ÖZET
Kıymetli evrakın teminat amacıyla verilmesi hususunda rehin cirosu ve teminat amacıyla inançlı temlik cirosu iki teminat metodu olarak önem arz etmektedir. Bu bağlamda, kıymetli evrakın soyut borç ikrarına sahip olması ile rehine ilişkin mevzuat hükümleri bağlamında, melez ancak oldukça güçlü bir teminat aracı meydana gelmiştir. Bu itibarla, senedin ve senet mülkiyetinin hamile geçip geçmemesi ve cironun dış ilişkide teminat maksadını görünür kılıp kılmaması hamilin devraldığı senet kapsamında hangi haklara sahip olduğu hususunda belirleyici unsurları oluşturmaktadır.
I. GİRİŞ
Makalemizde kıymetli evrakın teminat amacıyla verilmesi metotları olan rehin cirosu ile teminat amacıyla inançlı temlik cirosu incelenmiştir. Bu kapsamda, anılan iki teminat metodunun açıklanmasının öncesinde, kıymetli evrakın tanımı, kambiyo senetlerinin soyut borç ikrarı niteliği ve düzenlenme amacı bakımından ciro türleri üzerinde durulmuştur. Bunun devamında rehin cirosu ve teminat amacıyla inançlı temlik cirosu doktrindeki tespitler kapsamında incelenmiştir.
II. KIYMETLİ EVRAKIN TANIMI
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”)1 645. maddesinde kıymetli evrakın tanımı “Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez.” şeklinde yapılmış olup, söz konusu tanım göz önüne alındığında iki temel unsuru tespit edilebilmektedir. Bunlardan ilki, hakkın senede bağlı olduğu ve senetsiz ileri sürülemeyeceği; ikincisi ise, hakkın senetten ayrı devredilememesidir2. Bu sebeple, kıymetli evrak, hakkın bağlı olduğu senet olmaksızın alacağın talep edilemeyeceği, borcun ödenemeyeceği ve özel şekil şartlarına tabi senetler olarak nitelendirilebilir.
A. Kıymetli Evraka İlişkin Mevzuat
Kıymetli evraklara ilişkin hükümler temel itibariyle TTK’da düzenlenmiştir. Ancak, önemle belirtilmelidir ki kıymetli evrakların düzenlenmesi ile meydana gelen hukuki kurumlar alacak hakkının ve borcun meydana gelmesi ile sınırlı olmayıp, şartlarının gerçekleşmesi halinde vekâlet ve def’i olarak örneklendirilebilecek başka hukuki yapılarda da oluşabilmektedir. Bundan ötürü, kıymetli evraklar hususundaki tüm hükümler TTK kapsamı ile sınırlı değildir3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda (“TMK”)4 da kıymetli evraka ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Bunlara ek olarak, 5941 sayılı Çek Kanunu (“Çek”)5 da çeklere ilişkin, özellikle ceza hükümleri de dahil olmak üzere, düzenlemeler içermektedir.
B. Kıymetli Evrakta Hakkın Senede Bağlı Olması
Kıymetli evrakı diğer senet veya borç tanıması şekillerinden ayıran unsurlardan birisi ilgili hakkın kıymetli evrak ile bağlı olmasıdır. Kıymetli evrak bir hakkı içerdiğinden kıymetli evrakta bir ya da birden fazla hak senede bağlanmış, adeta çivilenmiştir. Bu hak, ekonomik değeri olan, parayla ölçülebilen ya da ifade edilebilen bir haktır6. Diğer bir deyişle, hak ile bir özel hukuk hakkı kast edilmiştir7. Önemle belirtilmektedir ki, kıymetli evrak bir hakkı içermektedir. Hak içermeyen bir kıymetli evrak düşünülemez. Böyle bir durumda “kağıtta hakkın mündemiç olması” unsuru oluşmayacak ve ilgili evrak kıymetli evrak vasfına erişemeyecektir. Kıymetli evrakın hak ile böylesine bağlanmış ve adeta özdeşleşmiş olması sebebiyle, kıymetli evrakın devri halinde ilgili hak da kıymetli evrakla birlikte devredilmiş olur. TTK’nın 645. maddesine göre, hakkın senede bağlı olması bakımından incelenmesi halinde iki sonuç ortaya çıkmaktadır. Bozer ve Göle tarafından ifade edildiği şekliyle bu sonuçlar şunlardır: “ Kıymetli evrakın içerdiği hakkın istenilebilmesi ya da kullanılabilmesi için mutlaka kıymetli evrakın ibrazı gerekir. Bu hak, kıymetli evraktan ayrı olarak istenemez ya da kullanılamaz. Kıymetli evrakın borçlusu ancak senedin kendisine teslimi karşılığında ödeme ile yükümlüdür. Kıymetli evrakın içerdiği hakkın devredilebilmesi kıymetli evrakında devrine bağlıdır. Kıymetli evrakın devredilmeden içerdiği hak ondan ayrı olarak devredilemez. Dolayısıyla, devri mümkün olmayan bir senedin kıymetli evrak olarak nitelendirilmesi mümkün değildir8."
