ÖZET
Garanti sözleşmeleri, dünyanın her yerinde, özellikle uluslararası ticaret alanında ve sayısız finansal kuruluş uygulamasında çok önemli bir yer tutmaktadır. Yaygın şekilde uygulamaların sonucu olarak garanti sözleşmeleri, Uluslararası Ticaret Odası (“UTO”) (ICC) tarafından tespit edildiği üzere, pek çok farklı şekle bürünmüştür. Ancak tüm bu farklı şekillerin birleştiği nokta, garanti sözleşmesi ile garanti verenin, gerçekleşmeyeceği teminat altına alınan rizikoların gerçekleşmesi ile teminat kapsamındaki borcun alacaklısına, garanti kapsamında taahhüt ettiği meblağı ödemekle yükümlü olmasıdır. Garanti veren, söz konusu tutarı ödemesini takiben lehine teminat verdiği üçüncü kişiye, ödediği meblağ oranında rücu hakkını kullanabilecektir. Söz konusu rücu hakkının kapsamı, dayandığı hukuki sebebe göre belirlenir. Garanti veren bu rücu hakkını, tazminat talepli bir alacak davası niteliğinde ileri süreceği bir dava yolu ile kullanır. Davaya konu talep tutarı, garanti verenin teminat kapsamındaki borcun alacaklısına ödediği meblağ ile sınırlı olacaktır.
1. BİR SÖZLEŞME TİPİ OLARAK GARANTİ SÖZLEŞMESİ
1.1. Genel Olarak
Teminat sözleşmeleri “(…) ortaya çıkması şüpheli fakat çekinilen ve ekonomik bakımdan zararlı bir olayın gerçekleşmesi ya da beklenilen ve ekonomik bakımdan yararlı bir olayın gerçekleşmemesi olasılığı (…)”1 halinde bir hakkın emniyet altına alınması ihtiyacını karşılamak amacıyla2 kurulurlar. Bu kapsamda, alacaklısına şahsi bir güvence veren teminat sözleşmeleri kişisel teminat sözleşmelerini oluşturur. Bu tür sözleşmelerde alacaklı, alacağını, borçlunun haczedilebilir tüm kişisel malvarlığından talep etme imkânına sahiptir.
Kişisel teminat sözleşmelerinden biri olan garanti sözleşmesine ilişkin 11.6.1969 tarih ve 4/6 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararı’na göre; “garanti mukavelesi, bir kimsenin fer’i olmayan bir mukavele ile başkasına bir teşebbüsün belirli bir sonuca ulaşacağını garanti etmesidir.” Bu doğrultuda garanti sözleşmesi ile garanti veren, esas gayesi edimi garanti edilenden bir ivaz elde etmek değil, fakat onu bir teşebbüse sevk etmek olarak, müstakil olarak ilgili teşebbüsün tehlikesini üzerine almaktadır.
Garanti sözleşmeleri ulusal ve uluslararası alandaki yaygın kullanımlarına rağmen ne 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (“Borçlar Kanunu”) ne de mevzuatımızda başka bir kanunda açıkça düzenlenmiştir. Ne var ki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 4.7.2001 tarihli 19-534 Esas ve 583 Karar sayılı kararında; “(…) Kanunda özel bir akit türü olarak düzenlenmemiş olan garanti sözleşmesi, BK nun 110. Maddesinde hükme bağlanan üçüncü kişinin fiilini (edimini) taahhüt niteliğinde kabul edilmektedir (…)” şeklinde hüküm tahsis ederek, garanti sözleşmelerinin Borçlar Kanunu’nun 128. maddesinde düzenlenen ‘Üçüncü Kişinin Fiilini Taahhüt’ niteliğinde olduğunu kabul etmektedir3. Doktrindeki baskın görüş4 de Yargıtay’ın bu görüşü ile aynı yönde olmakla beraber, garanti sözleşmesinin üçüncü kişinin fiilini üstlenme niteliğinde olup olmadığı tartışmalıdır5.
Mehaz İsviçre Hukuku’nda da bahse konu sözleşme tipine ilişkin pozitif bir düzenlemeye yer verilmemiş ve Yargıtay kararları ile doktrindeki baskın görüş ile aynı yönde İsviçre Federal Mahkemesi içtihatları6 ile garanti sözleşmesi, mehaz kanundan Borçlar Kanunu’na yansıyan 128. Madde kapsamında üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğinde kabul edilmiştir.
Bahse konu Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi uyarınca; “(…) Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür (…)”. Bu hüküm doğrultusunda çeşitli sözleşme tipleri üçüncü kişinin fiilini üstlenme kapsamında değerlendirilebilir. Ne var ki, bu kapsamda olmayan garanti sözleşmeleri olduğu gibi7, garanti sözleşmesi niteliğinde olmayan ve fakat üçüncü kişinin fiilini üstlenme kapsamında değerlendirilebilecek sözleşmeler de bulunmaktadır8. Örneğin garanti verenin üçüncü kişinin bir edimde bulunup bulunmamasıyla ilgili olmayan riskleri üzerine aldığı garanti sözleşmeleri üçüncü kişinin fiilini üstlenme niteliğine haiz değildir. Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi kapsamı dışında kalacak bu gibi garanti sözleşmelerinin yapılamayacağı düşüncesi, borçlar hukukuna hâkim olan sözleşme özgürlüğü prensibine uygun düşmez9. Bu prensip gereği, taraflarca yapılacak sözleşmelerin kanunda düzenlenmiş olması zorunlu değildir. Ne var ki, garanti sözleşmeleri gibi bilhassa ticari hayatta yaygın şekilde kullanılan bir sözleşme tipinin kanunda açıkça düzenlenmesi ile uygulamada karşılaşılabilecek sorunların azaltılabileceği belirtilmelidir. Sonuç olarak şu anki hali ile Türk hukukunda garanti sözleşmesi, kendine özgü yapısı olan (sui generis) atipik bir sözleşme niteliğindedir10.
