1. GİRİŞ
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmesi ile ilk kez “ticari işletme” kavramının tanımı yapılarak, ticari işletmenin hangi unsurlarının devre konu olacağı, ticari devir sözleşmelerinin kapsamı ve şekline ilişkin açıklamalar getirilmiştir. Çalışmamızda, ticari işletme devrinin düzenlendiği TTK hükümleri esas alınmış olup, ticari işletme devrinde pasiflerin geçişini düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”), tasarrufun iptali ile ilgili hükümleri düzenleyen 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (“İİK”) ve ticari işletme devri için Rekabet Kurulu’ndan (“Kurul”) izin alınması gereken halleri düzenleyen 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’dan (“RKHK”) faydalanılmıştır. Bunun yanı sıra ticari işletmenin devri sonucunda iş ve işçi statüleri ile alacaklarına ilişkin ortaya çıkacak sorunlarda 4857 sayılı İş Kanunu (“İK”) hükümlerinden yararlanılmıştır.
2. Ticari İşletme Tanımı ve Ticari İşletme Devrinin Şartları
2.1. Ticari İşletme Tanımı
Ticari işletme tanımı, 6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu’nda (“ETTK”) yer almamış olmasına rağmen bu kavram Ticaret Sicil Tüzüğü’nde tanımlanmış idi. TTK ise bu eksikliği gidermek suretiyle ticari işletme tanımına yer vermiş olup, ticari işletme kavramı Ticaret Sicil Tüzüğü’nden esinlenilerek, “esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme” şeklinde ifade edilmiştir (TTK md. 11). İşbu madde ile birlikte, işletme genel bir kavram haline getirilmiş, her ticari işletmenin aynı zamanda bir işletme olduğu belirtilmiştir. Yukarıda yer vermiş olduğumuz tanım doğrultusunda bir ticari işletmeyi diğer işletmelerden ayıran unsurlar (i) esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir sağlamak, (ii) devamlılık, (iii) bağımsızlık, (iv) gelir sağlamayı hedef tutmak1 olarak özetlenebilecektir.
2.2. Ticari İşletme Devrinin Şartları
2.2.1. Aktif ve Pasiflerin Birlikte Devredilmesi Şartı
TBK’nın 202. maddesi, bir işletme devrinin söz konusu olabilmesi için işletmenin tüm aktif ve pasifleri ile birlikte devredilmesi gerektiğini belirtmektedir2. TTK kapsamında ticari işletme devrinin gerçekleşebilmesi için ise, işletmenin tüm aktif ve pasiflerinin devredilmesi zorunlu olmamakla birlikte, devre konu ticari işletmenin devredilen malvarlığı ile faaliyetlerine devam edebilecek yeterlilikte olması şartıyla taraflar anlaşarak işletmeye ait unsurlardan bazılarını devir dışında tutabilirler3.
Ticari işletmenin devrinde tüm aktiflerin ve pasiflerin devrinin zorunlu olmaması ticari işletmenin sadece aktifleriyle devredilebileceği anlamına gelmemektedir. Doktrindeki hakim görüşe göre, ticari işletmenin sadece aktiflerinin devredilebilmesini mümkün kılan devir, TBK’nın 202. maddesi kapsamında hükümsüz sayılacaktır4. Zira doktrindeki görüşün hukuki dayanağı, alacaklıları koruma altına alma düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Böylece, ticari işletme nezdinde alacak hakkına sahip olan kişi(ler) in alacaklarının karşılıksız kalma ihtimali söz konusu olmayacaktır. Ancak doktrindeki buna karşı olan görüş ise devredenin gerekli ve yeterli teminatları göstermesi durumunda ticari işletmenin pasiflerinden ari bir şekilde devralana devredilebilmesinin hukuki açıdan bir sorun oluşturmadığını belirtmektedir.
2.2.2. Devir Sözleşmesinde Yazılı Şekil Şartı
TTK’nın 11. maddesi ile ticari işletme devri sözleşmesinin ve ticari işletmeyi bir bütün halinde konu alan diğer sözleşmelerin yazılı olarak yapılması ve ticaret sicilinde tescil ve ilan ettirilmesi hükme bağlanmıştır5. Bunun yanı sıra tescilin, ticari işletme devrinin kurucu unsuru olup olmadığı özel olarak düzenlenmemiştir. Ancak ticari işletme rehninde bile resmi şekil aranmaktayken ticari işletme devri gibi çok daha kapsamlı bir konuda resmi şeklin kanunla düzenlenmemiş oluşu büyük bir eksikliktir6.
