Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Genel İşlem Koşulları Karşısında, Genel Kredi Sözleşmelerinde Yer Alan Bankaların Tek Taraflı Fesih Hakkının Değerlendirilmesi

2017 - Summer Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Genel İşlem Koşulları Karşısında, Genel Kredi Sözleşmelerinde Yer Alan Bankaların Tek Taraflı Fesih Hakkının Değerlendirilmesi

Banking & Finance
2017
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

Bankaların tüm ihtiyaçlarına cevap veren ve bankalar tarafından sunulan tüm hizmetleri kapsayan tek tip sözleşme oluşturma çabası sonucunda genel kredi sözleşmeleri ortaya çıkmıştır. Bu şekilde bankalara da geniş haklar tanıyan tip sözleşmelerin sebep olduğu adaletsizlikleri önlemek adına, kanun koyucu tarafından mevzuatımızda genel işlem koşulu kavramına detaylı yer verilerek, sözleşmenin diğer tarafına koruma sağlanması amaçlanmıştır. Bir sözleşme yapılırken düzenleyen tarafın, ileride çok sayıda benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri genel işlem koşullarıdır. Bu unsurları taşıyan sözleşme hükümlerine ilişkin, başta ‘yazılmamış sayılma’ olmak üzere çeşitli yaptırımlar uygulanması öngörülmüştür. Genel kredi sözleşmelerinde yer alan hükümlerin de genel işlem koşulu kavramı kapsamında denetime tabi olması gerektiği açıktır. 

I. GİRİŞ

Batılı hukuk sistemlerinde yaklaşık yüz yıldır mevcut olan genel işlem koşulu kavramı ülkemizde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun1 (“TBK”) yürürlüğe girmesine kadar sadece 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da yer almaktaydı. Ancak genel işlem koşullarının sadece tüketici sözleşmeleri bakımından uygulama alanı bulması, bir eksiklik olarak değerlendirilmekteydi. 2012 yılında TBK’nın yürürlüğe girmesinin ardından, genel işlem koşullarına ilişkin genel hükümler hukuk sistemimize girmiş ve tüm özel hukuk sözleşmeleri bakımından uygulanabilir hale gelmiştir. Hem sözleşmenin tarafları hem de sözleşmenin içeriği ele alındığında tipik bir özel hukuk sözleşmesi olan genel kredi sözleşmeleri, genel işlem koşullarına ilişkin hükümler kapsamında yer almaktadır. 

Bankalar tarafından tek taraflı olarak hazırlanan ve müşteri aleyhine ağır hükümler içeren genel kredi sözleşmelerindeki pek çok hükmün, TBK’da genel işlem koşulları için öngörülen unsurları büyük oranda ihtiva ettiği görülmektedir. Bir hükmün genel işlem koşulu olarak değerlendirilmesi sonucunda, yazılmamış sayılma da dahil olmak üzere çeşitli yaptırımlar gündeme gelebilecektir. Bu nedenle, genel işlem koşulu olduğu ileri sürülen hükmün gerek kanun gerekse doktrin tarafından ortaya konan unsurlar çerçevesinde etraflıca irdelenmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, genel kredi sözleşmelerinde yer alan pek çok hükmün böyle bir değerlendirmeye muhtaç olduğunu söylemek mümkündür. 

Bu çalışmada, öncelikle genel işlem koşulu kavramı ve unsurları ele alınacaktır. Devamında genel kredi sözleşmelerinin niteliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunulacak ve bankalara, genel kredi sözleşmelerini tek taraflı fesih imkânı veren maddeler incelenecektir. Son bölümde ise genel kredi sözleşmelerinin niteliğine ilişkin ortaya konan görüşler çerçevesinde tek taraflı fesih maddeleri değerlendirilecek ve sözleşme türlerine göre bu maddelerin geçerliliği hem doktrin hem de Yargıtay kararları ışığında analiz edilecektir. 

II. GENEL İŞLEM KOŞULU KAVRAMI

A. Tanımı ve Unsurları

TBK’nın 20. maddesinin 1. fıkrasında genel işlem koşulları “bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri” şeklinde tanımlanmaktadır. Kanuni tanım bu şekilde olsa da, doktrinde genel işlem koşulları için farklı tanımlamalar da yapıldığı görülmektedir. Örneğin, daha kapsamlı bir tanımda genel işlem koşulları, “gelecekte yapılacak aynı türdeki çok sayıda sözleşmenin içeriğini oluşturmak üzere, önceden tek yanlı olarak genel ve soyut biçimde hazırlanan ve sözleşmenin kuruluşunda taraflardan birinin dayandığı, görüşülmeden sözleşmenin içeriğine dahil olmasını istediği sözleşme koşulları” şeklinde ifade edilmektedir2.

Bu noktada genel işlem koşullarına ilişkin Batılı hukuk sistemlerindeki tanımlamaları da incelemek yerinde olacaktır. Zira Yargıtay’ın genel işlem koşulları ile ilgili bazı kararlarında, özellikle TBK’nın yürürlüğe girmesinden önceki kararlarda, Alman ve İsviçre Hukuku gibi Batı kökenli hukuk sistemlerine atıf yapıldığı görülmektedir3. Bu çerçevede, örneğin Alman Medeni Kanunu’nda genel işlem koşullarının tanımlanma şekline bakıldığında, “genel işlem şartları, sözleşmenin bir tarafının ( kullanıcının – kullananın) diğer tarafına sözleşmenin kuruluşu sırasında sunduğu, çok sayıda sözleşme için önceden formüle edilmiş sözleşme şartlarıdır”4 şeklinde dar kapsamlı bir tanımın tercih edildiği görülür.

Gerek kanunlarda gerekse doktrinde yapılan tanımlardan da anlaşılacağı üzere, bir sözleşmede genel işlem koşullarının varlığından söz edilebilmesi için, söz konusu hükümlerin bazı unsurları barındırması gerekmektedir. Bu unsurları üç madde halinde sıralamak mümkündür:5 (i) Tek taraflı olarak hazırlanmış olma, (ii) Sözleşmenin kurulmasından önce düzenlenme ve (iii) Birden fazla sözleşme ilişkisinde kullanılmak üzere genel nitelikli olarak düzenlenme. Aşağıda bu unsurlar ayrı ayrı açıklanmaktadır.

1. Tek Taraflı Olarak Hazırlanmış Olma

Bir sözleşmede genel işlem koşullarının varlığından bahsedilebilmesi için, söz konusu hükümlerin tek taraflı olarak hazırlanmış olması gerekmektedir. Tek taraflı ifadesi ile kastedilen, sözleşmenin hazırlanması aşamasında karşı tarafın yer almamasıdır6. Aksi halde, sözleşme hükümleri üzerinde tarafların müzakere etmesi söz konusu olacaktır ve söz konusu hükümler genel işlem koşulu olmaktan çıkacaktır. Başka bir ifadeyle, sözleşme şartları taraflar arasında ayrı ayrı ele alınarak görüşme ve tartışma konusu yapılmışsa genel işlem koşullarının varlığından söz edilemeyecektir7. Bu bağlamda genel kredi sözleşmelerinde yer alan pek çok hükmün müzakere edilmeden tek taraflı olarak hazırlanmış olduğunu söylemek mümkündür.

