ÖZET
818 sayılı Eski Borçlar Kanunu döneminde üç taraflı sözleşmelerin mümkün olup olmadığı tartışma konusu olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte bu tartışmalar sona ermiş ve mevzuatımızda yer alan teminat mekanizmaları bu sözleşmelere de uygulanabilir hale gelmiştir.
I. GİRİŞ
Teminatlar (güvenceler) özellikle ticari ilişkilerde kullanılmakta olup taraflara diğer tarafın aralarındaki hukuki ilişkiden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesinden kaynaklanabilecek zararlarını ortadan kaldırmak veya azaltmak imkânı verir.
Taraflar sözleşme müzakere aşamasında bu tarz sistemlerin kullanılıp kullanılmayacağına ticari takdirlerine göre sözleşme serbestisi kapsamında karar vermektedir.
İşbu çalışmanın birinci bölümünde, Türk Hukuk sisteminde sözleşmeler açıklanmış, sözleşmelerin kurulması ve taraf sayısına ilişkin yapılan ayrımlar hakkında bilgi verilmiştir.
İkinci bölümde, Türk Hukuk sisteminde ve diğer ülkelerin (özellikle Amerikan Hukuku) uygulamalarında yer alan üç taraflı sözleşme örnekleri hakkında açıklamalar yapılmıştır.
Son olarak üçüncü bölümde ise, Türk Hukuk sisteminde yer alan teminat (güvence) mekanizmaları açıklanmış olup genel olarak teminat türleri hakkında bilgiler verilmiştir.
II. TÜRK HUKUKUNDA SÖZLEŞMELER
04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 1. maddesi uyarınca; “Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.”
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (Eski Borçlar Kanunu) . maddesinde bir sözleşmenin kurulması için iki tarafın karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının gerektiği belirtilse de 6098 sayılı TBK’da “iki taraf” yerine “taraflar” ifadesi kullanılarak sözleşmelerin ikiden fazla tarafının da bulunabileceği anlaşılmaktadır1.
Türk Hukukunda sözleşmelerin iki tarafının bulunması esas ise de ilerleyen bölümlerde açıklayacağımız üzere bu duruma istisna teşkil eden çok taraflı sözleşmeler de yer almaktadır. İşbu makalenin ilerleyen bölümlerinde sözleşmelerin kurulması hakkında genel bilgiler verilecek olup üç taraflı sözleşmelere ilişkin genel açıklamalar ve örneklerine ilişkin açıklamalar yapılacaktır.
A. Türk Hukukunda Sözleşmelerin Kurulması
Yukarıda da belirttiğimiz üzere bir sözleşmenin geçerli bir şekilde kurulabilmesi için tarafların karşılıklı uygun irade beyanları gerekmektedir. Birbirine uygun karşılıklı irade beyanlarının oluşması için taraflardan birinin diğer tarafa yönelik bir öneride (icap) bulunması ve karşı tarafın da bu öneriyi kabul etmesi gerekmektedir2.
Uygun irade beyanlarının yanı sıra sözleşmenin taraflar bakımından hüküm doğurabilmesi için aranan şartlar bulunmaktadır. Bunlar; (i) tarafların ehliyeti, (ii) sözleşmenin, emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlaka ve şahsiyet haklarına aykırı olmaması, (iii) sözleşmenin konusunun imkânsız olmaması, (iv) tarafların irade beyanlarının sağlıklı olması ve (v) muvazaanın bulunmamasıdır.
Sözleşmelerin kurulabilmesi için eğer kanunda özel bir şekil şartı belirtilmemişse yukarıda bahsettiğimiz şartların geçekleşmesi yeterlidir. Sözleşmenin yazılı ve taraflarca imzalanması ispat kolaylığı sağlaması için yapılmaktadır. Kaldı ki, TBK’nın; “Sözleşmelerin, geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.” hükmü de bu durumu düzenlemektedir. Şekil şartları genel olarak “adi yazılı şekil” ve “resmi şekil” olarak ikiye ayrılmaktadır3.