1.2. Kefalet Sözleşmesi ile Farkı
Kefalet sözleşmeleri ile garanti sözleşmeleri, geçerlilik şartları ve özellikleri açısından farklılık arz etmekte iseler de, her ikisi de kişisel teminat sözleşmelerindendir. Her ikisinin de temel amacı, esas itibariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya kişisel bir güvence sağlanmasıdır11.
Garanti sözleşmesi ile kefalet sözleşmesi arasındaki en önemli fark, kefalet sözleşmesinde kefilin borcunun asıl borca fer’i nitelikte olmasına karşılık garanti sözleşmesinde garanti verenin borcunun, asıl borçtan bağımsız nitelikte olmasıdır. Garanti veren, asıl borç ilişkisine ilişkin geçerlilik şartları ve hükümlerine tabi olmaksızın borcun teminatını üstlenir12.
Ayrıca, garanti sözleşmesi kanunda düzenlenmemiş olması dolayısıyla, Borçlar Kanunu madde 12 uyarınca, herhangi bir şekil şartına tabi değilken13, kefalet sözleşmesinin Borçlar Kanunu madde 583 uyarınca yazılı şekilde yapılması zorunludur.
Garanti sözleşmesi ile kefalet sözleşmesi arasındaki bir diğer fark; kefalet sözleşmesinde, sözleşme metninde kefilin sorumlu olacağı en yüksek meblağın belirtilmesi zorunlu iken garanti sözleşmesi için böyle bir zorunluluğun olmayışıdır. Ne var ki, garanti verenin sorumlu olacağı en yüksek meblağın sözleşmede kararlaştırılmasına ilişkin yasal bir zorunluluk olmamasına rağmen, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 4.7.2001 tarihli 19-534 Esas ve 583 Karar sayılı kararında kabul edildiği üzere;
“(…) Kefaletten farklı olarak asıl borç ilişkisinden tamamen bağımsız nitelikteki garanti sözleşmesinde şekil serbestisi hâkim olup garantinin sınırının önceden belirlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, sözleşme serbestisi sınırsız değildir. BK.nun 19. ve 20. maddelerinde sözleşme serbestisine birtakım sınırlamalar getirilmiştir. Gerçekten bir sözleşmenin geçerli olması için, onun taraflara yükledi-ği hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, başka bir deyimle konusunun gereği ve yeteri kadar belli ve sınırlı olması gerekir. Belirsizliğin garantisi olmaz. Bu itibarla, limit gösterme şartı bulunmamakla birlikte, garanti sözleşmesinde hangi riskin garanti edildiğinin belli olması ya da garanti edilen riskin boyutlarının tereddüt yaratmayacak biçimde belirlenebilir nitelikte bulunması gerekir. Hangi riskin garanti edildiği belirlenmeden “doğmuş ve doğacak her türlü borcun garanti edildiği”nden söz etmek, boyutları belli olmayan (belirsiz) bir edimin garantisi anlamına gelir ki, bu da garanti sözleşmesiyle bağdaşmaz (…)”
diyerek “belirsizliğin garantisi olmaz” ilkesini benimsemiş ve garanti sözleşmelerinde en azından sözleşmede garanti edilen meblağın belirlenebilir nitelikte olması gerektiğini hüküm altına almıştır.
1.3. Garanti Sözleşmesi Türleri
Garanti sözleşmesi ‘saf (yöneltmeyi amaçlayan) garanti sözleşmesi’ ve ‘kefalet benzeri (teminat amaçlı) garanti sözleşmesi’ olmak üzere başlıca iki ana amaçla yapılabilir.
i. Kefalet Benzeri (Teminat Amaçlı) Garanti Sözleşmesi
Kefalet benzeri garanti sözleşmesi ile garanti veren, borcun geçerliliğine, borçlu olup olmamasına veya kabili icra bulunup bulunmadığına bakılmaksızın borçlunun edimini yerine getireceğini garanti etmektedir14. Bu tip garanti sözleşmelerinde garanti veren, asıl borcun kusursuz imkânsızlık sebebiyle sorumluluktan kurtulduğu, asıl borç ilişkisinin borçlunun iptal hakkını kullanması üzerine ortadan kalktığı, hatta asıl borç ilişkisinin hükümsüz olarak doğduğu durumlarda dahi borçlunun edimini yerine getirmemesinden sorumlu olmaya devam eder. Örneğin, banka teminat mektupları, asıl borçlunun asıl borç ilişkisine dayalı defilerini, ilgili teminat mektubundan doğan borçlarını ifası kapsamında kullanmaktan feragat ettiğine ilişkin kaydı taşıdığı sürece bu tür garanti sözleşmeleri niteliğindedir15.
ii. Saf (Yöneltmeyi Amaçlayan) Garanti Sözleşmesi
Yöneltmeyi amaçlayan garanti sözleşmesi, garanti verenin, garanti alanı belli bir davranışa yöneltmek amacıyla, bu davranıştan o kişi için doğacak tehlikeleri kısmen veya tamamen üzerine alması borcunu üstlendiği sözleşmedir16. Burada garanti alan ile edimi garanti edilen arasında bir borç ilişkisi henüz kurulmamıştır. Hatta kimi zaman edimi temin edilen kişiler garanti sözleşmesinin kurulması esnasında belli olmayabilir. Kar garantileri, temettü garantileri, çeşitli ortaklıklar tarafından çıkarılan tahvillerin anaparalarının ve faizlerinin vadelerinde ödeneceği hususunda bankalar tarafından tahvil alıcılarına karşı verilen garantiler ve açığı kapatma garantileri bu hususta örnek olarak gösterilebilir17.