2.2.3. Rekabet Kurulu İzni Şartı
2010/4 sayılı “Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ”in7 “İzne Tabi Birleşme veya Devralmalar” başlıklı 7. maddesinde hangi birleşme ve devralmaların izne tabi olduğu detaylı olarak sayılmıştır. Bu kapsama gire ticari işletme devri için, Kurul’dan izin alınması gereken hallerde, RKHK’nın 7. maddesi uyarınca devir sözleşmesi imzalandıktan sonra Kurul’dan söz konusu devir için izin alınması gerekmektedir.
3. Ticari İşletme Devrinin Sonuçları
3.1. Ticari İşletme Devrinin RKHK Açısından Sonuçları
İzne tabi ticari işletme devrinin Kurul’a bildirilmemesi halinde; devralma işleminin sona erdirilmesine, hukuka aykırı olarak gerçekleştirilmiş olan tüm fiili durumların ortadan kaldırılmasına, şartları ve süresi Kurul tarafından belirlenecek şekilde ele geçirilen her türlü payın veya mal varlığının eğer mümkünse eski maliklerine iadesine, bu mümkün olmadığı takdirde üçüncü kişilere temlikine ve devrine ve bunların eski malik veya üçüncü kişilere temlik edilmesine kadar geçen süre içinde devralan kişilerin devralınan teşebbüslerin yönetimine hiçbir şekilde katılamayacağına ve gerekli gördüğü diğer tedbirlerin alınmasına karar verilebilir.
Buna ek olarak bildirim yapılmaması sonucunda ayrıca, teşebbüsler ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin binde biri oranında idari para cezası devralana verilir.
3.2. Ticari İşletme Devrinin Ticaret Hukuku ve Borçlar Hukuku Açısından Sonuçları
3.2.1. Tacir Sıfatının Sona Ermesi
Ticari işletmesini devreden tacir, başka bir işletmeye sahip değilse tacir sıfatını kaybedecektir. Tacir sıfatını kaybeden kimse bu durumu 15 (on beş) gün içinde ilgili ticaret sicili müdürlüğüne tescil ve Ticaret Sicil Gazetesi’ne ilan ettirmelidir. Bu kişi söz konusu ilandan itibaren 1 (bir) yıl daha iflas yoluyla takip edilebilir8.
3.2.2. İşletmeye Tahsis Olunan Unsurların Devralana Geçmesi
TTK’nın 11. maddesinin 3. fıkrasının 2. cümlesine göre, taraflarca aksi kararlaştırılmamış ise ticari işletme devrinin ticari işletmede yer alan duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını kapsadığı kabul edilir.
• Duran Malvarlığı
ETTK’nın 11. maddesinde, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı müddetçe, işletmede yer alan tesisatın da ticari işletme devri kapsamına gireceği düzenlenmişti. TTK’da ise “tesisat” kavramı yerine “duran malvarlığı” kavramı bilinçli olarak tercih edilmiş olup, bundan anlaşılması gereken ise, işletmeye ait gayrimenkuller ile menkullerdir. Duran malvarlığı, bir ticari işletmenin faaliyetini devam ettirebilmesi için sahip olduğu menkul ve gayrimenkullerden oluşur. Bu hususta işletmeye ait genel merkez ve şube binaları, iş ve taşıma araçları duran malvarlığı olarak değerlendirilir.
• İşletme Değeri
İşletme değeri için Türk hukukunda peştemaliye ve uluslararası literatürde good-will terimi kullanılmakta olup bu terim anlam olarak, işletmenin somut malvarlığı unsurlarına ek olarak edinmiş olduğu soyut değerleri ifade etmektedir. Her ticari işletme faaliyet gösterdiği süre içerisinde belirli ve devamlı bir müşteri çevresi oluşturmuştur. Devralanın müşteri sıkıntısı yaşamaksızın devredenin müşterilerine hizmet sunmaya devam etmesi o işletmeye ait bir gayri maddi değer olarak addedilmektedir. İşletme değeri, TTK gerekçesinde de belirtildiği gibi ekonomik değeri olan bir unsurdur. Bu unsur, bazen işletmede yer alan duran malvarlığı ve diğer işletmeye özgülenen unsurların bütününden daha fazla ekonomik bir değere sahip olabilir.