B. Borç Doğuran Sözleşmelerin Türleri ve Ayrımları
Sözleşmeleri “borç doğuran sözleşmeler” ve “diğer sözleşmeler” olarak iki ana başlık altında ayırmak mümkündür. Borç yükleyen sözleşmeler kendi içinde bazı ayrımlara tabi olmaktadır. Bunlar; (i) taraflara yüklenen borçlar bakımından yapılan ayrım, (ii) sözleşmenin kanunda düzenlenip düzenlenmediğine ilişkin yapılan ayrım, (iii) süre bakımından yapılan ayrım.
1. Taraf Sayısı Bakımından Yapılan Ayrım
Sözleşmeler taraf sayısı bakımından; “tek tarafa borç yükleyen” ve “iki tarafa borç yükleyen” sözleşme olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerde adından da anlaşılabileceği üzere sözleşmenin taraflarından sadece biri borç altına girmektedir. Öğretide bu tarz sözleşmeler için en yaygın kullanılan örnek bağışlama sözleşmeleridir. Bu sözleşmelerde bağışlayan, kararlaştırılan bir edimi herhangi bir karşı edim olmadan teslim etmeyi borçlanmaktadır. Karşı taraf bir borç altına girmediğinden dolayı bu sözleşmeler tek tarafa borç yükleyen veya tek taraflı sözleşme olarak adlandırılmaktadır4.
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde ise taraflar karşılıklı edimleri ifa borcu altına girmektedir. Bu tarz sözleşmelere ilişkin verilebilecek en temel örnek satım sözleşmeleridir. Bu tarz sözleşmelerde satıcı, kararlaştırılan bir ürünün mülkiyetini alıcıya devretme borcu altına girerken alıcı ise ürünün bedelini satıcıya ödeme borcu altına girer. Uygulamada yer alan sözleşmelerin çok büyük bir kısmının iki taraf arasında yapıldığı ve tarafların karşılıklı edimleri bulunduğunu düşündüğümüz zaman bu sözleşmelere verilebilecek örnekleri çoğaltmak mümkündür. Öğretide bazı yazarlar tarafından bu tarz sözleşmelere “iki taraflı sözleşmeler” de denilmektedir5.
2. Kanun Düzenlemesi Bakımından Yapılan Ayrım
Sözleşmelere ilişkin yapılan bir diğer ayrım; sözleşmenin kanunda düzenlenip düzenlenmediğine ilişkindir. Kanunda düzenlenen sözleşmeler “tipik sözleşmeler” olarak adlandırılırken, kanunda düzenlenmemiş olan sözleşmeler “atipik sözleşmeler” olarak adlandırılmaktadır.
Tipik sözleşmeler kanunda düzenlenmiş olup bu tarz sözleşmelere bir sürü örnek üretmek mümkündür. TBK’da düzenlenmiş olan satım sözleşmeleri, kira sözleşmeleri, vekalet sözleşmeleri, kefalet sözleşmeleri, örnek olarak verilebilir.
Atipik sözleşmeleri kendi içinde üç başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar; (i) karma sözleşmeler, (ii) birleşik sözleşmeler, (iii) kendine özgü (sui generis) sözleşmeler. Karma sözleşmeleri, çeşitli sözleşme tiplerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan sözleşmeler olarak tanımlamak mümkündür6. Birleşik sözleşmelerde birbirinden bağımsız en az iki adet sözleşmeye ilişkin edimlerin tek bir sözleşmede birleştirilmesi söz konusudur. Örnek olarak; ticari işletmesini devretmek isteyen bir tacirin devir sonrasında devralanın ürettiği ürünlerin belirli bir kısmını devredene satması. Bu kurguyla yapılan bir sözleşmede devreden ticari işletmesini devretmeyi eğer devralan belirli miktarda ürünü devralana satmayı taahhüt eder ise kabul etmektedir. Bu noktada belirmeliyiz ki bazı yazarlar birleşik sözleşmeleri karma sözleşmelerin bir tipi olarak değerlendirmektedir. Atipik sözleşmelerin son türü olan kendine özgü (sui generis) sözleşmelerin unsurları kanunda hali hazırda düzenlenmiş bir sözleşmenin unsurlarını taşımamaktadır. Öğretide örnek olarak sulh sözleşmeleri ve tek satıcılık sözleşmeleri kendine özgü sözleşmelere örnek olarak gösterilmektedir7.