1.4. Garanti Sözleşmesi Hükümleri
Garanti sözleşmesi, kural olarak tek tarafa (garanti verene) borç yükleyen bir sözleşmedir. Bu sözleşme ile garanti veren, garanti alanın belli bir davranışından, bir girişiminden doğan rizikonun gerçekleşmesi halinde onun uğrayacağı zararı tazmin etme borcu altına girer. Buna karşılık garanti alanın garanti verence kendisinin yöneltilmek istenildiği davranışta veya girişimde bulunmak hususunda ona karşı bir yükümlülüğü yoktur. Görüldüğü gibi garanti verenin ‘tazminat ödeme borcu’ garanti sözleşmesinin temel borcunu ve garanti alanın ‘tazminat isteme alacağı’ garanti sözleşmesinin temel hakkını oluşturmaktadır. Garanti alanın veya edimi garanti edilen üçüncü kişi garanti verene karşı hesap vermekle yükümlü tutulamaz ve garanti verenin de onları denetleme hakkı bulunmamaktadır. Ancak garanti veren ile garanti alan arasında ayrı bir akdi ilişki varsa, bu ilişki kapsamında garanti verene denetleme hakkı verilebilir.
Borçlar Kanunu uyarınca, garanti sözleşmesi belirli bir süre için veya belirsiz süreli olarak oluşturulabilir. Borçlar Kanunu madde 128’in 2. fıkrasına göre; “(…) Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir. (…)” Bu durumda, garanti sözleşmesinin belirli süreli olması ve alacaklının bu süre içinde ifa için garanti verene başvurmaması halinde alacaklı, ödeme için garanti sözleşmesine dayanamaz. Garanti sözleşmenin süresiz olarak düzenlenmiş olması halinde ise, Borçlar Kanunu madde 125 uyarınca borcun muaccel olmasından itibaren on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır.
2. UYGULAMADA YAYGIN OLARAK KARŞIMIZA ÇIKAN GARANTİ SÖZLEŞMESİ NİTELİĞİNDEKİ TEMİNATLAR
Talep Garantilerine İlişkin Birörnek Kurallar (“URDG”), 1991 yılından bu yana dünyanın her yerinden finansal kuruluşların talep garantilerine ilişkin uygulamalarına binaen UTO’nun yorumları ve eleştirileri etrafında şekillenerek 1 Temmuz 2010 tarihinde yürürlüğe giren, dünya çapında uygulanabilir model kurallardır. Aşağıda yer verilen garanti sözleşmesi niteliğindeki teminat sözleşme örnekleri, UTO tarafından URDG’nin açıklamaları ve uygulamalarına ilişkin yayınlanan Talep Garantilerine İlişkin Yeknesak Kurallar URDG 758 Kılavuzu’nda düzenlenmiştir18.
2.1. Talep Garantileri
Talep garantileri, başvuru sahibinin talimatları doğrultusunda, lehtara, garantide belirlenen maksimum tutara kadar talep edilebilecek herhangi bir meblağı ödemek üzere garantör tarafından verilen gayrikabili rücu taahhütlerdir. Talep garantilerinin en yaygın kullanımları (bunlarla sınırlı olmamak üzere) şu şekilde sıralanabilir:
i. İhale garantileri (geçici teminat mektupları) bir ihalede teklif veren tarafın, ihale sonunda yapılacak sözleşmenin hüküm ifade edeceği tarihe dek teklifini geri çekmeme ve, eğer ihaleyi kazanmış ise, bu minvalde hazırlanacak sözleşmeyi imzalama borcunu teminat altına alır.
ii. Kesin teminat mektupları sözleşme taraflarından birinin ilgili sözleşmede taahhüt ettiği borcu ifasını teminat altına alır. Bu tip teminat mektupları bazen alıcının tedarik edeceği, satıcı veya yükleniciye ödemelerin yapılacağına ilişkin verilecek akreditifi dengelemek amacıyla verilir.
iii. Avans teminat mektupları sözleşme yükümlülükleri yerine getirilmeden avans şeklinde ödeme alan ancak sözleşmeyi gereği gibi ifa etmeyen tarafın, bu gereği gibi ifa etmeme nedeniyle karşı tarafın avans ödemesi dolayısıyla uğrayabileceği zararın meydana gelmeyeceğinin teminatı olmak üzere verilen garantidir.
iv. Alıkoyma garantisi satıcı veya yüklenicilerin, alıcıya tedarik ettikleri mal veya işi teslimi sonrası (örneğin bozulma ve benzeri nedenlerle) meydana gelebilecek zarar tehlikesi nedeniyle alıcı lehine verdikleri garantiyi ifade eder.
v. Garanti süresi teminatları, tedarikçi veya yüklenicinin bağlı olduğu sözleşme konusu ekipman, malzeme, iş veya servisleri sözleşmede kararlaştırılan süre boyunca bakım ve muhafazasına ilişkin yükümlülüklerinin ifasını teminat altına alan garanti sözleşmelerini ifade eder.
