ÖZET
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 138. maddesinde düzenlenmiş olan aşırı ifa güçlüğü, sözleşmenin taraflarca imzalanmasından sonra, ancak ifasına başlanmadan önce veya sözleşmenin ifasına başlanıp da ifa tamamlanmadan önce sözleşmedeki şartların öngörülemeyen bir şekilde değiştiği durumlarda uygulama alanı bulan bir düzenlemedir. Sözleşme serbestisinin esas olduğu hukuk sistemimizde, tarafların eğer var ise sözleşmelerinde yer alan uyarlama hükümleri çerçevesinde; sözleşmede buna yönelik bir düzenleme bulunmaması ya da bulunan hükümlerin çalıştırılamaması halinde ise TBK 138. madde uyarınca mahkemeye başvurarak para borçları da dâhil ağırlaşan edim yükümlülüklerini uyarlama imkânları bulunmaktadır.
I.GİRİŞ
Sözleşme ilişkisine giren taraflar arasında söz konusu ilişki çerçevesinde bir menfaat dengesinin oluşacağı muhakkaktır. Ancak Sözleşmenin kurulmasından sonra, tarafların önceden öngöremeyeceği, beklenmedik haller oluşabilmekte ve sözleşmenin ifa koşulları tarafların biri aleyhine ağır biçimde değişebilmektedir. Bu nedenle, söz konusu değişiklikten etkilenen tarafın edimini yerine getirmesi, kendisinden iktisaden beklenemeyecek şekilde ağırlaşmakta ve sözleşme ilişkisine girilirken oluşmuş bulunan menfaat dengesi bozulmaktadır. Meydana gelen değişiklikler ve bunların menfaat dengesine etkisi bazı durumlarda öylesine büyük olmaktadır ki her ne kadar; Sözleşmeler Hukuku’nda ahde vefa ilkesi geçerli olsa da, menfaat dengesi aleyhine değişen tarafın edim yükümlülüğünü sözleşmede mutabık kalınan şekilde yerine getirmesi, dürüstlük kuralına ve hakkaniyete aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle, kanun koyucu “sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması” ilkesini benimseyerek ahde vefa ilkesine mutlak bir biçimde bağlı kalınmasına bir istisna getirmiş, hâkime taraflar arasındaki menfaat dengesini Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) “Aşırı İfa Güçlüğü” başlıklı 138.maddesi uyarınca tekrardan tesis edebilme imkânı tanımıştır.
Çalışmamızda, taraflardan birinin asli edim yükümlülüğünün bir miktar paranın karşı tarafa ödenmesi, bir başka deyişle para borçlarının TBK’nın 138. maddesi çerçevesinde uyarlanması değerlendirilmiştir.
II. UYARLAMA TEORİLERİ
Çeşitli hukuk sistemlerinde sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasında emprevizyon (beklenmeyen hal) ve clausula rebus sic stantibus (sözleşmenin geçerliliği kurulduğu andaki şartlara bağlıdır) teorileri benimsenmiştir. Türk Borçlar Kanunu tasarısında yer alan 138. maddenin gerekçesinde ise “… Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, işlem temelinin çökmesine ilişkindir.” denilerek Türk Hukuku’nda, Alman ve İsviçre Hukuku’nda olduğu gibi emprevizyon yani işlem temelinin çökmesi teorisi kabul edilmiştir1. İşlem temelinin çökmesi teorisi dayanağını Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralından almaktadır.
İşlem temelinin çökmesi teorisi uyarınca, aşırı ifa güçlüğü, sözleşmenin akdedilmesine dayanan olguların, sözleşmenin kurulması sırasında tarafların öngöremeyecekleri, hesaba katmalarının beklenemeyeceği olağanüstü durumların ortaya çıkmasıyla esaslı şekilde değişmesini, sözleşmede edimler arasında kurulan dengenin bozulmasını, borçlu için sözleşme koşullarında borcun ifasının beklenmesinin dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde ağırlaşmasını ifade etmektedir2.
III. PARA BORÇKARININ UYARLANDIĞI SÖZLEŞMLER VE UYARLANMAŞARTLARI ŞEKİLLERİ
Uyarlama, edimin tek bir defada ifa edilmediği sürekli borç ilişkisi yaratan ve her iki tarafa da borç yükleyen sözleşmeler için öngörülmektedir. Ancak, sözleşmede ani edimli borç ilişkisi düzenlenmesine rağmen, sözleşmenin kuruluşu ile edimlerin ifası arasına belirli bir zaman giriyorsa bu sözleşmeler de uyarlanabilmektedir.
