Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Karşılıklı Borç Doğuran Sözleşmelerin Haksız Feshi Halinde Uğranılan Zarar

2016 - Winter Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Karşılıklı Borç Doğuran Sözleşmelerin Haksız Feshi Halinde Uğranılan Zarar

Contract Management
2016
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

Sözleşmeler, tarafların karşılıklı irade beyanlarına dayanan ve belli bir hukuki sonucu gerçekleştirmek için yaptıkları işlemlerdir1. Sözleşme ile her iki taraf da borç altına giriyorsa burada karşılıklı borç doğuran sözleşmelerden bahsedilecektir.

Karşılıklı borç doğuran sözleşmelerin bir tarafça haksız olarak feshedildiği hallerde diğer tarafın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”)’nun ilgili hükümlerinde2 düzenlenen temerrüt hükümleri gereğince doğan haklara başvurarak uğranılan zararın tazminini talep edebileceği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2010/14-244 esas 2010/260 karar sayılı 12.05.2010 tarihli kararında da belirtilmiş olup, işbu makale kapsamında haksız fesih halinde istenebilecek zarar, TBK’nın ilgili hükümlerinde3 düzenlenen borcun ifa edilmemesinin sonuçları çerçevesinde değerlendirilecektir.

Sözleşmeden doğan zararlarda, uygulamada en çok önem taşıyan hususlardan biri müspet ve menfi zarar ayrımı olduğundan, işbu makale ile karşılıklı borç doğuran sözleşmelerin bir tarafça haksız olarak feshedilmesi nedeniyle tarafların uğradığı zararların ve tazminini talep edebilecekleri zarar kalemlerinin menfi ve müspet zarar kavramları çerçevesinde değerlendirilmesine yönelik bir çalışma yapılması amaçlanmıştır.

1. BORCUN İFA EDİLMEMESİ HALİNDE SÖZLEŞMEDEN DOĞAN SORUMLULUK VE ŞARTLARI

Sözleşmeden doğan borçların hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi halinde borçlunun sorumluluğunun şartları TBK’da4 düzenleme altına alınmıştır. TBK’ya göre borçlunun borca aykırı davranışının tazminat sorumluluğuna yol açması için5:

• Borçlu borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemiş olmalı.

• Borca aykırı bu davranış alacaklıyı zarara uğratmış olmalı,

• Borçlu, borcunu ifa edememede kusurlu olmalı,

• Borcun ifa edilmemesiyle alacaklının uğradığı zarar arasında illiyet bağı bulunmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2010/14-386 esas 2010/427 karar sayılı 20.09.2010 tarihli kararı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan taşınmazın mülkiyetini alacaklıya geçirme borcunun, borçlu tarafından ifa edilemediğinden alacaklının tazminat isteme hakkını haiz olduğuna ilişkindir. Söz konusu kararda; satış vaadi sözleşmesinin geçerli olması için vaat borçlusunun satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarihte tapuda kayıtlı taşınmazın maliki olmasının gerekmediği vurgulanmış ve satıcının taşınmazın maliki olmamasına rağmen satış vaadi sözleşmesinin geçerli olacağı ifade edilmiştir. Ancak satış vaadi sözleşmesine aykırılık sonucu açılan davada davanın açıldığı tarihte davalının vaat olunan taşınmazın maliki olmadığı görülerek aynen ifanın mümkün olmadığı, kural olarak da, borcun ifa edilmemesi halinde borçlunun sorumlu olacağı ve borcun ifa edilmemesinde kusurlu kabul edileceği vurgulanmıştır. Bu durumda, söz konusu içtihada göre vaat alacaklısı davacı, aynen ifa yerine tazminat talep edebilecektir6.