vi. Gümrük garantileri, vergi daireleri veya gümrük idareleri lehine verilebilen, bir dava açılması, gümrükten mal çekilmesi veya gümrükleme işleminden doğan hata nedeniyle doğabilecek kamu alacağının karşılanması için sigorta ettirenden talep edilen teminatları ifade eder.
vii. Ödeme garantileri bir sözleşmeye bağlı her türlü ödeme için verilebilecek teminatları ifade eden garanti sözleşmeleridir.
viii. Ana şirket garantisi garanti verenin bağlı ortaklıklarının veya iştiraklerinin borç altına girdikleri sözleşmelerin ifasını veya ödeme yükümlülüklerini teminat altına alır. Benzer şekilde, yerel bankacılık mevzuatı gereği sermaye fonlarının devrinden kaçınmak için bazen bankalar bu tip garantileri, garanti veren ana şirketin yurtdışındaki bağlı şirketleri ve iştirakleri lehine çıkarabilmektedir.
ix. Reasürans (mükerrer sigorta) garantisi sigorta şirketlerinin, teminat verdikleri rizikolarda meydana gelebilecek büyük hasar ödemelerinde zorlanmamaları için reasürörler (reinsurers) tarafından söz konusu rizikonun birden çok sigortacı arasında dağıtıldığı mükerrer teminatları ifade eder.
x. Riske iştirakler, kavramsal olarak reasürans garantilerine benzer şekilde, banka ve diğer finansal kişi ve kuruluşların, kreditörlerin sağladıkları kredilerin zamanında ödenmemesi riskini paylaşmak üzere kendi aralarında ve asıl borç ilişkisinden bağımsız olarak, kreditörler lehine çıkardıkları talep garantilerini ifade eder.
xi. Çok taraflı finansal kuruluşlar tarafında çıkarılan teminatlar gelişmekte olan ekonomilerde yerel ekonomilerin ve yerel bankalardaki kredi transferine ilişkin uzmanlığın gelişimi için kreditörlerin teşvik edilmesi amacıyla verilen, gelişmekte olan ülkelerde kredilerden yararlananların söz konusu kredi borçlarını ödeme riskini teminat altına alan garanti sözleşmesi örneğidir.
xii. Alt sözleşme garantileri ana sözleşme tarafı olan yüklenicinin alt yüklenicilik sözleşmelerinde alt yüklenicilerine karşı vadesi gelen yükümlülüklerini yerine getirmemesi rizikosunu teminat altına almak maksadıyla verdiği talep garantisini ifade eder.
xiii. Mahkeme teminatı (mahkeme teminat akçesi veya temyiz depozitosu) dava ve avukatlık masraflarının veya tahkim durumunda hakemlerin ücretlerinin, tek veya her iki davacı tarafından teminat altına alındığı garanti şeklidir.
2.2. Kontrgarantiler
Kontrgarantiler (counter guarantees), bir garanti veya banka teminat mektubunun verilmesine ilişkin banka güvencesi sağlayan taahhütlerdir. Bu doğrultuda kontrgaranti, kontrgarantiyi veren tarafından diğer tarafa, bir garanti veya başka bir kontrgaranti düzenlemesi için verilen ve lehine kontrgaranti düzenlenen tarafın ibraz edeceği uygun bir talep üzerine ödeme yapılacağı şartını içeren, adı veya tanımı nasıl olursa olsun imzalı herhangi bir taahhüt verilmesi ile kurulur. Kontrgarantinin en önemli özelliği, kontrgaranti dolayısıyla verilen garantiden de, asıl borç ilişkisinden de bağımsız hukuki niteliğidir.
Günümüzde kontrgarantiler özellikle, yabancı banka kontrgarantisiyle Türk bankaları tarafından teminat mektubu verilmesiyle veya dış ülkede mukim muhatabın kendi ülkesindeki bir bankanın teminat mektubunu istemesi üzerine Türk bankasının yabancı ülkedeki bankaya kontrgaranti verip, belirttiği borçlu lehine muhataba teminat mektubu vermesini istemesiyle ve bunun üzerine yabancı bankanın teminat mektubu vermesiyle ticaret hayatında yaygın olarak uygulama alanı bulmaktadır.
Uygulamada nadiren de olsa, akreditifte teyide (confirmation) benzer şekilde, bir Türk bankası tarafından verilen teminat mektubunun, yabancı ülkedeki bir bankaca teyidine rastlanmaktadır. Bu tür teyitler de hukuken bir garanti niteliğindedir19.
3. GARANTİ SÖZLEŞMELERİNDE RÜCU
3.1. Rücu Hakkı
Rücu hakkının “dönme, geri dönme, cayma, sözünü geri alma” ve “ödemede bulunan kimsenin, yaptığı bu ödemeyi, kısmen veya tamamen yapması gereken diğer kişilerden istemesi” şeklinde iki farklı anlamı vardır20. Sözleşmeden rücu benzeri haller rücunun ilk anlamını ifade eder. Garanti sözleşmesi kapsamında rücu hakkı ise, ikinci anlamı ile kullanılmaktadır.