2. Sözleşmenin Kurulmasından Önce Düzenlenme

Bir sözleşmenin önceden hazırlanmış olması o sözleşmenin, somut bir sözleşme ilişkisi için hazırlanmamış olduğunu gösterir niteliktedir. Başka bir ifadeyle, genel işlem koşullarını kullanan taraf, mevcut bir hukuki ilişkiye mahsus bir sözleşme vücuda getirme gayretinde değildir. Aksine, gelecekte gerçekleştirilecek hukuki işleme dair bütün olasılıklar düşünülmekte ve sözleşmeyi düzenleyen taraf, her konuda kendisini güvence altına almaktadır. Bu nedenledir ki, genel kredi sözleşmesi gibi çerçeve sözleşmelerde, mevcut hukuki ilişkiyle ilgisi bulunmayan hükümler de yer almaktadır. Zira bankalar kredi ile ilgili sundukları hizmetlerin bütününü kapsayan tek tip bir sözleşme oluşturup, her türlü kredi işlemini bu sözleşmeler aracılığıyla gerçekleştirmektedir.

Bu nedenle genel işlem koşullarının mevcut bir hukuki ilişki olmaksızın önceden hazırlanmış olması hususu genel kredi sözleşmeleri için de geçerlidir.

3. Birden Fazla Sözleşme İlişkisinde Kullanılmak Üzere Genel Nitelikli Olarak Düzenlenme

Genel işlem koşulları, somut olaydan bağımsız olarak, gelecekte sözleşme ilişkisine girilmesi muhtemel hedef kitlenin tamamına hitap eden soyut hükümlerdir. Bu nedenle sözleşme düzenleyen tarafların, sözleşmelerde belli bir standardı sağlamak adına genel hükümlere başvurdukları görülmektedir. Diğer bir anlatımla genel işlem şartlarının “genel” niteliği, sözleşmenin diğer tarafının belirli olmamasını, belirli bir kişi göz önüne alınmadan şartların önceden düzenlenmiş olmasını ifade etmektedir8. Buna paralel olarak, genel kredi sözleşmelerinde, sözleşmenin karşı tarafına bakılmaksızın aynı sonucu doğuracak genel hükümler bulunduğu görülmektedir.

Bu aşamaya kadar üzerinde durulan unsurların doğal bir sonucu olarak genel işlem koşulları, ileride akdedilecek benzer sözleşmelerde de kullanılmak üzere düzenlenmektedir. Başka bir ifadeyle sözleşmelerin önceden tek taraflı olarak hazırlanması ve standartlaşması, genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerin benzer hukuki işlemlere de uygulanması sonucunu doğurmaktadır. Elbette bu amaçla hazırlanan genel işlem koşulları, benzer sözleşmelerde fiilen kullanılmamış olabilir. Ancak burada önemli olan, genel işlem şartlarının ileride çok sayıda benzer sözleşmede kullanılma “amacı” taşıması ve bu amaca hizmet etmek üzere gerekli hükümleri ihtiva etmesidir9. Benzer şekilde, bir genel işlem koşulunun ilerideki sözleşmelerde birebir aynı ifadelerle kullanılması gerekliliği de bulunmamaktadır. Bu doğrultuda TBK’nın 20. maddesinin 2. fıkrasında “Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez” hükmü yer alır. Bu sayede, sözleşme düzenleyen tarafların küçük değişiklikler yapmak suretiyle genel işlem koşulu denetiminden kurtulmaları engellenmiştir.

B. Genel İşlem Koşullarının Denetlenmesi

TBK’nın 21. maddesi uyarınca karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde genel işlem koşullarının yazılmamış sayılması söz konusudur. Buna paralel olarak aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da, yazılmamış sayılacaktır.

Yazılmamış sayılma ile kast edilenin ne olduğu konusunda Türk doktrinindeki hâkim görüş, bunun yokluk yaptırımı olduğu yönündedir10. Diğer yandan, TBK’nın 25. maddesinin gerekçesinde, “Sözleşmenin diğer tarafının ise, söz konusu hükümden yararlanabileceğinde duraksama yoktur…” açıklamasına yer verildiği görülmektedir. Zira 25. madde de müşteriye karşı ileri sürülemeyecek genel işlem koşullarını içerdiği halde ‘yazılmamış sayılma’ ibaresinin açıkça kullanılmadığı gözlemlenmektedir. Sayın Seza Reisoğlu bu husustaki görüşünü; “… Yazılmamış sayılma genel işlem koşullarının hükümsüz olduğu, sözleşmede hiç dikkate alınmayacağı anlamına geldiğinden yanıltıcıdır. Zira sözleşme maddeleri geçersiz olmayıp, sadece sözleşmenin karşı tarafına (müşteriye) karşı ileri sürülememektedir.” şeklinde beyan etmiştir11. Dolayısıyla genel işlem koşullarına tabi sözleşme hükümlerinin tamamen yokluk yaptırımı ile değil ve fakat salt sözleşmenin karşı tarafınca başvurulabilecek ve yararlanılabilecek nitelikte olduğu da değerlendirilebilecektir. 

Sözleşme metninde yer alan genel işlem koşullarının sözleşme kapsamında olduğunun tespit edilmesinin (yürürlük denetiminin) ardından, yorum denetimi ve içerik denetimi gündeme gelecektir. TBK’nın 23. maddesi uyarınca genel işlem koşullarında yer alan bir hükmün açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi hâlinde bu hükmün, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanması gerekmektedir. Yorumlamayla ilgili olarak güven ilkesinin temel alındığı bu yaklaşım, Batı hukuk sistemleriyle de uyumludur. Zira genel işlem koşullarıyla ilgili olarak Alman Hukuku’nda da kullanan aleyhine yorum ilkesi benimsenmiştir12.

Genel işlem koşullarının içerik denetimi, TBK’nın 24 ve 25. maddeleri çerçevesinde yapılmaktadır. 24. maddede düzenlenen tek taraflı değiştirme yasağıyla sözleşmeyi düzenleyen tarafa sözleşme hükümlerini tek taraflı olarak değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtların yazılmamış sayılacağı öngörülmüştür. İçerik denetiminin ikinci bir türü olarak ise 25. maddede, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümlerin genel işlem koşullarına konulamayacağı düzenlenmiştir. Buna göre Türk Medeni Kanunu’nun13 2. maddesi çerçevesinde dürüstlük kuralına aykırı bir hükmün genel işlem koşulları arasında yer aldığının tespit edilmesi halinde söz konusu hüküm geçersiz sayılacaktır. Buradaki geçersizliğin türü, kısmî kesin hükümsüzlüktür. Bu sebeple, geçersiz oldukları sonucuna varılanlar dışındaki genel işlem koşulları geçerliliklerini korurlar14.

