Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Türk Hukukunda Yansıma Zarar

2017 - Summer Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Türk Hukukunda Yansıma Zarar

Corporate and M&A
2017
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

Genel olarak, haksız eylemin yöneldiği kişi dışında kalan üçüncü kişilerin uğradıkları zararlar olarak değerlendirilen yansıma zararların tazmini, Türk Hukukunda açıkça düzenlenmiştir. Yansıma zararların tazmini, gerek gerçek kişi gerekse tüzel kişiler bakımından Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) ve Türk Ticaret Kanunu’nda (“TTK”) açıkça sayılan hallerde mümkün kılınmıştır. Sayılan bu hallerin yorum yoluyla genişletilip genişletilemeyeceği ise tartışma konusudur.

I. GİRİŞ

Zarar, genel olarak, bir kimsenin mal ya da şahıs varlığında meydana gelen eksilme olarak tanımlanabilir. Yansıma zarar ise kendisine yöneltilen hukuka aykırı bir fiil nedeniyle zarara uğrayan kişi dışında kalan, üçüncü bir kişinin uğradığı zarardır. Yansıma zarar kavramı, genellikle, doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarıyla karıştırılmaktadır. Doğrudan zararın mağduru doğrudan mağdur, dolaylı zararın mağduru ise dolaylı mağdur olarak düşünülmekte olduğu için bu kavram karmaşası ortaya çıkmaktadır. Hâlbuki doğrudan mağdur, doğrudan ya da dolaylı zarardan etkilenen; dolaylı mağdur ise, yansıma yoluyla zarar nedeniyle zarara uğrayan kişidir. Genel anlamda, yansıma zarar kavramının kanunda düzenlenmiş haller ile sınırlı olduğu ve yorum yöntemiyle genişletilemeyeceği kabul edilmiştir. Bu görüşü savunanlar tarafından, yansıma zarar kavramının yorum yöntemiyle genişletilmesi halinde, bu kavramın kötü niyetli kişiler tarafından haksız kazanç kapısı olarak kullanılması sonucu doğabileceği ileri sürülmüştür. Bu çalışmada, Türk Hukukunda yansıma zararlara ilişkin olarak yer alan kanuni düzenlemelere, bu düzenlemeleri doğuran gerekçelere ve yansıma zararların tazmini konusunda doktrinde yer alan farklı görüşlere değinilmektedir.

II. TÜRK HUKUKUNDA YANSIMA ZARAR

A. Doğrudan Zarar, Dolaylı Zarar ve Yansıma Zararın Farkı

Hukuk düzeninin ve sorumluluk hukukunun amacı, kişilerin mal veya şahıs varlığının hukuksal değerlerinde, isteği dışında meydana gelen eksilmelerin, bir diğer deyişle zararların giderilmesini sağlamaktır. Doğrudan ve dolaylı zararlar ile yansıma zararlar, yukarıda da ifade edildiği üzere birbirleriyle çok sık karıştırılmaktadır. Hâlbuki, doğrudan zarar ve dolaylı zarar ayrımı, illiyet bağıyla yakından ilgili kavramlardır. Doğrudan zarar, haksız eylemin yöneldiği kişinin, bu eylem nedeniyle doğrudan uğradığı zararları kapsar. Bunlar haksız eylemin doğrudan doğurduğu sonuçlardır. Dolaylı zararlar ise, önceleri kural olarak sorumluluk kapsamı dışında kabul edilmekteydi. Ancak ilerleyen süreçte, bu tür zararların da istisnai hallerde, uygun illiyet bağı içinde bulunması koşuluyla, tazmin edilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Oğuzman ve Öz doğrudan ve dolaylı zarar ayrımını şu şekilde açıklamıştır: “Doğrudan zarar, bir hukuka aykırı fiile maruz kalan kimsenin bu fiil yüzünden kendisinin araya ilave bir sebep girmeden uğradığı zarardır. Dolaylı zarar, hukuka aykırı fiilin mağdura verdiği doğrudan zarara bağlı olarak eklenen bir sebeple mağdurun uğradığı zarardır. Dolaylı zarar, haksız fiilin doğrudan yöneldiği kişinin uğradığı zararken; dolaylı zarar gören, haksız fiilin yöneldiği kişi dışında kalan üçüncü kişiler, yani yansıma yoluyla zarara uğrayan kişilerdir.