Uyarlama yapılmadan önce, sözleşmenin kurulması esnasında dikkate alınan ekonomik durum nezdinde borçlanılmış olan edimlere bakmak gerekmektedir. Nitekim uyarlamanın gündeme gelmesinin bir nedeni de sözleşme ekonomisinin bozulmasıdır3. Uyarlama, borçlunun edim yükünün azaltılması veya karşı edimin arttırılması şeklinde yapılabileceği gibi vadelerin veya ifa şeklinin değiştirilmesi şeklinde de yapılabilmektedir. Uyarlama Sözleşmesi’nin uyarlanması, edimin tek bir defada ifa edilmediği sürekli borç ilişkisi yaratan sözleşmeler bakımından öngörülmüştür.
IV. PARA BORÇKARININ DEĞİŞEN KOŞULLARA UYARLANMASININ ŞARTLARI
A. Şartların Sözleşme Sonrasında Öngörülemez Olması Veya Öngörülmesi Beklenmeyecek Bir Şekilde Borçlu Aleyhine Değişmesi
Koşullardaki hangi değişikliklerin sözleşmenin uyarlanmasında dikkate alınması gerektiği konusunda doktrinde farklı görüşler mevcuttur.
Hâkim görüşe göre, sosyal felaket niteliğinde, olağanüstü ve genel nitelikte bir olayın gerçekleşmesi gerekmektedir4. Yargıtay da birçok kararında uyarlama için olağanüstü koşulların varlığını aramakta5. öngörülemezlik unsuru üzerinde detaylı değerlendirmeler yapmakta ve her bir olay bakımından objektif öngörülemezliğin yerine gelip gelmediğini araştırmaktadır6. Bu itibarla, beklenmedik hal teşkil eden hallere örnek olarak; salgın hastalık, savaş, ekonomik krizler, döviz kurundaki ani düşüşler nedeniyle paranın değerinin önemli ölçüde düşmesi gösterilebilir.
İşbu metnin yazıldığı tarihte halen güncelliğini koruyan Coronavirüs Salgını7 anılan özellikleri bünyesinde barındıran bir örnek teşkil etmektedir. Salgın nedeniyle ticari şirketlerin salgından önce akdettikleri sözleşmelerin ifasında güçlük yaşadıkları, bazı sözleşmelerin ise ifasının imkânsızlaştığı görülmektedir. Karantina ilan edilmesi, bazı ticari faaliyetlerin durdurulması ya da ara verilmesi, ihracat/ithalat yasağı getirilmesi ve benzeri önlemler nedeniyle para borcunu ifa etmesi oldukça güçleşen taraf, sözleşmenin karşı tarafından sözleşme bedelinin uyarlanmasını talep edebilecektir. Uyarlama için her iki tarafın uyarlama şartları üzerinde anlaşması veya TBK 138. madde uyarlama davası yoluyla hâkimden uyarlama talep edilmesi gündeme gelebilecektir.
B. İfayı Güçleştiren Beklenmedik Hallerin Meydana Gelmesinde Borçlunun Kusurunun Bulunmaması
Sözleşmenin değişik koşullara uyarlanabilmesi için ortaya çıkan durumun borçlunun kusurundan kaynaklanmaması ya da borcun ifasının güçleşmesinde borçlunun kusurunun, ihmalinin bulunmaması gerekir. Borçlunun kusuru üç açıdan ele alınmaktadır. İlk olarak olağanüstü ve genel nitelikte bir olayın, borçlu kusuru olmadan ortaya çıkmış olması gerekir. Ayrıca edimin ifasının beklenmeyecek derecede ağırlaşmasında borçlunun kusuru bulunmamalıdır. Son olarak da borçlunun kendi kusuru ile temerrüde düşmemiş olması gerekmektedir.