3. Süre Bakımından Yapılan Ayrım
Sözleşmeleri süre bakımından “ani edimli sözleşmeler” ve “sürekli edimli sözleşmeler” olarak ikiye ayırabiliriz. Ani edimli sözleşmelerde taraflardan biri edimini sözleşmenin kurulması anında veya kurulmasından belirli bir süre sonra ifa etmektedir. Bunun en tipik örnekleri satım sözleşmelerinde bedel ödeme borcudur. Sürekli edimli sözleşmelerde ise taraflardan biri edimini belirli bir süreç boyunca yerine getirmektedir. Örnek olarak kira sözleşmeleri gösterilebilir. Kira sözleşmelerinde kiraya verenin asıl borcu kiracıya kiralanan eşya veya taşınmazı kullandırmaktır. Kiracının asıl borcu ise kira bedelini kararlaştırılan süre boyunca ödemektir.
III. ÜÇ TARAFLI SÖZLEŞME KAVRAMI
A. Tanımı
Yukarıda yer alan bölümlerde sözleşme kavramını tanımlamaya çalıştık. Bu bölümde ise yukarıda bahsettiğimiz sözleşmelerin iki tarafı olması durumunun istisnası olarak üç taraflı sözleşme kavramı üzerinde durulacaktır.
Bir sözleşmenin üç taraflı olarak nitelendirilebilmesi için sözleşmede üç farklı taraf (bunlar gerçek veya tüzel kişi olabilir) olması yeterli değildir. Taraf sayısı bakımından yapılan ayrım bölümünde de işaret ettiğimiz üzere tarafların farklı edimlerinin bulunması gerekmektedir. Bu kapsamda üç taraflı bir sözleşmenin varlığından bahsedebilmemiz için sözleşmede üç farklı tarafa ait üç farklı edimin bulunması gerekmektedir.
Bir sözleşmenin üç tarafının bulunması üç taraflı sözleşme olarak kabul edilmesi için yeterli değildir, zira iki farklı kişi aynı edimi üstlenebilir. Bu sebeple her ne kadar sözleşmede üç taraf var gibi gözükse de aslında sözleşmenin iki tarafı vardır.
B. Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmeden Farkı
Sözleşmeler bazı istisnaları hariç nisbi ilişkiler doğurur8. Yani sözleşmenin ifa edilmesi veya edilmemesinin sonuçları taraflar arasında gerçekleşir. Bu durumun istisnalarından birisi de üçüncü kişi yararına sözleşmelerdir. TBK m. 129’da yer alan üçüncü kişi yararına sözleşmelerde, sözleşmenin taraflarının edimlerini sözleşmeye taraf olmayan üçüncü bir kişiye ifa etmeleri söz konusudur.
Öğretideki yaygın görüşe göre üçüncü kişi yararına sözleşmelerin “eksik üçüncü kişi yararına sözleşme” ve “tam üçüncü kişi yararına sözleşme” olmak üzere iki türü vardır. Aralarındaki temel ayrım ise üçüncü kişiye tanınan haklardır. Eğer sözleşmede edimlerin ifasının üçüncü kişiye yapılacağı kararlaştırılmış ve bunun yanında üçüncü kişinin vaat eden borçludan edimlerin ifasını talep edebileceğine dair bir hak tanınmış ise burada TBK m. 129/29 hükmüne de uygun olarak tam üçüncü kişi yararına sözleşmenin varlığından söz edebiliriz10.
Eksik üçüncü kişi yararına sözleşme ise yukarıdaki paragrafta yaptığımız açıklamalara paralel olarak, üçüncü kişinin edimin ifasını bizzat talep edemediği sözleşmelerdir. Bu tarz sözleşmelerde edimin ifasının üçüncü kişiye yapılacağı kararlaştırılmış olsa da tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde olduğu gibi üçüncü kişi ifayı talep edememektedir.
Son olarak belirtmeliyiz ki öğretideki çoğu yazar ana kuralın eksik üçüncü kişi yararına sözleşme olduğunu, tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerin ana kuralın istisnası olduğunu söylemektedir11.