Rücu hakkının hukuki niteliğine ilişkin farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre rücu hakkı, hukuki işlemden doğan müteselsil borçlulukta payına düşenden fazlasını ödeyen borçlunun ödeme yaptığı miktar oranında alacaklının haklarına halef olacağını öngören Borçlar Kanunu’nun 168 ve 169. maddeleri uyarınca halefiyete dayalı bir alacak hakkıdır21. Diğer bir görüş, rücu hakkının, Borçlar Kanunu madde 61 ve 62 uyarınca birden çok kişinin aynı zarara sebebiyet vermesi veya aynı zarardan çeşitli sebeplerle sorumlu olmaları halinde vukuu bulan müteselsil sorumluluk haline dayalı tazminat niteliğinde şahsi bir alacak hakkı olduğunu ileri sürer. Buna göre rücu hakkı alacaklının hakkından bağımsız, alacaklıyı tatmin eden kişinin şahsından doğan yeni bir hak niteliğindedir22. Bu iki görüşün bir arada değerlendirilmesi sonucunda denilebilir ki rücu hakkı temelini Borçlar Kanunu madde 61 ve 62’den alan ve 168 ve 169. maddeler ile birlikte yorumlanması gereken yeni bir alacak hakkı teşkil etmektedir.
3.2. Garanti Sözleşmelerinde Rücu
i. Rücu Hakkının Doğumu
Garanti sözleşmelerinde garanti verenin rücu hakkı, asıl borç ilişkisindeki borçluya karşıdır. Garanti verenin söz konusu rücu hakkını kullanabilmesi için belirli şartların yerine getirilmiş olması gereklidir. İlk olarak garanti sözleşmesinin şekil ve esas bakımından geçerli bir şekilde kurulmuş olması gerekir. Atipik bir sözleşme niteliğindeki garanti sözleşmesinin geçerli şekilde kurulabilmesi, Borçlar Kanunu madde 12 uyarınca, bir şekil şartına bağlanmamıştır. Ancak rücunun dayanacağı garanti taahhüdünün, esas yönünden bir garanti sözleşmesi niteliğinde olması gerekmektedir.
Bu doğrultuda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 1989/4046 Esas ve 1990/8459 Karar sayılı kararında; “Garanti sözleşmesinin oluşması ise bir şekle tabi değildir, iradelerin birleşmesi yeterlidir. Banka teminat mektubu bir garanti sözleşmesi olarak banka ile muhatap arasındaki iradelerin birleşmesi ile banka için bir yükümlülük doğurur.” diyerek, garanti sözleşmesinin iradelerin birleşmesi ile kurulacağını ve herhangi bir şekil şartına bağlı olmadığını hükme bağlamıştır.
Ayrıca, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 3.5.2002 tarihli ve 01/2083 Esas 02/3340 Karar sayılı kararı ile; “ödenmesi istenecek meblağların herhangi bir limitle bağlı olmaksızın, protesto çekmeye, hüküm almaya ve (…) rızasını almaya gerek olmaksızın ve borçlular arasında ortaya çıkacak herhangi bir uyuşmazlık ve bunun akıbet ve kanuni neticeleri dikkate alınmaksızın (…) ilk yazılı talebi üzerine kararlaştırılan temerrüt faizi ve diğer her türlü masrafla birlikte gayrikabili rücu olmak üzere ödeneceği” ibarelerini taşıyan sözleşmelerin garanti sözleşmesi niteliğine haiz olduğuna hükmetmiştir23.
Rücu hakkının doğumu için ikinci şart ise, garanti verenin garanti sözleşmesinden doğan borcunu, alacaklıya ödeme yapmak suretiyle yerine getirmesidir.
Son olarak, haksız fiil halleri bu kapsamda değerlendirilemeyeceğinden ayrı tutulmak üzere, garanti verenin edimini temin ettiği üçüncü kişiye rücu edebilmesi için, garanti edilen üçüncü kişinin garanti alana karşı garanti konusu edimi yerine getirmek konusunda akdi bir sorumluluğunun bulunması gereklidir. Bu ihtimalde garanti alana karşı akdi sorumluluğu olan üçüncü kişinin aynı zamanda garanti verene karşı da aynı zarar için akdi bir sorumluluğu bulunabilir. Bunun en yaygın hali, lehine banka teminat mektubu verilen üçüncü kişinin, çoğu zaman bankaya yine bir garanti sözleşmesi niteliğini taşıyan bir kontrgaranti vermesi halinde kendini gösterir. Banka da teminat mektubunu tazmin edince, kontrgaranti uyarınca bunu imzalamış olan ilk garanti sözleşmesi bakımından üçüncü kişi durumunda olan lehdara rücu eder.
ii. Rücu Hakkının Kapsamı
Karşı garanti olarak adlandırılan kontrgarantinin varlığı halinde, söz konusu kontrgarantinin hukuki niteliği doktrinde vekâlet olarak da nitelendirilmekte olup24 bu durumda kapsam açısından vekâlet sözleşmesi hükümlerine gidilecektir.
Atipik bir sözleşme türü olan garanti sözleşmesinde rücu hakkının kapsamı, bir önceki bölümde anlatıldığı üzere bir kontrgarantinin söz konusu olmadığı hallerde, rücunun dayandığı hukuki sebebe ve garanti veren ile edimi garanti edilen arasındaki ilişkiye göre belirlenecektir.
Buna göre rücu hakkı, Borçlar Kanunu madde 61 kapsamındaki haksız fiil halleri saklı kalmak üzere, borçlar hukuku genel hükümleri ile ‘lex specialis derogat legi generali’ (özel hüküm genel hükmü bertaraf eder) ilkesi uyarınca öncelikli uygulanacak özel hükümler olan vekâlet, vekâletsiz iş görme veya sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre yorumlanır. Bu doğrultuda garanti veren ile temel ilişkinin borçlusu arasında vekâlet ilişkisi var ise, rücu hakkı sahibi vekâlet hükümlerine dayanarak hakkını kullanabilir.