Borçlunun kusuru olmamasına ilişkin ilk koşul, TBK 138. maddesinde "…borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar…" ifadesi ile kanunda yer bulmuştur. Bu hükme göre, söz konusu olağanüstü durum borçlunun etki alanından kaynaklanan bir nedenden doğmamalıdır. Bu bakımdan anılan madde, TBK 112. ve 116. maddeleri ile de uyumluluk arz etmektedir. Söz konusu hükümlere göre, borçlu edimin ifasını kusuru ile imkânsızlaştırırsa, borcundan kurtulamaz. İmkânsızlıkta dahi imkânsızlığa kendi kusuru ile yol açan kişinin borcu sona ermemektedir; dolayısıyla imkânsızlıktan daha düşük derecede yer alan aşırı ifa güçlüğünde, söz konusu durumun ortaya çıkması kendisine isnat edilebilen kişi için de evleviyetle aynı sonucun kabul edilmesi gerekmektedir8. İkinci kusur hali ise uyarlama talep eden borçlunun edimin ağırlaşmasında kusuru bulunması halidir. Bu durumda, borçlu uyarlama talep edebilse dahi kendi kusuru ile artan sözleşme rizikosuna kendisi katlanacaktır9. Üçüncü durum ise, borçlunun temerrüt durumuna kendi kusuru ile düşmesi halidir. Bu durumda borçlunun sözleşmede öngörülen parasal nitelikteki borçlarını TBK 138. maddesine dayanarak uyarlama talebinde bulunması mümkün olmayacaktır. Ancak borçlu, temerrüt halinin kendi kusurundan kaynaklanmadığını ispat ederek TBK. m. 119/2 hükmündeki; “Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.” ifadesine dayanarak uyarlama talep edebilecektir.
C. Değişen Koşullar Nedeniyle Tarafların Yüklendikleri Edimler Arasındaki Dengenin Aşırı Ölçüde Bozulmuş Olması
Sözleşmenin kurulduğu sırada var olan edimler arasındaki denge, sonradan meydana gelen ifayı güçleştiren olağanüstü ve beklenmedik bir hal nedeniyle bozulmalıdır. Aşırı ifa güçlüğü sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olup borçlu tarafından fark edilememiş ise, uyarlama hükümlerinden yararlanılamayacağı kabul edilmektedir. Edim dengesinin hangi durumlarda sözleşmenin uyarlanması imkânı tanıyacak derecede bozulduğu, hâkim tarafından her sözleşme için ayrıca değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, normal riziko sınırını aşan durumlarda, edimler arasındaki dengenin bozulduğu kabul edilebilecektir. Belirtmek gerekir ki, edimler arasında meydana gelen dengesizliğin, taraflardan birinin iktisaden mahvolmasına yol açacak nitelikte olması şart değildir. Sözleşmenin kurulmasından sonra, koşullardaki değişiklik ile edimlerin ifa edilmesini istemenin dürüstlük kuralı uyarınca beklenemeyeceği hallerde, edimler arasında baştan var olan dengenin aşırı ölçüde bozulmuş olduğunun kabulü gerekmektedir10.
D. Edimlerin Henüz İfa Edilmemiş Olması veya İfanın Aşırı Ölçüde Güçleşmesinden Doğan Haklar Saklı Tutularak İfa Edilmiş Olması
Borçlunun sözleşme konusu para borcunu ifa etmesi ile borç sona erer. Bu sebeple, ifa gerçekleştiği takdirde uyarlanması talep edilecek bir borç bulunmayacağından uyarlama da söz konusu olmayacaktır. Doktrindeki hâkim görüşe göre, kısmi ifa hallerinde, uyarlama ifa edilmemiş para borçları için talep edilebilecektir. Bununla beraber, edimin ifası ihtirazi kayıt konarak gerçekleştirilmişse uyarlama TBK 138. maddede belirtildiği üzere mümkün olabilecektir. İhtirazi kayıt, muayyen hakları kullanmak serbestisini muhafaza etmek isteyen tarafın bu husustaki vaki beyanıdır. Örneğin Yargıtay, 2015 tarihli bir kararında temel kazısında öngörülemeyen yeraltı sularının ortaya çıkması sebebiyle fiyat farkı alacağının tahsili istemli davada, işin tamamlandığını ve teslim sırasında geçici kabul tutanağında uyarlama ile ilgili ihtirazi kayıt bulunmadığını, dolayısıyla uyarlama istenmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir11.
