ÖZET
Türk hukukunda anonim şirketlerde yönetim ve temsil yetkisi yönetim kurulunun yetkileri arasında yer almaktadır. Temsil yetkisinin devrine ilişkin düzenleme 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu (“eTK”) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda1 (“TTK”) önceden beri yer almış olsa da, temsil yetkisinin sınırlandırılmasına ilişkin düzenleme hukukumuza, TTK’nın 371. maddesine 7. fıkranın eklenmesini öngören Kanun değişikliği2 ile girmiştir. Bu düzenleme ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcısı sıfatıyla atanacak temsilcilerin temsil yetkilerinin sınırlandırılmaları mümkün hale gelmiştir. Anılan Kanun ile yapılan ekleme neticesinde, bu düzenlemeden önce uygulamada yaşanan belirsizlikler ve yorum farklılıkları giderilmeye çalışılmıştır.
I. Giriş
ETK’ döneminden farklı olarak TTK’da, anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim ve temsil yetkileri ayrı ayrı ele alınmıştır. Zira TTK’da yönetim ve temsil yetkisinin birbirinden ayrılması düşünülmemiştir.
TTK’nın 367. maddesinde anonim şirketlerde yönetim kurulunun şirketi idare etmesinin usulünden ve kimseye devredilmediği takdirde yönetim yetkisinin tüm yönetim kurulu üyelerine ait olduğundan bahsedilmiştir.
TTK’nın 370. maddesinde anonim şirketlerde yönetim kurulunun temsil yetkisine yer verilmiş olup, temsil yetkisinin sınırlandırılmasına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle, temsil yetkisinin devrine ilişkin ayrı bir yetki devri yapılmamışsa, iç yönerge ile yapılan yönetimin devri ile temsil yetkisi de devredilmiş olmayacaktır3. Dolayısıyla TTK’da anonim şirketlerin hem yönetim hem de temsil yetkisinin devredilmesine ilişkin özel hükümler getirilmiştir. Çalışmamızda da anonim şirketlerde yönetim kurulunun temsil yetkisinin devrine ilişkin bu özel düzenlemelerden söz edilecektir.
Bilindiği üzere, TTK’nın 371. maddesinin 3. fıkrasında temsil yetkisinin yalnızca merkezin veya şubenin işlerine özgülenmesinden ve birlikte kullanılmasına ilişkin sınırlamalardan söz edilmiştir. Belirtilen bu sınırlamalar dışındaki temsil yetkisi sınırlandırmalarının tescil edilemeyeceği, tescil edilmiş olsa dahi iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden bahsedilmiştir. Mevcut bu kurallara rağmen uygulamada mevzuatta açıkça izin verilenler dışında kalan, örneğin konu ve miktara ilişkin sınırlandırmalar bazı ticaret sicil müdürlüğü (“Sicil”) memurları tarafından tescil edilmekte bazıları tarafından ise tescil başvurusu reddedilmekteydi. Sınırlı temsil yetkisinin devrine ilişkin olarak getirilen yeni düzenlemenin yanı sıra, uygulamada uzun bir süre gerçekleştirilen ve Sicil tarafından reddedilen ancak Kanun ile birlikte tescil ve ilan işlemini uygun ve yasal olarak geçerli hale getiren düzenlemeden ayrıca çalışmamızda söz edilecektir.
II. TEMSİL YETKİSİ KAVRAMI
Anonim şirketlerde yönetim kurulu iç ilişkilerde olduğu gibi, dış ilişkilerde de şirketin temsil organıdır. Nitekim TTK’nın 365. maddesi uyarınca anonim şirketler, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil edilir. Bu hüküm anonim şirketlerin üçüncü kişilerle tek, iki ve çok taraflı hukuki işlemler yapmasına, taahhütler vermesine, mahkemelerde, Devlet kurum ve kuruluşlarında yani en geniş anlamı ile dış ilişkilerde temsil edilmesine imkan tanımaktadır4.Dolayısıyla, anonim şirketlerde yönetim kurulu şirketin organ sıfatıyla yaptığı işlemlerle şirketi iç ilişkide ortaklara karşı, dış ilişkide ise üçüncü kişilere karşı temsil eder.