Genel işlem koşulları ile ilgili olarak kanundaki düzenlemeler ve doktrindeki görüşler genel olarak bu şekildedir. Bu bağlamda, genel kredi sözleşmelerinde tek taraflı fesih hakkı veren maddelerin değerlendirilmesinden önce, genel kredi sözleşmelerinin niteliği ve hukuk sistemimizdeki yerini incelemek yerinde olacaktır.  

III. GENEL KREDİ SÖZLEŞMELERİNİN NİTELİĞİ

Günümüzde bankalar tarafından sunulan hizmet çeşitliliğinin arttığı görülmektedir. Buna bağlı olarak, her bir hizmete ilişkin özel hükümler oluşturulmakta ve bu hükümler genel kredi sözleşmelerine eklenmektedir. Bankanın bütün ihtiyaçlarına cevap veren tek tip bir sözleşme oluşturma çabası sonucunda, oldukça geniş hacimli genel kredi sözleşmelerinin imzalanmakta olduğu bilinmektedir. Genel kredi sözleşmeleri vasıtasıyla banka tarafından sunulan hizmet en genel ifadeyle kredi kullandırma hizmeti olsa da, sözleşmenin karakteristik edimin yani kredinin kullandırılma biçiminin değişmesiyle birlikte sözleşmenin niteliği de değişmektedir. Günümüz bankacılık sisteminde, farklı açılardan sınıflandırılmış onlarca kredi türü olduğu bilinmektedir. Ancak diğer kredi türlerine nazaran cari hesap kredisi niteliğindeki krediler ve karz akdi niteliğindeki krediler daha yaygındır.

A. Cari Hesap Sözleşmesi Görüşü

Türk Ticaret Kanunu’nun15 89 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan cari hesap sözleşmesinin bir kredi işlemine uyarlanması neticesinde ortaya çıkan kredi türü uygulamada borçlu cari hesap kredisi olarak adlandırılmaktadır. Borçlu cari hesap kredisi, kredi borçlusuna belli bir limit dâhilinde kullandırılan, sabit vadeli para ödüncünden farklı olarak müşteriye – limit dâhilinde – dilediği miktarda para çekme imkânı sağlayan ve müşterinin bu serbestisine karşılık bankanın da krediyi dilediği zaman kesme ve ayrıca değişen oranlarda faiz yürütme olanağının bulunduğu16 bir kredi olarak tanımlanabilir. Bu kredi türünde müşteri farklı zamanlarda kredi kullanabilmekte, ödeme yapabilmekte ve dilerse ödeme yaptığı tutarları tekrar kredi olarak kullanabilmektedir. Bu nedenle bu kredi türü rotatif kredi olarak da adlandırılmaktadır17. Doktrinde bu kredi türünün bir cari hesap sözleşmesi olarak kabul edilip edilmemesi konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Zira bir kredi sözleşmesinin cari hesap sözleşmesi olarak nitelendirilmesi neticesinde, sözleşmeye uygulanacak kanun hükümleri değişebilecektir.

Bir görüşe göre banka uygulamasında süresiz cari hesap sözleşmesi yapılması ve bankaya, dilediği anda sözleşmeyi feshederek alacağı muaccel kılma yetkisi tanınması söz konusudur18. Burada sözü edilen fesih yetkisi, TTK’nın 98. maddesinde sayılan ve cari hesap sözleşmesinin sona erme hallerinden biri olan fesih ihbarına dayanmaktadır. Aynı doğrultuda bir diğer görüşe göre de, karz sözleşmesinde ödünç alan, ödünç aldığı parayı geri ödediğinde karz akdi sona ermekte ancak cari hesap şeklinde işleyen kredi ilişkilerinde limit içinde kalmak şartıyla ödünç alan, ödediği parayı tekraren ve birçok defa çekebilmektedir19. Bu ve benzeri gerekçelerle cari hesap şeklinde işleyen kredilere, TTK’daki cari hesap hükümlerinin uygulanabileceği savunulmaktadır.

Karşıt görüşe göre ise, cari hesap sözleşmesinin işlevleri ve unsurları incelendiğinde, cari hesap şeklinde işleyen kredilerin cari hesap sözleşmesi niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır20. Başka bir ifadeyle, cari hesap kredisi için akdedilen genel kredi sözleşmesi cari hesap sözleşmesinin unsurlarını barındırmamaktadır. Ayrıca, Yargıtay tarafından da cari hesap şeklindeki kredi sözleşmelerinin karz akdi niteliğinde olduğunu belirten kararlar verildiği görülmektedir21.

B. Karz Akdi Görüşü

En temel anlamda para ödüncü olarak ifade edilen kredi verme işlemi, bu yönüyle bir karz akdi (tüketim ödüncü sözleşmesi) olarak nitelendirilmektedir.22 Zira karz akdi, TBK’nın 386. maddesinde “ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşme” şeklinde tanımlanmaktadır. Bir kredi ilişkisinde, karz akdinin kanuni tanımına uygun olarak, bankanın temel borcu paranın mülkiyetinin devri iken, ödünç alanın temel borcu ise belirli bir zaman sonra parayı geri vermektir. Buna ek olarak, Yargıtay kararları ve diğer gerekçeler ile genel kredi sözleşmesinin karz akdi olduğu görüşü savunulmaktadır. Ancak kredi türlerinin çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, genel kredi sözleşmelerinin sadece karz akdi olarak nitelendirilmesi mümkün görünmemektedir. Zira ödünç sözleşmesinde, ödünç veren para veya misli bir şeyi ödünç alana geçici olarak verme borcu altına girmekteyken, kredi açma sözleşmesinde tarafların yükümlülükleri çok daha fazla ve daha niteliklidir. Ödünç sözleşmesi görüşü, nakdi kredi dışında kalan kefalet, garanti, aval gibi gayri nakdi krediler ile iskonto işlemlerini açıklamakta yetersiz kalmakta ve bu işlemleri kapsam dışında bırakmaktadır23.

Bu çerçevede bir genel kredi sözleşmesi karz akdi olarak nitelendirilirse, TBK’nın 392. maddesi uyarınca, ödünç verenin talebiyle borcun muaccel hale geleceği kararlaştırılabilecektir. Bu bağlamda, bankanın genel kredi sözleşmesini tek taraflı feshetme ve borcu muaccel kılma yetkisi, bu madde ekseninde ilerleyen bölümlerde ele alınacaktır.