• Kiracılık Hakkı
TTK’nın 11. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, devredenin devrettiği ticari işletmenin taşınmazı üzerinde kira hakkı bulunması halinde, bu hak da devir işlemi ile devralana geçecektir9. Kiracının, kira sözleşmesi kapsamında tahliyesine ilişkin TBK hükümleri ise saklıdır.
• Ticaret Unvanı
Ticaret unvanı, tacirin ticari işlerinde kullandığı isim olup TTK’nın 49. maddesi ve devamında düzenlenmiştir. Ticaret unvanı işletmeye sıkı sıkıya bağlı olup işletmeden ayrı devri mümkün değildir. Bu nedenle, devir sözleşmesinde açıkça belirtilmedikçe, ticaret unvanı da ticari işletmeye bağlı olarak devralana geçecektir.
• Diğer Fikri Mülkiyet Hakları
Bir işletmenin aktif ve pasifleriyle birlikte devrinde, aksi kararlaştırılmadığı sürece devir sözleşmesi, işletmeye ait markalar veya işletmeye bağlı patent hakkı gibi diğer fikri mülkiyet haklarını da içermektedir10. Söz konusu hakların mülkiyeti TTK’nın 11. maddesinde ticari işletme devri sözleşmesinin bir bütün halinde yazılı olarak yapılıp, ilgili ticaret sicili müdürlüğünde tescil ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edilmesi ile kazanılacaktır.
• İşletmeye Sürekli Olarak Özgülenen Malvarlığı
Ticari işletmeye tahsis olunan unsurların neler olduğu kanunda tek tek yer almamaktadır. Bu husus her olayın şartlarına göre ayrıca değerlendirilmektedir. Örneğin, bir Yargıtay kararında, konusu gazete yayınlamak olan bir işletmede, özel hat ve telefon, işletmeye sürekli olarak özgülenen malvarlığı unsurları olarak kabul edileceğinden devir sözleşmesinde özel hat ve telefonun devir kapsamında olduğu açıkça belirtilmese bile, bu unsurların işletmeye devamlı olarak tahsis olunduğu kabul edilir. Bu nedenle söz konusu unsurlar açıkça yazılmamış olsa bile, devrin kapsamı içinde yer alırlar11.
3.2.3. Devralan ile Devredenin Müteselsil Sorumluluğu
Daha önce belirttiğimiz üzere devreden tacir başka bir işletmeye sahip değilse tacir sıfatını kaybedecektir. Ancak tacir sıfatının kaybedilmesi devredenin sorumluluktan kurtulacağı anlamına gelmeyecek olup kanun koyucu, devredeni devralanla birlikte 2 (iki) yıl boyunca malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan müteselsil olarak sorumlu tutmaya devam eder. TBK’nın 202. maddesi uyarınca, devralan, ticari işletme devrini alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesi’nde, ticari işletme olmayanlar için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten itibaren, alacaklılara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Buna göre, ticari işletmeye ait borçlar ayrıca bir borcun nakli sözleşmesi yapılmadan kanun gereği devralana geçmektedir12. Devralan, bu süre içerisinde kanun gereği ticari işletmeye ait borçlardan devreden ile beraber müteselsilen sorumlu olacaktır13. Burada kanun koyucu şüphesiz ki alacaklıyı koruma maksadıyla hareket etmektedir14. Devreden açısından sorumluluk 2 (iki) yıllık bir süre ile sınırlandırılmıştır. Bu süre hak düşürücü süre olup taraflarca duruşma esnasında belirtilmemiş olsa bile hakim tarafından re’sen nazara alınır.