Sonuç olarak geçerli bir sözleşme olmasına rağmen borcun borçlunun kusuruyla ifa edilmemesi halinde alacaklının oluşan zararının tazminini isteme hakkı bulunduğu anlaşılmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun T. 14.01.2015 E. 2014/ 3-8 K. 2015/10 sayılı bir başka kararında da kusuruyla borcun ifa edilmemesine neden olan tarafın bu edimin ifa edilmemesinden doğan tüm zararları tazmin etmekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Bu kararda: “Geçerli şekilde kurulmuş bir sözleşmede, tarafların sözleşmeye uygun hareket etmeleri, edimlerini sözleşmeye uygun olarak yerine getirmeleri, edimin ifasını imkânsız hale getiren her türlü davranıştan kaçınmaları zorunludur.” denmekte ve TBK’nın7 ilgili hükmüne atıf yapılarak; borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmediği hallerde borçlu kusursuzluğunu ispatlayamazsa alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olacağı vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak borçlunun edimin ifasını kusuruyla imkânsız hale getirmesi halinde TBK’nın8 ilgili hükmü anlamında borca aykırı davranmış kabul edileceği ve bu durumda alacaklının uğradığı tüm zararları tazmin etmekle yükümlü olacağı belirtilmiştir.

2. TÜRK HUKUKUNDA ZARAR KAVRAMI

Türk Hukuku doktrin ve uygulamalarında zarar kavramı “geniş anlamda zarar” ve “dar anlamda zarar” olarak karşımıza çıkmaktadır. Dar anlamda zararla ifade edilmek istenen maddi zarardır; buna malvarlığı zararı da denmektedir. Geniş anlamda uğranılan zarar ise, hem malvarlığında hem şahıs varlığında karşımıza çıkan zararları ifade eder9. Aşağıda manevi zarar hususuna kısaca değinilecek olup, makalemiz çerçevesinde maddi zarar üzerinde detaylı olarak durulacaktır.

2.1 Manevi Zarar

Manevi zarar bir kişinin kişilik haklarına yöneltilen haksız bir saldırı sonucunda saldırıya uğrayanın çektiği acı, elem, manevi üzüntü veya uğradığı ruhsal bunalımdır10. Doktrindeki baskın görüş ve yargı kararlarından11 da anlaşıldığı üzere haksız saldırıya uğrayan kişinin gerçek kişi veya tüzel kişi olabilmesi de mümkündür. Manevi zararın giderimi, kişinin uğradığı manevi zarara karşılık olarak hâkim tarafından hayatın olağan akışına uygun olarak takdir edilecek bir miktar paranın zarar görene ödenmesi suretiyle sağlanacaktır. Burada ekonomik bir kaybın giderilmesi değil, uğranılan manevi sarsıntının para ile tatmini söz konusudur.

2.2 Maddi Zarar

Maddi zarar kavramıyla kastedilen, bir kimsenin malvarlığında kendi iradesi dışında meydana gelen azalmalardır. Burada önemli olan hususlar; mevcut bir malvarlığının olması, mevcut malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesi ve bu eksilmenin kişinin rızası olmadan gerçekleşmiş olmasıdır12. Ayrıca malvarlığındaki azalmadan söz edilebilmesi için para ile ölçülebilen bir eksilmenin mevcut olması aranmaktadır.

Malvarlığı kişinin aktif ve pasiflerinden oluşur. Aktif malvarlığı kişinin haklarından meydana gelirken; pasif malvarlığında kişinin mükellefiyetleri yer alır13. Malvarlığındaki azalma kişinin aktifinin azalması veya pasifinin artması şeklinde karşımıza çıkabileceği gibi, malvarlığındaki muhtemel artıştan yoksun kalınması şeklinde de gerçekleşebilir14.

Malvarlığının azalması sonucunu doğuran olay temlik etme, tüketme, yok etme yoluyla ya da mağdurun iradi bir davranışı sonucu ortaya çıkmışsa, zarardan söz edilemez15.

Malvarlığındaki eksilme kısmen irade dışı kısmen de mağdurun iradesiyle gerçekleşmiş ise mağdurun iradesi ile gerçekleşen kısmı zarar olarak kabul edilmezken, iradesi dışında meydana gelen eksilme zarar teşkil edecektir16.

Zarar kavramı doktrinde fiili zarar-yoksun kalınan kar, soyut-somut, doğrudan-dolaylı-yansıma, müspet-menfi gibi çeşitli tasniflere tabi tutulmuştur. Sözleşmeden doğan borç ilişkileri açısından en önemli tasnif menfi-müspet zarar ayrımıdır. Menfi ve müspet zarar kavramları sözleşmeden doğan borçlara özgüdür; haksız fiilden doğan zararlar için söz konusu değildir17.