A. Temsil Yetkisinin Kapsamı ve Sınırları
1. Temsil Yetkisinin Kapsamı
Bilindiği üzere “ultra vires” ilkesi, şirket hak ehliyetinin esas sözleşmesinde yazılı olan amaç ve konularla sınırlı olduğu anlamına gelmekteydi. eTK döneminden farklı olarak TTK’da ultra vires ilkesi terk edildiğinden,şirketin amaç ve konusu, şirketi temsile yetkili kişilerin yapabilecekleri iş ve işlemler bakımından şirkete rücu edilebilmesi veya edilememesi yönünden sorumluluk sınırını teşkil eder5. eTK’da bulunup, TTK’da yer almayan söz konusu ilke uyarınca, temsil yetkisini elinde bulunduranlar dış ilişkide TTK uyarınca yetkili olmasına rağmen iç ilişkide yetki aşımından sorumlu olabilecektir. Nitekim TTK’nın 371. maddesinin birinci fıkrası da “temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her türlü işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücu hakkı saklıdır” hükmünü haizdir.
2. Temsil Yetkisinin Sınırları
TTK’nın 370. maddesi uyarınca anonim şirketlerde esas sözleşmelerinde aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulları tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Bununla birlikte şirket esas sözleşmesinde temsil yetkisinin nasıl kullanılacağı farklı şekillerde kararlaştırılabilir. Dolayısıyla esas sözleşme hükmü doğrultusunda, yetkililerden en az birisi yönetim kurulu üyesi olmak kaydıyla anonim şirketin temsil yetkisi, bir veya birden fazla murahhas üyeye veya müdür sıfatıyla üçüncü kişilere devredilebilir 6.
Belirtmek isteriz ki, bu bölümde ele alacağımız husus Kanun’un 10 Eylül 2014 tarihinde 131. maddesi ile kabul ettiği değişikliklerden önceki anonim şirketlerde temsil yetkisinin sınırlandırılması haline ilişkindir.
Değişikliklerinden önce her ne kadar içerik itibariyle temsil yetkisinin sınırlandırılması mümkün ise de, bunun Sicil’e tescil ve ilanı mümkün değildi; edilse dahi Sicil’in olumlu fonksiyonu gereği iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmezdi. Şu kadar ki, üçüncü kişi gerçek durumu biliyorsa, yani yapılan sınırlamalardan haberi varsa veya bilmesi gerektiği kanıtlanırsa iyiniyet ortadan kalkar ve bu kişiye karşı söz konusu sınırlama hüküm ifade ederdi.
TTK’nın 371. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca anonim şirketlerde temsil yetkisinin merkezin veya şubenin işleriyle sınırlandırılması, yukarıda belirtilen durumun istisnasını oluşturmaktaydı. Nitekim bu hüküm gereğince, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen tüm sınırlamalar geçerli olmakta; bunun dışındaki hususlarda temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmemekteydi.
Belirtmek gerekir ki, yukarıda bahsettiğimiz “ultra vires” ilkesine TTK’da yer verilmediğinden, artık şirketin hak ehliyetinin sınırını işletme konusu çizmemektedir. Nitekim TTK’nın 371. maddesinin ikinci fıkrası “temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir” hükmünü haizdir. Dolayısıyla tüm ticaret şirketlerinde, işletme konusu dışından yapılan işlemler de artık kural olarak şirketi bağlamaktadır.
