Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

Kamu İmtiyaz Sözleşmeleri ve Eki Uygulama Sözleşmlerinde Yargı Yolu

2017 - Winter Issue

Download As PDF
Share
Print
Copy Link

Kamu İmtiyaz Sözleşmeleri ve Eki Uygulama Sözleşmlerinde Yargı Yolu

Privatization
2017
GSI Teampublication
00:00
-00:00

ÖZET

Bilindiği üzere günümüzde, kamu hizmetinin, imtiyaz sözleşmeleri ile özel hukuk tüzel kişisine devredilmesi mümkündür. Kamu imtiyaz sözleşmeleri kapsamında ortaya çıkan uyuşmazlıkların idari yargının görev alanına girdiği bilinmekle birlikte, bu sözleşmelerin eki niteliğindeki sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda hangi yargı yolunun görevli olacağı hususu, açılan pek çok davada, taraflar arasındaki ilk ihtilaf olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmamızda, kanuni düzenlemeler kapsamında, öncelikle kısaca idarenin taraf olduğu sözleşmeler incelenecek, kamu hizmeti kavramına değinilecek ve sonrasında imtiyaz sözleşmeleri ve imtiyaz sözleşmeleri eki niteliğindeki uygulama sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların hangi yargı yolunda çözümlenmesi gerektiği irdelenecektir.

I. GİRİŞ

Bir toplumun genel ve ortak gereksinimlerini karşılamak kamu yararı veya çıkarını sağlamak için topluma sunulmuş olan kamu hizmetleri, sosyal devlet anlayışının vazgeçilmez bir öğesidir. Bazı durumlarda kamu hizmetinin, özel hukuk kişilerince yürütüldüğü görülmektedir. Kamu hizmetinin, bir bütün olarak, akdedilecek bir idari sözleşme ile özel hukuk tüzel kişisine devredilmesi ile imtiyaz kavramı karşımıza çıkmaktadır. Özel hukuk tüzel kişilerinin, kamu hizmetini yürütmek amacı ile akdettikleri sözleşmeler ise imtiyaz sözleşmeleridir1. İmtiyaz sözleşmeleri birer idari sözleşme olduğundan, imtiyaz sözleşmelerinden kaynaklanacak bütün uyuşmazlıklar kural olarak idari yargının görev alanına girmektedir. Ancak, 4446 sayılı Yasa ve akabinde 4501 sayılı Yasa2 ile kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz sözleşmelerinde, bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluna başvurulabileceği düzenleme altına alınmıştır. Bu sayede idari yargının denetim alanı daraltılmış olup, adli yargının da önü açılmıştır.

İdare ile bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin imtiyaz sözleşmesi imzalamış anonim şirket, bu imtiyaz sözleşmesine istinaden, hatta söz konusu kamu hizmetini gerçekleştirme amacıyla üçüncü bir kişiyle sözleşme akdetmiş ise sözleşmenin özel hukuka mı yoksa İdare Hukukuna mı tabi olacağına o üçüncü kişinin niteliğine bakarak karar vermek gerekir. Nitekim bu üçüncü kişi özel hukuk kişisi ise sözleşme idari sözleşme olmayacaktır. Hatta bu üçüncü kişi Kamu İktisadi Teşebbüsü (“KİT”) olduğu takdirde de idari sözleşmeden bahsedilemeyecektir. Şöyle ki, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1. maddesinde İktisadi Devlet Teşekküllerinin ticaret şirketleri gibi verimlilik ve karlılık ilkeleri doğrultusunda çalışacağı vurgulanmış ve bunların özel hukuk hükümlerine tabi olacakları, bunların birer ticaret şirketi veya tacir olduklarının benimsendiği anlaşılmaktadır3. Makalemizde, kamu tüzel kişisi olan idarenin sözleşmelerinden olan imtiyaz sözleşmelerinde ve bu sözleşmelerin uygulanmasına yönelik yapılan ek sözleşme niteliğindeki sözleşmelerde çıkan uyuşmazlıklar bakımından hangi yargı yolunun caiz olduğu tartışılmaktadır.