E. Kanunda veya Sözleşmede Değişen Koşullara İlişkin Herhangi Bir Hüküm Bulunmaması
Hâkim ilk olarak değişen hal ve koşullara ilişkin olarak sözleşmede veya kanunda herhangi bir hüküm bulunup bulunmadığına bakmaktadır. İsviçre Hukuku’nda hâkim görüş, sözleşmelerin değişen koşullara uyarlanmasını, sözleşmenin tamamlanması sorunu olarak ele almaktadır; bu bağlamda, sözleşmelerin değişen koşullara uyarlanması sözleşmede var olan risk veya uyarlama boşluğunun hâkim tarafından doldurulması suretiyle olacaktır. Sözleşmede ortaya çıkan yeni duruma ilişkin bir hüküm yoksa hâkim sözleşme boşluğunu doldururken sözleşmede yer alan risk dağılımı ilkelerini dikkate alarak bunları kıyasen genişletip ortaya çıkan yeni duruma göre sözleşme boşluğunu dolduracaktır12.
Eğer sözleşmede veya kanunda para borçlarının uyarlanması ile ilgili bir hüküm varsa, taraflar aralarında anlaştıkları takdirde akdedecekleri bir tadil ya da uyarlama protokolü ile aralarındaki sözleşmeyi yeniden düzenleyerek yeni koşullara uyarlayabilme imkânına sahiptirler. Böyle bir hüküm bulunmadığı hallerde ise, borçlu taraf TBK 138. maddeye dayanarak edim konusu para borcunun uyarlanmasını mahkemeden talep edebilir.
V. DÖVİZ ÜZERİNDEN YAPILAN SÖZLEŞMELERDEN DOĞAN PARA BORÇLARININ TBK 138. MADDESİ UYARINCA UYARLANMASI
TBK 138. maddesinin 2. fıkrası “Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” demek suretiyle döviz kurlarındaki ani değişimler sebebiyle bozulan edim dengeleri için de sözleşmelerin açıkça uyarlanabileceğini belirtmektedir. Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2013/16898 E.2014/18895 K. sayılı ilamında da “... dövizle borçlanmalarda uyarlama istenebileceği gözetilmelidir.” demek suretiyle yabancı para borçlarının uyarlanabileceğini ifade etmiştir. Bu minvalde, yabancı para borçları bakımından döviz kurunda öngörülemez bir artış olmuşsa ve bunun sonucunda taraflardan biri dürüstlük kuralına aykırılık oluşturacak şekilde ifa güçlüğüne düşmüşse TBK 138/2 hükmünden faydalanabilecektir. Ancak önemle belirtmek gerekir ki, Yargıtay’ın bu konuda öngörülemezlik şartının sağlanması bakımından farklı kararlar olabilmektedir. İlk görüş, döviz kurundaki artışın öngörülemez bir artış olduğu zaman TBK 138. maddesinin uygulanması gerektiğidir. Diğer görüş ise, Türkiye’nin ekonomik şartları düşünüldüğünde, döviz kurundaki ani ve yüksek değişikliklerin öngörülemez nitelik taşımadığını savunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2014/13-1614 E., 2014/900 K., 12.11.2014 T. sayılı ilamında, “Uyuşmazlık; “Konut Finansman Kredi Sözleşmesinin uyarlama koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. Davacı Japon Yeni’nin TL karşısında aşırı değer kazandığını ve bu suretle işlem temelinin çöktüğünü ileri sürerek uyarlama talebinde bulunmuştur. Türkiye’de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşamamaktadır. Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının her an değişebileceği bir gerçektir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin aniden oluşmadığı, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği bilinmektedir. Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülemezlik unsuru oluşmamıştır.” denilmek suretiyle meydana gelen değişikliğin öngörülmemiş veya öngörülmesi mümkün olmayan bir husus olması şartını her somut olayda değerlendirmesi gerektiğini ve bu şartlar olmadığı zaman döviz üzerinden yapılan sözleşmelerin uyarlaması isteminin reddi gerektiğini belirtmiştir. Buna karşılık, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2013/16898 E.,2014/18895 K, 13.06.2014 T. sayılı kararında “... Mahkemece Türk Lirası’nın değer kaybettiğinin kolayca bilinebilecek ve öngörülebilecek bir husus olduğu vurgulanmış ancak bu hususta hangi objektif kriterlerin bulunduğu açıklanmamıştır. Sadece önceki krizler gösterilmiştir.” diyerek yerel mahkeme kararını bozmuş ve uyarlamaya karar vermiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.10.2003, E. 2003/15-599, K. 2003/599, sayılı kararında “Türkiye'de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşulamamaktadır. Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının her an değişebileceği bir gerçektir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin aniden oluşmadığı, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği bilinmektedir. Davacı tacirin ekonomik krizin işaretlerinin belli olduğu bir dönemde, Şubat 2001 krizinden bir ay önce taşınmazda kiracı olarak oturmakta iken üstelik bir müzayaka olmadan yabancı para üzerinden kira sözleşmesi yapması, basiretli bir tacir olarak davranmadığını göstermektedir. Bu itibarla tacir olan davacı yönünden, uyarlamanın temel koşullarından biri olan "Sonradan ortaya çıkan olguların tahmin edilemez nitelikte olması veya olgular tahmin edilebilmekle birlikte, bunların sonuçlarının somut olaya etkilerinin bu derecede ağır olabileceğinin öngörülememiş olması" unsuru gerçekleşmemiştir.” diyerek tacirin döviz fiyatlarındaki artışı önceden öngörebileceğine ilişkin kararlar da vermiştir.