B. Temsil Yetkisinin Kullanılması
1. İmza
Temsil yetkisi, hukuki olarak anonim şirket nam ve hesabına bağlayıcı bir hukuki sonuca yönelik olarak şirket unvanı altında şirketi temsile yetkili olanların imza atmaları suretiyle kullanılır. Söz konusu belgelerde, şirket temsil edilirken şirketin kayıtlı olduğu yerin ve şirketin sicil numarasının gösterilmesi de zorunludur.
Kural olarak anonim şirketlerde şirketi temsil yetkisi aksi esas sözleşmede öngörülmedikçe Yönetim Kurulu üyelerinin müştereken atacakları çift imza ile kullanılır. Bununla birlikte esas sözleşmede temsil yetkisinin belirli bir kişiye devredileceğine yönelik bir hüküm bulunması koşulu altında şirket çift imza ile temsil kuralı dışına çıkmak isterse, alacağı bir yönetim kurulu kararıyla temsil yetkisini belirli üye veya üyeler ile müdürlere devredebilir. Ancak her koşul altında bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. Yönetim kurulu kimlerin ve bu kişilerin münferiden mi müştereken mi temsile yetkili olduğunu da karara bağlar ve uygulamada imza sirküleri adını almış olan ve noter tarafından onaylanmış imza beyannamelerini de tescil ve ilan edilmek üzere Sicil’e sunar.
2. Temsil Yetkisinin Devri
TTK’nın anonim şirketlerde temsil yetkisinin devrini öngören 370. maddesinin ikinci fıkrası “Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.” hükmünü haizdir. Önemle belirtmek gerekir ki, temsil yetkisinin murahhaslara bırakılmasında ancak yer ve kişi yönünden sınırlamalar öngörülebilir. Konu ve miktar itibariyle geçerli sınırlamalar yapılamaz7.
Görülmektedir ki, temsil yetkisi esas sözleşmede hüküm bulunması halinde başka bir veya birden fazla yönetim kurulu üyesine, diğer bir deyiş ile murahhas üyeye veya herhangi bir pay sahibi olması zorunlu olmayan üçüncü kişiye yani murahhas müdüre devredilebilir. Ancak her durumda en az bir yönetim kurulu üyesi temsile yetkili olarak kalmalıdır. Söz konusu devir halinde, temsile yetkili olanlar yönetim kurulunun kendisine tevdi ettiği tüm yetkiyle birlikte sorumluluğu da devralmış olurlar bu durumdandır ki, bu işlemlerden kendilerinin de sorumluluğu mevcuttur8.
III. TEMSİL YETKİSİNİN SINIRLANDIRILMASI (TTK m. 371/7)
A. Hükmün Uygulama Alanı
Kanun’un 10 Eylül 2014 tarihinde kabul edilen 131. maddesi uyarınca, TTK’nın 371. maddesine yedinci fıkra olarak yeni bir fıkra eklenmiş ve bu kapsamda temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerinin ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanmasına ve onların yetkisine getirilen her türlü sınırlamanın tescil ve ilanına izin verilmiştir.
Kanunen sicil nezdinde tescili gerekli olan hususların tescil ve ilanı iyiniyeti ortadan kaldırmaktadır ve bu da sicilin olumlu fonksiyonudur. TTK’nın yürürlüğe girmesinden önce uygulamada şirketlerin temsilcilerinin yetkilerindeki konu ve miktara ilişkin sınırlandırmalar imza sirkülerinde düzenleniyor, Sicil’de tescil ve ilan ediliyordu. Bunun sonucunda, ilgili imza sirküleri geçerli olmakla birlikte, kanunun cevaz vermediği bir yetki sınırlaması yapılmış olduğundan, sirkülerin tescil edilmiş olması, iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu fonksiyonunu işletmiyordu. Başka bir deyişle, şirket, şirket nam ve hesabına işlem yapan kişilerin imza sirkülerinde yer alan yetkilerini aşan işlemler gerçekleştirirler ise şirket imza sirkülerinde yer alan sınırlandırmaya aykırı olarak yapılan işlemler dolayısıyla bağlı bulunuyor ve işlemin yetkisiz temsilci tarafından gerçekleştirildiği ve/veya yetki aşımı ile ilgili hususun üçüncü kişi tarafından bilindiği şirket tarafından ispat edilmediği sürece, sirkülerin salt sicilde tescil edilmiş olması nedeniyle sorumluluktan kurtulamıyordu. Sonuç olarak, sicilin olumlu fonksiyonunu işletebilmek ve şirketlerin yetki sınırlandırmasını yasal olarak yapabilmelerini teminen pratikte şirketlerin uyguladığı bir kurumu yasal düzenleme gerekliliğini doğurmuştur.