II. İDARENİN TARAF OLDUĞU SÖZLEŞMELER

İdari sözleşmelerden bahsetmeden önce, idarenin sözleşmelerine kısaca değinmek gerekmektedir. İdarenin gerçek veya tüzel kişilerle akdettiği sözleşmeler idarenin sözleşmeleri olarak adlandırılmaktadır. İdarenin akdettiği sözleşmeler, sözleşme hükümlerine ve taraflarına göre, “özel hukuk sözleşmesi” veya “idari sözleşme” olarak nitelendirilmektedir. İdarenin özel hukuk sözleşmeleri özel hukuk hükümlerine tabiyken, idari sözleşmeler kural olarak kamu hukukuna tabidir. Genel öğretide, bir sözleşmenin idari sözleşme sayılabilmesi için aşağıda belirtilen üç şartın birlikte gerçekleştirilmesi gerektiği kabul edilmektedir:

  • Taraflardan en az birisi idare olmalıdır.
  • Sözleşmenin konusunun kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin olması gerekmektedir4.
  • Sözleşmede özel hukuku aşan hükümler bulunmalıdır. Bu husus, idari sözleşmeleri belirleyen en önemli ölçüt olan, idareye tanınan ve özel hukuku aşan yetkilere ilişkin hükümler nedeniyle hizmetin yürütüldüğü sırada bir takım yeniliklerin yapılmasını isteyebilmek ve elde etmek anlamına gelmektedir5.

İdari sözleşmelerin karakteristik özelliği, idareye bir takım özel yetkiler sağlanmış olmasıdır. Bu yetkiler özel hukuku aşan, tek taraflı, bir üstünlük içeren yetkilerdir. İdari sözleşmeleri, idarenin özel hukuk sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt budur. İdari sözleşmelerin taraflarından birisinin, her zaman idare olması ve sözleşme konusunun ise kamu hizmeti olması zorunludur. Bu noktada, kamu hizmetini ve kamu hizmetinin görülme usullerini incelemekte fayda görmekteyiz.

III. KAMU HİZMETİ

A. Tanımı

Kamu hizmetinin doğrudan bir tanımı bulunmamakla beraber, doktrin ve Danıştay kararları ışığında kamu hizmeti; “İdare veya idarenin gözetim ve denetimi altındaki özel hukuk kişisi tarafından, giderilmediği takdirde toplumda huzursuzluk ve kargaşaya yol açacağı varsayılan kamusal ihtiyaçlara yönelik olarak İdare Hukuku veya İdare Hukuku bağlantılı özel hukuk rejimi içinde yürütülen faaliyet6 olarak tanımlanabilmektedir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere kamu hizmeti, kamusal ihtiyaçların tatminine yönelik faaliyetlerdir. Esasında bu faaliyetler idarenin bir yükümlülüğü olup, değişen toplum şartlarının sonucu olarak günümüzde özel hukuk kişilerine de gördürülebilmektedir.

B. İlkeleri ve Usulleri

İdare kamu hizmetini bazı ilkeler çerçevesinde yerine getirmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, kamu hizmetleri özel hukuk kişileri tarafından da yerine getirilebilmektedir. İdare, Anayasa’daki deyimle bu “özel teşebbüs”lerin7 kamu hizmetini gerektiği gibi yerine getirip getirmediğini kontrol etme yükümlülüğü altındadır. Kamu hizmetinin temel ilkeleri; süreklilik, eşitlik, değişkenlik/uyarlama ve son olarak meccanilik (bedavalık) olarak sıralanabilmektedir. Kamu hizmetleri bu ilkeler çerçevesinde yerine getirilmek zorundadır.

İdarenin yetersiz kaldığı bir faaliyeti, idarenin izni ile özel hukuk kişilerinin de yapabilmesi, yani söz konusu hizmetlerin bu şekilde görülmesi mümkündür. Günümüzde idare, sadece yetersiz kaldığı alanlar bakımından değil, ekonominin hareketlenmesine katkıda bulunmak için de, özel teşebbüslere kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla birçok alanda yer vermektedir. Kamu hizmetinin gördürülme usulleri çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Bunlar; “emanet”, “müşterek emanet”, “iltizam”, “ruhsat usulleri”, “İmtiyaz Sözleşmesi”, “Yapİşlet-Devret ve Kamu Özel İşbirliği” usulüdür. Günümüzde ulusal ve uluslararası çerçevede en geniş uygulama alanı bulan türlerden biri ise imtiyaz sözleşmesi usulü olarak karşımıza çıkmaktadır.