C. Kanunen Emre Yazılı Senetlerin (Kambiyo Senetlerinin) Soyut Borç İkrarı Niteliğine Sahip Olması
Kıymetli evrak, oluşturulmalarına sebep olan temel ilişki bakımından soyut ve sebebe bağlı kıymetli evrak türleri olarak ayrılır. Önemle belirtilmelidir ki, taşıma senedi, makbuz senedi, varant, konşimento gibi senetler sebebe bağlı kıymetli evrak olsa da mevzuat kapsamında sınırlı sayıda düzenlenen kambiyo senetleri, diğer bir deyişle kanunen emre yazılı senetler (poliçe, bono, çek) soyut kıymetli evraklardır. Kambiyo senedi kavramı, TTK’nın 824. maddesi uyarınca kanunen emre yazılı olan veya emre yazılı kıymetli evrakları kapsayan bir alt kavram olup yalnızca poliçe, bono ve çeki ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Doktrinde ve mahkeme kararlarında illi olan ve olmayan kıymetli evrak ayrımı yapıldığı görülmektedir. İlli olmayan kıymetli evrakta soyutluk ilkesi geçerlidir. Poliçe, bono ve çek, bu ilkenin hakim kılındığı illi olmayan kıymetli evrak kategorisine girerken, hisse senedi, konşimento, ipotekli borç senedi, soyutluk ilkesinin uygulanmadığı illi kıymetli evraka örnek oluştururlar9.
Soyut kıymetli evrakın ve buna bağlı olarak kıymetli evrakın soyut borç ikrarı niteliğine sahip olmasının temeli TBK’nın 18. maddesidir. Söz konusu madde şöyledir: “Borcun sebebini içermemiş olsa bile borç tanıması geçerlidir.” Bu hüküm ile Türk hukukunda soyut borç ikrarı, diğer bir deyişle, sebepten bağımsız borç tanıması mümkün hale gelmiştir. Kıymetli evrak bakımından değerlendirilecek olursa “soyut (mücerret) kıymetli evrak kaynağını TBK m.18’de bulur.10 Soyut kıymetli evrakın özellikleri ve önemi Öztan tarafından şu şekilde açıklanmaktadır: “Mücerret kıymetli evrak, senedin tanzimine sebep olan asıl borç ilişkisinin(temel borç ilişkisi) senetten anlaşılmasına imkan bulunmayan kıymetli evraktır. Mücerret senetler, bir temel münasebete dayanmayan senetler değildir; yani bunlar da belli bir sebebe dayanır. Bu temel münasebet, genellikle herhangi bir akit olur. Senet, bu hukuki muameleden doğan alacağı ihtiva etmektedir. Ancak, senetle, söz konusu hukuki münasebet arasında bir bağ kurulmamıştır. Senede bakarak, alttaki münasebetin ne olduğunu anlamak mümkün değildir. Dolayısıyla herhangi bir ihtilaf halinde, hamil, davasını sadece kıymetli evraka dayandırabilir; temelde yatan “asıl borç ilişkisinin” varlığını ve mahiyetini ispat zorunda değildir. Geçerli bir temel münasebetin bulunmadığının veya buna ilişkin defilerin dermeyanı ve ispat meselesi borçluya yüklenmiştir.”11
Kıymetli evrakın soyut olmasının en önemli özelliklerinden birisi de alacaklının sadece soyut kıymetli evraka dayanarak dava açabilmesi ve temel borç ilişkisinin varlığını ve geçerliliğini ispatlamakla yükümlü olmamasıdır.12 Bu imkânın sebebi ise soyut kıymetli evrakın alt hukuki ilişkiden bağımsız yahut soyut şekilde bir hakkı taşıyor, yedinde bulunduruyor olmasıdır. Bu sebeple, ileride ayrıntılı şekilde incelenecek olsa da, teminat amacıyla verilmiş olan kıymetli evrakların da soyutluk ilkesi gereğince alt hukuki ilişkiden bağımsız şekilde dava edilmesi mümkündür.