Görülebileceği üzere üçüncü kişi yararına sözleşmelerde üçüncü kişi sözleşmenin bir tarafı değildir. Bu sözleşmelerde vaat ettiren alacaklının sözleşmeye eklettiği bir hüküm ile ifanın vaat eden borçlu tarafından üçüncü kişiye yapılması söz konusudur. Üç taraflı sözleşmelerde ise üçüncü kişi sözleşmenin bir tarafı olarak yer almakta olup kendisine ait bir edimi ifa yükümlülüğü bulunmaktadır.
IV. TÜRKİYE VE DÜNYA ÖRNEKLERİ
Ülkelerin yasal düzenlemelerinin birbirinden farklılık gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda uygulamada da farklılıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Bu bölümde yukarıda üç taraflı sözleşmelere ilişkin yaptığımız açıklamalar ışığında özellikle ülkemizde ve diğer ülkelerde uygulanan üç taraflı sözleşmelere ilişkin örnekler verilecek ve hukuki nitelikleri açıklanacaktır.
A. Türkiye’den Örnekler
Uygulamada üç taraflı sözleşmeler farklı alanlarda kullanılmaktadır. Devir sözleşmeleri, adi ortaklık sözleşmeleri ve miras taksim sözleşmeleri ilk bölümde yaptığımız çok taraflı sözleşme tanımına girmekte olup üç taraf arasında yapılması durumunda üç taraflı sözleşmelere örnek olarak gösterilebilir.
Bir sözleşmenin çok taraflı olup olmadığının değerlendirilmesinde, düzenlenen sözleşmede birbirinden bağımsız borçlara sahip taraf sayısı esas alınır12.
Devir sözleşmelerinde, doğaları gereği devreden, sözleşmede kalan (devredilen sözleşmenin tarafları) ve devralan yer almaktadır. Devir sözleşmelerinin türlerine ve hukuki niteliklerine detaylı olarak aşağıda değinilecektir.
Taraflarının birbirinden bağımsız olarak, ortak bir amaç uğruna farklı yükümlülükleri üstlendiği adi ortaklık sözleşmeleri de uygulamada karşımıza çıkan bir başka üç taraflı sözleşme örneğidir. Bu duruma benzer şekilde miras taksim sözleşmelerinde de taraflar birbirinden bağımsız edimleri üstlendiğinden üç taraflı sözleşmelere örnek olarak gösterilebilir.
1. Devir Sözleşmeleri
Devir sözleşmeleri, bir hukuki ilişkinin mevcut ilişkinin tarafı olmayan sözleşme dışı üçüncü bir kişiye devrini amaçlayan sözleşmelerdir. Kanunda veya taraflar arasında devri yasaklayan bir düzenleme olmadığı sürece devir işlemi bir sözleşme olabileceği gibi bir ticari işletme de olabilir.
a. Sözleşmenin Devri
Sözleşmenin devri ile mevcut bir sözleşmesel ilişki sözleşme dışı üçüncü bir kişiye devredilmektedir. Aynı başlıkla düzenlenen TBK m. 20513 hükmünde sözleşme devrinde üç tarafın yer aldığı düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre sözleşmenin devri; devreden (ana sözleşmenin alacaklısı veya borçlusu olabilir), sözleşmede kalan (ana sözleşmenin alacaklısı veya borçlusu olabilir) ve devralan (üçüncü kişi) arasında gerçekleşir. Devir işlemi sonucunda devredenin hak ve yükümlülükleri devralana geçecektir. Sözleşmenin devri sonucunda ana sözleşmenin taraf sayısında değişiklik olmaz, sözleşme ilişkisinden çıkan tarafın yerine üçüncü kişi gelir.