C. Diğer Görüşler

Genel kredi sözleşmelerinin karşılığında banka tarafından sunulan hizmetin niteliğine göre, cari hesap sözleşmesi ve karz akdi görüşlerinin yetersiz kaldığı durumlar mevcuttur. Örneğin gayri nakdi krediler, bu iki sözleşme türünden herhangi birine dayanarak verilebilirler. Ancak gayri nakdi kredilerin türlerine göre taraflara ilave yükümlülükler getirilmekte ve yukarıda açıklanan görüşlere ilişkin kanun hükümleri, bu tarz çok yönlü ilişkileri düzenlemekte yetersiz kalmaktadır. Örneğin bir gayri nakdi kredi türü olan akreditif kredisi, banka ile kredi alan arasında kredi ilişkisi kurmanın yanında vekâlet ilişkisi de kurmaktadır24. Zira akreditif, havale emri25 niteliği taşıyan bir ödeme aracıdır. Bir diğer gayri nakdi kredi türü olarak teminat mektupları ele alınacak olursa, banka teminat mektuplarının üçüncü kişi yani muhatap bakımından garanti sözleşmesi niteliğinde olduğu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı26 ile kesinlik kazanmıştır27.

Yukarıda sayılanların dışında, doktrinde genel kredi sözleşmelerine ilişkin, karz vaadi sözleşmesi, karma sözleşme, çok aşamalı sui generis sözleşme ve iş görme sözleşmesi gibi nitelendirmeler yapıldığı da görülmektedir. Örneğin iş görme sözleşmesi görüşüne göre kredi sözleşmeleri, bankalardan belli bir tutara kadar nakdi veya gayri nakdi kredi kullanma yetkisini de tanıyan bankacılıkla ilgili bir iş görme sözleşmesidir28. Bu görüş, genel kredi sözleşmesinin hukuki niteliğine getirdiği yaklaşım bakımından genel kredi sözleşmesinin, TBK’nın vekâlete ilişkin özel hükümlerine tabi olduğunu ileri sürmektedir29. Bu görüşler çerçevesinde, genel kredi sözleşmelerinin niteliği ile ilgili kesin bir yargıya varılması mümkün görünmemektedir. 

IV. GENEL KREDİ SÖZLEŞMELERİNDE BANKALARIN SÖZLEŞMEYİ SONA ERDİRMEYE İLİŞKİN HAKLARI

Günümüzde bankalar tarafından kullanılmakta olan genel kredi sözleşmelerinin tamamı, bankalara geniş yetkiler tanıyan tek taraflı hükümler barındırmaktadır. Bu tür hükümler bankadan bankaya farklılık gösterse de, tüm genel kredi sözleşmelerinde bankanın tek taraflı fesih hakkını düzenleyen hükümlerin yer aldığı görülmektedir. Bankalara, sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme ve borcu muaccel kılma yetkisi veren bu hüküm, genel kredi sözleşmelerinin en tartışmalı hükümlerinden biri olarak nitelendirilebilir. Söz konusu hükümler, kimi zaman bankalara doğrudan fesih yetkisi verecek şekilde kaleme alınmaktadır. Bazı sözleşmelerde ise fesih olmaksızın bankaların borcu muaccel hale getirmesine veya dolaylı yoldan sözleşmeyi etkisiz kılmasına olanak sağlayacak maddeler bulunmaktadır. Bankaların söz konusu hakları üç alt başlık halinde incelenecektir. 

A. Sözleşmeyi Feshetme Hakkı

Bankalar, sözleşmelerde açıkça saklı tuttukları fesih hakkı sayesinde, risklere karşı kendilerini güvence altına almaktadırlar. Uygulamada kredinin geri çağrılması olarak adlandırılan sistemde bankalar, herhangi bir süre kısıtlamasıyla bağlı olmadan ve hiçbir sözleşmesel yaptırıma maruz kalmadan kredi ilişkisini sona erdirebilmektedir. Kredinin geri çağrılmasıyla birlikte kredi borcu muaccel hale gelmektedir. Maddenin düzenlenme şekline bağlı olarak kimi zaman bu hakkın kullanılması bazı şartlara bağlanmış olsa da, çoğunlukla bankaların kendilerini sınırsız bir fesih yetkisiyle donatma eğiliminde oldukları görülmektedir. Hatta bazı sözleşmelerde fesih ile ilgili olarak borçlunun tüm itiraz haklarından feragat ettiğine dair hükümlerin yer aldığı görülmektedir. Fesih hakkının veriliş şekline göre söz konusu hükmün geçerliliği bir sonraki başlıkta incelenecek olmakla birlikte, bu maddelerin geçerli olduğu varsayımı altında, fesih ile birlikte kredi borcu ve bütün ferileri muaccel hale gelmektedir. Ayrıca muacceliyet tarihinden itibaren, muaccel olan tutarın tamamı üzerinden bankanın temerrüt faizi talep edebileceği de unutulmamalıdır. 

B. Borcu Muaccel Kılma Hakkı

Bazı genel kredi sözleşmelerinde, sözleşme ilişkisi sona erdirilmeden borcun muaccel hale getirilmesine ilişkin hükümler yer aldığı görülmektedir. Başka bir ifadeyle bankalar, borcun olağan vadesinden önce ödenmesini talep etse yahut cari hesabı keserek bakiye tutarı muaccel kılsa dahi, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin devam edeceği düzenlenmektedir. Cari hesap şeklinde işleyen kredilerde kredi kullanan taraf, kendisine tanınan limit dahilinde birden çok defa para çekip yatırma imkanına sahip olduğundan30 bu şekilde akdedilmiş bir genel kredi sözleşmesinin, borcun ödenmesinden sonra da yürürlükte kalması olağan görülebilir. Ancak geri ödenen tutarların tekrar kredi olarak kullanılamadığı spot/vadeli kredi türünde (yukarıdaki açıklamalarımız çerçevesinde karz akdi olarak nitelendirilen krediler genellikle spot/vadeli kredilerdir), borcun ödenmesinden sonra sözleşme ilişkisinin devam etmesi anlamsızdır. Zira karz akdinde alınan para ödünç verene iade edilince taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi son bulmaktadır31. Tarafların birbirlerine karşı hiçbir edim yükümlüğü kalmamış olan bir sözleşme ilişkisini ayakta tutmanın pratikte bir yararı olmadığı kanaatindeyiz. Bunlara ek olarak Yargıtay bir kararında, kredi sözleşmesine bağlı hesabın kat edilmesinin, sözleşmenin feshi anlamına geldiğini belirtmektedir32.

C. İfanın Talep Edilebilirliğini Ortadan Kaldıran Diğer Haklar

Genel kredi sözleşmelerinde sıkça görülen bazı hükümler bankalara doğrudan fesih hakkı vermemekle birlikte, bankalar söz konusu hükümlere dayanarak kredi kullandırma yükümlülüğünü ifa etmekten kaçınabilmektedir. Örnek vermek gerekirse, genel kredi sözleşmelerinde bankalara, kredi limitleri üzerinde tasarruf yetkisi tanınmaktadır. Bu yetki çerçevesinde bankalar, hiçbir haklı nedene dayanmak zorunda olmaksızın kredi limitini tamamen veya kısmen iptal etme hakkına sahiptir. Bu gibi durumlarda her ne kadar sözleşme yürürlükte olsa da kredi alan, bankadan edimlerin ifasını talep edemeyecektir. Bankanın bahsi geçen hakkını kullanması halinde, sözleşme sone ermemekte ancak uygulanabilirliği ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle, bu tarz hükümlerin de genel işlem koşulları bakımından içerik denetimine tabi olduğu ve yazılmamış sayılma yaptırımına maruz kalabilecekleri düşünülmektedir. 