IV. KAMU İMTİYAZ SÖZLEŞMELERİ

A. Tanımı ve Unsurları

İmtiyaz, idarenin belli bir özel kişi ile yaptığı sözleşme uyarınca belli bir kamu hizmetinin kar ve masrafları, kar ve zararı özel kişiye ait olmak üzere, belli bir kişice kurulması ve/veya işletilmesi usulüdür8. İmtiyaz, imtiyaz sözleşmeleri ile özel hukuk kişilerine temin edilir. İmtiyaz sözleşmeleri ise bir kamu hizmetinin bir özel kişi tarafından kurulmasını ve belli bir süre işletilmesini veya kurulmuş bulunan bir kamu hizmetinin belli bir süre işletilmesini öngören idari sözleşmelerdir9. Bu sözleşmelerde kamu tüzel kişisi olan idare “imtiyaz veren” ve kamu hizmetini gören özel hukuk kişisi ise “imtiyazcı” olarak isimlendirilmektedir. Özel hukuk kişisi tarafından sürdürülen kamu hizmeti, taraflarca belirlenen sürenin sonunda bedelsiz olarak idareye kalmaktadır.

İmtiyazın unsurlarını akdi unsur, konu unsuru, ücretlendirme unsuru ve imtiyazcının kendi kâr ve zararına işletme unsuru olarak sayılabilmektedir. Esasında, bu unsurları yukarıdaki imtiyazın tanımından da çıkarmak mümkündür. İmtiyazcı ile idare arasında, bir kamu ihtiyacını tatmin amacıyla sözleşme yapılmakta ve imtiyazcı yerine getirdiği bu hizmet karşılığında yararlananlardan bedel tahsil ederek kendi kazancını sağlamaktadır. Bu unsurlara ilaveten içtihatlar ve doktrin, belirli ve uzun süreli olma unsurlarını da aramaktadır. Hatta doktrinde bu unsurların imtiyaz sözleşmesini, diğer idari sözleşmelerden ayıran unsur olduğu kabul edilmektedir.

1. Akdi Unsur

İmtiyaz iki taraflı bir işlemdir. Bu sebeple, imtiyaz usulünde idare ile hizmeti fiilen yürütecek olan özel hukuk tüzel kişisi anonim şirket arasında bir sözleşme imzalanması koşulu aranmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak idare, özel hukuk kişisine bir kamu hizmeti görevini hiçbir zaman kendiliğinden kamu hizmeti imtiyazı olarak devredememektedir.

2. Konu Unsuru

İmtiyazın konusu bir kamu hizmetinin kurulması ve/ veya işletilmesidir. Bu sebeple kamu hizmeti yoksa kamu hizmeti imtiyazı da olamaz.

3. Kendi Kâr ve Zararına İşletme Unsuru

İmtiyaz sözleşmeleri ile sermaye ve riskin, idare ile sözleşme imzalamış özel girişimciye ait olması ve faaliyetin zarar etmesi halinde, bunun da özel hukuk tüzel kişisi şirket üzerinde kalması söz konusudur10.

İmtiyaz sözleşmelerinin niteliği konusunda değişik tartışmalar süregelmiştir. Bu tartışmaların neticesinde Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, idari sözleşmelerin unsurlarından yola çıkarak, imtiyaz sözleşmesinin bir idari sözleşme olduğunu tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi “Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri, gerek konusunun bir kamu hizmetinin kurulması ve/veya işletilmesi, gerekse hizmetin yürütülmesini sağlamak için hizmeti yapanlara kamu gücüne dayanan yetkiler tanıması, gerekse idarenin, hizmetin düzenli ve gözetim yetkisine sahip olması yönünden idari sözleşmenin tüm niteliklerini taşırlar11 şeklindeki kararı ile imtiyaz sözleşmesinin idari sözleşme niteliğinde olduğuna karar getirmiştir. Bu şekilde Anayasa Mahkemesi, Danıştay’ın12 bu yöndeki tespitlerini de doğrulamıştır.

B. Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmelerinde Uyuşmazlık Halinde Yargılama Usulü

İdari sözleşmelerde uyuşmazlıklar, kural olarak idari yargı yolunda çözümlenmektedir. İmtiyaz sözleşmelerinin birer idari sözleşme olması sebebiyle, bu sözleşmelerden kaynaklanacak bütün uyuşmazlıklar kural olarak idari yargının görev alanına girmektedir. Ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (“İYUK”) 2/1-c maddesinde, idare mahkemesinin görevli olduğu uyuşmazlıklar bakımından;

“Tahkim yoluyla öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinin birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar”

şeklinde bir düzenleme getirilmiş olup, idare mahkemesinin imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar bakımından görevi sınırlandırılmıştır. Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasına 4446 sayılı Yasa ile getirilen “Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir” hükmü sonucunda imtiyaz sözleşmeleri için tahkim yolu açılmıştır. İşbu yasayı takiben 4501 sayılı Yasa ile imtiyaz sözleşmelerinde tahkim yoluna başvurulması halinde uygulanacak usul ve esaslar düzenleme altına alınmıştır. Dolayısıyla bu durumda taraflar isterlerse sözleşmeden doğacak uyuşmazlıkların çözümü için tahkime gidilmesini kararlaştırabileceklerdir. Esasında, idari yargının denetim alanı tahkim yoluyla daraltılmıştır.

Tahkim yolunun öngörüldüğü imtiyaz sözleşmelerinin idari yargının görev alanına girmemesinin sebebi ise, tahkim yolu ve kararları bakımından görevli yargının adli yargı olmasıdır. Bu sebeple taraflar arasında tahkim yoluna başvurulabileceği kararlaştırılmış ise görevli yargı idari yargı olmayacaktır.

Nitekim bu Anayasal değişiklikle uyumlu olarak 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24. maddesinin ilk fıkrası ile “tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili idare mahkemesi şartlaşma ve sözleşmelerinde doğan idari davaları karara bağlama” görevi Danıştay’a verilmiştir. 2575 sayılı Danıştay Kanunu 2577 sayılı Kanununa göre özel kanun olmasından dolayı, tahkimin öngörülmediği imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda yargı yolu idari yargı, görevli mahkeme ise Danıştay olacaktır. Aksi durumda, imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için adli yargı yoluna gidilebilecektir.

V. İMTİYAZ SÖZLEŞMESİNİN EKİ NİTELİĞİNDE OLAN UYGULAMA SÖZLEŞMELERİ VE BU SÖZLEŞMELERDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLARDA YARGI YOLU

İdare ile özel hukuk kişisi arasında imzalanan imtiyaz sözleşmesinin yürütülebilmesi için, imtiyazcı ile üçüncü kişiler arasında da sözleşmeler akdedilmektedir. İdare tarafından özel hukuk kişisine verilen imtiyaza hizmet eden ve idarenin taraf teşkil etmediği bu sözleşmeler uygulama sözleşmeleridir. İmtiyazın konusu kamu hizmetinin tahsisi amacıyla akdedilen bu sözleşmelerde üçüncü kişi, bir özel hukuk kişisi olabilecektir. İdare ile bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin imtiyaz sözleşmesi imzalamış özel hukuk kişisinin, bu imtiyaz sözleşmesine istinaden, söz konusu kamu hizmetini gerçekleştirme amacıyla, üçüncü bir kişiyle akdettiği sözleşmelerinin özel hukuka mı yoksa idare hukukuna mı tabi olacağına, o üçüncü kişinin niteliğine bakarak karar vermek gerekmektedir.