TBK m. 205/3 “Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır.” hükmü gereği devir işleminin yukarıdaki paragrafta bahsettiğimiz taraflar arasında yapılacak olan ayrı bir sözleşme ile hüküm doğuracağı ve yapılacak olan sözleşmenin hak ve yükümlülüklerin doğduğu ana sözleşmenin şekil şartına tabi olduğu anlaşılmaktadır. Örnek vermek gerekirse, eğer bir kişi taraf olduğu kefalet sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini devretmek isterse, söz konusu devir işlemini gerçekleştirebilmesi için kefalet sözleşmesinin diğer taraflarının da yer aldığı bir devir sözleşmesi hazırlanmalı ve kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının düzenlendiği TBK m. 583 hükmüne uygun bir şekilde nitelikli adi yazılı şekilde yapılmalıdır. Bu durum Türk Borçlar Hukuku sistematiğinde ana kural olan şekil serbestisinin istisnalarından birisidir.
b. Sözleşmeye Katılma
Sözleşmeye katılma, TBK m. 205’de düzenlenen sözleşmenin devrine benzese de ikisi farklı kurumlardır. Yukarıda da açıkladığımız üzere sözleşmenin devrinde hak ve yükümlülüklerin üçüncü bir kişiye devri söz konusudur. Öte yandan sözleşmeye katılma TBK m. 206’da düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme şu şekildedir; “Sözleşmeye katılma, mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin yanında yer almak üzere, katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşmadır”. Hükümden de anlaşılabileceği üzere sözleşmenin devrinde olduğu gibi ana sözleşmenin tarafları ve sözleşmeye katılmak isteyen taraf bir sözleşme ile bu işlemi gerçekleştirebilmektedir. Ancak yapılan sözleşme sonucunda ana sözleşmenin taraflarından biri ilişkiden çıkmamakta, onun yerine üçüncü kişi taraflardan birinin yanında sözleşmeye dahil olur ve katıldığı tarafın yükümlülüklerinden müteselsilen sorumlu olurlar14. Bu sebeple yapılacak olan bu yeni sözleşmeyi üç taraflı bir sözleşme olarak değerlendirmek mümkündür.
Sözleşmenin devri düzenlemesine benzer bir düzenleme sözleşmeye katılma için de mevcuttur. TBK m. 206/3 hükmü uyarınca sözleşmeye katılmanın geçerli olması için yapılacak olan sözleşmenin, katılmaya konu olan sözleşmenin şekil şartına tabi olacaktır.
Yukarıda verdiğimiz örnek üzerinden devam edersek; üçüncü kişinin kefil sıfatıyla mevcut bir kefalet sözleşmesine katılmak istemesi halinde, katılma sözleşmesi, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının düzenlendiği TBK m. 583 hükmüne uygun bir şekilde nitelikli adi yazılı şekilde yapmalıdır.
c. Ticari İşletmenin Devri
Ticari işletmenin devri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK)15 11/3 hükmünde ve TBK 202 hükmünde düzenlenmiştir. Her iki düzenleme de işletmenin devri üzerinde durmuş, işletmenin tarafı olduğu sözleşmelerin devrine ilişkin bir hüküm içermemektedir16.
Bu konuda öğretide farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Kevork Acemoğlu; ticari işletmeleri ilgilendiren sözleşmelerin devri konusunda, sözleşmede kalan tarafın onayının alınmasının ticari işletme açısından güçlük oluşturacağı ve pratik olmayacağından dolayı ticari işletmenin devrinde sözleşmelerin de ek bir işlem gerekmeden devredilmesi gerektiğini ileri sürmüştür17.
Öte yandan, Fatih Arıcı ticari işletmenin devri esnasında hak ve alacakların kapsam dışı bırakılmaması halinde ek bir devir sözleşmesi gerekmeden mevcut sözleşmelerin devralana geçmesi gerektiğini savunmaktadır18.
Eksikliği çözmek için işletmelerin devrine ilişkin diğer kanun hükümleri incelenip konunun orada nasıl değerlendirildiğine bakılabilir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 6. maddesinde19 işyeri veya bir bölümünün devri halinde, devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile devralana geçeceği düzenlenmiştir. Düzenleme göz önünde bulundurulduğunda kanaatimizce TTK ve TBK’daki eksikliğin İş Kanunu’na uygun bir şekilde giderilmesi gerekmektedir. Ancak eksiklik giderilene kadar Arıcı’nın görüşüne uygun bir şekilde, kalan tarafın onayı gerekmeden sözleşmelerin devralana geçeceğini savunmaktayız.