Söz konusu ihtiyaç sebebiyle TTK’nın 371. maddesine; “(7) Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur.” fıkrası eklenmiştir. İşbu fıkra uygulama alanı bakımından temsil yetkisini devredecek ve sınırlayacak organ, temsil yetkisi dış ilişkide sınırlanabilecek temsilciler olmak üzere iki yönlü bir sınırlama öngörmektedir 9. Bu fıkradan yola çıkarak temsil yetkisinin sınırlandırılması ve devrine ilişkin olarak yetkinin kimlere hangi şartlar altında devredileceği ve devir sonucu yönetim kurulu üyelerinin sorumlulukları aşağıda ayrıca ele alınacaktır.
1. Temsil Yetkisi Bulunmayan Yönetim Kurulu Üyeleri
“Temsil yetkisinin kullanılması” başlığı altında da açıklandığı üzere, anonim şirketlerde temsil yetkisi TTK’nın 370. maddesi uyarınca herhangi bir veya birden fazla yönetim kurulu üyesine veya müdüre devredilebilir. TTK’nın 371. maddesinin yedinci fıkrasına dahil edilmiş olan “yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini” lafzı kanaatimizce TTK’nın 370. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen, yönetim kurulu tarafından temsil yetkisinin devredilebileceği murahhaslar ve müdürler ile TTK’nın 368. maddesi çerçevesinde yönetim kurulu tarafından atanan ticari mümessiller ve ticari vekillerdir. Nitekim, kendisine sınırlandırılmamış bir temsil yetkisi devredilmiş bir kimseye ayrıca yeniden sınırlı bir temsil yetkisi tanımak tutarsız olacaktır. Bu tarz bir tutarsızlıktan kaçınmak adına sınırlı temsil yetkisinin daha önce temsil yetkisi bulunmayan üyeye devredilmesi öngörülmektedir. Başka bir deyişle “temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyeleri”, açıklanmış olduğu üzere, kanundan doğan temsil yetkisi özgüleme veya devir suretiyle kaldırılan üye veya üyelerdir10. Dolayısıyla TTK’nın 371. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, yönetim ve temsil yetkisini haiz olan temsilcilerin temsil yetkisine getirilen konu ve miktar sınırlandırmaları Sicil tarafından tescil edilmemektedir.
2. Şirkete Hizmet Akdi ile Bağlı Olan Diğer Kişiler
Sınırlı temsil yetkisinin tanınabileceği diğer kişiler arasında “şirkete hizmet akdi ile bağlı olanlar” da bulunmaktadır. Söz konusu hükümde hizmet akdinden kastın belirli bir sözleşme mi yoksa arızi olmayan başka bir sözleşmeden mi bahsedildiği anlaşılmamaktadır. Hükümde her ne kadar şirkete hizmet akdi ile bağlı olanlar deniliyor olsa da uygulamada şirketi temsil edenler ile şirket arasında her zaman hizmet akdine dayanan bir sözleşme olmayabilir. Bu açıdan ele alındığında “hizmet akdi ile bağlı olanlar” ifadesini lafzı olarak yorumlamak yerine amaca göre yorumlamak daha doğru olacak ve yetkinin devredileceği kişinin sürekli olarak “şirket için hizmet görüyor olması” yeterli sayılacaktır 11.