B. Yansıma Zarar Tanımı

Haksız eylemin yöneldiği yani hedef aldığı kişi doğrudan zarar gören kişi; bu eylemin hedef almadığı, yönelmediği, üçüncü kişi ise dolaylı zarar gören kişidir. İster sözleşmeye dayanan (akdi) sorumlulukta olsun, ister haksız fiil (akit dışı) sorumluluğunda olsun, eylemin etkilerinin yansıması suretiyle üçüncü şahısların hukuk çevrelerinde doğan zararlarda, yansıma yoluyla zarara uğrayan kişiler söz konusu olabilir. Doğrudan zarar gören kişi ve dolaylı zarar gören kişi kavramları, sorumlu kişinin, kendi eyleminin olası bütün sonuçlarından sorumlu tutulmasının çok ağır olacağı düşüncesi ile geliştirilmiş kavramlardır. Bu kavramlar, söz konusu sorumluluğu sınırlandırma amacına hizmet eder. Haksız eylem faili, dolaylı olarak zarara uğrayanların zararlarından kural olarak sorumlu tutulamaz. Çoğunlukla kabul edilen görüşe göre, ancak kanunda öngörülen istisnai hallerden birinin varlığı söz konusu ise yansıma zarardan sorumluluk doğacaktır.

C. Yansıma Zararın Unsurları

1. Hukuka Aykırılık

takım unsurların varlığı aranmaktadır. Bu unsurların başında hukuka aykırılık yer alır. Bu nedenle, yansıma zarar dolayısıyla failin sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için, hukuka aykırı bir fiil, kusur ve zarar ile bu fiil arasından uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Yansıma zararlarda hukuka aykırılık unsuru, doğrudan zarara uğrayan kişinin mutlak hak ihlalinden kaynaklanmaktadır.

2. Zarar

Yansıma zarar, haksız eylemin yöneldiği kişi ya da kişiler dışındaki üçüncü kişilerin uğradıkları zararlardır. Dolayısıyla, yansıma zarardan sorumluluğun doğması için gerekli asli unsurlarında bir diğeri zararın varlığıdır. Yansıma yoluyla zarar, mal varlığı veya şahıs varlığında meydana gelebilir; maddi veya manevi zarar olarak ortaya çıkabilir; fiili veya kazanç kaybı ya da haksız eylemin dışında kalan ancak eylemin yansıdığı kişilerin doğrudan ya da dolaylı zararı şeklinde oluşabilir.

3. Kusur

Haksız eylem sonucu meydana gelen zararların tazmini ancak haksız eylemden sorumlu kişinin kusurlu olması halinde mümkündür.10 Tazminat sorumluluğunun doğması için gerekli olan kusur unsuru, yansıma zararlarda da aranmaktadır. Bu nedenle, yansıma zararının varlığı için aranan kusur, genel sorumluluk hukuku kuralları uyarınca aranan kusurdan farklılık göstermez. Yansıma zararının sadece kanunlarda düzenlenen istisnai hallerde tazmin edilmesinin sebebi, kusur unsurunun yokluğu değil uygun illiyet bağının bulunmamasıdır.