VI. YABANCI PARA BİRİMİ İLE BELİRLENEN KİRA BEDELLERİNİN TBK 138. MADDESİ UYARINCA UYARLAMASI
Yabancı para birimi ile belirlenen kira sözleşmelerinin uyarlanması ise TBK’da ayrıca düzenlenmiştir. Kira bedelinin uyarlanması, dava tarihinden ileriye doğru geçerli olacak şekilde yapılmaktadır. Dava tarihinden önceki kiralar içinse uyarlama talep edilemeyecektir. TBK'nın 344. maddesine göre; "Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır." Ancak önemle belirtmek gerekir ki, Yargıtay içtihatlarında; “Türkiye'de ekonominin kötü gidişine bağlı olarak döviz kurlarındaki yükselmeler, devalüasyonlar gibi sıkıntılar öngörülemez değildir. Dolayısıyla taraflar buna dayanarak aşırı ifa güçlüğü olduğu ve işlem temelinin çöktüğünü ileri süremezler.” görüşü hâkimdir. İşbu görüş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından emsal nitelikteki bir kararla da açıkça ifade edilmiştir13.
Yabancı para birimi ile belirlenen kira bedellerine ilişkin, 12 Eylül 2018 tarihli Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasına Dair 2018-32/51 Numaralı Tebliğ ile sözleşme bedellerinin döviz ile belirlenmesine kısıtlamalar getirilmiştir. Türkiye’de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacağı düzenlenmiştir.
VII. DÖVİZE ENDEKSLİ TÜKETİCİ KREDİLERİNDEN DOĞAN PARA BORÇLARININ TBK 138. MADDESİ UYARINCA UYARLANMASI
Tüketiciler, faizlerin düşük olmasından ötürü ödeyeceği taksitlerin miktarının daha az olması için dövize endeksli kredi kullanmaktadırlar. Kredi borçlarının ifası zamana yayıldığı için, piyasanın ekonomik durumunda değişiklikler meydana gelebilmekte veya döviz zaman içerisinde değerlenebilmektedir. Bu durum borçlu taraf yönünden edim dengesinin bozulması sonucunu doğurabilmektedir14. Bu nedenle, dövize endeksli kredi alan tüketiciler, TBK 138. madde uyarınca ödeyecekleri para borçlarının uyarlanmasını hâkimden talep edebilmektedirler. Her ne kadar, Bakanlar Kurulu’nun, “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar Hakkında Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'ın yürürlüğe konulması ile dövize endeksli tüketici kredisinin alınması artık mümkün olmasa da, hâlihazırda kullanılmış ve ödemeleri devam etmekte olan bu türden krediler bulunmaktadır. Söz konusu kredilere ilişkin olan uyarlama talepleri halen devam etmektedir.