3.3. Ticari İşletme Devrinin İcra İflas Hukuku Açısından Sonuçları
Ticari işletmenin devri, aşağıda belirtilecek olan durumların ortaya çıkması halinde, tasarrufun iptali davasına konu edilebilecek ve bu dava sonuç olarak ticari işletme devrinin iptaline sebebiyet verebilecektir. Tasarrufun iptali davasının ticari işletme devrinin tarafları açısından ortaya çıkaracağı ilk husus, devreden ile devralan üçüncü kişinin ihtiyari takip arkadaşlığıdır. Nitekim TBK’nın 202. maddesi uyarınca, aralarında kanundan doğan müteselsil borç ilişkisi olan taraflar, icra ve iflas hukuku tarafından da takip arkadaşı konumundadır. Dolayısıyla, maddi hukuk açısından müteselsil sorumlu olan devreden ile devralan, yapılan takip sonuçsuz kaldığı takdirde, icra iflas hukuku bakımından da ihtiyari dava arkadaşı olarak devam edeceklerdir. Tasarrufun iptali davası ile ticari işletme devrinin iptali, İİK’nın “İvazsız Tasarrufların Butlanı” “Acizden Dolayı Butlan” ve “Zarar Verme Kastından Dolayı İptal” başlıklı 278 ile 280. maddelerinde belirtilen hallerde söz konusu olabilecektir.
Aşağıda yer alan iki tür tasarrufun iptali davasının açılabilmesinin ön koşulu alacaklının, işletmesini devreden şirketten gerçek bir alacağının olması ve bu alacağını borçludan tahsil edemediğini tevsik eden bir aciz vesikasına sahip olmasıdır. Bu durumda tasarrufun iptalinin gündeme gelebilmesi için halihazırda elinde aciz vesikası olan bir alacaklının olup olmadığının da araştırılması gerekir15.
İİK’nın 278. maddesinin 3. fıkrasında sözü geçen tasarrufun iptali davasının açılabilmesi için öncelikli olarak alacağını ticari işletmeden tahsil edemeyen taraf(lar)ın TBK m. 202’den doğan hakkını tüketmesi ve bu doğrultuda alacaklarını alamadığı ticari işletmeye karşı icra takibi başlatmaları gerekmektedir. İcra takibinin sonuçsuz kalması durumunda alacağını ticari işletmeden tahsil edemeyen taraf(lar), İİK m. 278’de belirtilmiş olan “akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akit” ile devredilmesi durumunda söz konusu olacak olan tasarrufun iptali davası yolunu kullanabilecektir. İptal davasını açma hakkı, iptale tabi tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 5 (beş) yıl geçmekle düşer16. Tasarrufun iptali davası ile her ne kadar tasarrufun butlanına hükmettirmekten söz ediliyorsa da buradaki butlan maddi anlamda bir butlan değildir. Bir diğer deyişle iptal kararı sonucu mülkiyet durumu değişmez ve alacaklının iptal edilen tasarruf konusu mal üzerinde, o mal sanki borçlununmuş gibi haciz tatbik ettirerek sattırıp, satış bedelinden alacağını elde etmesi hakkı oluşur. Bu nedenle satış bedelinden arta kalan miktar borçluya değil mülkiyet hakkı sahibi üçüncü kişiye verilir. Bu durumda, devre konu işletmenin piyasa değerinin oldukça altında bir bedel ile devredilmesi, ilgili tasarrufun iptali açısından yeterli olacak ve devralanın bunu bilmesi veya bilebilir durumda olması ya da iyi niyetli olması tasarrufun iptal edilip edilmemesine etki etmeyecektir. Yargıtay, konuyla ilgili çeşitli kararlarında, devredilen ticari işletmenin gerçek değeri ile borçlunun ivaz olarak kabul ettiği fiyat arasındaki dengesizliğin pek aşağı kabul edilebilmesi için aradaki farkın en az bir kat olması gerektiğine işaret etmiştir17.