A. Uygulama Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Yargı Yolu – Özel Hukuk Kişileri ve Kamu İktisadi Teşebbüsleri

Uygulama sözleşmesinin tarafı üçüncü kişinin özel hukuk kişisi olabileceği gibi, Kamu İktisadi Teşebbüsü de (“KİT”) olabilecektir. Üçüncü kişinin özel hukuk kişisi olması halinde, uygulama sözleşmesinin idari sözleşme olarak kabul edilmeyeceği açıktır13. Bununla birlikte, uygulamada tartışmaya yol açabilen bir diğer husus bu üçüncü kişinin bir KİT olmasıdır. 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (“KHK”) 1. maddesinde, KİT’lerin ticaret şirketleri gibi verimlilik ve karlılık ilkeleri doğrultusunda çalışacağı vurgulanmış ve bunların özel hukuk hükümlerine tabi olacakları belirtilmiş olup, KİT’lerin birer ticaret şirketi veya tacir olduklarının benimsendiği anlaşılmaktadır14. Aynı şekilde, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 18/1. maddesinde;

“Ticaret şirketleriyle gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler, kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, Vilayet, Belediye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşebbüs ve müesseseler dahi tacir sayılır”

şeklinde KİT’lerin tacir sıfatını taşıdıkları, bir kez daha hüküm altına alınarak vurgulanmıştır.

233 sayılı KHK’nın 4/2. maddesine göre kamu iktisadi teşebbüsleri, 233 sayılı KHK’de belirtilen konular dışında özel hukuk hükümlerine bağlıdır. Bir kamu iktisadi teşebbüsünün tacir sayılabilmesi için ticari şekilde işletilmek üzere kurulması da yeterlidir. Zira TTK’nın 18/1 maddesi iki şartı birlikte aramamakta “kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek” cümlesinden sonra “veya” eki getirilerek “Ticari şekilde kurulan” teşebbüslerin de tacir sayılacağını belirtmektedir1516. Nitekim Yargıtay ve doktrin görüşü de bu şekildedir. Bu noktada, tarafı özel hukuk kişisi dışında KİT olan uygulama sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların da adli yargıda çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Nitekim işbu husus, Yargıtay kararları ile de desteklenmektedir17.

Uygulama Sözleşmelerinden kaynaklı olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerektiğine ilişkin bir başka görüş ise bu hususu, uygulama sözleşmelerinin, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi ile idari hizmet sözleşmeleri dışındaki sözleşmeler olmaları nedeni ile idari sözleşme olarak sayılmayacakları şeklinde gerekçelendirmiştir18.

Bu çerçevede değerlendirme yapacak olursak, idare ile imtiyaz sözleşmesi imzalamış olan imtiyazcının, kamu hizmetini yerine getirmek amacıyla üçüncü kişilerle yapacağı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda hangi yargı yolunun caiz olacağı bu üçüncü kişinin niteliğine bağlıdır. Şayet bu üçüncü kişi bir özel hukuk kişisi ise idari yargının yetkisinin dışına çıkılmış olacaktır. Çünkü idari yargı yoluna başvurabilmek için sözleşmenin idari sözleşme niteliğine sahip olması gerekmektedir. İdari sözleşmeden bahsedebilmemiz için ise taraflardan en azından birisi idare olmalıdır. Bu durumda özel hukuk kişisi olan imtiyazcı ile özel hukuk kişisi veya KİT arasında düzenlenecek sözleşmelerin idari sözleşme niteliğine sahip olması mümkün değildir. Bu sözleşmeler özel hukuk hükümlerine tabi, özel hukuk sözleşmeleridir. Burada imtiyaz sözleşmesine ek nitelikte sözleşmeler kurulmaktadır ancak, bu sözleşmeler doğrudan imtiyaz sözleşmeleriymiş gibi değerlendirilmemelidir. Bu ek niteliğindeki sözleşmelerin tarafları imtiyaz sözleşmesinin taraflarından farklıdır ve bu sözleşmelerin niteliği de taraflarına bakılarak belirlenmelidir.