VIII. KEFALET VE GARANTİ SÖZLEŞMELERİNDEN DOĞAN ARA BORÇLARININ TBK 138. MADDESİ UYARINCA UYARLANMASI
Kefalet ve garanti sözleşmeleri gibi kişisel teminat sözleşmelerinde teminat verenin borcu para borcu olup bu sözleşmeler tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir. Uyarlama yapılan sözleşmelerde ise edim-karşı edim ilişkisi yer almakta ve uyarlama ile birlikte bu edimler arasındaki denge tekrardan sağlanmaktadır. Bu bakımdan, ilke, her iki tarafa da borç yükleyen sözleşmelerin uyarlanmasıdır. Dolayısıyla, tek tarafa borç yükleyen kefalet ve garanti sözleşmelerinde uyarlama talep edilip edilemeyeceği tartışmalı olup bu sözleşmelerde uyarlama yapılıp yapılamayacağının üzerinde durulması gerekmektedir. Öğretideki bazı yazarlar sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasının sadece iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde söz konusu olabileceğini, tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerinin uyarlanamayacağını kabul etmişlerdir15. Ancak Baysal, TBK 138. madde hükmünün amacının adaletin sağlanması olduğundan bahisle, tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerde de değişen koşullar karşısında sözleşme adaletinin sağlanması ihtiyacı ortaya çıkabileceğini belirterek kefalet ve garanti sözleşmelerinde de uyarlamanın kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır16. Kefilden ve garanti verenden borcun ifasının talep edilmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebileceği hallerde, bu sözleşmelerden doğan para borcunun aşırı ifa güçlüğü haline dayanılarak TBK 138. maddesi uyarınca uyarlanması talep edilebilecektir. Borçlu, borç ilişkisiyle bağlantısını koparması ihtimali yaratacak derecede üstün çabalarla edimini ifa etmek durumunda kalırsa sözleşmenin uyarlanmasını isteyebilecektir17.
IX . UYARLAM DAVASININ SONUÇLARI
A. Sözleşmenin Uyarlanması
Sözleşmenin uyarlanması, asli veya yan edimlerin hâkim tarafından değiştirilmesi veya sözleşme içeriğinde başka bir değişiklik yapılması suretiyle olmaktadır. Bu itibarla taksitli ödeme, kısmi ödeme, faizin indirilmesi, kaldırılması, ifa yeri ve zamanının değiştirilmesi, sözleşme süresinin uzatılması ya da kısaltılması hâkim tarafından yapılabilecek uyarlama şekillerine örnek olarak verilebilir. Hâkim, uyarlama miktarı ve yöntemini belirlemede serbesttir ancak sözleşmenin uyarlanmasını talep eden tarafın tacir olması durumunda, hakimin “basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğünü” göz önüne alarak bir değerlendirme yapması beklenmektedir. Hâkim, davacının talep ettiği uyarlama tarzından farklı bir uyarlama da yapabilir. Bu durum daha çok kira bedellerinin TBK 138. maddesi uyarınca uyarlanmasında görülmektedir. Örneğin, kiracı kira bedelinde uyarlama istediği halde, hâkim sözleşmenin kira artırım şartlarında uyarlama yapabilir veya sözleşmenin süresini kısaltabilir. Hâkim, taraflar arasındaki menfaat ve edim dengesine hakkaniyet ölçüsünde en uygun olan uyarlama yöntemini seçmelidir. Uyarlama, hâkim kararıyla gerçekleşeceği için inşai nitelikte bir karardır18. Belirtmek gerekir ki, uyarlama davası devam ederken borçlu, sözleşmeden doğan para borcunu ifa etmeye devam etmekle yükümlüdür.
B. Sözleşmenin Sona Erdirilmesi
Sözleşmenin sona erdirilmesi de bir uyarlamadır. Her iki taraf da sözleşmenin sona erdirilmesini talep ederse hâkim sözleşmenin içeriğinin değiştirilmesi yoluyla uyarlama yapamaz. Bu bakımdan hâkim, tarafların talepleri ile bağlıdır19.
C. Tazminat
Hâkim, uyarlama olarak sözleşmenin sona erdirilmesi yolunu seçmişse, şartların değişmesinden kaynaklanan riskin taraflar arasında dengeli bir şekilde paylaştırılması amacıyla tazminata hükmedebilmektedir. Bazı yazarlar söz konusu tazminatı “risk paylaşım bedeli” olarak addetmektedirler20. Tazminata hükmedilmesi halinde tazminat, alacaklının sözleşmenin sona erdirilmesi için yaptığı masraf ve giderleri karşılamaya yetecek kadar olmalıdır. Örneğin alacaklının sözleşmenin sona ermesi için yatırmış olduğu vergi ve harçlar tazminat kapsamına dahil masraflardır.