TTK’nın 371. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca atanacak temsilciler ticari vekil12 veya diğer tacir yardımcısı13 sıfatını haiz olmalıdır. Doktrinde, “ticari vekil” kavramının nasıl anlaşılması gerektiği konusunda farklı yorumlamalar yapılmakta olup, konu ve miktar bakımından getirilecek olan sınırlamaların kimlere uygulanacağı konusunda farklı görüşler söz konusudur. Bir görüşe göre, ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 551 ve 552’de belirtilen kanuni temsil yetkilerine sınırlama getirilen ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları bu hüküm kapsamında görevlendirilebilir14.Dolayısıyla, kanundaki yetki kapsamının sınırlandırılması gerekmektedir 15. Diğer bir görüşe göre, “sınırlı yetkiye sahip ticari vekil” ifadesi doktrinde özel yetkili ticari vekilleri ifade etmektedir16.
B. Temsil Yetkisini Sınırlayabilme Şartları
1. Şirket Esas Sözleşmesinde Temsil Yetkisinin Sınırlandırılmasına İlişkin Hükme Yer Verilmesi
TTK 371. maddesinin eklenen yedinci fıkra hükmünde yukarıda belirtmiş olduğumuz üzere iç yönerge düzenleme hususunda TTK 367’ye atıf yapılmıştır. TTK 367 madde hükmünde, yönetim kurulunun esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi kısmen veya tamamen sınırlayabileceği belirtilmektedir. Aynı şekilde burada da, ticari vekil ve diğer tacir yardımcılarının tayinine ilişkin mevzuatta esas sözleşmede hükmün bulunmasına ilişkin bir hüküm yer almamakla birlikte, eklenen yeni fıkrada yönetim kurulu tarafından atanacak olan sınırlı yetkili ticari vekil ve yetkileri sınırlandırılmış olan diğer tacir yardımcıları bakımından bu yetkinin esas sözleşme ile verilmiş olması aranmıştır.
2. İç Yönerge Düzenleme – Tescil ve İlan
Eklenen yeni fıkranın ikinci cümlesi, “bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, TTK 367nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir.” hükmünü haizdir. Buna göre, “ticari vekil” veya “diğer tacir yardımcıları” sıfatıyla atanacak olanların yetkilerinin kapsamının açık bir şekilde iç yönergede belirtilmesi gerekmektedir. Bu durum, konu, miktar vs. bakımından sınırlama getirilmek suretiyle ticari vekilin veya diğer tacir yardımcılarının yapabileceği işlemleri saymak veya yapamayacağı işlemleri sınırlamak kaydıyla mümkün olmaktadır. Bu iç yönergede, temsilin devredileceği kişilerin isimleri yer almayıp yalnızca yetki devrine ilişkin genel hükümler yer almaktadır.
Bu düzenleme ile ilgili birtakım önemli hususları belirtmek gerekmektedir. Öncelikle, eklenen yeni madde hükmünde TTK 367’ye atıf yapılarak iç yönergeden söz edilmişse de, yönetim yetkisinin delegasyonuna ilişkin TTK 367 madde hükmü, iç yönergenin tescil ve ilanını zorunlu kılmayarak yalnızca üçüncü kişilerin iç yönerge hakkında bilgi almasına olanak tanımıştır. Oysaki, yeni hükümde iç yönergenin tescil ve ilan zorunluluğu tutulmuş ve sicilin olumlu fonksiyonunun etkileri devreye girmiştir. Bu durumda, TTK’nın 371. maddesinin 7. fıkrası ile 367. maddenin 2. fıkrası açıkça çelişmektedir. Dolayısıyla, sadece iç yönergenin yönetim kurulunca ticari vekil veya sınırlı tacir yardımcılarının atanmasını düzenleyen ilgili maddenin ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi gerekmektedir. Esasen iç yönergenin “ticari vekil ve diğer tacir yardımcılarının atanması”na ilişkin düzenleme dışındaki diğer hükümleri, üçüncü kişileri hiçbir şekilde ilgilendirmemektedir 17.