2.2.1 Müspet Zarar-Menfi Zarar Ayrımı

Tarafların karşılıklı irade beyanlarına dayanan sözleşmelerden doğan ifa borcunun gereği gibi yerine getirilmemesi sonucu sözleşme taraflarının belirli ölçüde zarara girmeleri söz konusudur. Bu zarar bazen sözleşmenin ifa edilmesi ile elde edilecek menfaatten yoksun kalınması şeklinde olabileceği gibi bazen de başlı başına sözleşmeye aykırı davranıştan doğan bir zarar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu zarar biçimleri müspet ve menfi zarar olarak ifade edilmektedir. Sözleşmeden doğan sorumlulukta en çok üstünde durulması gereken husus menfi ve müspet zarar ayrımıdır.

Öncelikle terimsel bir ayrıma gitmek gerekirse; müspet zarar olumlu zarar anlamını taşırken menfi zarar olumsuz zarar anlamındadır. Bu adlandırma Alman hukukçusu Jhering tarafından müspet zararın olumlu bir şeyin varlığını, yani sözleşmenin geçerli olmasını gerektirirken; menfi zarar olumsuz bir durumun, sözleşmenin hiç kurulmamış veya geçersiz olarak kurulmuş olmasından meydana gelmesinden hareketle yapılmıştır18.

Doktrinde bu iki müessese arasındaki en önemli farkın korunan menfaat bakımından ortaya çıktığı söylenmektedir. Müspet zarar borcun gereği gibi ifa edileceği ve alacaklının bu sayede kazanç elde edeceği konusundaki haklı beklentisini korurken; menfi zarar geçerli olarak kurulduğu veya geçersizliğe rağmen ifanın gerçekleşeceği yönünde alacaklıda oluşan güveni korumaktadır. Bu halde yapılan masrafların ve sözleşmenin kurulacağına duyulan güvenden dolayı kaçırılan fırsatların giderimi sağlanmış olacaktır19.

Korunan menfaatlerin farklı olması müspet ve menfi zarar hesaplanırken dikkate alınacak kalemlerin de farklılık göstermesine sebep olmaktadır20. Menfi ve müspet zarar kalemlerinin neler olduğu da aşağıda detaylı olarak açıklanmıştır.

Menfi ve müspet zarar arasındaki bir diğer fark ise hukuki sebeplerinin farklı olmasıdır. Müspet zarar geçerli bir sözleşmeden doğan borçların ifa edilmemesi halinde meydana gelirken menfi zarar müspet zararın tam aksine hükümsüz bir sözleşmenin varlığında meydana çıkar21.

Bu durumda menfi ve müspet zararın birlikte talep edilemeyeceği anlaşılmaktadır22. Zira müspet zararın tazminiyle geçerli bir sözleşmedeki ifa menfaatinin sağlanması söz konusu olurken; menfi zararın tazminiyle geçersiz olarak kurulan sözleşme hiç kurulmamış olsaydı yapmayacak olduğu masrafları, kaçırdığı menfaatlerin giderimi sağlanmaktadır23. Dolayısıyla iki durumun bir arada olamayacağından bahisle bu iki zararın da birlikte doğup talep edilemeyeceği genel anlamda kabul edilmelidir.

Bu hususta Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 1993/2905 E. 1993/4544 K. 25.05.1993 tarihli kararında, davacının sözleşmeyi haklı olarak feshi kabul edilmekle birlikte, davacının artık hükümsüz kalan bu sözleşmeye tekrar dönerek borcun ifa edilmemesinden doğan müspet zararını talep edemeyeceği ve burada tazminini talep edebileceği zararın menfi zarar olabileceği vurgulanmıştır.

2.2.2 Menfi (Olumsuz) Zarar

Menfi zarar, sözleşmenin geçerli olarak gerçekleşeceğine güven duyulması ancak gerçekleşmemesi sonucu uğranılan malvarlığındaki rıza dışı azalmayı ifade etmektedir. Menfi zarardan dolayı tarafların sorumlu tutulabilmesi için uyandırılan haklı güvenin ihlal edilmesi ve bu ihlalin zarar verenin kusuruyla meydana gelmesi gerekmektedir24.