III. KAMBİYO SENETLERİNİN TEMİNAT AMACIYLA DEVRİNDE CİRO TÜRLERİ VE REHİN CİROSU’NUN FARKLARI
A. Ciro Kavramının Tanımlanması
Kıymetli evraklar, düzenlenmeleri itibariyle özel şekil şartlarını haiz oldukları gibi devredilmeleri bakımından da özel usullere tabidir. Ciro, TTK’da emre yazılı senetler için düzenlenmiş olan bir devir türüdür. “Ciro, emre yazılı senetlerde, senedin içerdiği hakkı devretmeye yönelik bir irade beyanıdır”13. Kıymetli evrakın ciro edilmesi ile senede bağlı olan haklar hamile diğer bir deyişle senedi devralan kişiye geçecektir. TTK’nın 684. maddesinin birinci fıkrasında şu düzenleme yapılmıştır: “Ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile poliçeden14 doğan bütün haklar devrolunur.” Öztan’a göre bununla kastedilen, sadece poliçenin mülkiyetinin değil, aynı zamanda senette mündemiç hakkın da devralana geçecek olmasıdır15. Bunun sonucunda, poliçenin ilk devrini yapan lehtar veya cirantanın yaptığı ciro, muhataba poliçe bedelini senedin hamiline ödeme yetkisi, yine hamile poliçe bedelini muhataptan tahsil yetkisi (kabz) yetkisi vermektedir16. Bu durum, soyutluk ilkesinin en önemli sonucudur. Ciro düzenlenme amacına göre temlik cirosu, tahsil cirosu ve rehin cirosu olmak üzere üç türe ayrılır.
B. Cironun Amacına Göre Türleri
1. Temlik Cirosu
“Temlik cirosu poliçeden doğan tüm hakları senedi devralana geçirmek, diğer bir deyişle temlik ettirmek amacıyla yapılır.”17 Temlik cirosu ile poliçe kendisine devredilen kişi, “isterse poliçeyi yeniden temlik cirosu ile devredebilir, isterse rehin cirosu, isterse de tahsil cirosu yapabilir18.
“Bir ciroda, tahsil veya terhin maksadıyla yapıldığına dair bir kayıt bulunmadığı takdirde, o cironun temlik cirosu olarak yapıldığı kabul edilir.”19
2. Tahsil Cirosu
Tahsil cirosu, devir bakımından, temlik cirosunda olduğu gibi ciro ve zilyetliğin devri (kıymetli evrakın teslimi) şeklinde gerçekleşir. Buna karşın, tahsil cirosunda, temlik cirosunda olduğu gibi poliçede mündemiç tüm hakların devri söz konusu değildir. Devredilen hakkın kapsamı temlik cirosuna göre kısıtlıdır. Tahsil cirosu, poliçe bedelinin bir başka kişi tarafından tahsil edilmesini sağlamak amacıyla yapılan ciro türüdür.20 Tahsil cirosu bir vekalet ilişkisi meydana getirir. Zira, tahsil cirosu yapan ciranta ile poliçeyi tahsil cirosuyla iktisap eden hamil arasında vekalet ilişkisi oluşur. Tahsil cirosu yapan ciranta, hamilden kendi namına ve hesabına poliçe bedelinin tahsilini istemektedir.21
3. Rehin Cirosu
Rehin cirosu TTK’nın 689. maddesinde düzenmiş olan ciro türüdür. TTK 689. maddesinin birinci fıkrasında şu düzenleme yapılmıştır: Ciro, “bedeli teminattır”, “bedeli rehindir” ibaresini veya rehnetmeyi belirten diğer herhangi bir kaydı içerirse, hamil, poliçeden doğan bütün hakları kullanabilir; fakat kendisi tarafından yapılan bir ciro ancak tahsil cirosu hükmündedir. Bu fıkra, rehin cirosuna ilişkin meydana gelebilecek sorunları tam olarak gidermemiş ve tartışmalara sebep olmuştur. Rehin cirosunun mahiyeti ve içerdiği imkanlara ilişkin tartışmaların temelinde rehin cirosunun yapılma amacı bulunmaktadır.