V. TEK TARAFLI FESİH HAKKININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Bankaların tek taraflı fesih hakkını düzenleyen hükümler düzenlenme şekillerine göre; haklı nedenle fesih ve koşulsuz fesih olmak üzere iki ana başlık altında incelenecek olup, söz konusu hükümlerin ilgili genel kredi sözleşmesinin niteliğine göre ve genel işlem koşulları çerçevesinde geçerlilikleri ayrıca değerlendirilecektir.

A. Haklı Nedenle Fesih

Bankalara tek taraflı fesih hakkı veren hükümlerin genel kredi sözleşmelerinin çoğunda mevcut olduğu bilinmekle birlikte, bazı sözleşmelerde bu hakkın kullanılmasının birtakım şartlara bağlandığı görülmektedir. Bu tarz hükümler uyarınca, piyasadaki dalgalanmalar, borçlunun mali durumunun bozulması, sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ve bunun gibi oldukça geniş kapsamlı kaleme alınmış pek çok koşuldan herhangi birinin gerçekleşmesi durumunda banka, sözleşmeyi feshetme ve borcu muaccel kılma hakkına sahip olmaktadır. Hatta kimi zaman, bu şartlardan birinin gerçekleşmesiyle kredinin kendiliğinden muaccel hale geleceği ve borçlunun temerrüde düşmüş sayılacağı yönünde hükümler sözleşmelere koyulmaktadır. Genel kredi sözleşmelerinde bu tarz düzenlemelere yer verilmesinin nedeni ise, belirsiz süreli akdedilen bir genel kredi sözleşmesinde kredi kullanan tarafın mali durumu, ödeme gücü veya ülkenin ekonomik şartlarında meydana gelebilecek ani değişiklik ve olumsuzluklar karşısında bankaya tedbir alma imkanı sağlamak ve gerektiğinde bankanın söz konusu akdi bağlılıktan kurtulabilmesini sağlamak olarak ifade edilmektedir33. Bu bağlamda kullanılan kredinin türüne ve genel kredi sözleşmesinin niteliğine göre bir değerlendirme yapmak yerinde olacaktır.

Bu açıdan, cari hesap şeklinde işleyen bir kredi için imzalanan genel kredi sözleşmesi ele alınacak olursa, öncelikle TBK’nın genel işlem koşullarına ilişkin 21. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları yazılmamış sayılacaktır. Bu çerçevede, ilgili genel kredi sözleşmesinde yer alan diğer kredi türlerine ilişkin hükümlerin de yazılmamış sayılması gerektiği düşünülmektedir. Geriye kalan maddelerle birlikte sözleşme, TTK’daki cari hesap sözleşmesine ilişkin özel hükümler ekseninde ele alınmalı ve bu hükümler kıyasen uygulanmalıdır34. Bu bağlamda TTK’nn 98. maddesinin 1. Fıkrasının (b) bendi uyarınca, cari hesap sözleşmesi için bir süre kararlaştırılmadığı takdirde taraflardan birinin fesih ihbarında bulunması ile sözleşme sona ermektedir. Hiçbir koşula tabi olmaksızın fesih ihbarı ile sözleşmenin sona erdirilebildiği bir durumda, belirli şartların gerçekleşmesi halinde evleviyetle sözleşmenin haklı nedenle sona erdirilebileceğinin kabulü gerekir.

Karz akdi şeklinde nitelendirilen sözleşmeler bakımından, Borçlar Hukuku çerçevesinde haklı nedenle feshe ilişkin görüşleri incelemek gerekmektedir. Haklı nedenle fesih, diğer adıyla olağanüstü fesih, taraflardan birinin belirli veya belirsiz süreli borç ilişkilerini, bazı haklı sebeplerin ortaya çıkması halinde tek taraflı irade beyanıyla sona erdirebilmesi anlamını ifade etmektedir35. Mevzuatta bazı sözleşme ilişkileri için hangi durumların haklı sebep sayılacağı münferiden düzenlenmiş olsa da, genel bir haklı sebep tanımı bulunmamaktadır. Bu sebeple, hukukumuzda haklı sebebin varlığı için “çekilmezlik” kavramı benimsenmiş ve bir sözleşme ilişkisinin, o sözleşmenin tarafları bakımından çekilmez bir durum yaratması halinde taraflara sözleşme ilişkisine olağanüstü fesih yoluyla son verme imkânının tanınması gerektiği ileri sürülmüştür36.

Hukukumuzda herhangi bir haklı sebeple sözleşmenin feshi halinde muhatap, hak sahibinin gerekçesini açıklamasını talep edebilecek; herhangi bir gerekçe gösterilmemesi halinde fesih beyanını geri çevirerek hüküm ve sonuç doğurmasına engel olabilecektir. Aynı şekilde sonradan gösterilen sebeplerin mevcut veya yeterli olmadığını da iddia ve ispat edebilecektir37. Bu sebeple, sözleşme içerisinde fesih hakkının kullanılmasına sebebiyet verecek haklı sebeplerin sayılmış olması, fesih sonrasında doğması muhtemel uyuşmazlıklar açısından önem kazanmaktadır. Sözleşmede sayılan sebeplerden birinin gerçekleşmesini müteakip sözleşmenin sona erdirilmesi durumunda, bankanın ilgili sözleşme maddesine dayandığını belirtmesi yeterli olacaktır. Kredi alanın itiraz hakkı ise sadece feshe sebep olan olayın gerçekleşip gerçekleşmediği ile sınırlı olacaktır. Örneğin genel kredi sözleşmesinde, kredi alanın mali durumunun bozulması durumu banka lehine bir fesih sebebi olarak düzenlenmişse ve banka bu gerekçeyi ileri sürerek sözleşmeyi feshetmişse, bu durumda kredi alan bu durumun haklı bir fesih sebebi olmadığını ileri süremeyecektir. Kanaatimizce kredi alan sadece mali durumunun bozulmamış olduğu gerekçesiyle itirazda bulunabilecektir, zira taraflar arasında, sözleşmede sayılan hallerin birer haklı fesih sebebi olduğu yönünde mutabakat mevcuttur. Aksi bir durumda, yani haklı nedenlerin belirlenmemiş olduğu bir sözleşmenin feshinde, hâkim takdir yetkisini kullanarak somut olayın şartları çerçevesinde ortaya çıkan olgunun haklı sebep teşkil edip etmediğini inceleyecektir38. Özetle, karz akdi olarak nitelendirilen genel kredi sözleşmelerindeki haklı sebeple feshe ilişkin maddelerin geçerli olduğu düşünülmektedir. Ancak bu halde dahi, TBK’nın 25. maddesi gereği, genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz. Bu tarz hükümlerin yaptırımı ise 27. madde uyarınca kesin hükümsüzlük olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, kredi alanın başka bir banka ile sözleşme ilişkisi kurması fesih sebebi olarak düzenlenirse, kanaatimizce bu durum sözleşme hürriyetini kısıtlayıcı nitelikte olduğundan, ilgili hükmün söz konusu kısmı 27. madde uyarınca kesin hükümsüz kabul edilmelidir. 