VI. SONUÇ

Günümüzde kamu hizmetinin özel teşebbüsler aracılığı ile görülmesi usulü oldukça yaygındır. Sosyal devlet anlayışının gelişmesi ve gelişen ekonomilerin güçlenmesine katkı sağlanması bakımından, idare artık yalnızca yetersiz kaldığı hallerde değil, birçok alanda kamu hizmetini özel teşebbüslere gördürmektedir. Bu sayede birçok büyük ölçekli ve küçük ölçekli özel teşebbüsler kendi gelişimleri bakımından büyük fırsatlar yakalamış olmaktadırlar. Haliyle kamu gücünü elinde bulunduran idare ile yapılan bu sözleşmelerin hangi hukuka tabi olacağı meselesi önem taşıyan bir konu olarak ortaya çıkmaktadır.

Kamu hizmetinin özel teşebbüsler aracılığı ile gördürülebilmesi birden fazla şekilde mümkündür. İdarenin üstünlüğünün anlaşmaya yansıdığı, taraflardan birinin idare olduğu ve konusu kamu hizmeti olan sözleşmeler idari sözleşmelerdir. Kural olarak, idari sözleşmeler idari yargıda çözümlenecektir ancak, uyuşmazlık durumunda tahkim yolunun öngörüldüğü sözleşmeler idari yargının görev alanına girmemektedir. Bu çerçevede, en yaygın olarak kullanılan usul olan imtiyaz usulünü incelediğimiz takdirde; tahkim şartının konulmamış olduğu imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar idari yargıda görülecektir. Burada da imtiyaz sözleşmelerinin uygulanmasına yönelik yapılan sözleşmelerin niteliklerinin incelenmesi ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bu sözleşmelerin niteliğini ise sözleşmeye taraf olan kişilerin niteliklerine bakarak belirleyebiliriz. Çünkü imtiyaz sözleşmesinin uygulanmasına yönelik yapılan bu sözleşmelerin tarafları, imtiyaz sözleşmesinin taraflarından farklıdır. Uygulama sözleşmeleri veya ek sözleşmeler olarak nitelendirilebilecek bu sözleşmeler, imtiyazcı ile bir üçüncü kişi arasında yapılmaktadır. O halde üçüncü kişi bir özel hukuk kişisi ya da KİT olduğu takdirde, uyuşmazlık konusunda gidilecek yargı yolu adli yargıdır.

KAYNAKÇA

Ali Bozer, “Sosyal Sigortalar Kurumunun Tacir Sıfatı”, BATIDER, C.I, S.4, 1962

Ali Rıza Yücel, “İdari Sözleşmeler ve İmtiyaz Sözleşmeleri”, Türkiye Mühendislik Haberleri, S. 439-440 – 2005/5-6

İl Han Özay, Gün Işığında Yönetim, 5. Bası, İstanbul 2002

Kemal Gözler, İdare Hukuku 2. Cilt, Bursa 2009

Metin Günday, İdare Hukuku, 10. Bası, Ankara 2015

Zehra Odyakmaz, “Genel Olarak İdarenin Sözleşmeleri”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.1-2, Ankara1998, s.141-195 http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/ dergi/2_12.pdf, Erişim: 07.11.2016

DİPNOT

1 Ali Rıza Yücel, “İdari Sözleşmeler ve İmtiyaz Sözleşmeleri”, Türkiye Mühendislik Haberleri, S. 439- 440 – 2005/5-6, s. 1-2.

2 Kamu Hizmetleri İle İlgili İmtiyaz Şartlaşma ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Tahkim Yoluna Başvurulması Halinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanun, Madde 1.: “Bu Kanunun amacı, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülmesinin öngörülmesi durumunda taraflarca sözleşme yapılırken uyulması gereken ilke ve esasları belirlemektir.”

3 Yargıtay 23. Hukuk Dairesi (HD) 03.02.2015, E. 2014/5176 K. 2015/545; Anayasa Mahkemesi 03.02.2015, E. 1994/70 K. 1994/65-2.

4 Yargıtay 9. HD 20.12.1993, E.1993/9709, K.1993/19056 : “..Eğer doğrudan doğruya kamu hizmetinin yürütülmesi değil de, kamu hizmeti ile ilgili diğer şey ve şeylere ilişkin olması durumunda bu sözleşme idari sözleşme değildir…”

5 Kemal Gözler, İdare Hukuku, C.II, 2. Bası, Bursa 2009, s. 42; İl Han Özay, Gün Işığında Yönetim, 5. Bası, İstanbul, 2002, s.251.