Alacaklının İİK bünyesinde tasarrufun iptali için başvurabileceği diğer bir yol ise, İİK’nın 280. maddesine dayanmaktadır. Bu hüküm uyarınca alacaklı, ticari işletmenin devrinde zarar vermek kastıyla hareket edildiğini ileri sürmek kaydıyla tasarruf davası açabilecektir18. Başka bir deyişle, borçlunun yapmış olduğu tasarrufun, iyi niyetli bir kişiden veya TTK’nın 20. maddesinde tanımlandığı gibi basiretli bir tacirden beklenilemeyecek bir şekilde ve mevcudunu azaltıcı nitelikte olması gerekir. Burada, alacaklının lehine İİK m.280/3. uyarınca bir karine geliştirilmiştir. İlgili karine uyarınca borçlunun ticari işletmesinin veya işyerindeki mevcut ticari mallarının tamamını veya önemli bir kısmını borçludan devralan ve böylece ticari işletmesini veya işyerini işgal eden üçüncü kişinin, borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastını bildiği varsayılır. Kanunun kabul ettiği bu karine ancak iki şekilde çürütülebilir. Bunlar; borçlu ya da üçüncü kişi, devir tarihinden itibaren en az üç (3) ay önce, durumu, iptal davasını açan alacaklıya yazılı olarak bildirdiklerini veya borçlu ya da üçüncü kişi, yine devir tarihinden itibaren en az üç (3) ay önce, ticari işletmenin bulunduğu yerde, bu durumu belirten, görülebilir levhalar asmakla beraber ayrıca Ticaret Sicili Gazetesiyle, bu mümkün olmadığı taktirde, bütün alacaklıların öğrenebilecekleri şekilde, uygun vasıtalarla ilan ettiklerini ispat ederlerse, aleyhlerindeki karine çürütebilir. Lakin tasarrufun iptali davasının reddi için karinenin ortadan kalkmasının yanında hükmün ilk fıkrasında öngörülen koşulların varlığının da alacaklılar tarafından ispat edilememiş olması gerekmektedir.
3.4. Ticari İşletme Devrinin İş Hukuku Açısından Sonuçları
Ticari işletme devri ile iş hukuku bağlamında mevcut bulunan hak ve alacaklara ilişkin sorumluluğun kimlerde olacağı sorusu ortaya çıkmaktadır. İK’nın 6. maddesi, işyerinin veya bir bölümünün devri halinde, devir tarihinde mevcut iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralana geçeceğini belirten emredici bir hükümdür. Bu hüküm bağlamında, mevcut iş sözleşmeleri, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın, bütün hak ve borçlarıyla ticari işletmenin devri neticesinde yeni işverenin sorumluluğuna geçecektir19. İş sözleşmesinden doğan hak ve borçlar kapsamına; personel yönetmeliği, iç yönetmelik, işyeri uygulaması, işverence yürürlüğe konan talimatlar ve buna ilişkin diğer ilgili hak ve borçlar girmektedir. Bunun yanı sıra aynı hüküm, işyerinin devri halinde, işçilerin devir tarihinden önce doğmuş alacaklarını devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devralan ve devreden işvereni 2 (iki) yıl süreyle birlikte sorumlu tutarak güvence altına almaktadır20.
Devralan, ticari işletmeyi devralmadan önce devreden ile işçiler arasında doğmuş olan işçi borçlarından sorumlu olmaktadır. Devralan ve devreden işverenin aralarında yapacakları bir sözleşme ile devralan işverenin bu tür işçi alacaklarından sadece kendi dönemi ile sınırlı olmak üzere sorumlu olacağının kararlaştırılması veya bu alacaklardan sadece devralan veya devreden işverenin sorumlu olacağını kararlaştırmaları, taraflar için bağlayıcı olmakla beraber işçilere karşı ileri sürülemeyecektir. Bu tip bir anlaşma devreden ile devralan arasında bir nevi rücu sözleşmesi niteliğine sahip olacaktır21.
Bunlarla birlikte, İK’nın 6. maddesinin 5. fıkrasına göre, ticari işletme devri gerek işçi gerekse işveren için haklı bir fesih sebebi oluşturmaz. Başka bir ifadeyle, ticari işletme devri tek başına, İK’nın 22. maddesinde belirtilen “çalışma koşullarında esaslı değişiklik” halini teşkil etmez ve taraflara iş sözleşmesini haklı bir nedenle feshetme imkanı tanımaz.
4. Sonuç
İşbu makaleden anlaşılacağı üzere, taraflarca aksi kararlaştırılmamış ise ticari işletme devri ile ticari işletmede yer alan duran malvarlığının, işletme değerinin, kiracılık hakkının, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarının ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarının devredildiği kabul edilir.
TBK’nın 202. maddesi tahtında bir işletme devrinin söz konusu olması için işletmenin tüm aktif ve pasifleri ile birlikte devredilmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, bu ifadeden, bir ticari işletmenin malvarlığına dahil bütün unsurlarının devredilmesinin zorunlu olduğu anlaşılmamalıdır. Ticari işletme devri sonucu devredilen malvarlığı ile ticari işletmenin faaliyetinin devamı mümkün ise, münferit bazı unsurların devredilmemesi TBK’nın 202. maddesinin uygulanmasına engel olmaz.