B. Koşulsuz Fesih

Genel kredi sözleşmesi hükümleri içerisinde geçerliliği en çok tartışılan tek taraflı fesih hakkına ilişkin düzenleme, kimi yazarlarca genel kredi sözleşmelerindeki en tehlikeli hüküm olarak gösterilmektedir39. Geçtiğimiz yıllarda ekonomik kriz dönemlerinde panik ortamında, kullandırılan kredilerin bu hükümlere dayanılarak geri çağırılmasının firmaların kötüye gitmesine neden olarak krizi daha da tetiklediği göz önünde bulundurulmalıdır40. Bu nedenle söz konusu hüküm, genel işlem koşulları çerçevesinde içerik denetimine tabi tutulmalıdır.

Cari hesap şeklinde işleyen krediler ile ilgili olarak, bu sözleşmelerin TTK’daki cari hesap sözleşmesi hükümlerine tabi olması gerektiği görüşü çerçevesinde, bir önceki başlık altında yapılan açıklamalar bu kısım için de geçerli olacaktır. Yani TTK’nın 98. maddesi kapsamında, cari hesap sözleşmesi için bir süre kararlaştırılmadığı takdirde taraflardan birinin fesih ihbarında bulunması ile sözleşme sona erecek ve bakiye borç muaccel hale gelecektir. Ancak bu noktada, doktrinde aksi savunuluyor olsa da, Yargıtay tarafından, cari hesap şeklinde işleyen kredilere ilişkin sözleşmelerin cari hesap sözleşmesi olarak kabul edilmediğini ve bu tür sözleşmelerin de karz akdi olarak nitelendirildiğini bir kez daha vurgulamak gerekmektedir. Bu bağlamda Yargıtay tarafından 98. maddenin, bankanın tek taraflı fesih hakkının dayanağı olarak görülmediği açıktır. Öte yandan, TBK’nın tüketim ödüncüne ilişkin 392. maddesi şu şekildedir: “Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.” Madde hükmünden anlaşıldığı üzere, karz akdinde, borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılabilmektedir. Ancak doktrinde bankanın bu hakkını kullanırken karşı tarafa, somut olaya uygun bir süre vermesi gerektiği kabul edilmektedir41.

Bankaya koşulsuz fesih hakkı veren hükümlerin geçerli olduğunu savunan görüşlerin yanında, çeşitli nedenlerle geçersiz olduğunu savunan yazarlar da bulunmaktadır. Bir görüşe göre, bu tarz hükümler, genel işlem koşulları teorisindeki “alışılmadık ve şaşırtıcı kayıtların sözleşme içeriğine dahil olmadığı” yaklaşımı ile ele alınmalıdır42. “Alışılmadık ve şaşırtıcı kayıtlar” ifadesinin TBK’daki karşılığı ise 21. maddedeki “sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları” şeklindeki düzenlemedir43. Bu görüşü savunan yazarlara göre kredi veren kurumun dilediği anda hiçbir gerekçe göstermeksizin hesabı kat edeceğine ve kredi ilişkisine son vereceğine ilişkin koşulların yazılmamış sayılması gerekmektedir44.

Tek taraflı fesih hakkının geçersizliğine ilişkin bir diğer görüşte de, söz konusu hükümlerin kişilik haklarından olan ekonomik faaliyet özgürlüğünün ahlaka aykırı derecede sınırlandırılması nedeniyle kesin hükümsüz sayılması gerektiği savunulmaktadır45. Bu görüş azınlıkta olup, çoğunluk görüşe göre bu tarz hükümler geçerlidir ancak bankalara tanınan fesih hakkı sınırlanmalıdır. Bu sınırlamanın ölçütü ise dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır. Daha açık bir ifadeyle, banka dilediği zaman sözleşmeyi feshedebilecek olmakla birlikte, bu hakkını kötüye kullanmamalı ve dürüstlük kuralına uygun hareket etmelidir46. Bu görüşe paralel olarak Yargıtay da fesih hakkının kullanılmasında iyi niyet ve hakkın kötüye kullanılması yasağı kriterlerini benimsemiştir47. Cari hesap şeklinde işleyen kredi sözleşmelerinin feshine ilişkin verilmiş bu kararda, banka tarafından genel kredi sözleşmesinin feshedilmesinin, ekonomik faaliyet özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte olmadığı belirtilmiştir. Bu çerçevede fesih hakkının TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının çizdiği sınırlar içerisinde kullanılması suretiyle, koşulsuz feshe ilişkin maddelerin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Buna ek olarak, Yargıtay tarafından verilmiş başka bir kararda, süresiz olan kredi sözleşmelerinin, TTK’nın 18/3. maddesi uyarınca taraflarca feshedilebileceği belirtilmiştir48.

Bu bilgiler ışığında, genel kredi sözleşmesinin cari hesap sözleşmesi veya karz akdi şeklinde nitelendirilmesine bakılmaksızın, bankanın tek taraflı feshine ilişkin hükmün geçerli olduğu ancak uygulamada bu hakkın kullanımının dürüstlük kuralı çerçevesinde sınırlandığı sonucuna ulaşılmaktadır. Aksi takdirde bankanın bu hakkını kötüye kullanımı korunmamaktadır49. Bunun sonucu olarak fesih geçersiz sayılabilecek ve banka fesih nedeniyle maruz kalınan zararlardan sorumlu olabilecektir50.

VI. SONUÇ

Çalışmamız kapsamında genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemeler ve doktrindeki görüşler incelenmiş, daha sonra genel kredi sözleşmelerinin niteliği tartışılmış, bankaların genel kredi sözleşmesini sona erdirmeye yönelik tek taraflı haklarına değinilmiş ve son olarak, bankaların fesih hakkını düzenleyen maddelerin geçerliliği farklı boyutlarıyla değerlendirilmiştir. 