Bu durumda menfi zarar kapsamında değerlendirilmesi gereken zarar kalemleri şunlardır25:

• Sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler: Bunlar posta masrafı, harçlar, noter ücreti gibi giderlerdir.

• Sözleşme yükümlülüğünün yerine getirilmesi veya karşı edimin kabulü için yapılan masraflar: Sözleşmenin taraflarının kendi ifa borcunu yerine getirmek maksadıyla yaptığı taşıma ücreti, sigorta gideri vs. gibi yapılan masraflar ile sözleşme gereği karşı tarafın ifasını teslim alma için yapılan giderler, muhafaza gideri vs. gibi masraflar bu kapsamdadır.

• Sözleşmenin yerine getirilmesi esnasında doğan zararlar: Bazı hallerde karşı tarafın edimini yerine getirmemesi edimini yerine getiren taraf için zarar doğumuna sebep olabilecektir. Bu gibi zararlar da menfi zararın tespitinde hesaplanacaktır. Örneğin bir taşıma sözleşmesinde taşıyıcının yükümlülüğünden kaçınarak taşınan eşyaları telef etmesi halinde telef olan eşyanın değeri bu kapsamda değerlendirilecektir.

• Sözleşmenin geçerliliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar: Sözleşmenin ifasını gerçekleştirme arzusundaki tarafın aynı sözleşmeye karşılık başka bir sözleşme yapma gereği duyduğu durumlarda yeni yapılan sözleşmenin masrafının ilk sözleşmeye göre aşkın çıkması halinde oluşan fazla ödeme menfi zarar kapsamında ele alınmaktadır. Örneğin, 100 TL birim fiyat üzerinden anlaşılan bir satış sözleşmesinin feshinden sonra aynı kişi 120 TL birim fiyat üzerinden bir anlaşma yapmak durumunda kalırsa aradaki 20 TL birim fiyat üzerinden ödenen fazla ücret menfi zarar olarak kabul edilecektir.

• Başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesinden doğan zarar: Sözleşme tarafı kimsenin kurduğu sözleşme ile elde edeceği ifayı başka bir sözleşme ilişkisinde kullanmasının söz konusu olduğu durumlarda ikinci sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar da menfi zarar kapsamında değerlendirilmektedir. Örneğin, bir tacirin satmak amacıyla üreticiden ürün alacağı durumda üreticinin sözleşmeyi feshetmesi sebebiyle tacirin başka bir alıcısı ile aralarındaki sözleşmeden doğan ceza bedeli menfi zarar kalemi olarak hesaplanacaktır.

• Dava masrafları: Yargıtay içtihatları doğrultusunda sözleşmenin feshi dolayısıyla dava yoluna gidilmesi halinde yapılan dava masrafları da yine bir menfi zarar kalemi olarak hesaplanmalıdır26.

2.2.3 Müspet (Olumlu) Zarar

Müspet zarar, borcun ifasında alacaklının çıkarının hiç ya da gereği gibi tatmin edilmemesi halinde meydana gelen zararı ifade etmektedir. Burada talep edilen, borç zamanında veya gereği gibi ifa edilseydi alacaklının uğramayacak olduğu zararın karşılanmasıdır.

Müspet zararda geçerli sözleşmenin varlığına rağmen borçlunun temerrüdü sonucu alacaklının ifadan vazgeçerek ifa edilmemeden kaynaklanan zararın giderilmesini isteme hakkı vardır. Müspet zarar sözleşmeden doğan borcun zamanında ve gereği gibi ifa edilmiş olsaydı alacaklının içinde bulunacağı durumu sağlamaya27; yani sözleşmedeki koşullar gerçekleşseydi alacaklının sahip olacaklarının tazminini sağlamaya yöneliktir. Doktrinde de müspet zararın, hiç ya da gereği gibi yapılmayan ifanın tazminat yoluyla yapılmış sayılmasını (gerçekleşmeyeni gerçekleşmiş hale getirmeyi) hedeflediği ifade edilmektedir28.