Taraflar arasında vekâlet ilişkisinin varlığının kabul edilebilmesi için vekâlet sözleşmesinin zorunlu unsurları olan;
• Vekilin müvekkile karşı iş görme borcu altına girmesi
• İş görmenin kanunda düzenlenmiş başka bir iş görme sözleşmesi türünü oluşturmaması
• İş görmenin başkasının menfaatine ve iradesine uygun olarak yapılması
• Vekilin iş görmeden başarılı bir sonuç elde edilmemesi tehlikesi taşımaması ve
• Tarafların anlaşmasının karşılanmış olması gerekmektedir.
Geçerli bir vekâlet ilişkisinin bulunması halinde, vekil sıfatıyla hareket eden garanti verenin, Borçlar Kanunu madde 510 gereği rücu talebinin kapsamına yaptığı giderleri de ekleyerek istemde bulunabileceği kabul edilmelidir. Bu talebi ileri sürebilmesi için elbette vekil, vekâlet sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini usulüne uygun ifa ederek verilen talimatlara uygun olarak yerine getirdiği iş için her türlü özeni ve dikkati göstermiş olmalıdır25.
Böyle bir vekâlet ilişkisi söz konusu değil ise, garanti veren vekâletsiz iş görme hükümlerine dayanarak rücu talebinde bulunacaktır. Bu halde rücu hakkının kapsamı, garanti sözleşmesine ilişkin özel bir düzenleme mevcut olmadığından kefalette olduğu gibi Borçlar Kanunu’nun 529. maddesi doğrultusunda belirlenecek ve garanti veren, bu doğrultuda, sadece rücu talebinin konusu olarak durumun gereğine uygun yaptığı zorunlu ve yararlı masrafları ve bu giderlere faiz işlenmesini talep hakkına sahip olacaktır26.
Ayrıca, vekâlet hükümlerine veya vekâletsiz iş görme hükümlerine gidilemediği hallerde ve her halükarda garanti veren, Borçlar Kanunu’nun 77 ila 82. maddeleri arasında düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak da rücu talebini ileri sürebilir27.
Öte yandan, halefiyete ilişkin Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 28.5.2013 tarihli 2012/19635 Esas ve 2013/11653 Karar sayılı kararına göre;
“(…) Bir borcu yerine getiren kimsenin alacaklının haklarına halef olabilmesi için halefiyetin kanunda açıkça öngörülmüş bulunması gerekir. (…) Diğer bir anlatımla halefiyet halleri sınırlı sayıda olma (numerus clausus) kuralına bağlıdır (...)”.
Dolayısıyla halefiyet, yukarıdaki Yargıtay kararı da uyarınca, ancak kanunda açıkça öngörülen hallerde doğar. Bu nedenle, atipik bir sözleşme türü olan garanti sözleşmesinde rücu hakkı halefiyet ilkesine dayanmaz ve garanti verenin yaptığı ödeme oranında alacaklının haklarına halef olması söz konusu değildir. Garanti verenin rücu hakkı, tazminat niteliğinde yeni bir hak niteliğindedir.
iii. Üçüncü Kişiye Karşı Rücu Hakkı
Tazmin borcunu yerine getiren garanti verenin üçüncü kişiye rücu edebilmesi ancak üçüncü kişinin de aynı zamanda garanti alanın uğradığı zarardan sorumlu olduğu hallerde söz konusu olabilir28. Buna göre ancak iki halde böyle bir sorumluluk doğacaktır:
• Garanti edilen husus, üçüncü kişinin bir edimi olmamakla beraber, üçüncü kişi rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan garanti alana karşı haksız fiilden dolayı sorumlu olabilir.
• Garanti veren, bir üçüncü kişinin edimini garanti etmekte, üçüncü kişi de garanti alana karşı bu edimi yerine getirmek hususunda sözleşmesel olarak sorumlu olabilir.
İlk durumda sorumluluk Borçlar Kanunu madde 61 fıkra 2’ye göre çözümlenecektir. Bu durumun oluşması için üçüncü kişi rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan dolayı, garanti alana karşı haksız fiilden dolayı sorumlu olmalıdır. Sorumluluğu sözleşmeye dayanan garanti veren, uğradığı zarardan haksız fiil dolayısıyla sorumlu olan üçüncü kişiye rücu edebilir. Buna örnek olarak bir antik vazo satışı sözleşmesinde satıcının ifası alıcıya karşı garanti edilen vazonun üçüncü kişi tarafından kırılması durumu gösterilebilir. Bu halde asıl borç ilişkisinin objektif imkânsızlık dolayısıyla sona erdiği düşünülürse garanti veren, alıcının sözleşmenin ifa edilmemesinden uğradığı zararlarını karşılayacaktır. Karşıladığı zararları, bu kapsamda garanti veren, fiili Borçlar Kanunu madde 61 kapsamına girdiği ölçüde haksız fiil sahibi üçüncü kişiye rücu edebilecektir.
İkinci durum ise garanti verenin, garanti sözleşmesinden doğan borcunu ifa etmesi halinde yaptığı ödeme için aralarındaki hukuki ilişkiye dayanarak üçüncü kişiye başvurabileceği haldir. Garanti veren ödeme yaptığını ispat ederek ve aşağıdaki bölümde açıklanacak rücu hakkını kullanma usulüne ilişkin şartları yerine getirmek suretiyle rücu hakkını kullanabilecektir.
iv. Rücu Hakkını Kullanma Usulü
Rücu hakkı, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.5.2013 tarihli 2012/19635 Esas ve 2013/11653 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere “başkasına ait borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeyi amaçlayan tazminat niteliğinde bir istem hakkıdır.” Rücu hakkının kullanılması her şeyden önce bu hakkın kaybedilmemiş olması halinde ve kaybedilmemiş olduğu nispette mümkündür29.