Rehin cirosunun sonuçları ile temlik cirosu ve tahsil cirosunun sonuçlarının farkları özetle ifade edilecek olursa, senedi rehin cirosu ile devralan hamilin imkanları, temlik cirosu ile senedi devralan hamile kıyasla farklılıklar içermektedir.
Öncelikle, hukukumuzda rehin hakkının mutlak ve fer’i nitelikte olan bir hak şeklinde düzenlenmesi ile emre yazılı senetlerin soyut borç ikrarı mahiyetinde olması arasındaki mahiyet uyuşmazlığı giderilmeye çalışılmıştır. Buna göre ortaya çıkan tartışma konusu, senedin mülkiyetinin hamile geçip geçmeyeceği ve buna bağlı olarak hamilin rehin konusu alacağından bağımsız olarak senetteki bedelin maliki olup olmayacağıdır. Buna ek olarak, rehin cirosu ile senedi devralan hamilin kambiyo senedine bağlı takip yoluna başvurma imkânının varlığı da teminat fonksiyonunu etkileyen ikincil husustur. Develi’ye göre, “Senedi rehin cirosu ile devralan senedin veya senet üzerindeki alacak hakkının maliki değildir. Rehin cirosu ile devreden hala senet üzerindeki alacağın malikidir, ancak rehin cirosu işlemi ile senedi devrettiği kişiye intikal eden haklarını yitirmiştir. Rehin cirosu ile devralan senedi ödeme için ibraz edebilir, bedeli tahsil edebilir, protesto çekebilir, başvuru borçlularına ödememeyi ihbar edebilir ve bunlara müracaat hakkı kapsamında başvurabilir. Ancak yapabileceği işlemlerin kapsamını sınırı rehnin amacı çizer, sulh, feragat veya ibraya yetkili değildir.”22 Hamilin sulh, feragat ve ibraya yetkili olmamasının sebebi ise rehin cirosunda hamil ile ciranta arasında, tahsil cirosunda olduğu gibi, vekalet ilişkisinin olmamasıdır. Rehin cirosunda hamil, cirantanın vekili konumunda değildir. Bu sebeple, yalnızca asıl alacağa bağlı rehin hakkının tahsiline ilişkin işlemleri icra etmeye yetkili olacaktır.
Rehin cirosu üzerindeki en önemli tartışma konusu ise rehin cirosunun tıpkı temlik cirosunda olduğu gibi teminat fonksiyonunu haiz olup olmadığıdır. Bu noktada, kimi yazarlar rehin cirosunda cirantanın, senette yazılı bedeli ödemeyi garanti etme iradesinin olmadığından ve senedin mülkiyetinin hamile geçmediğinden hareketle rehin cirosunun teminat fonksiyonunun olmadığını savunmakta iken aksi yöndeki yazarlar ise rehin cirosunun mahiyeti gereği teminat fonksiyonu olduğunu ve cirantanın senetteki bedelin ödenmesini garanti etme iradesiyle rehin cirosu yaptıkları görüşünü savunmaktadırlar. Örneğin, Bozer ve Göle’ye göre rehin cirosunun amacı, hamilin poliçeyi rehin cirosu ile devreden ciranta ile aralarındaki iç ilişkiden doğan borcun, devreden ciranta (borçlu) tarafından ödenmemesi riskini kambiyo senedinde yazılı tutar ile teminat altına almasıdır.23
Rehin cirosunun teminat fonksiyonuna sahip olup olmadığına ilişkin doktrindeki iki görüş şu şekildedir: “Birinci görüş bu konuda bir kanun boşluğu bulunduğunu, kanun boşluğunun TMK 1. Madde gereğince doldurulması gerektiğini, rehin cirosunun ekonomik işlevinin alacağın ödenmesini kambiyo senedinin içerdiği alacak hakkı ile teminat altına almak olduğunu, rehneden cirantanın senet bedeli ile sınırlı olmak üzere alacağın varlığını ve ödeneceğini rehnalan ciro edilene şahsen de garanti ettiğini, bu nedenlerle rehneden cirantanın şahsen sorumlu olmadığını kabul etmenin rehin cirosunun ekonomik işlevi ile bağdaşmadığını, rehin cirosunun tahsil cirosundan farklı olarak tarafları arasında vekalet ilişki yaratmadığını, rehin cirosunun teminat işlevine sahip olduğunu savunmaktadır.”24