Yargıtay da bir kararında bu hususu şu şekilde vurgulamaktadır: “Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur; sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil borcunun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu göz ardı edilmemelidir.29

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/3-8E. 2015/10 K. 14.01.2015 tarihli kararında ise müspet zararı başlangıçta geçerli olarak kurulan bir sözleşmenin ifasının borçlunun kusuruyla gerçekleştirilememesi halinde alacaklının meydana gelen zararı olarak tanımlamıştır. Söz konusu kararda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun genel olarak bir sözleşmenin başlangıçta geçerli olarak kurulmasına rağmen daha sonra ortaya çıkan nedenler dolayısı ile imkânsız hale gelmesi durumunda, gerçek ve güncel müspet zararın talep edilebileceği şeklinde içtihat ettiğini vurgulamış ve “zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır.” demek suretiyle tazminat miktarının oluşan gerçek zarar kadar olması gerektiğini ifade etmiştir. Bir başka deyişle ödenecek tazminat ile zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durum tesis edilebilmesi amaçlanmaktadır.

Sonuç olarak, müspet zarar borçlanılan edimin ifasının gerçekleşmemesi sonucu alacaklının malvarlığındaki eksilme şeklinde değerlendirilmekle birlikte alacaklının malvarlığı artışının engellenmesi hali olan yoksun kalınan kârın da müspet zarar kalemi kapsamında yer aldığı görülmektedir30.

Yoksun kalınan kâr (kâr mahrumiyeti) malvarlığında umulan artışın sözleşmenin ihlali sonucunda meydana gelememesidir. Genelde sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan talep edilmektedir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın malvarlığında, kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik yoktur. Burada kârdan yoksun kalan, kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır. Bu halde kâr kaybı zararının müspet zarar kapsamında olduğu açıktır31.

Bu durumda örneğin bir tacirin başka bir tacire satmak üzere mal alımı yapacağı bir sözleşmede malın teslimi gerçekleştirilmediğinde, alıcı, müspet zarar kapsamında malın değeri ile birlikte malın başkasına satılması suretiyle sağlayacağı karı ve aynı malı bir başkasından almaya mecbur kalması halinde aradaki farkı satıcıdan isteyebilecektir.

Özetle, müspet zarar kavramına giren zarar kalemleri32:

• İhtar çekme, mehil verme, fazladan yapılan nakliye masrafları gibi sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan ve borç gereği gibi ifa edilseydi oluşmayacak olan zararlar,

• Alacaklının karşı edimi kabul etmek ve/veya kendi edimini koruma altına almak için yaptığı, depo masrafları, sigorta primleri gibi sözleşme ihlal edilmese de yapılacak olup sözleşmenin ihlal edilmesinden dolayı amacını karşılayamayan masraflar olarak ifade edilebilir.

3. SÖZLEŞMENİN HAKSIZ FESHİ HALİNDE MENFİ VE MÜSPET ZARARIN TAZMİNİ

Menfi ve müspet zararın ortaya çıkması için gerekli şartlar birbirinden tamamen faklıdır. Menfi zararda tazmini gereken hususlar, kurulamayan veya geçerli olmayan bir sözleşmeden kaynaklanırken; müspet zararda söz konusu olan zarar sözleşmenin feshedilmesinden değil borcun ifa edilmemesinden kaynaklanmaktadır33.

Sözleşmenin haksız feshedilmesiyle kastedilen sözleşmeyi fesheden tarafın geçerli bir nedene dayanmaması veyahut kusuruyla sözleşmenin feshine sebep olmasıdır.

Yukarıda yapmış olduğumuz açıklamalardan da anlaşılacağı üzere geçerli olarak feshedildiği ve sona erdiği kabul edilen bir sözleşmeden dolayı artık müspet zararın tazmini talep edilemeyecektir. Sözleşmeyi fesihte haklı bulunan tarafın menfi zararlarının tazminini talep edebileceği ise açıktır34. Burada tartışılması gereken husus sözleşmenin geçerli bir neden olmadan feshedilmesi halidir.

Yargı kararları sözleşmeyi haksız olarak fesheden, sözleşmenin feshinde kusurlu bulunan tarafın müspet zararlarının giderilmesini isteyemeyeceği yönündedir35. Ancak sözleşmenin bir tarafça haksız olarak feshedildiğinin anlaşıldığı hallerde, diğer taraf sözleşmeden dönmez ise sözleşme ayakta kalabilmekte böylece kusuruyla sözleşmeyi fesheden taraftan müspet zararın tazminini talep edilebilmektedir36.