3. Yönetim Kurulunun Temsilci Atama Kararı ile Tescil ve İlanı
Temsil yetkisinin ticari vekil veya tacir yardımcısı olarak başka bir kişiye devredilmesi için düzenlenen ve tescil edilen iç yönergede bu kişilerin kimliklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Doğal olarak, yönetim kurulu bir iç yönerge düzenliyorsa atayacağı kişilere devredeceği yetkileri düzenlemiş olduğu bu iç yönerge ile düzenleyecektir. Bu iç yönerge çerçevesinde alacağı kararla (ilgili kararda iç yönergeye atıf yapılmaktadır) temsilin devredileceği kişiler tayin edilecek ve bu kişilerin atanmasına ilişkin karar da tescil ve ilan edilecektir. Belirtmek gerekir ki, iç yönergenin tescili diğer birçok hal gibi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. İç yönergenin tescili için kurucu nitelik hasrolunmadığından, iç yönergenin düzenlenmesiyle birlikte tescil olunmasa dahi hüküm doğuracaktır. Ancak, iç yönergenin düzenlenmiş olması temsil yetkisinin devri anlamında gelmediği için bu husus pratikte bir anlam ifade etmeyecektir.
C. Yönetim Kurulu Üyelerinin Müteselsil Sorumluluğu
TTK’nın 371. maddesinin son cümlesine eklenen yedinci fıkrası çerçevesinde, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyeleri ve şirkete hizmet akdi ile bağlı olan ve sınırlı yetkiye sahip ticari vekiller veya diğer tacir yardımcıları olarak atananların üçüncü kişiye verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu üyelerinin müteselsilen sorumlu olacağı belirtilmiştir. Diğer bir taraftan, TTK 371 çerçevesinde temsil yetkisinin sınırlandırılmasına ilişkin yetkinin devredildiği kimseler dışında kalan yönetim kurulu üyeleri sorumlu tutulmamıştır. Hatta, TTK 553’ün ikinci fıkrası, kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak başkasına devreden organlar veya kişilerin, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edildiği durumlar hariç olmak üzere, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmayacaklarını hükme bağlamıştır.
Görülmektedir ki, yetki devri halinde, TTK 553’ün ikinci fıkrası yönetim kurulu üyelerinin sorumsuzluğu ilkesini gözetirken, TTK 371’in yedinci fıkrası yönetim kurulu üyelerinin müteselsil sorumluluğunu düzenlemiştir. Aynı şekilde, TTK 553’te yönetim kurulu üyelerine gerekli özeni gösterdiklerini ispat ettikleri sürece sorumluluktan kurtulma imkanı tanınırken, TTK 371’de yönetim kurulu üyelerine sorumluluktan kurtulma imkanı getirilmemiş ve hatta temsil yetkisi devredilen kimse ile müteselsil sorumlu olacağı ifade edilmiştir. Bir diğer önemli husus da, TTK 371’in yedinci fıkrasında belirtilen “müteselsil” sorumluluğun TTK 557 çerçevesinde zarara birden çok kişinin sebep olması halinde, zarardan sorumlu olanların her birine kusuru oranında gidilecek olan “farklılaştırılmış teselsül” kavramının uygulanıp uygulanmayacağı sorunudur. Kanaatimizce buradaki teselsül tam teselsül olmalıdır. Çünkü zaten yetkiler sınırlandırılarak ve bunun tescili zorunlu hale getirilerek üçüncü kişilerin menfaatleri geri plana bırakılmıştır. Dolayısıyla, tam teselsülün uygulanması halinde, doğabilecek olumsuz sonuçların önüne geçilebileceği düşüncesindeyiz.