6 Özay, s.224; Danıştay 1. Dairesi 24.09.1992, E. 1992/232, K. 1992/294; Anayasa Mahkemesi 11.04.1994, E. 1994/43, K. 1994/42-2.

7 Anayasa m.47 : “kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler…. devletleştirilebilir.” IV: Çalışma ve sözleşme hürriyeti Madde 48: Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.

8 Gözler, s. 296.

9 Metin Günday, İdare Hukuku, 10. Bası, Ankara 2015. s. 172.

10 Danıştay 1.Dairesi 24.09.1992, E.1992/232, K. 1992/294.

11 Anayasa Mahkemesi, 28.06.1995, E.1994/71, K.1994/23.

12 Danıştay Birinci Dairesi, 24.09.1992, E. 1992/232, K. 1992/294, Danıştay Dergisi, S. 87, s.33-40.

13 Zehra Odyakmaz, “Genel Olarak İdarenin Sözleşmeleri”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, s.1-2, Ankara1998, http://webftp.gazi.edu. tr/hukuk/dergi/2_12.pdf, Erişim: 07.11.2016; Gözler, s.42.

14 Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 03.02.2015, E.2014/5176 K. 2015/545; Anayasa Mahkemesi, 22.12.1994, E. 1994/70 K. 1994/65-2.

15 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.02.2004 tarih, E.2004/4-40, K.2004/113.

16 Ali Bozer, “Sosyal Sigortalar Kurumunun Tacir Sıfatı”, BATIDER, C.I, S.4, 1962, s. 576.

17 Danıştay 13. Dairesi, E.2015/2773 ve K.2015/3169: “…İdare Mahkemesi’nce; ihale kararı alımından sözleşmenin imzalanması aşamasına kadar ilgili yasalara dayanılarak idarece alınan karar ve yapılan işlemlerin iptali istemiyle açılan davaların idarî yargı yerinde, sözleşme yapıldıktan sonra sözleşme hükümlerinin uygulanması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların ise özel hukuk hükümlerine göre adlî yargı yerinde görülmesi gerektiği, bu çerçevede uyuşmazlık konusu olaya ilişkin olarak, 2886 sayılı Kanun kapsamında yapılmış olan mobil parkomat uygulaması ve işletilmesi işine ilişkin ihalenin sonucunda davacı ile davalı idare arasında imzalanan ve tarafların serbest iradelerine dayanan özel hukuk sözleşmesi niteliğindeki sözleşme hükümlerine aykırı uygulamalar yapıldığı gerekçesiyle sözleşmenin feshi ile kesin teminatın irat kaydı yönündeki dava konusu işlemin sözleşmenin uygulanmasından doğduğu ve bu nedenle görüm ve çözümünün adli yargı mercileri olduğu gerekçesiyle davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-a maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı şirket tarafından temyiz edilmiştir…. temyiz istemi yerinde görülmeyerek anılan Mahkeme kararının ONANMASINA…”

18 Günday, s. 218.

More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief & Legal Brief

GSI Brief 204

Gsi Brief 204

Brief
Read more
GSI Brief 205

Gsi Brief 205

Brief
Read more
GSI Brief 206

Gsi Brief 206

Brief
Read more
GSI Brief 207

Gsi Brief 207

Brief
Read more

Articletter - Winter Issue

Güneş Enerjisi Üretim Lisansı Başvuru Usulü ve Yeterlilik Şartları

Güneş Enerjisi Üretim Lisansı Başvuru Usulü Ve Yeterlilik Şartları

2017
Read more
Faizsiz Bankacılık Sisteminin Yükselişi: Sukuk

Faizsiz Bankacılık Sisteminin Yükselişi: Sukuk

2017
Read more
Türk Hukukunda İmtiyaz Sözleşmeleri

Türk Hukukunda İmtiyaz Sözleşmeleri

2017
Read more
FIDIC Kuralları Çerçevesinde Uyuşmazlık Çözümü

Fidic Kuralları Çerçevesinde Uyuşmazlık Çözümü

2017
Read more