliyet, güncel kanunda Yasal Danışmanlık başlığını almıştır. Bir kişinin kısıtlanması için yeterli neden bulunmadığı halde, kişinin korunması yönünden medeni haklarını kullanma ehliyeti yani yeni ismiyle fiil ehliyetinin sınırlanması zorunlu olan reşit olmuş yani ergin olmuş kişi veya kişilere; dava açma ve sulh olma, taşınmazların alım satımı, rehnedilmesi, başka ayni haklar kurulması, değerli evrakın alımı, satımı ve rehnedilmesi, olağan (mutad) yönetim sınırları dışındaki yapı işleri, ödünç verme ve alma, ana parayı alma, bağışlama, kambiyo yükümlülüğü altına girme, kefil olma, işlerinde görüşü alınmak için bir yasal danışman atanacaktır.
Temsil kayyımı, kendisine kayyım atanacak kişinin yerleşim yeri (yani konutu) vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesince atanacaktır (TMK m. 430 f. 1). Yönetim kayyımı ise, temsil edilen kişinin payınadüşen malların bulunduğu yer veya malların büyük kısmının bulunduğu yer vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesince tayin edilecektir (TMK m. 430 f. 2). Yasal danışman da aynı mahkemece tayin edilir. Vasinin atanması hakkındaki kurallar kayyım ve yasal danışman atamasında da aynen uygulanacaktır (TMK m. 431 f. 1). Ancak bir farkla ki, burada ilan zorunlu değildir. Kayyım veya yasal danışman atanması hakkındaki mahkeme kararı, vesayetmakamı Sulh Hukuk Mahkemesi gerekli gördüğünde ilan olunacaktır (TMK m. 431 f. 2). Atamanın ilân edilmiş olması veya mahkemenin gerekli görmesi hâllerinde, kayyımlığın sona erdiği de ilân olunur.
IV. BİR KORUMA TEDBİRİ TÜRÜ OLARAK ŞİRKET YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM TAYİNİ
Şirket, Türk Borçlar Kanunu kapsamında kurulan adi ortaklık olabileceği gibi, kollektif, komandit, anonim veya limited şirketlerden birisi de olabilir. Şirketin ortaklık yapısının ne olduğu ve kimler tarafından kurulduğu önemli değildir. Hatta şirkette kamu ortaklığı da bulunabilir. Şirket yönetimine atanan kayyımın hukuki niteliğinin tespitinin doğru bir şekilde yapılabilmesi için kayyımın onay makamı olarak mı yoksa yönetim organı olarak mı atandığı önem teşkil etmektedir. Yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere, 5271 sayılı Kanun’da koruma tedbiri olarak düzenlenmiş olan kayyım müessesesi iki türlüdür.
Kayyımın onay makamı olarak yani denetim kayyımı olarak atanması durumunda, şirketin yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliği kayyımın onayına bağlı olacaktır. Burada karar ve işlemlerde bulunma yetkisi şirketin yönetim organında olmaya devam eder. Kayyım sadece bu karar ve işlemlerin geçerli olması için onay makamı olarak faaliyet göstermektedir. Kayyımın alınan karar ve yapılan işlemlerde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.
Esasen denetim kayyımının tam anlamda bir kayyım olduğunu söylemek oldukça güçtür. Neticede, kayyım, belli bir malın yönetilmesi veya belli bir işin yapılması için görevlendirilmektedir. Bu bağlamda kayyımın temsil ve yönetim özelliği ön plana çıkmaktadır. Denetim kayyımın temsil ve yönetim özelliği olmadığından, hukuki niteliğinin daha çok 4721 sayılı Kanun’da düzenlenen yasal danışmanlığın bir alt dalı olan oy danışmanına benzediğini söyleyebiliriz7.
Yönetim organı yerine veya yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık paylarını veya menkul kıymetleri idare etmek için atanan kayyımın hukuki niteliğini ise yönetim kayyımı olarak nitelendirebiliriz8. Kayyımın yönetim organının yerine atanması durumunda, yönetim organının görevi kayyımın atanmasıyla birlikte sona erecektir. Böyle bir durumda yönetim organının bütün yetkileri kayyıma geçecektir.
Şirket yönetimi için kayyım tayininde aranan şartlar, özel hukukta aranan şartlara nazaran oldukça sıkıdır. Kanun koyucu hem denetim kayyımlığı hem yönetim kayyımlığı için aynı ön şartı aramıştır. Bu şart; kanunda sayılan suçlardan en az birisi ile ilgili başlatılan soruşturma veya iddianamenin kabulü ile başlayan kovuşturma sürecinde, suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıdır. Ancak, bu koruma tedbirine her suç bakımından başvurulabilmesi mümkün değildir. Bu koruma tedbiri yalnızca 5271 sayılı Kanun’da belirtilen katalog suçlar bakımından uygulama alanı bulabilecektir. Bu suçların dışındaki suçlar bakımından şirket yönetimine kayyım tayini mümkün değildir9.
Kayyım tayini ile hedeflenen amaç dikkate alındığında, bu koruma tedbirine ilk olarak soruşturma evresinde başvurulması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Zira soruşturma başladıktan sonra şirket yöneticileri şirketin malvarlığını tasfiye etme girişimine girebilirler. Bu durumda da hem yargılama sonucunda verilecek kararın kağıt üstünde kalması hem de şirket alacaklılarının mağdur duruma düşmesi tehlikesi doğacaktır. Bu nedenle soruşturma aşaması başlar başlamaz, şartları gerçekleşmiş ise bu tedbire hemen başvurulması en isabetli yol olacaktır. Soruşturma aşamasında kayyım tayinine karar verme yetkisi yalnızca sulh ceza hakimine aittir. Kayyım tayini kararını, savcının talebi üzerine sulh ceza hakimliği verecektir. Kovuşturma evresinde ise, şirket yönetimine kayyım tayinine yargılamayı yapan mahkeme karar verecektir. Şirket yönetimine kayyım atanmasına karar veren mahkeme, ikinci aşamada, kayyımın yetkisinin ne olacağı hususunu tespit edecektir.