D. SONUÇ
Taraflar arasındaki akdi ilişkilerde esas ilke ahde vefa, yani sözleşmeden doğan yükümlülüklere bağlı kalınmasıdır. Bu nedenle, sözleşmenin kurulmasından sonra uyarlama ya da sözleşmeden dönme istisna teşkil etmekte olup; ancak kanunda ve/veya sözleşmede değişen koşullara ilişkin herhangi bir hükmün bulunmadığı durumlarda, sözleşmenin kurulmasından sonra öngörülemeyen, öngörülebilmesi beklenmeyecek olağanüstü bir değişikliğin meydana gelmesi, uyarlama isteyen tarafın kusurunun bulunmaması, tarafların yüklendikleri edimler arasındaki dengenin edimin talebinin dürüstlük kuralına aykırı nitelik teşkil edecek seviyede borçlu aleyhine bozulmuş olması, edimin henüz ifa edilmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklar saklı tutularak ifa edilmiş olması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması halinde uyarlama yapılabilmektedir.
KAYNAKÇA
GÜLMELAHAT DOĞAN, “Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara 2014
AYŞE HAVUTÇU, “İfa Engelleri ve İfa Engellerine Bağlanan Hukuki Sonuçlar”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, İstanbul 2011
İREM TOPRAKKAYA BABALIK, “Korona Virüs Salgınının Kira Sözleşmelerine Etkisi, Geçici İfa İmkansızlığı, İfa Güçlüğü Ve Uyarlama”, (Erişim Tarihi, 27.05.2020) Https://Blog. Lexpera.Com.Tr/Korona-Virus-Salgininin-Kira-SozlesmelerineEtkisi-Gecici-İfa-İmkansizligi-İfa-Guclugu-Ve-Uyarlama/
Yargıtay. Hukuk Genel Kurulu, T.07.05.2003, E. 2003.13-332, K. 2003/340.
AHMET KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23.Baskı, Ankara 2019
PELIN, ÇAVDAR, AYBIKE KARACA,“Türk Hukukunda Aşırı İfa Güçlüğü Ve Toplu İş Sözleşmesine Uygulanabilirliği”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi Cilt 23 Sayı 3, İstanbul 2017
SELIN GÜLBAHAR SÜZGÜN, “Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanması”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2018
MEHMET TEZCAN, “Clausula Rebus Sic Stantibus İlkesi Ve Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004
Yargıtay 13. H.D., T. 13.06.2014, E. 2013/16898, K.2014/18895.
BAŞAK Z. BAYSAL ERMAN, “Zaman İçinde Değişen Koşulların Hukuki İşleme Etkisi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul 2007
Yargıtay Hukuk Genel Kuruku, T.12.11.2014, E. 2014/1614, K. 2014/900 K.
SÜLEYMAN YILMAZ, “Dövize Endeksli Tüketici Kredilerinde Uyarlama Sorunu Ve Yargıtay’ın Bakışı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Sayı 59, Ankara 2010
Kefalet ve Garanti Sözleşmeleri Açısından Uyarlama Sorununa Bir Bakış, FEYZA EREN SAYIN, BERK KENAN KOYUNCU İÜHFM C. LXX, S. 1, İstanbul 2012
İBRAHIM KAPLAN, “Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi”, 3.Baskı, Ankara 2013
GÜLMELAHAT DOĞAN, “Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara 2014
RONA SEROZAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 3, 7.Baskı, Ankara 2016
DİPNOT
1 Gülmelahat Doğan, “Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara 2014 s.11-12
2 Ayşe Havutçu, “İfa Engelleri ve İfa Engellerine Bağlanan Hukuki Sonuçlar”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, İstanbul 2011, s. 335
3 Özlem Tüzüner, Kerem Öz, “Aşırı İfa Güçlüğüne İlişkin İçtihat İncelemesi”, (Erişim Tarihi, 07.07.2020) https:// dergipark.org.tr/tr/download/article-file/398591
4 İrem Toprakkaya Babalık, “Korona Virüs Salgınının Kira Sözleşmelerine Etkisi, Geçici İfa İmkansızlığı, İfa Güçlüğü Ve Uyarlama”, (Erişim Tarihi, 27.05.2020) Https://Blog.Lexpera. Com.Tr/Korona-Virus-Salgininin-Kira-Sozlesmelerine-Etkisi-Gecici-İfa-İmkansizligi-İfa-Guclugu-Ve-Uyarlama/
5 Yargıtay. Hukuk Genel Kurulu, T.07.05.2003, E. 2003.13-332, K. 2003/340
6 Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23.Baskı, Ankara 2019, s.253.