Rücu hakkının, uygulamada, dava yoluyla ve ilgili mahkeme ilamının icraya konu edilmesi ile kullanıldığı görülmektedir. Ayrıca Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 15.6.2001 tarihli 511 Esas ve 4641 Karar sayılı kararında da; “(…) Zayi edildiği ileri sürülen teminat mektubunun tazmini, bankanın rücu hakkını kullanabilmesi açısından yargılamayı gerektirdiğinden (…)” şeklinde hükme bağladığı üzere, rücu hakkının kullanılması ancak dava yolu ile mümkündür. Rücu davası, bir zararın tazmini talepli bir alacak davasıdır. Rücu davasına başvurma davası da denilmektedir30.
Rücu davası, tazminat talepli bir alacak davası niteliğinde olduğundan, bir zararın tazminini konu eder. Davacı sıfatıyla garanti veren söz konusu davada;
• Davalının asıl borç ilişkisindeki alacaklıya karşı sorumluluğu,
• Alacaklının zararının tamamını veya bir kısmını gidermek üzere belli bir meblağı ödemiş olduğunu ve
• Davalı ile arasındaki iç ilişkiye ilişkin kurallar uyarınca bir rücu hakkına sahip olduğunu ispat etmelidir.
Rücu hakkına ilişkin davalar, miktarı ne olursa olsun, asıl uyuşmazlık bakımından görevli ve yetkili mahkemede görülür31. Bu da, rücu alacaklısının rücu borçlusuna hangi hukuki sebeple başvurduğuna göre tespit edilecektir.
Rücu davasına konu edilecek talep tutarı, davacının alacaklıya ödediği meblağ ile sınırlıdır. Bu kapsamda rücu alacaklısının asıl alacaklıya ödediği tazminat miktarı, kanuni ve sözleşmesel faizler ile yargılama giderleri de hesap edilir32.
4. SONUÇ
Tanımı itibariyle garanti sözleşmesi, bir üçüncü kişiyi teşebbüse teşvik etmek gayesi ile, ilgili teşebbüse ilişkin rizikoların gerçekleşmeyeceğinin, fer’i nitelikte olmayan bir taahhüt ile teminat altına alınması ile kurulur. Yaygın şekilde uygulamaların sonucu olarak pek çok farklı şekle bürünen garanti sözleşmelerinde, gerçekleşmeyeceği teminat altına alınan rizikoların gerçekleşmesi ile garanti verenin, teminat kapsamındaki borcun alacaklısına, garanti kapsamında taahhüt ettiği meblağı ödemesi ile rücu hakkı doğar. Söz konusu rücu hakkının kapsamı ise dayandığı hukuki sebebe göre belirlenir. Garanti veren, söz konusu tutarı ödemesini takiben lehine taahhüt verdiği üçüncü kişiye, ödediği meblağ oranında bu rücu hakkını kullanabilecektir. Bu doğrultuda talep konusu rücu hakkının kapsamı, kontrgarantinin söz konusu olduğu hallerde vekâlet sözleşmesi hükümlerine göre belirlenir. Diğer hallerde ise rücu hakkının kapsamı, halefiyet ancak kanunda açıkça öngörülen hallerde doğmakta olduğundan halefiyete değil, rücunun dayandığı hukuki sebebe göre vekâlet, vekâletsiz iş görme veya her halükarda sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak hâkim tarafından tespit edilecektir. Garanti veren rücu hakkını, tazminat talepli bir alacak davası niteliğinde ileri süreceği bir dava yolu ile kullanır. Bu minvalde rücu davasına konu talep tutarı, garanti verenin asıl alacaklıya ödediği meblağ ile sınırlı olmak üzere, bu ödeme dâhilindeki tazminat miktarı, kanuni ve sözleşmesel faizler de göz önünde tutulur.
KAYNAKÇA
Affaki, G., & Goode, R. (2011). Guide to ICC Uniform Rules for Demand Guarantees URDG 758. Paris: ICC Services Publications.
Barlas, N. (2008). Determination of the Type of the Assurance in Credit Card Relationship, Articles. İstanbul.
Bilgin Yüce, M. (2007). Contract of Undertaking of Third Party Act as a Type of Guarantee Contract. İstanbul.
Canbolat, F. (2009). Grounds of Pleas and Interim Injunctions in Bank Guarantees. Ankara: Yetkin Publications.
Demir Yüce, Ö. (2008). Obligations of Parties in Surety Contracts. Ankara: Unpublished Masters Thesis.
Hatemi, H., Serozan, R., & Arpacı, A. (1992). Code of Obligations Special Provisions. İstanbul.
İşgüzar, H. (2003). Credit Card Contracts of Banks. Ankara.
Karahasan, M. R. (1989). Law of Liability and Compensation. İstanbul.
Karslı, A. (1994). Recourse Actions in Terms of Law of Procedure. İstanbul.
Kılıçoğlu, M. (2002). Law of Liability. Ankara: Turhan Publications.
Özsunay, E. (1983). Code of Obligations 1. İstanbul. Öztürk, İ. Z. (2012). Recourse Relationships in Personal Assurance Contracts. İstanbul: İstanbul Bilgi University Social Sciences Institute Masters Program in Law (Economic Law) Thesis.
Perçin, A. H. (2008). Guarantee Contract with a Purpose of Assurance. İstanbul: Unpublished Master Thesis.
Reisoğlu, S. (1964). Turkish Surety Law. Ankara.