4. Üçüncü Kişi

Yansıma zarardan söz edebilmek için, haksız eylemden sorumlu kişi ile haksız eylemin yöneldiği kişi dışında, bir üçüncü kişinin varlığı ve bu kişinin zarara uğraması gerekir. Bu durumda, yansıma yoluyla zararın söz konusu olduğu hallerde üç farklı kişinin varlığından söz edilebilecektir. Bunlardan birincisi haksız eylemden sorumlu tutulan kişi, ikincisi bu eylemin hedef aldığı, yöneldiği kişi, üçüncüsü ise bu kişilerin dışında kalan, dolaylı zarar gören, yani yansıma yoluyla zarar gören kişidir. Yansıma yoluyla zarar gören üçüncü kişi gerçek kişi veya tüzel kişi olabilir. Bu yönüyle kişi türü önem taşımamaktadır. Haksız eylem, doğrudan zarar gören dışında kalan birçok kişiyi etkileyebilir. Ancak, yansıma zararı, haksız eylem sonucu doğrudan zarar gören kişi dışında kalan “her üçüncü kişinin uğradığı zarar” olarak kabul etmek, zarar sorumluluğunun belirsiz bir şekilde genişletilmesi sonucunu doğurur. Bu durumda haksız eylemden sorumlu tutulan kişi, sınırı belli olmayacak zararları tazmin etmek zorunda kalacaktır. Bu nedenle yansıma yoluyla zarar görenleri, yani üçüncü kişi kavramını sınırlandırmak mecburiyeti doğmuştur.12 Bu sınırlandırma büyük oranda, haksız eylem ile zarar arasındaki sebep sonuç bağı olarak nitelendirilebilen illiyet bağı ile sağlanmaktadır. Sorunun çözümü amacıyla “yansıma yoluyla zarar gören üçüncü kişilerin” çerçevesini ve sayısını sınırlandırmak için “doğrudan zarar görenle yakın ilişki içinde bulunma” koşuluna yer verilmektedir.13 Doğrudan zarar görenle yansıma yoluyla zarar gören arasındaki ilişki bir sözleşme ilişkisi, bir kan bağı ya da sosyal diğer bir yakınlıktan kaynaklanan bir ilişki olabilir.

5. İlliyet Bağı

Bu unsurun amacı, üçüncü kişilerin kapsamının daraltılmasında olduğu gibi, sorumluluğu sınırlandırmaktır. İlliyet bağı ancak haksız eylem ile bu eylemden doğrudan doğruya etkilenen kişiler çevresini tayin edebilir. Haksız eylemden sorumlu tutulacak kişilerin çevresini de bu eylemle doğrudan sebep sonuç bağı içinde bulunanlarla sınırlı tutmak gerekir. Doktrinde hâkim olan görüş, yasa koyucunun illiyet bağından hareketle yansıma yoluyla zararların her zaman sorumluluğa neden olmaması için, bu tür zararların ne zaman sorumluluğa yol açacağının sınırlı bir şekilde belirlediğini savunmaktadır.14 Doktrinde yansıma zararların sadece kanunda sayılan hallerle sınırlı olup olamadığına ilişkin iki farklı görüş bulunmaktadır. Hâkim görüş, yasa koyucunun “yansıma yoluyla zarar” hallerini sınırlı bir şekilde saymış olduğunu, bu hallerin dışında yansıma yoluyla zarardan sorumluluğun kabul edilemeyeceğini öne sürmektedir.15 Bu görüş kabul edilecek olursa, kanun ile sayılmış hallerin dışında, somut olayda illiyet bağı bulunduğu iddia edilebilse dahi, yansıma yoluyla zarardan söz edilemeyecektir. Bu görüşü savunanlar tarafından, bu tür yasal istisnaların yorum yoluyla genişletilmesi halinde, yansıma yoluyla zararın tazmini istemlerinin kural haline gelebileceği ileri sürülmektedir. Bu durumda ise haksız fiilin faili, sonu ve sınırı belirsiz bir sorumluluk alanıyla karşı karşıya kalabilecektir. Karşıt görüş ise, yasa koyucunun yansıma yoluyla zarar hallerini sınırlı olarak saymadığı, yasa koyucunun bazı kişisel varlıkların önemi nedeniyle yansıma yoluyla zarardan sorumluluğa yer verdiği, bu haller dışında da somut olayda koşulları varsa yansıma yoluyla zarardan sorumluluğun kabul edilebileceği savunmaktadır. Her ne kadar bu görüş Türk doktrininde yaygın olarak kabul görmese de, Türk Hukukunun genel olarak kaynak kabul ettiği İsviçre Hukukunda, İsviçre Federal Mahkemesi bazı kararlarında “normun koruma amacı teorisinden” hareketle kanunlarda sayılmayan yansıma zararların tazminine hükmederek, bu görüşü savunmaktadır.