D. Ultra Vires İlkesinin Kalkması ve 371/7 Hükmü Arasındaki Sorunsal
Yukarıda da değindiğimiz üzere TTK ile hukuk sitemimiz ultra vires ilkesini terk etmiş ve bu düzenleme ile modern hukuk ülkelerinin çerçevesine yaklaşmıştır. Bu ilkenin terkedilmesi sonucunda şirket ile işlem yapan üçüncü kişilerin işlem güvenliği sağlanmış olmaktadır 18.
Anonim şirketler artık işletme konusu dışında da işlem yapabilecektir ve işlem yaptığı tarafların bunu bilmesi hali dışında yapılan bu işlemler ile şirket, bağlı hale gelecektir. İşletme konusunun şirketin esas sözleşmesinde yazılması ve bu hususun tescil ve ilan olması üçüncü kişilerin bunu bildiği anlamında gelmemektedir.
TTK’nın 371. maddesinin yedinci fıkrası ile gelen düzenleme ile bu kapsam daraltılmış, sınırlandırılmış ve tescil zorunluluğu getirilerek üçüncü kişilerin işlem güvenliği zedelenmiştir. Şu halde, iç yönergede mevcut bulunan bir sınırlamanın dışına çıkılması halinde üçüncü kişiler korunmayacak, şirket bu işlemle bağlı olmayacaktır. Bu iki hususu ayrı ayrı ele aldığımızda sistemsel ve içsel açıdan bir tutarsızlık görülmektedir. Düzenleme bir yandan şirkete işletme konusu dışında da hak ehliyeti tanıyıp bu işlemlerle şirketi bağlarken, diğer yandan sınırlandırmaya ilişkin TTK’nın 371. maddesinin yedinci fıkrası arasında çelişki yaratmaktadır.
IV. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Anonim şirketlerin temsil yetkisi yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu sınırsız ve/veya sınırlı temsile yetkili kişilerin temsil şeklini belirler, tescil ve ilan eder ve dilerse yetkililerden en az birisi yönetim kurulu üyesi olmak kaydıyla temsil yetkisini bir veya birden fazla murahhas üyeye veya müdür sıfatıyla üçüncü kişilere devredilebilir.
TTK’nın 371. maddesinde “şirketin, amacına ve işletme konusuna giren her türlü işlerle ve hukuki işlemlerle bağlı olacağı” kabul edilmiş ve “ultra vires ilkesinin” kalktığı savunulmuştur. Diğer yandan, içerisinde birtakım eleştiriler barındıran TTK 371. maddeye eklenen yeni fıkra ile, tescil ve ilan edilen iç yönerge, sınırlı yetkili ticari vekilleri veya diğer tacir yardımcılarının temsil yetkilerine getirilen sınırlamalar bakımından üçüncü kişileri bu durumdan haberdar olma yükümlülüğü altına sokmuştur. Böylelikle, temsil yetkisinin sınırlandırılmasına ilişkin iç yönergenin tescil ve ilan edilmesiyle, üçüncü kişilerin sınırlandırılan işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya mevcut koşullar gereği, bilebilecek durumda bulunduğunu ispat etmenin mümkün olmayacağı, tacirler ve tacirler dışında da herkesin Sicil kayıtlarına bakmadan işlem yapamayacağı bir sistem getirilmiştir.
TTK’nın 553. maddesinin ikinci fıkrası “Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hali hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar.” hükmünü haizdir. Bu kapsamda, TTK 371 çerçevesinde temsil yetkisinin sınırlandırılması halinde yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulamayacaklarından söz edilirken, eklenen yeni hüküm ile yetkisi sınırlanan ticari vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının, üçüncü kişilere verecekleri her türlü zarardan dolayı yönetim kurulunun müteselsilen sorumlu olacağı belirtilmiştir.