7 Aralık 2019’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin Wuhan kentinde ortaya çıkan ve “2019-nCoV” olarak adlandırılan, Koronavirüs ya da Corona Virüsü adıyla da bilinen virüs kaynaklı, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 11 Şubat’ta SARS-CoV2 (Severe Acute Respiratory Syndrome – Ağır Akut Solunum Yetmezliği) adı verilen hastalık. WHO tarafından 11 Mart 2020’de hastalığın pandemi boyutuna geldiği ilan edilmiştir.
8 Pelin, Çavdar, Aybike Karaca,“Türk Hukukunda Aşırı İfa Güçlüğü Ve Toplu İş Sözleşmesine Uygulanabilirliği”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi Cilt 23 Sayı 3, İstanbul 2017, s.626
9 Selin Gülbahar Süzgün, “Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanması”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2018, s.74- 75
10 Mehmet Tezcan, “Clausula Rebus Sic Stantibus İlkesi Ve Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004. s.95
11 Yargıtay 13. H.D., T. 13.06.2014, E. 2013/16898, K.2014/18895.
12 Başak Z. Baysal Erman, “Zaman İçinde Değişen Koşulların Hukuki İşleme Etkisi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul 2007, s.60-61
13 Yargıtay Hukuk Genel Kuruku, T.12.11.2014, E. 2014/1614, K. 2014/900 K.
14 Süleyman Yılmaz, “Dövize Endeksli Tüketici Kredilerinde Uyarlama Sorunu Ve Yargıtay’ın Bakışı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Sayı 59, Ankara 2010, s.60
15 Kefalet ve Garanti Sözleşmeleri Açısından Uyarlama Sorununa Bir Bakış, Feyza Eren Sayın, Berk Kenan Koyuncu İÜHFM C. LXX, S. 1, İstanbul 2012, s. 321 Ayrıca bkz. Zahit İmre, “Türk Medeni Hukukuna Göre Hakimin İktisadi Meseleler Karşısında Durumu (Türk Medeni Kanununun Değiştirilmesinde Zorunluluk var mıdır?)”, Prof. Dr. Fikret Arık’a Armağan, Ankara, 1973, s. 189; Tahir Gürsoy, Hususi Hukukda Clausula Rebus Sic Stantibus (Emprevizyon Nazariyesi), Ankara, 1950, s. 148. Yazar karşılık edim olmamasını tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerin uyarlanamamasının gerekçesi olarak göstermektedir. Öte yandan tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerde uyarlamanın mümkün olduğuna ilişkin olarak bkz. Baysal, s.107, 108; İbrahim Kaplan, Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi, Ankara, 1987, s.162; Mustafa Dural, Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık (BK 117), İstanbul, 1976, s. 69-70; Ayşe Arat, Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanması, Seçkin, Ankara, 2006, s. 118.
16 Kefalet ve Garanti Sözleşmeleri Açısından Uyarlama Sorununa Bir Bakış, Feyza Eren Sayın, Berk Kenan Koyuncu İÜHFM C. LXX, S. 1, İstanbul 2012, s. 321 Ayrıca bkz. Başak Baysal, Sözleşmenin Uyarlanması, On İki Levha, İstanbul, 2009, s.14
17 Kefalet ve Garanti Sözleşmeleri Açısından Uyarlama Sorununa Bir Bakış, Feyza Eren Sayın, Berk Kenan Koyuncu İÜHFM C. LXX, S. 1, İstanbul 2012, s. 320 - 325
18 İbrahim Kaplan, “Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi”, 3.Baskı, Ankara 2013, s. 23.
19 Gülmelahat Doğan, “Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara 2014, s.11-12.
20 Rona Serozan, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 3, 7.Baskı, Ankara 2016, s.267