TBK’da düzenlenen genel işlem koşulları, en temel ifadeyle gelecekte yapılacak aynı türdeki çok sayıda sözleşmenin içeriğini oluşturmak üzere, önceden tek yanlı olarak genel ve soyut biçimde hazırlanan ve sözleşmenin kuruluşunda taraflardan birinin dayandığı, görüşülmeden sözleşmenin içeriğine dahil olmasını istediği sözleşme koşulları şeklinde tanımlanmaktadır. Tanımdaki unsurları taşıyan hükümlerin, TBK’nın 21. maddesi uyarınca sözleşme kapsamına girip girmediğine karar verilmesi adına söz konusu hükümler yürürlük denetimine tabi tutulmaktadır. Ardından, söz konusu hükümlerin bir yaptırıma tabi olup olmayacağının tespiti için yorum denetimi ve içerik denetimi yapılmaktadır. Bu şekilde, sözleşme tarafları arasındaki dengenin korunması amaçlanmaktadır. 

Genel kredi sözleşmelerinin nitelikleri ile ilgili olarak, genel kredi sözleşmelerinin kredinin kullanılma şekline nitelendirilmesi ve buna göre farklı kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunan görüşler bulunmaktadır. Bu çerçevede cari hesap şeklinde işleyen kredi sözleşmelerine, TTK’nın cari hesap sözleşmesine ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanması yönünde görüşler bulunsa da, Yargıtay’ın benimsediği görüşle de uyumlu şekilde, pratikte genel kredi sözleşmelerinin çoğunlukla karz akdi olarak nitelendirildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Genel kredi sözleşmelerinde bankalara tanınan haklarla ilgili olarak, sözleşmeyi tek taraflı feshetme hakkının yanı sıra bankaların, benzer sonuçlar doğuran başka haklara da sahip olduğu görülmektedir. Bankanın dilediği an hesabı kesmesi, borcu muaccel kılması veya limiti iptal etmesi neticesinde sözleşme yürürlükte gibi görünse de, sözleşmenin ifası talep edilemeyecektir. Ayrıca, sözleşmelerde aksi yönde hükümler yer alsa da, Yargıtay’ın görüşüne göre, hesabın kat edilmesi yoluyla borcun muaccel kılınması, fesih sonucunu doğurmaktadır.

Genel kredi sözleşmelerinin banka tarafından haklı nedenle feshine ilişkin maddelerin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak hükmün kapsamı ile ilgili olarak genel işlem şartları çerçevesinde içerik denetimi yapılması ve bazı hallerin madde kapsamından çıkarılması mümkündür. Bankalara sözleşmeyi koşulsuz olarak tek taraflı feshetme hakkı veren maddeler ise tartışma konusudur. Bazı yazarlar tarafından söz konusu hükümlerin genel işlem koşulu teorisi çerçevesinde geçersiz olduğu ileri sürülmektedir. Bu doğrultudaki bir diğer görüş ise, geçersizliğin sebebi olarak, ekonomik faaliyet özgürlüğünün kısıtlanmasını göstermektedir. Ancak Yargıtay, koşulsuz fesih hakkı veren maddelerin ekonomik faaliyetleri kısıtlayıcı nitelikte olmadığı ve geçerli olduğu, ancak bu hakkın dürüstlük kuralı çerçevesinde kullanılması gerektiği görüşünü benimsemektedir. Doktrindeki ağırlıklı görüş de Yargıtay’ın bu tutumunu destekler niteliktedir.

KAYNAKÇA

Adem Yelmen, Türk Borçlar Kanunu’na Göre Genel İşlem Şartları, Ankara 2014.

Ahmet Battal, Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001.

Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Ed. 17, Ankara 2013. Akın Ekici/ Nihayet Durukanoğlu, Türk Hukukunda ve Bankacılık Uygulamasında Teminat Mektupları, İstanbul 2016.

Atilla Altop, “Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’ndaki Genel İşlem Koşulları Düzenlemesi”, Prof. Dr. Ergon A. Çetingil ve Prof. Dr. Reyegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul 2007

Cemal Oğuz, Genel İşlem Şartları ve İçerik Sınırları, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1993

Fahrettin Aral, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 5. Bası, Ankara 2003

Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Bası, Ankara 2012

Füsun Tuncel Yazıcıoğlu, Banka Kredi Sözleşmeleri ve Kredilerden Doğan Uyuşmazlıklar, Ankara 2013

M. Kemal Oğuzman/ M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, 16. Bası, Istanbul 2016

Mahmut Bilgen, Banka Hukukunda Sözleşmeler Uyuşmazlıklar Hukuki Sorumluluk, Ankara 2011

Mehmet Akçaal, “Borçlar Kanununun Genel İşlem Koşullarına Dair Hükümleri Hakkında Bir İnceleme”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi V. XVIII, N.1, Ankara 2014

Mehmet Ayan, Borçlar Hukuk Genel Hükümler, 7. Bası, Konya 2012

Mustafa Arıkan, “6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda Genel İşlem Koşulları”, Prof. Dr. Cevdet Yavuz’a Armağan, 2. Bası, İstanbul 2012

Onur Yalçın, Banka Kredi Sözleşmelerindeki Genel işlem Şartlarının Geçerliliği, Ankara 2006

Özer Seliçi, Borçlar Kanununa Göre Sözleşmeden Doğan Sürekli Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Istanbul 1976

Pınar Altınok Ormancı, Sürekli Borç İlişkilerinin Haklı Sebeple Feshi, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Ankara 2011

Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 17. Bası, Ankara 2012

Selahattin Sulhi Tekinay/ Sermet Akman/ Haluk Burcuoğlu/ Atilla Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993

Sinem Camcı, Genel İşlem Koşulları, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2014

Şener Akyol, “Banka Sözleşmeleri”, Ord. Prof. Dr. Kemalettin Birsen’e Armağan, İstanbul 2001

Türkay Alıca, Türk Hukukunda Banka Genel Kredi Açma Sözleşmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1990

Ünal Tekinalp, Türk Mali Kurumlar Hukuku I: Banka Hukukunun Esasları, İstanbul 1988

Vahit Doğan, Uluslararası Ticarette Ödeme Aracı Olarak Akreditif, 3. Bası, Ankara 2012

Yeşim Atamer, Sözleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılması Çerçevesinde Genel İşlem Şartlarının Denetlenmesi, 2. Bası, İstanbul 2001

DİPNOT

1 Türk Borçlar Kanunu (TBK), 04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazete (RG).

2 Adem Yelmen, Türk Borçlar Kanunu’na Göre Genel İşlem Şartları, Ankara 2014, s. 47.

3 Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (HD), T. 02.06.1998, E. 1998/4263, K. 1998/6098.

4 Yelmen, s. 48; BGB §. 305/(1).

5 Dörtlü bir sınıflandırmayı tercih eden görüşler için lütfen bkz. Yelmen, s. 52; Sinem Camcı, Genel İşlem Koşulları, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2014, s. 9.

6 Mustafa Arıkan, “6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda Genel İşlem Koşulları”, Prof. Dr. Cevdet Yavuz’a Armağan, İstanbul 2012, 2. Bası, s. 70.

7 Selahattin Sulhi Tekinay/ Sermet Akman/ Haluk Burcuoğlu/ Atilla Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 157.

8 Nihat Yavuz, “Genel İşlem Şartlarının Tanımı, Yorumu ve Denetlenmesi”, Yargı Dergisi, C. 25, Ocak – Nisan 1999, S. 1-2, s. 572.