III. TÜRK BORÇLAR KANUNU UYARINCA YANSIMA ZARAR

Yansıma zararın malvarlığı zararı şeklinde ortaya çıktığı durumlarda, zararın sözleşme sorumluluğu ve haksız fiil sorumluluğu alanlarında tazmin edilmesinin koşulları farklılık göstermektedir. Sözleşmeye aykırılık geniş anlamda hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır. Zarar kavramı her iki borç kaynağından doğan zararları kapsamaktadır. Bunun sonucu olarak yansıma yoluyla zarar, hem haksız eylemlerden hem de sözleşmeye aykırılıktan doğabilir. Ancak yansıma yoluyla zarar görenler sözleşme ilişkisi içinde olmayan kişilerdir. Bu nedenle doğrudan zarar görenler (doğrudan mağdurlar), sorumlu kişi ile sözleşme ilişkisi içinde olsa bile, yansıma yoluyla zarar görenler böyle bir ilişki içinde değildirler. Dolayısıyla yansıma yoluyla zararın daima haksız eyleme dayanan bir zarar türü olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, yansıma yoluyla zararın asıl kaynağı hem haksız eylem hem de asıl zarar gören açısından sözleşme ilişkisine dayanabilir.17

A. Haksız Fiilden Doğan Yansıma Zarar

Yansıma yoluyla zarar haksız bir eylemin sonucu doğabilir. Böyle bir zarardan ve sorumluluktan söz edebilmek için haksız eylemin bütün unsurlarının gerçekleşmiş olması gerekir. Bu anlamda, TBK madde 49’daki koşullar yani hukuka aykırı eylem, illiyet bağı, kusur ve zarar mevcut olmalıdır.18 Haksız eylem sonucu, bu eylemin yöneldiği, söz konusu eylemden doğrudan etkilenen kişinin zarara uğraması gerekir. Eylem nedeniyle doğrudan doğruya etkilenen yani zarara uğrayan bir kişi mevcut değilse yansıma yoluyla zarardan söz edilemez. Buna göre, yansıma yoluyla zarar, ancak doğrudan zararın yani doğrudan mağdurun varlığına bağlı bir zarardır. Dolayısıyla, yansıma yoluyla zarar haksız eylemlerde bağımsız bir zarar olarak doğmaz. Bu zarar daima asıl zarar görenin varlığını gerektirir.19 Örneğin; yaralanan bir kişinin ailesinin faklı bir şehirden hastaneye ziyarete gelmeleri nedeniyle yaptıkları yol masrafları ve yaralanan kişinin için duydukları üzüntü nedeniyle doğan zararlar,20 haksız fiil sonucu doğan yansıma zararlardır. Tüzel kişiler, gerçek kişiler gibi hukuki anlamda hak ve fiil ehliyetine sahip olduğunu kabul edilen mal veya şahıs topluluklarıdır. Türk Medeni Kanunu (“TMK”) m. 48’de “Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılışı gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm doğrultusunda, tüzel kişiler de gerçek kişiler gibi, mal ve şahıs varlığı haklarına sahiptirler. Bu varlıklarına yönelik haksız eylemler nedeniyle zarara uğrayabilir ve doğrudan mağdur olarak maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini talep edilebilirler. Tüzel kişi ile bağ içinde bulunan diğer kişilerin de tüzel kişilerin doğrudan uğradığı zarar dolayısıyla yansıma zarara maruz kalması ve bu durumun aşağıda inceleneceği üzere kanun ile düzenlenen haller arasında yer alması halinde söz konusu yansıma zararların tazmininin talep edilebileceği kabul edilmektedir.

B. Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Yansıma Zarar

Sözleşme sorumluluğu alanında sözleşmeye taraf olmayan üçüncü bir kişinin, sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklanan malvarlığı zararının tazmin edilmesi, kural olarak mümkün değildir.22 Sözleşme ilişkisi sadece alacaklı ve borçlu arasında hukuki bir bağ oluşturur ve bu bağdan kaynaklanan haklar ve borçlar kural olarak sadece o borç ilişkisinin tarafları arasında geçerli olur.23 Sözleşmenin nisbiliği adı verilen bu ilke dolayısıyla sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin, genel olarak, sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir talepte bulunamayacakları kabul edilmektedir. Bu görüş savunulduğu takdirde, sözleşmeye taraf olmayan ve bu sözleşme nedeniyle yansıma zarara uğrayan kişinin uğradığı zarara, sözleşmenin nisbiliği ilkesi sebebiyle katlanması gerekecektir. Ancak sözleşme hukukuna hâkim olan bu ilkeye istisnalar getirilerek, sözleşme sorumluluğu alanında yansıma zararının varlığı ve tazmin edilebileceği kabul edilmektedir. Sözleşme sorumluluğu kuralları uyarınca, zarara uğramayan sözleşme tarafının zararının tazminini talep etme hakkına sahip olmasına rağmen sözleşme tarafı olmayan üçüncü kişinin zarara uğramış olsa dahi zararının tazminini talep hakkı olmaması, zarar veren borçlunun avantaj sağlaması sonucunu doğurabilecektir. Bu düşünce de üçüncü kişinin zararının tazmin edilmesi imkanının, bir diğer deyişle yansıma zarar kurumunun ortaya çıkmasının sebeplerinden biridir.25 Bu hakkaniyet düşüncesinin özü, üçüncü kişinin zararının tazmin edilmesi kurumunun dürüstlük kuralları temelleri üzerine oturması ile tamamlanır. Yansıma yoluyla zarar, sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun sözleşmeye aykırı eylemi sonucu da ortaya çıkabilir. Borçlunun sözleşmeye aykırı eylemi sonucu ortaya çıkan yansıma zararın en sık karşılaşılan örneği işverenin, işçi ile arasındaki iş sözleşmesi gereğince gerekli iş güvenliği önlemlerini almaması sonucu, işçinin yakınlarının uğradıkları zararlardan sorumluluğudur. Bu durumda işçinin ölümü halinde desteğinden yoksun kalanlar hizmet sözleşmesine aykırılık sonucu işverenden TBK md.53/b-3 (Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar) uyarınca, doğan yansıma yoluyla maddi zararlarının tazmin edilmesini talep edebilirler. Aynı olayda işçi yaralanmış ya da sakat kalmışsa, ağır bedensel zarar nedeniyle işçinin yakınları da TBK md.56/2 (Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesi) uyarınca yansıma yoluyla manevi zararlarının tazminini isteyebilirler.

IV. TÜRK TİCARET KANUNU UYARINCA YANSIMA ZARAR

Şirketler ile ilgili olarak ise, yansıma zarara ilişkin kanuni düzenleneme TTK m.553’te yer almaktadır. Söz konusu madde şöyledir: “Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.” Bu sorumluluğa ilişkin olarak, TTK madde 555’in 1. fıkrasında şirketin ve pay sahiplerinin, şirketin uğradığı zararın tazminini isteyebilecekleri düzenlenmiştir. Pay sahiplerinin bu talepleri sonucu hükmedilecek tazminatın ise ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekleri belirtilmiştir. Söz konusu düzenleme, özellikle şirket kurucuları, yöneticileri ve denetçilerinin şirkete zarar vermesi ve bu zararın tazmin edilmesi durumunda önem taşımaktadır. Burada yöneticilerin hukuka aykırı eylemleri sonucu şirketin doğrudan doğruya zarara uğraması söz konusudur. Şirket pay sahipleri ve şirketten alacaklı olan kişiler, şirketin uğramış olduğu zarar nedeniyle yansıma yoluyla zarar gören kişilerdir.26 Şirket pay sahipleri ile şirket alacaklılarının yansıma yoluyla zararları, yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı eylemlerinden kaynaklanmakta ise, bu sorumluluğun hukuksal niteliğinin sözleşmeye aykırılığa dayandığı kabul edilmektedir.27 Bu nedenle burada sözleşmeden kaynaklanan yansıma yoluyla zararın söz konusu olduğu söylenebilir. Yukarıda açıklanan düzenleme, pay sahiplerinin doğrudan doğruya uğradıkları zararları değil, şirketin zarara uğratılması dolayısıyla uğradıkları zararın tazminini talep etme hakkını düzenlemektedir. Burada doğrudan zarar gören şirket olduğu için pay sahipleri ve şirket alacaklıları açısından tipik bir “yansıma yoluyla zarar” söz konusudur. Ayrıca, pay sahipleri şirkete karşı haksız eylemde bulunanlar yönünden şirket ile yakın ilişki içinde bulunan üçüncü kişi konumundadırlar. Ancak yasa bu kişilerin zararlarının şirket nedeniyle doğduğunu, kar ve zararın şirket tüzel kişiliğine ait olduğunu göz önünde tutarak pay sahiplerinin açtıkları tazminat davasında, tazminatın pay sahiplerine değil şirkete ödenmesini kabul etmiştir.28 Her ne kadar şirket alacaklılarına karşı da sorumluluk düzenlenmiş olsa da 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan düzenlemenin aksine yansıma yoluyla zarar dolayısıyla dava açma hakkı yeni 6102 sayılı TTK ile sadece pay sahiplerine tanınmıştır. Bu nedenle, dava tarihinde pay sahibi olmayan kişiler yansıma yoluyla zarar gören kişiler olarak değerlendirilemez ve dolayısıyla dava hakları olamaz.29 Dava tarihinde pay sahibi olan kişi yasıma zarara uğradığı takdirde, tazminatın şirkete verilmesi suretiyle payındaki değer düşüklüğünü gidermek amacıyla dava açabilir. Zira, şirketin malvarlığını azaltan her haksız eylem, payları oranında pay sahiplerine de zarar verir.30 Buna göre yasa koyucu burada bu kişilerin şirketten olan hak ve alacaklarını korumak amacıyla bu kişilere bu davayı bizzat açabilme olanağını tanımıştır. Pay sahiplerinin, şirketin uğratıldığı zarar nedeniyle sadece kendi paylarına veya alacaklarına isabet eden miktar için değil, şirketin uğradığı zararın tamamı için dava açabilecekleri kabul edilmektedir. Bu kişiler şirket nedeniyle zarar gördüklerinden açtıkları dava sonunda tazminat şirkete verilecek, bu kişiler alacaklarını şirketten temin edebileceklerdir. Bununla birlikte, aynı haksız eylemler sonucunda şirket alacaklılarının alacaklarını tam olarak karşılanamıyorsa, şirketin doğrudan uğradığı zarar dolayısıyla bu kişilerin de yansıma yoluyla zarara uğradığı açıktır. Ancak genel kabul gören görüş doğrultusunda yansıma zararların tazmini ancak kanunda sayılan istisnai hallerde mümkündür. TTK’nın ilgili maddesinin bu konuda dava açma hakkını sadece pay sahiplerine tanıması, alacaklıların zararlarının tazminini zorlaştırıcı bir nitelik taşımaktadır.