Öncelikle, rehin hakkı alacağın ödenmesini teminat altına alan bir hukuki kurumdur. Rehin hakkının varlık sebebi teminat sağlama amacıdır. Buna bağlı olarak, rehin hakkı tesis eden tarafından alacağın bedelini ödeme iradesinden yoksun şekilde rehin hakkını tesis etmesi düşünülemez. Her ne kadar, rehin hakkının tesisi sırasında, tesis edenin iradesinin rehnin paraya çevrilmesi suretiyle alacağın itfa edilmesi olmadığı düşünülse de, mutlaka alacak bedelinin ödenmesinin temin edilmesi (garanti edilmesi) amacı mevcut olacaktır. “Rehin hakkı, geçerli bir alacağın fer’i olarak ortaya çıkan ve bu alacağı teminat altına alan, alacaklıya, alacağını rehnin konusu olan başkasına ait eşyayı veya hakkı (alacak hakkını) öncelikli olarak icra yoluyla paraya çevirterek tahsil etme yetkisi veren sınırlı bir ayni haktır.”25 Buna ek olarak, ciro emre yazılı senetlerin devir biçimidir ve emre yazılı senetler soyut bir borcu meydana getiren senetlerdir. Emre yazılı senetlerin, soyut borç meydana getirme özelliğinden ötürü, kişisel def’iler ileri sürülemez. Bu bağlamda, rehin cirosu emre yazılı bir senet (çek hariç, poliçe ve bono vasıtasıyla) vasıtasıyla, alacak bedelinin ödenmesini garanti etmek amacıyla soyut bir borç meydana getirilmektedir. Başka bir deyişle, rehin cirosu ile ciranta, hamile alacağın ödenmesini garanti etmek iradesi ile bir emre yazılı senet devreder. “Ciranta poliçeyi ciro edilen kişiye karşı olan bir borcunu temin etmek maksadıyla rehin cirosuyla devretmiştir. Bu bakımdan poliçenin kabul ve ödenmesini de taahhüt etmiş olması gerekir. Hatta fikrimizce burada sorumsuzluk şartı dahi konulamaz, zira bu şart rehin cirosunun niteliğine uygun düşmez.”26
Rehin cirosunun teminat fonksiyonuna sahip olmadığını savunan ikinci görüşe göre, “rehin cirosunda senet mülkiyetinin ciro edilene intikal ettirilmediği, senet mülkiyetinin ciroya rağmen rehneden cirantada kaldığı, ciro edilenin rehneden cirantanın vekili sıfatıyla senet bedelini tahsil yetkisi edindiği, tahsil cirosunda olduğu gibi ciro edilenin senedi ancak tahsil cirosu ile devredebileceği, ciro edilenin senet bedelini cirantasından talep edemeyeceği, cirantanın poliçenin kabul edilmemesi ve ödenmemesinde sorumlu tutulabilmesi için aksinin şart edilmemiş olması gerektiği, oysa tahsil ve rehin cirolarında aksine şartın tahsil cirolarıyla getirilmiş olduğu gerekçelerine dayanmaktadır.”27 Bu görüşün meydana gelmesinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.10.1969 tarihli ve E.727 ve K. 749 sayılı kararı ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin içtihadı etkili olmaktadır. Ancak, ilgili kararlarda rehin cirosu adeta tahsil cirosu gibi değerlendirilmiş olup ciranta ile hamil arasında vekalet ilişkisinin mevcut olduğu şeklinde savunmadığımız bir görüş benimsenmiştir.
“Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’ne göre, rehin cirosu ile senedin teslimi, senet üzerindeki mülkiyet hakkını rehnalana intikal ettirmediğinden senedin mülkiyeti ciro eden şahısta kalır. Böyle olunca, senedi rehin cirosu ile devralan kişi senedin malikine başvurmaz. Yüksek Mahkeme’nin bu gerekçesini rehin hukukunun ilkeleri ile bağdaştırmak güçtür. Çünkü rehin hukuku kuralları uyarınca, rehin alacaklısı, alacağının ödenmemesi halinde, rehin konusu şeyin mülkiyetine sahip bulunan rehin borçlusunu, rehnin paraya çevrilmesi hükümleri uyarınca takip edip rehin konusu şeyi paraya çevirebilir. Rehin konusu malın mülkiyetinin rehin borçlusunda bulunması takibe ve rehnedilen şeyin paraya çevrilmesine engel oluşturmaz. Rehin cirosunda, rehin alacaklısının, rehin bedelini, poliçenin borçlusundan tahsil etmesi nasıl rehin hukuku anlamında bir çeşit rehnin paraya çevrilmesi ise, poliçe bedelini borçludan alamadığı takdirde, rehin alacaklısının rehin borçlusuna müracaatı da gene poliçe hukuku anlamında bir paraya çevirme işlemidir."28
IV. TEMİNAT AMACIYLA İNANÇLI TEMLİK CİROSU
Kambiyo senetlerinin teminat amacıyla verilmesi bakımından rehin cirosu dışındaki bir imkan da inançlı işlem kapsamında temlik cirosu ile senedin devredilmesidir. Bu durumda, inançlı işlemin mevcut olması için öncelikle taraflar arasında inanç anlaşması yapılır ve inanç anlaşması kapsamında senet temlik cirosu ile devredilir. Senedin üzerinde rehin cirosunda olduğu gibi rehin amacını ifade eden herhangi bir ibare yer almamaktadır. Bu sebeple, dış görünüşte senedin teminat amacıyla verilmiş olduğunun anlaşılması mümkün olmamaktadır. “İnanç anlaşması, inananın bir eşya üzerindeki ayni hakkı veya bir hakkın sahipliğini inanılana tam olarak devretmeyi; inanılanın ise devredilen eşya veya hakkı inanç anlaşmasının hükümlerine uygun biçimde idare ve muhafaza etmeyi ve inanç anlaşması sona erdiğinde inanana aynen iade etmeyi taahhüt ettiği sözleşmedir.”29 Buna göre, inanç anlaşmasına bağlı olarak temlik cirosu ile devredilen kıymetli evrakın mülkiyeti hamile geçecektir. “Cironun bu türünde, gizli rehin cirosunda olduğu gibi teminat amacıya ciro yapılmakta ancak gizli rehin cirosundan farklı olarak taraflar, (senedin teslimini konu alan) kambiyo sözleşmesinde, senedi devralana senet üzerinde rehin değil mülkiyet hakkı verilmesi hususunda anlaşmaktadırlar."30
Bu durumda, rehin cirosundan farklı olarak, hamil yalnızca tahsil cirosu yapmakla kalmayıp hamili olduğu senedi her üç ciro tipi ile de devredebilir. İnançlı temlik cirosunun bir farkı da “inançlı temlik cirosu ile devralan kişi bu senedi bir başkasına temlik cirosu ile devrettiği takdirde – bu kişi inançlı temlik cirosundan haberdar olsa dahi mülkiyet hakkını kazanmasıdır.”31 İnançlı temlik cirosunda mülkiyetin hamile geçmesinden ötürü “tüm talep hakları inanılana aittir.”32 “Yine inançlı ciroyla senedi devralan senedi devrettiği takdirde devralanın inanç ilişkisini bilmesi, onun senedin mülkiyetini kazanmasına engel teşkil etmez. Bunlardan başka, açık veya gizli rehin cirosuyla senedi devredenin senedi devralana karşı kambiyo senedinden sorumlu olmayacağını söyleyen hâkim görüşün inançlı ciroda tatbik kabiliyeti yoktur. Çünkü inançlı ciroda senedi devralan, senedin ve senedin içerdiği hakkın sahibidir.33
V. SONUÇ
Kıymetli evrak, hakkın senede bağlı olması, senet olmaksızın alacağın talep edilememesi, borcun ödenememesi ve özel şekil şartlarına tabi olma özelliklerine sahip olan senetler olarak tanımlanmaktadır. Ticari hayatta, kıymetli evrakın teminat taleplerinin karşılanması amacıyla tedavül ettirildikleri sıklıkla görülmektedir. Rehin cirosu ve teminat amacıyla inançlı temlik cirosu, kıymetli evrak kapsamında yer alan kambiyo senetlerinin teminat amaçlı kullanıldığı imkanlardır. Rehin cirosu, teminat fonksiyonunun var olduğunu kabul eden görüş göz önüne alındığında, ciranta bakımından daha güvenli bir yol olarak değerlendirilmektedir. Buna karşın, kambiyo senedi üzerinde teminat amacıyla inançlı temlik cirosu hamiline ciddi yetkiler tanımakta ve hamil, senedin ve senede ilişkin hakkın maliki olması sebebiyle senet üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmaktadır.