Sözleşmeyi haklı olarak fesheden taraf ise hükümsüz sözleşmeye dönerek müspet zararını isteyemeyecekken; bu durumda menfi zararlarının tazminini talep edebilecektir37. Bu konuda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 1993/2905 E. 1993/4544 K. 25.05.1993 tarihli kararında “Sözleşmenin, davacı İdare tarafından haklı olarak feshedilmesi nedeniyle; davacı, hükümsüz olan bu sözleşmeye tekrar dönerek borcun ifa edilmemesinden doğan bu müspet zararını isteyemeyeceği; istenebilecek zarar, sözleşmenin yerine getirilmesi güvenine dayanarak kaçırılmış elverişli fırsatlara göre değerlendirileceğinden davacı, sözleşmeye konu malı davalıdan almayıp da başka bir kişiden alma olanağı varsa (kaçırılan fırsat) o kişiye yapılacağı varsayılan ödeme ile sözleşmenin hükümsüzlüğü nedeniyle aynı malı almak için ödemek zorunda kaldığı tutar arasındaki farkı (menfi zararı) isteyebilir.” denilerek hükümsüz kalan sözleşmeden menfi zarar talep edilebileceği vurgulanmıştır.

4. TEMERRÜT HÜKÜMLERİ ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRME

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü TBK’nın ilgili hükmünde38 düzenlenme altına alınmıştır. TBK’da karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü hususunda ani edimli ve sürekli edimli borç ilişkileri bakımından ayrıma gidildiği görülmektedir.

Ani edimli borç ilişkileri bakımından, borçlunun temerrüdü halinde alacaklının TBK’nın ilgili hükmü39 uyarınca borcun ifası için uygun bir süre verdikten sonra ifanın gerçekleşmemesi halinde TBK’nın ilgili hükmünde40tanınmış olan haklarını kullanabileceği düzenlenmiştir. Bu haklar:

• Borcun aynen ifası ve geç ifadan dolayı gecikme tazminatı talep etmek,

• İfadan vazgeçerek, uğradığı müspet zararının tazminini talep etmek,

• Sözleşmeden dönerek, uğradığı menfi zararı talep etmektir.

Bu hakların yanı sıra TBK’nın ilgili hükmü41 karşılıklı borç yükleyen sürekli edimli sözleşmeler için de özel bir düzenleme ihdas etmiştir. Buna göre eğer ifasına başlanmış sürekli edimli bir sözleşmede borçlu temerrüdü söz konusuysa alacaklının başvurabileceği seçimlik haklar:

• Aynen ifa ve gecikme tazminatı talep etmek

• Sözleşmeyi ileriye yönelik feshederek, süresinden önce fesih nedeniyle uğradığı zararın giderilmesini talep etmektir.

Ancak TBK’nın ilgili hükmü42 kapsamında alacaklı ani edimli sözleşmelerde olduğu gibi aynen ifadan vazgeçerek, müspet zararının tazminini isteyemeyecektir43.

Yargıtay kararlarında yukarıda da ifade ettiğimiz gibi sözleşmenin bir tarafça haksız feshedilip diğer tarafın sözleşmeden dönmediği hallerde, geçerli olmayan fesihten dolayı sözleşmenin ayakta kalacağı kabul edilmektedir. Bu durumda kusuruyla feshe sebep olan taraf, feshettiği düşüncesiyle borcunu ifa etmeyerek temerrüde düşmüş olacaktır ve alacaklı temerrütten doğan haklarını talep edebilecektir. 

Nitekim makalemizin giriş kısmında da bahsetmiş olduğumuz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12.05.2010 T. 2010/14-244 E. 2010/260 sayılı kararında, karşılıklı borç doğuran sözleşmelerde, bir tarafın sözleşmeyi haksız olarak feshetmesi halinde temerrüt hükümlerinin uygulama alanı bulacağını belirtmektedir. Söz konusu kararda haksız feshe maruz kalan tarafın müspet zararını isteyebileceği hususu karşı tarafın kusurlu olarak sözleşmeyi feshettiğinin ve temerrüde düştüğünün kabulü ile kendisinin de sözleşmeden dönmemiş ve fesihte kusursuz bulunmuş olması şartlarına bağlı tutulmuştur.