2. Adi Ortaklık Sözleşmeleri
Adi ortaklık sözleşmeleri TBK m. 620 ve 645 arası hükümlerinde düzenlenmiştir. TBK m. 620 adi ortaklık sözleşmelerini; “…iki ya da daha azla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.” olarak tanımlamıştır. Tanımdan da anlaşılabileceği üzere adi ortaklık sözleşmelerinin yapılabilmesi için en az iki kişi (gerçek veya tüzel kişi) gerekmekte olup ikiden fazla kişinin de sözleşmeye taraf olabilmesi mümkündür.
Bu noktada yukarıda üç taraflı sözleşmeleri tanımlarken açıkladığımız birbirinden bağımsız üç kişi ve bu üç kişinin bağımsız sözleşmesel edimlerinin bulunması gerektiği kriterlerine uyum sağlandığından dolayı adi ortaklık sözleşmelerini üç taraflı sözleşmeler kapsamında değerlendirebilmemiz mümkündür.
Ortakların yükümlülükleri TBK m. 621’de düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre; “Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür”. Görülebileceği üzere her ortak belirleyeceği ve kendine özgü bir katılma payını ödemekle/ getirmekle yükümlüdür.
3. Miras Taksim Sözleşmeleri
Miras taksim sözleşmeleri, genellikle miras bırakanın vefatı sonrasında mirasçıları arasında yapılan ve mirasın paylaşım esaslarını belirleyen sözleşmelerdir. Türk Medeni Kanunu’nun miras payının devri ve paylaşma başlıklı maddelerinde düzenlenen bu sözleşmeler, genellikle iki taraflı veya çok taraflı olabilirler. Mirasçı sayısına bağlı olarak taraf sayısı da artabilir.
Miras taksim sözleşmeleri, üç taraflı sözleşmeler kavramı bağlamında ele alındığında, ilginç bir noktaya temas eder. Üç taraflı sözleşmeler, genel olarak birbirinden bağımsız üç tarafın, farklı hak ve yükümlülüklerle bağlı olduğu sözleşmelerdir. Miras taksim sözleşmelerinde ise, her ne kadar birden fazla mirasçı bulunsa ve her mirasçı ayrı bir taraf gibi görünse de aslında hepsi aynı hukuki amacı, yani mirasın paylaşımını gerçekleştirmeyi hedeflerler. Bu nedenle, miras taksim sözleşmelerinin, tam anlamıyla “üç taraflı sözleşme” tanımına uyduğunu söylemek güçtür. Daha ziyade, çok taraflı bir sözleşmenin özel bir türü olarak değerlendirilmelidir.
Ancak, miras taksim sözleşmesine üçüncü bir tarafın katılımıyla üç taraflı sözleşme yapısı oluşabilir. Örneğin; mirasçılardan birinin miras payını devrettiği bir üçüncü kişi veya miras paylaşımına aracılık eden bir kurumun sözleşmeye taraf olması halinde, sözleşme üç taraflı bir yapıya bürünebilir. Bu durumda, sözleşmenin tarafları farklı hak ve yükümlülüklere sahip olacaklardır. Mirasçılar, mirasın paylaşımı konusunda anlaşırken, üçüncü kişi devraldığı paya ilişkin hak ve yükümlülüklere sahip olur veya aracı kurum da tarafsızlık yükümlülüğü altına girer.
B. Dünyadan Örnekler
1. Escrow Sözleşmeleri
Escrow sözleşmeleri mevzuatımızda yer almayan atipik bir sözleme tipidir. Escrow sözleşmelerinde taraflar edimlerini bir escrow da muhafaza etmektedir. Örnek vermek gerekirse, bir eser sözleşmesinde işveren yapılacak iş karşılığı yapacağı ödemeyi bir escrow aracısına teslim eder ve esrow aracısı bedeli işveren adına muhafaza eder. Yüklenici, işi tamamladığı zaman escrow aracısı gerekli denetimleri yapacak ve eğer işin yeterli olduğuna kanaat getirirse eseri işveren adına kabul edecek ve muhafaza ettiği iş bedelini, işveren adına yükleniciye ödeyecektir.
Bu yönüyle değerlendirildiği zaman escrow sözleşmelerinin teminat amacı sağlayan bir fonksiyonu da bulunmaktadır. Yapılacak olan escrow sözleşmesiyle yüklenici alacağı ödemeyi güvence altına almaktadır.