V. SONUÇ

Yansıma zarar, yasa koyucu tarafından özel olarak düzenlenmiştir. Yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda yansıma zararı, şahıs varlığının haksız eylem ya da sözleşmeye aykırılık sonucu ihlal edilmesi nedeniyle, bu eylemin yöneldiği kişiler dışında buna bağlı olarak üçüncü kişilerin uğradıkları ve kanunda sınırlı hallerde öngörülmüş olan zarar olarak tanımlamak mümkündür. Önemle belirtmek gerekir ki, mehaz kanun uygulamaları, yani kanunun koruma amacı teorisi de dikkate alınarak, kanun koyucu tarafından sayılan istisnai hallerle sınırlı kalmamak, zarara uğrayan ve söz konusu zarar ile hukuka aykırı eylem arasındaki bağı ortaya koyabilen ancak kanun koyucu tarafından düzenlenen istisnai haller arasında yer almayan üçüncü kişilerin haklarının korunmasına hizmet edecektir.

  • Özet yapım aşamasında
Keywords
Yansıma zarar, TBK, TTK, gerçek kişi, tüzel kişi
Capabilities
Corporate and M&A
Dispute Resolution
More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 207

Gsi Brief 207

Brief
Read more

Articletter - Summer Issue

Yenilenebilir Enerji Üretim Kooperatifleri

Yenilenebilir Enerji Üretim Kooperatifleri

2017
Read more
FIDIC Gümüş Kitap Kaspsamında Uyuşmazlık Çıkması Halinde UÇK Tarafından Uygulanacak Hukukun Belirlenmesi

Fidic Gümüş Kitap Kaspsamında Uyuşmazlık Çıkması Halinde Uçk Tarafından Uygulanacak Hukukun Belirlenmesi

2017
Read more
Kelepçeleme Sözleşmelerinin Türk Borçlar Kanunu Açısından İncelenmesi

Kelepçeleme Sözleşmelerinin Türk Borçlar Kanunu Açısından İncelenmesi

2017
Read more
Yatların Sicile Kaydedilmesi, Bayrak Seçimi ve Beraberinde Getirdiği Sorunlar

Yatların Sicile Kaydedilmesi, Bayrak Seçimi Ve Beraberinde Getirdiği Sorunlar

2017
Read more