9 Yelmen, s. 55.

10 Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 17. Bası, Ankara 2013, s. 119; M. Kemal Oğuzman/ M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, 16. Bası, İstanbul 2016, s. 165; Mehmet Akçaal, “Borçlar Kanununun Genel İşlem Koşullarına Dair Hükümleri Hakkında Bir İnceleme”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVIII, Ankara 2014, S. 1, s. 56; Mehmet Ayan, Borçlar Hukuk Genel Hükümler, 7. Bası, Konya 2012, s. 150;

11 Seza Reisoğlu, Banka Uygulamaları Açısından Yeni Borçlar Kanununun Genel İşlem Koşulları ve Eleştirileri, Internet adresi: https://www.tbb.org. tr/Dosyalar/.../SR_Borclar_Kanunu_Genel_Islem_ Sartlari.doc (Son erişim: 02.05.2017)

12 Akçaal, s. 60’dan naklen, Schulze / SchulteNölke, BGB §. 305 c Rn. 4.

13 Türk Medeni Kanunu (TMK), 08.12.2001 tarih, 24607 sayılı RG.

14 Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Bası, Ankara 2012, s. 222.

15 Türk Ticaret Kanunu (TTK), 14.02.2011 tarih, 27846 sayılı RG.

16 Onur Yalçın, Banka Kredi Sözleşmelerindeki Genel işlem Şartlarının Geçerliliği, Ankara 2006, s. 25.

17 Mahmut Bilgen, Banka Hukukunda Sözleşmeler Uyuşmazlıklar Hukuki Sorumluluk, Ankara 2011, s. 121.

18 Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 17. Bası, Ankara 2012, s. 370.

19 Yalçın, s. 26.

20 Davut Gürses, Banka Genel Kredi Sözleşmesi, İstanbul 2016, s. 77.

21 Yargıtay H.G.K., T. 20.10.1978, E.1977/11-213, K.1978/856; Yargıtay 19. H.D., T. 26.06.1997, E.1997/4575, K. 1997/6637.

22 Fahrettin Aral, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 5. Bası, Ankara 2003, s. 136’dan naklen Heinrich Honsell, Schweizerisches Obligationenrecht Besonderer Teil, 3. Aufl., Bern 1995.

23 Gürses, s. 44.

24 Vahit Doğan, Uluslararası Ticarette Ödeme Aracı Olarak Akreditif, 3. Bası, Ankara 2012, s. 88.

25 Doğan, s. 29.

26 Yargıtay İ.B.G.K., T. 11.06.1969, E.1969/4, K.1969/6.

27 Akın Ekici/Nihayet Durukanoğlu, Türk Hukukunda ve Bankacılık Uygulamasında Teminat Mektupları, İstanbul 2016, s. 43.

28 Gürses, s. 59.

29 Yalçın, s. 35.

30 Şener Akyol, “Banka Sözleşmeleri”, Ord. Prof. Dr. Kemalettin Birsen’e Armağan, İstanbul 2001, s. 91.

31 Yalçın, s. 34.

32 Yargıtay H.G.K., T.10.04.2002, E.2002/19-266, K.2002/264.

33 Ahmet Battal, Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s. 242.

34 Yalçın, s. 112; Yeşim Atamer, Sözleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılması Çerçevesinde Genel İşlem Şartlarının Denetlenmesi, 2. Bası, İstanbul 2001, s. 277.

35 Pınar Altınok Ormancı, Sürekli Borç İlişkilerinin Haklı Sebeple Feshi, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Ankara 2011, s. 96.

36 Özer Seliçi, Borçlar Kanununa Göre Sözleşmeden Doğan Sürekli Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, İstanbul 1976, s. 186.

37 Ormancı, s. 177.

38 Ormancı, s. 134.

39 Akyol, s. 104; Yalçın, s. 111.

40 Füsun Tuncel Yazıcıoğlu, Banka Kredi Sözleşmeleri ve Kredilerden Doğan Uyuşmazlıklar, Ankara 2013, s. 75.

41 Gürses, s. 407; Seliçi, s. 112.

42 Yalçın, s. 111.

43 Akçaal, s. 57.

44 Akçaal, s. 57; Atilla Altop, “Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’ndaki Genel İşlem Koşulları Düzenlemesi”, Prof. Dr. Ergon A. Çetingil ve Prof. Dr. Reyegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul 2007, s. 259.

45 Yalçın, s. 111.

46 Bu yöndeki görüşler hakkında detaylı bilgi için bakınız: Yalçın, s. 114; Gürses, s. 408; Ünal Tekinalp, Türk Mali Kurumlar Hukuku I: Bank Hukukunun Esasları, İstanbul 1988, s. 358; Türkay Alıca, Türk Hukukunda Banka Genel Kredi Açma Sözleşmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, , İstanbul 1990, s. 118.

47 Yargıtay 11. H.D., 25.11.1994 tarih, 94/6472 E., 11467 K. sayılı karar.

48 Yalçın, s. 115’ten naklen Yargıtay 19. H.D., 22.02.1998 tarih, 1998/6138 E., 1999/1015 K. sayılı karar.

49 Alıca, s. 118.

50 Alıca, s. 117; Cemal Oğuz, Genel İşlem Şartları ve İçerik Sınırları, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara1993, s. 105.

  • Özet yapım aşamasında
Keywords
Genel kredi sözleşmesi, genel işlem koşulu, tek taraflı fesih hakkı, nakdi kredi, gayri nakdi kredi, karz akdi, tüketim ödüncü, cari hesap kredisi
Capabilities
Banking & Finance
Contract Management
More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 189

Gsi Brief 189

Brief
Read more

Articletter - Summer Issue

Yenilenebilir Enerji Üretim Kooperatifleri

Yenilenebilir Enerji Üretim Kooperatifleri

2017
Read more
FIDIC Gümüş Kitap Kaspsamında Uyuşmazlık Çıkması Halinde UÇK Tarafından Uygulanacak Hukukun Belirlenmesi

Fidic Gümüş Kitap Kaspsamında Uyuşmazlık Çıkması Halinde Uçk Tarafından Uygulanacak Hukukun Belirlenmesi

2017
Read more
Kelepçeleme Sözleşmelerinin Türk Borçlar Kanunu Açısından İncelenmesi

Kelepçeleme Sözleşmelerinin Türk Borçlar Kanunu Açısından İncelenmesi

2017
Read more
Yatların Sicile Kaydedilmesi, Bayrak Seçimi ve Beraberinde Getirdiği Sorunlar

Yatların Sicile Kaydedilmesi, Bayrak Seçimi Ve Beraberinde Getirdiği Sorunlar

2017
Read more
Genel İşlem Koşulları Karşısında, Genel Kredi Sözleşmelerinde Yer Alan Bankaların Tek Taraflı Fesih Hakkının Değerlendirilmesi