Yargıtay’ın bir başka kararında da taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan bedel ödeme borcunda temerrüde düşen taraf bir süre sonra ekonomik krizi bahane göstererek sözleşmeyi feshetmiştir. Fesih tek taraflı bir işlem olmakla birlikte fesih sebebinin haklı olmadığı hallerde karşılıklı borç doğuran sözleşmeler için feshe maruz kalan tarafın borca aykırı davranıştan doğan borçlunun temerrüdü halinde kullanabileceği seçimlik hakları gündeme gelecektir. Söz konusu olayda tacirin ekonomik kriz sebebiyle sözleşmeyi feshetmesi haklı görülmemekle birlikte borca aykırı davranışıyla temerrüde düşen tarafın sözleşmenin feshini benimsemeyerek ayakta tutan diğer tarafın uğradığı müspet zararını gidermekle yükümlü olacağı vurgulanmıştır44.

5. SONUÇ

İşbu makalemizde hedeflediğimiz çalışma sözleşmelerin haksız feshi halinde menfi ve müspet zararların tazmininin taraflarca istenip istenemeyeceği hususunda yoğunlaşmıştır. Kural olarak sözleşmeden doğan borçların tazmininde borçlunun kusuruyla zarara sebep olması aranmaktadır. Sözleşmelerin feshi halinde, fesih ile sözleşmeyi hükümsüz bırakan taraf artık bu sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesine yönelik müspet zararının tazminini talep edemeyecektir. Müspet zarar, varlığını sürdüren sözleşmelere dayanarak istenebilecek bir tazminat türüdür. Bu halde talep edilebilecek zarar kalemleri, sözleşmenin gerçekleşeceğine duyulan güven yüzünden kaçırılan fırsatlardır. Alacaklı, sözleşmeye konu malı borçludan başka birinden alma fırsatı olup da bu fırsatı, borçluyla arasındaki sözleşmeye güvenerek kaçırmış ve sözleşmenin hükümsüz kalmasından dolayı aynı malı almak için yaptığı ödeme ile kaçırdığı fırsat arasındaki farkı yani menfi zararını talep edebilecektir.

Sözleşmeyi haklı nedeni olmadan feshederek borcunu ifa etmeyen taraf temerrüde düşecek ve alacaklı temerrütten doğan haklarını haksız fesheden tarafa karşı kullanabilecektir.

Üst başlıklarımızda da açıkladığımız üzere menfi zarar kurulamayan veya geçersiz olan sözleşmelerden kaynaklanırken; müspet zarar geçerli bir sözleşmeye dayanılmasına rağmen ifa borcunun hiç veya gereği gibi yerine getirilemediği hallerde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu iki zarar türünün birlikte doğması mümkün olamayacağından, birlikte talep edilemeyecekleri yönündeki doktrinde de baskın olan görüşe katılmaktayız.

KAYNAKÇA

Ahmet Kılıçoğlu, Tüzel Kişiler Manevi Tazminat İsteyebilir mi? DHFD Issue. 1, 292- 294.

Erdem Büyüksağiş, Yeni Sosyo-Ekonomik Boyutuyla Maddi Zarar Kavramı, Vedat Kitapçılık, Istanbul 2007.

Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin, Ankara. 2015.

Haluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, Vedat, Istanbul 2010.

Kazancı İçtihat Programı

Kemal Oğuzman, Prof. Dr. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Volume 2, Vedat Kitapçılık, Istanbul 2013.

Kemal Oğuzman, Prof. Dr. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Vedat Kitapçılık, Istanbul, 2010.

Mehmet Serkan Ergüne, Olumsuz Zarar, Beta, Istanbul 2008.

Mustafa Dural ve Suat Sarı, Türk Özel Hukuku, Volume 2, Kişiler Hukuku, Filiz, Istanbul 2009.

Rona Serozan, Sözleşmeden Dönme, 2.Edition, Vedat Kitapçılık, Istanbul, 2007.