Escrow sözleşmelerinde devreden, devralan ve escrow tutan olarak üç taraf yer almalıdır. Bu tarafların kendilerine özgü bağımsız borçları olduğundan dolayı escrow sözleşmelerini de üç taraflı sözleşmeler arasında kabul etmek gerekir. Devreden, sözleşmeye konu edimini escrow tutana teslim edecek, escrow tutan ise almış olduğu bedeli devralacak olana teslim edecektir. Devralan ise ana sözleşmede kendi edimini yerine getirecektir20. Bunların yanı sıra devreden ve devralan escrow tutanın ücretini ödemekle yükümlüdür. Bu konuda kendi aralarında ücretin ne şekilde ödeneceğini kararlaştırabilirler.
Teminat olarak kullanılması sebebiyle escrow sözleşmeleri ve akreditifler benzerlik gösterse de hukuken farklı kurumlardır. Akreditifte devreden bankaya vereceği bir talimat ile özel hesap açılır ve lehtara ödeme yapılması hususunda bankaya yetki verilir21. Devralanın ödemeyi alamamasından banka sorumlu olmayıp devralan taleplerini devredene yöneltecektir. Ancak escrow sözleşmelerinde yukarıda da bahsettiğimiz üzere tarafların birbirinden bağımsız yükümlülükleri bulunmaktadır. Devralanın ödemeyi escrow tutandan alamaması durumunda taleplerini escrow tutana yöneltmesi gerekecektir.
V. TÜRK HUKUKUNDA TEMİNAT VE GÜVENCE MEKANİZMALARI
A. Teminat Kavramı
Teminat tarafların edimlerini yerine getirmelerini güvence altına almak için kullandıkları mekanizmalardır. Türk Hukuk sisteminde teminatlar ayni teminat ve şahsi teminat olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Yazımızın bu bölümünde Türk Hukuk sisteminde yer alan teminat türleri incelenecek ve açıklanacaktır.
1. Ayni Teminat
Ayni teminat, alacaklının alacağını güvence altına alması için borçlunun veya üçüncü bir kişinin mülkiyetinde bulunan bir eşya üzerinde ayni hak kurmasıdır22. Ayni teminatlar; taşınırlar, taşınmazlar ve ticari işletmeler üzerinde rehin hakkı tesis edilmesiyle kurulabilmektedir.
a. Taşınır Rehni
Taşınır rehninin kapsamını taşınırlar üzerinde tesis edilen rehin hakkı oluşturmaktadır. Taşınır mülkiyeti 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK)23 762. maddesinde; “Taşınır mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.” şeklinde tanımlanmıştır. Tanımdan da anlaşılabileceği üzere bir eşyanın taşınır olarak nitelendirilmesi için öncelikle taşınabilir nitelikte olması gerekmektedir. Taşınır nitelikte olmayan eşyaların taşınmaz olarak nitelendirildiğini de kanun düzenlemesinden anlamak mümkündür.
Taşınırlar üzerinden geçerli bir şekilde rehin kurulabilmesi için eğer taşınır eşya bir sicile tabi ise bu sicil üzerinde tescil işleminin yapılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra muaccel veya ileride muaccel olacak olan hak ve alacaklar üzerinde de rehin koyulması mümkündür. Bu yönüyle taşınır rehnini, “tescilsiz taşınır rehni”, “tescile tabi taşınır rehni” ve “hak ve alacaklar üzerinde taşınır rehni” olarak sınıflandırmak mümkündür.
i. Tescilsiz Taşınır Rehni
TMK m. 939 hükmü uyarınca, kanunda sayılan istisnai durumlar hariç taşınırlar üzerinde geçerli bir şekilde rehin tesis edilebilmesi için rehne konu taşınır eşyanın zilyetliğinin alacaklıya devri gerekmektedir.