KAYNAKÇA
ALI BOZER, CELAL GÖLE, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017
CENGIZ KUTLU, “Kambiyo Senetlerinin Devri”, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli 2013
EMINE DEVELI, “Kambiyo Senetlerinde Rehin Cirosu”, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.4, S.2, Sakarya, Aralık 2016
ERASLAN ÖZKAYA, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2017
EROL TÜRK, İnanç Sözleşmesi Nedir?, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, Temmuz 2017, S.163
FIRAT ÖZTAN, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2012
HASAN PULAŞLI, Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, 2. Baskı, Ankara 2012
HÜSEYIN ÜLGEN, MEHMET HELVACI, ABUZER KENDIGELEN, ARSLAN KAYA, , Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 2013
IBRAHIM KAPLAN, Soru – Cevaplı Türk Eşya Hukuku TMK Madde 686-1027, Ankara 2018
ISMAIL KIRCA, “Yargıtay Kararları Işığında Çekte Gizli Rehin ve Teminat Amacıyla Temlik Ciroları”, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu XXVIII Bildiriler - Tartışmalar, Ankara 2016
REHA POROY, ÜNAL TEKINALP, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 6728 Kanunla Değişik Çek Kanununun Yorum ile, İstanbul 2010.
DİPNOT
1 14.02.2011 tarih, 27846 sayılı Resmi Gazete (RG).
2 Hasan Pulaşlı, Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, 2. Baskı, Ankara 2012, s.29.
3 04.02.2011 tarih, 27836 sayılı RG.
4 08.12.2001 tarih, 24607 sayılı RG.
5 20.12.2009 tarih, 27438 sayılı RG.
6 Ali Bozer, Celal Göle, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s.13.
7 Ünal Tekinalp, Reha Poroy, Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları 5491 Sayılı Çek Kanununun Yorumu ile, İstanbul 2010, s.21.
8 Bozer/Göle, s.14.
9 Tekinalp/Poroy, s.29.
10 Abuzer Kendigelen, Arslan Kaya, Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 2013, s.29.
11 Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2012, s.35-36.
12 Pulaşlı, s.42.
13 Kendigelen/Kaya/Ülgen/Helvacı, s.153.
14 Poliçe emre yazılı senetlerden (poliçe, bono, çek) birisi olup, poliçe ifadesi, aksi belirtilmedikçe, emre yazılı senetleri temsilen kullanılmaktadır.
15 Öztan, s.105.
16 Bozer/Göle, s.94.
17 Pulaşlı, s.189.
18 Bozer/Göle, s.102.
19 Öztan, p.111.
20 Bozer/Göle, p.109.
21 İbid, p.110.
22 Emine Develi, ”Kambiyo Senetlerinde Rehin Cirosu”, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Sakarya, Aralık 2016, s.87.
23 İbid, s.106.
24 Cengiz Kutlu, “Kambiyo Senetlerinin Devri”, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli 2013, s.98.
25 İbrahim Kaplan, Soru – Cevaplı Türk Eşya Hukuku TMK Madde 686- 1027, Ankara 2018, s.116.
26 Tekinalp/Poroy, s.217.
27 Kutlu, s.98. 28 Tekinalp/Poroy, s.218.
29 Erol Türk, ”İnanç Sözleşmesi Nedir?”, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, Temmuz 2017, S.163, s.1.
30 İsmail Kırca, “Yargıtay Kararları Işığında Çekte Gizli Rehin ve Teminat Amacıyla Temlik Ciroları”, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu XXVIII Bildiriler – Tartışmalar, Ankara 2016, s. 95.
31 Develi, s.85.
32 Eraslan Özkaya, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2017, s.51.
33 Kırca, s. 95.