Safa Reisoğlu, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Beta, Istanbul 2014.

Şeref Ertaş, Prof. Dr. Cevdet Yavuz’a Armağan Sempozyumu Tebliği, Marmara Üniversitesi, 2011.

DİPNOT

1 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, madde 1.

2 TBK, madde 123 vd.

3 TBK, madde 112 vd.

4 TBK, madde 112.

5 Reisoğlu, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 352.

6 818 sayılı Borçlar Kanunu, madde 96, TBK, madde 112 vd.

7 TBK, madde 112.

8 TBK, madde 112.

9 Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 521.

10 Reisoğlu, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 228.

11 YHGK 2011/4-687 E. .2012/26 K. 1.2.2012 T.

12 Büyüksağiş, Maddi Zarar Kavramı, 46-52.

13 Büyüksağiş, Yeni Sosyo-Ekonomik Boyutuyla Maddi Zarar Kavramı, 46.

14 Büyüksağiş, Yeni Sosyo-Ekonomik Boyutuyla Maddi Zarar Kavramı, 46.

15 Büyüksağiş, Yeni Sosyo-Ekonomik Boyutuyla Maddi Zarar Kavramı, 51.

16 Büyüksağiş, Yeni Sosyo-Ekonomik Boyutuyla Maddi Zarar Kavramı, 52.

17 Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 526-536, Oğuzman ve Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 342.

18 Ergüne, Olumsuz Zarar, 55.

19 Ergüne, Olumsuz Zarar, 57.

20 Ergüne, Olumsuz Zarar, 58.

21 Ergüne, Olumsuz Zarar, 61.

22 Aksi yönde: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2008/6130 E. 2010/2066 K. 23.02.2010 T.

23 Ergüne, Olumsuz Zarar,70.

24 Ergüne, Olumsuz Zarar, 40.

25 Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, 427-428.

26 YHGK, 2006/13-499 E. 2006/507 K., 05.07.2006 T.

27 Ergüne, Olumsuz Zarar, 57.

28 Ergüne, Olumsuz Zarar, 57.

29 YHGK 1989/13-392 E. 1990/1 K. 17.1.1990 T.

30 YHGK 2010/14-386 E. 2010/427 K. 29.09.2010 T.

31 YHGK 2010/14-244 E. 2010/260 K. 12.05.2010 T.

32 Ergüne, Olumsuz Zarar, 59-60.

33 YHGK 2010/14-386 E. 2010/427 K. 29.09.2010 T.

34 Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 1993/2905 E. 1993/4544 K. 25.05.1993 T.

35 Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2005/696 E. 2005/6142 K. 17.11.2005 T.

36 YHGK 2010/14-244 E. 2010/260 K. 12.05.2010 T.

37 Aksi yönde: Serozan, Sözleşmeden Dönme, 594 vd.

38 TBK, madde 123 vd.

39 TBK, madde 123.

40 TBK, madde 125.

41 TBK, madde 126.

42 TBK, madde 126.

43 Ertaş, Prof. Dr. Cevdet Yavuz’a Armağan Sempozyumu Tebliği, 317.

44 Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2004/4131 E. 2004/14487 K. 14.10.2004 T.

  • Özet yapım aşamasında
Keywords
Borcun İfa Edilmemesi, Temerrüt, Menfi Zarar, Müspet Zarar, Yoksun Kalınan Kar.
Capabilities
Contract Management
Dispute Resolution
More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 189

Gsi Brief 189

Brief
Read more

Articletter - Winter Issue

Türk Hukukunda Borcun Hukuki İşlemle Üstlenilmesi

Türk Hukukunda Borcun Hukuki İşlemle Üstlenilmesi

2016
Read more
Türk Hukukunda Garanti Sözleşmelerinde Rücu

Türk Hukukunda Garanti Sözleşmelerinde Rücu

2016
Read more
EPC Sözleşmelerinde Mal Tedariki Yapılandırmaları

Epc Sözleşmelerinde Mal Tedariki Yapılandırmaları

2016
Read more
Yıllara Yaygın İnşaat İşlerinde Vergilendirme

Yıllara Yaygın İnşaat İşlerinde Vergilendirme

2016
Read more