Devir konusu olan ticari işletmenin borçlarının devralana naklinde alacaklıların muvafakatini aramayan kanun koyucu, buna karşılık alacaklıların menfaatini korumak amacıyla devredeni de devralan ile birlikte devrin ilan edilmesini müteakip 2 (iki) yıl süreyle müteselsilen sorumlu tutmuştur. Dolayısıyla alacaklılar öngörülen bu süre içerisinde eskisi gibi devredene başvurarak alacaklarını tahsil edebilmektedir.
Sonuç olarak ticari işletme devri günümüzde ticari hayat açısından büyük önem arz etmekte olup belirli avantajlar sağlayan bir sistemdir. Ancak geçmiş borçlardan kaynaklanan sorumluluğun devam etmesi, söz konusu işlemi riskli bir hale getirdiğinden devirden önce tüm unsurların değerlendirilmesi gerekmektedir.
DİPNOT
1 Sabih ARKAN, Ticari İşletme Hukuku, Ankara, 2012, s.27.
2 Reha POROY/Hamdi YASAMAN, Ticari İşletme Hukuku, 10. Baskı, İstanbul, 2004, s.42.
3 TTK Gerekçe md. 11.
4 POROY/YASAMAN, s. 42; ARKAN, s. 42.
5 Fatih ARICI, Ticari İşletmenin Aktif ve Pasifi ile Devri, İstanbul 2008 s.215.
6 Mehmet BAHTİYAR, Ticari İşletme Hukuku, 11.Bası, İstanbul 2012, s.37.
7 Resmi Gazete Tarihi - No: 7.10.2010 – 27722.
8 İİK m.44.
9 ARKAN, a.g.e., s. 44.
10 Ünal TEKİNALP, Fikri Mülkiyet Hukuku, Aralık 2005, 4. Bası, s. 431. 11 Yargıtay.
11. HD’nin, 20.02.1975 tarih ve 1974/3626 E., 1975/1217 K.
12 ARKAN, a.g.e. s. 45.
13 Yargıtay 21. HD’nin 26.9.2005 tarih ve 2005/2921 E, 2005/8294 K. sayılı kararına göre; “… arasındaki ilişki ticari işletme devri niteliğinde bulunduğundan İİK.’nın 44 ve BK.’nın 179. maddesinin uygulanması gerektiği açıkça ortadadır. İşyeri devri ile ilgili İİK.’nın 44. maddesinde öngörülen koşulların yerine getirildiği 3. kişi tarafından iddia ve ispat edilmemiştir. Gerçekten borçlunun devri, kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin hiçbir kanıt yoktur. Bu durumda devir, alacaklının haklarını etkilemez. Devralan davacı BK.’nın 179. maddesi uyarınca işletmenin borçlarından sorumlu olduğu göz ardı edilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”
14 ARKAN, a.g.e., s. 46.
15 İİK m. 278 ve 280. maddelerinin uygulanabilmesi için halihazırda elinde aciz vesikası bulunan bir alacaklının olup olmadığı Mahkemelerce kontrol edilmektedir.
16 İİK m.284.
17 Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E.2012/12662 K.2012/13378 T.3.12.2012 numaralı kararda “bedel farkının iptal nedeni olarak kabul edilmesi için satış bedeli ile taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında mislini aşan bir farkın oluşması” gerektiği belirtilmiştir.
18 Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E.2010/1721 K.2011/2046 T.17.3.2011 numaralı kararında “aynı alanda faaliyet göstermeleri nedeniyle borçlunun mali durumunu bilebilecek durumda (olan devralanın) haciz tehdidi ile karşı karşıya kalacağını bildiği halde borçluya ait 600.000,00 TL üzerindeki malı ihaleyle 330.000,00 TL’ye satın alması ve bunları borçlunun yedinde bırakmasının genel yaşam deneyi kuralları ile bağdaşmayacağını belirtmiştir.
19 Hamdi Mollamahmutoğlu, İş Hukuku, 2.Bası Ankara 2005, s. 168.
20 Atahan Sevimli, İşyeri Devrinin İş Sözleşmesine Etkisi, İş, Güç, Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi C: 7, Sayı:1, 2005, s.16.
21 4857 sayılı İK, m.6 gerekçesinde bu hususa ayrıntılı olarak yer verilmektedir.