Komandit, paylı komandit, kollektif, gerçek kişi ve tacirlerin istisna tutulduğu ve yalnızca anonim ve limited şirketler bakımından öngörülmüş olan bu yeni düzenleme ile yönetim kurulu tarafından atanan kişilerin görev ve yetkileri, TTK 367. maddeye göre hazırlanacak iç yönerge ile belirlenebilecek ve şirketin temsili bakımından yetki sınırlaması düzenlemesi getirmek isteyen, fakat bu sınırlamayı imza sirkülerine yansıtamayan şirketler için yeni bir imkân tanınacaktır.
Getirilen yeni hükmün içinde barındırdığı ifade zaafları, TTK çerçevesinde yer alan düzenlemelerle çelişki oluşturması, düzenlemelerin yanlış yerde yapılması vb. nedenlerle uzun bir süre boyunca eleştirtileceği düşüncesindeyiz. Bununla birlikte, belirsiz kalan soruların cevaplarını Yargıtay’ın konu ile ilgili uyuşmazlıklarda vereceği kararlarda bulabileceğimizi ayrıca belirtmek isteriz.
KAYNAKÇA
Hasan Pulaşlı “6552 Sayılı (Torba) Kanunla Türk Ticaret Kanununa Eklenen Yeni Hükümlerin Değerlendirilmesi”, Legal Hukuk Dergisi 142, 2014
Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Ankara 2014
İsmail Kırca, “TTK m. 371 f.7 Hakkında Bir İnceleme: AB’ye Üyelik Yolunda Geri Adım”, Banka ve Ticaret Dergisi, C. XXX, 2014
Mehmet Özdamar, “6552 Sayılı Kanun İle TTK’da Yapılan Değişiklikler Çerçevesinde Anonim Şirketin Temsili”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XVIII, 2014
Necla Akdağ Güney, “6552 Sayılı Torba Kanun ile TTK md.371’e Eklenen Yedinci Fıkraya İlişkin Değerlendirmeler” Elektronik Nehir Dergi Halil Arslanlı Bilim Arşivi 2014 (Erişim: 27.05.2016) http://arslanlibilimarsivi.com/node/25 Ünal
Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2015
DİPNOT
1 14.02.2011 tarih, 27846 sayılı Resmi Gazete (RG).
2 6552 sayılı “İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Torba Kanun” (“Kanun”) m. 131-132; 11.09.2014 tarih, 9116 sayılı RG.
3 Mehmet Özdamar, “6552 sayılı Kanun ile TTK’da Yapılan Değişiklikler Çerçevesinde Anonim Şirketin Temsili”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi XVIII, 2014, s. 14.1.
4 Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2015, s. 256.
5 Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Ankara 2014, s. 1101.
6 Özdamar, s. 144
7 Pulaşlı, s. 1107.
8 Pulaşlı, s. 1107.9 Necla Akdağ, “6552 sayılı Torba Kanun ile TTK MD. 371’e Eklenen Yedinci Fıkraya İlişkin Değerlendirmeler”, Arslanlı Bilim Arşivi 1 2014, s.11. http://arslanlibilimarsivi.com/node/25 (Erişim: 27.05.2016)
10 Veliye Yanlı, Gül Okutan Nilsson, “Anonim ve Limited Şirketlerde Sınırlı Temsilci Tayini”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi 4, 2014, s. 7
11 Yanlı, Nilsson, s. 13.
12 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 551.
13 TBK m. 552
14 İsmail Kırca, “TTK m. 371 f.7 Hakkında Bir İnceleme: AB’ye Üyelik Yolunda Geri Adım”, Banka ve Ticaret Dergisi C. XXX, 2014 s. 26, 28-29.
15 Yanlı, Nilsson, s. 14.
16 Akdağ Güney, s. 3, 13,17, 23
17 Hasan Pulaşlı, “6552 Sayılı (Torba) Kanunla Türk Ticaret Kanununa Eklenen Yeni Hükümlerin Değerlendirilmesi”, Legal Hukuk Dergisi 142, 2014, s. 46.
18 Tekinalp, s. 262.