Kayyımın görev süresinin ne olacağıyla ilgili kanunda açıklık bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun, atanan kayyımın görev süresi ile ilgili bir hüküm getirmemiş olması eksiklik olarak yorumlanamaz. Zira kayyım atanması bir koruma tedbiri olduğuna göre, bu tedbirin uygulanması ile beklenen faydanın gerçekleştiği veya gerçekleşmeyeceği anlaşıldığı takdirde bu tedbire son verilmesi gerekecektir. Koruma tedbirlerinin geçici olma özelliği bu sonucu doğrulamaktadır.
V. SONUÇ
Düzenlemelere bakıldığında, genel olarak düzenlemelerine 721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda yer verilen Kayyım kurumunun kökeni Roma Hukuku’na kadar dayanmaktadır.. Bu kapsamda, kayyım, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için vesayet makamı tarafından atanan bir vesayet organıdır. Yukarıda ifade edildiği üzere kayyımlık müessesesi, bazı kanunlarda farklı tanımlara sahiptir. Kayyım, bazı hallerde ilgililerin isteği üzerine, bazen de res’en atanmaktadır. Kayyım hangi iş nedeniyle atanmış ise, görev ve yetkisinin sınırları da bu işe göre belirlenmektedir. Bu bağlamda, kayyımın atandığı işlerin dışındaki işleri yapabilmesi mümkün değildir.
Şirket yönetimine kayyım tayini kurumu kabul edilmeden önceki dönemde, şirketin faaliyeti çerçevesinde bir suç işlendiği iddiasıyla başlatılan süreçte şirket üzerine tedbir konulmakta, başka bir ifadeyle şirketin yönetimi ve temsili gerçekleştirilememekte, bunun sonucunda şirketin ne borçları ödenebilmekte ne de alacakları tahsil edilebilmekteydi. Yaşanan bu sakıncaların önüne geçilebilmesi açısından kayyımlık müessesesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda kabul edilmiş ve şirket yönetimine el konulabilmesinin şartları ayrıntılı bir şekilde, bir çeşit koruma tedbiri olarak hükme bağlanmıştır.
KAYNAKÇA
ISMAIL KAYAR, İflasın Ertelenmesinde Kayyımlık, “Hüseyin Ülgen’e Armağan”, Cilt II, s. 1905-1928. Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2007
ISMAIL DURSUN, “Ceza Muhakemesinde Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini ve Nitelikleri”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi 20, 2014
SELDAĞ GÜNEŞ CEYLAN “Roma Hukuku’nda Kayyımlık (Cura) Müessesesine Genel Bir Bakış”, AÜHFD, Cilt: 53, Sayı:1, s.221-222.
SABRI ŞAKIR ANSAY, Hukuk Tarihinde İslam Hukuku, 4. Bası, Ankara 2002, s.74-76.
MUSTAFA ALPER GÜMÜŞ, Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık, İstanbul 2006, s.1
BAHRI ÖZTÜRK, DURMUŞ TEZCAN, MUSTAFA RUHAN ERDEM, ÖZGE SIRMA, YASEMIN F. SAYGILAR, ÖZDEM ÖZAYDIN, ESRA ALAN AKCAN, EFSER ERDEN, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.Bası, Ankara 2015, s.509;
AYŞE GÜLIN GÜRALP, Anonim Şirkette Kayyım, İzmir 2005, s.10 (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi).
ISMAIL DURSUN, “Ceza Muhakemesinde Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini ve Nitelikleri”, MÜHFHAD, C:20, S:3, s.8283., 2014
DİPNOT
1 (Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük, www.tdk.gov.tr).
2 İ. Kayar, (2007) İflasın Ertelenmesinde Kayyımlık”, Hüseyin Ülgen’e Armağan, Cilt II: 1905-1928. İstanbul: Vedat Kitapçılık.
3 Seldağ Güneş-Ceylan, “Roma Hukuku’nda Kayyımlık (Cura) Müessesesine Genel Bir Bakış”, AÜHFD, Cilt: 53, Sayı:1, s.221-222.
4 Sabri Şakir Ansay, Hukuk Tarihinde İslam Hukuku, 4. Bası, Ankara 2002, s.74-76.
5 Mustafa Alper Gümüş, Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık, İstanbul 2006, s.1.
6 Öztürk, Bahri/Tezcan, Durmuş/ Erdem, Mustafa Ruhan/Sırma, Özge/Kırıt, Yasemin F. Saygılar/ Özaydın, Özdem/Akcan, Esra Alan/Erden, Efser, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.Bası, Ankara 2015, s.509.
7 Bilge Öztan, “Kanuni Müşavirlik ve Federal Mahkeme’nin Bu Konuya İlişkin Görüşü”, Ankara Hukuk Fakültesi 50.Yıl Armağanı, C.I, Ankara 1977, s.298.
8 Gümüş, Kayyımlık, s.129; Güralp, Ayşe Gülin, Anonim Şirkette Kayyım, İzmir 2005, s.10 (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi).
9 İsmail Dursun, “Ceza Muhakemesinde Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini ve Nitelikleri”, MÜHFHAD, C:20, S:3, Yıl:2014, s.82-83.