Reisoğlu, S. (2003). Letter of Guarantees and Counter Guarantees. Ankara.
Şahin, T. (2010). Undertaking of Third Party Act. Ankara: Yetkin Yayınları.
Tandoğan, H. (1959). Guarantee Contracts (Its Character and Distinction from Similar Contracts). Ankara.
Tandoğan, H. (1987). Code of Obligations Special Provisions. Ankara.
Tekinalp, Ü. (1988). Rules of Banking Law. İstanbul.
Turkish Code of Obligations. (11.1.2011, Şubat 04). Official Gazette: Date: 4/2/2011 Number: 27836.
Yavuz, C. (2014). Course of Code of Obligations Special Provisions. İstanbul: Beta Publications.
Yenice, A. Ö. (2009). Recourse Relationships in Assurance Contracts. İstanbul: 12 Levha Publications.
Yılmaz, E. (2003). Legal Dictionary. Ankara.
DİPNOT
1 Tandoğan, Haluk. “Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri”, s. 684, c. 2, Ankara, 1987.
2 Hatemi, Hüseyin; Serozan, Rona; Arpacı, Abdülkadir. “Borçlar Hukuku Özel Bölüm”, s. 519, İstanbul, 1992.
3 Yar. HGK. 27.10.1982, E. 11-1915 K. 865;Yar. İBK. 13.12.196 E. 16 K. 7; Yar. İBK. 11.6.1969 E. 4 K.6; Yar. 13. HD 3.3.2005 E.04/16382 K.05/3236.
4 Tekinalp, Ünal. “Banka Hukuku’nun Esasları”, s. 373, İstanbul, 1988.
5 Barlas, Nami. “Kredi Kartı İlişkisinde Teminatın Niteliğinin Belirlenmesi”, s. 149, Makalelerim, C.1, İstanbul, 2008.
6 BGE 76 II 35, BGE 72 II 22; BGE 64 II 350; BGE 39 II 774.
7 Canbolat, Ferhat. “Banka Garantisinde Savunma İmkanları ve İhtiyati Tedbirler”, s. 36-37, Yetkin Yayınları, Ankara, 2009.
8 Yavuz, Cevdet. “Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler”, s. 826, Beta Yayıncılık, İstanbul,2014.
9 6098 sayılı Borçlar Kanunu, Madde 26.
10 Tandoğan, Haluk. “Garanti Mukavelesi (Mahiyeti ve Benzeri Muamelelerden Tefriki”, s. 44 vd., Ankara, 1959.
11 Yenice, A. Özge. “Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri”, s. 99,
12 Levha Yayıncılık, Nisan 2009, İstanbul. 12 İşgüzar, Hasan. “Banka Kredi Kartı Sözleşmeleri”, s. 197, Ankara, 2003.
13 Özsunay, Ergun. “Borçlar Hukuku 1”, s. 153, İstanbul, 1983.
14 Yavuz, Cevdet. “Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler”, s.827, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2014.
15 Yavuz, Cevdet. “Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler”, s.827, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2014.
16 İşgüzar, Hasan. “Banka Kredi Kartı Sözleşmeleri”, s. 197, Ankara, 2003.
17 Reisoğlu, Seza. “Türk Kefalet Hukuku”, s. 945 vd., Ankara, 1964.
18 Affaki, Georgers; Goode, Roy. “Guide to ICC Uniform Rules for Demand Guarantees URDG 758”, s. 2-5 ICC Services Publications, Paris, 2011.
19 Reisoğlu, Seza. “Banka Teminat Mektupları ve Kontrgarantiler”, s. 443, Ankara, 2003.
20 Yılmaz, Ejder. “Hukuk Sözlüğü”, 6. Baskı, Ankara, 2003.
21 Kılıçoğlu, Mustafa. “Sorumluluk Hukuku”, s. 546, c.1, Sözleşme Dışı Sorumluluk, Turhan Yayınevi, Ankara, 2002.
22 Karslı, Abdürrahim. “Usul Hukuku Açısından Rücu Davaları”, İstanbul, 1994.
23 Yenice, A. Özge. “Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri”, s. 110, 12 Levha Yayıncılık, Nisan 2009, İstanbul.
24 Bilgin Yüce, Melek. “Garanti Sözleşmesinin Bir Türü Olarak Üçüncü Kişinin Fiilini Taahhüt Sözleşmesi”, s. 1440, İstanbul, 2007.
25 Demir Yüce, Özlem. “Vekâlet Sözleşmesinde Tarafların Borcu”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.
26 Öztürk, İdil Zeynep. “Kişisel Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Yüksek Lisans Programı (Ekonomi Hukuku) Tezi, İstanbul, 2012.
27 Tandoğan, Haluk. “Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri”, s. 879, C.1, 3. Bası, Ankara, 1987; Perçin, Ali Haydar. “Teminat Amaçlı Garanti Sözleşmesi”, s. 184, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2008.
28 Tandoğan, Haluk. “Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri”, s.684, c.2, Ankara, 1987.
29 Karahasan, Mustafa Reşit. “Sorumluluk ve Tazminat Hukuku”, s. 1085, İstanbul, 1989.
30 Karahasan, Mustafa Reşit. “Sorumluluk ve Tazminat Hukuku”, s.1085, İstanbul, 1989.
31 Karslı, Abdurrahim. “Usul Hukuku Açısından Rücu Davaları”, s. 94, İstanbul, 1994.
32 Karslı, Abdurrahim. “Usul Hukuku Açısından Rücu Davaları”, s. 117, İstanbul, 1994.