Borcun ödenmesi durumunda alacaklı zilyetliğinde bulunan eşyayı borçluya (rehin veren) geri vermekle yükümlüdür. Borç tamamen sona ermedikçe alacaklı rehne konu eşyayı geri vermekten kaçınabilir. Eğer borç ödenmez ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun24 rehnin paraya çevrilmesi hükümleri uyarınca rehinli eşyanın satışını isteyebilir, alacağını satış bedelinden tahsil edip eğer varsa artan kısmı borçluya teslim etmelidir.
ii. Tescile Tabi Taşınır Rehni
Belirli bir sicile tescili yapılan taşınırların geçerli bir şekilde rehnedilebilmesi için söz konusu rehin işleminin sicile tescil edilmesi gerekmektedir. Rehnin tesis edilmesi hususunda ana kural zilyetliğin devri olup tescile tabi taşınır rehni ana kuralın istisnasıdır.
Bu istisnalardan ilki TTK m. 1012 vd. hükümlerinde düzenlenen gemi ipoteğidir. TTK m. 1015 gemi ipoteğinin kurulabilmesi için şekil şartlarını düzenlemiştir. Söz konusu düzenlemeye göre, tarafların gemi ipoteğinin kurulmasına dair yazılı bir anlaşma yapması ve imzalarının noterce onaylanması gerekmektedir. Görüleceği üzere kanun, yapılacak olan sözleşme için resmi şekil şartı getirmiştir. Bu aşamadan sonra yapılan sözleşmenin ayrıca gemi siciline tescil edilmesi gerekecektir. Bu yönüyle gemiler için zilyetliğin teslimini gerektirmeyen ancak tescil gerektiren bir rehin tipidir25.
Bir diğer istisna hava araçlarının rehnine ilişkindir. Hava araçlarının, gemiler gibi kendilerine özgü bir sicili vardır. Geçerli bir şekilde rehin işleminin yapılabilmesi için bu sicile tescil edilmesi gerekmektedir. 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu (TSHK)26 madde 70 hükmü uyarınca gemi ipoteğinin tescilinde olduğu gibi hava araçlarını konu alan ipotek tesisleri için taraflar arasında yazılı sözleşme yapılmalı, imzalar noter tarafından onaylandıktan sonra sicile tescil edilmesiyle birlikte ipotek tesis edilmiş olacaktır.
iii. Hak ve Alacaklar Üzerinde Rehin
TMK m. 954 hükmü uyarınca, başkasına devredilebilen hak ve alacaklar rehnedilebilir. Burada bahsi geçen hak ve alacaklar paraya çevrilebilen alacaklardır27. Burada hakkın doğduğu sözleşmenin tarafı değişmemekte, rehin alacaklısı, rehin verenin alacak hakkı üzerinde bir rehin hakkı kazanmaktadır. Aksine bir hüküm bulunmadıkça, bunların rehni hakkında da teslime bağlı rehin hükümleri uygulanır28.
b. Taşınmaz Rehni
Taşınır rehninde olduğu gibi taşınmaz rehninde de alacaklı alacağını güvence altına almak için taşınmaz rehni uygular. Taşınmazlar üstünde uygulanacak olan rehin işlemlerinin tapu siciline tescil edilmesi gerekmektedir. Taşınmaz rehninin en yaygın kullanılan türleri, (i) ipotek, (ii) irat senedi, (iii) ipotekli borç senedidir.
İpotek, borçluya ait taşınmaz üzerinde tapu siciline tescil edilmesiyle geçerli olacaktır. Alacaklı ipotek sayesinde alacağını güvence altına alır ve borçlunun, borcunu ödememesi durumunda taşınmazın satışını sağlayarak alacağını satış bedelinden elde etme hakkını elde eder. Eğer satış sonucunda elde edilen bedel borcu karşılamaya yetmez ise borçlu kalan malvarlığı ile sorumlu olmaya devam edecektir. İpotekli taşınmazın satışının yapılması yerine taşınmazın mülkiyetinin alacaklıya geçmesi daha pratik bir çözüm gibi gözükse de lex commissoria yasağı gereği bu mümkün değildir. Söz konusu yasak ile ipotek alacaklısının, borçlunun zor durumundan faydalanarak alacağından fazla zenginleşmesi engellenmektedir.
İrat senedi, alacağı güvence altına alan, borçluya ait taşınmaza ilişkin bir taşınmaz yükü oluşturan bir kıymetli evraktır. İrat senedi, ipotekten farklı olarak borçlunun bütün malvarlığıyla sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Eğer taşınmazın satışından borcu karşılamak için yeterli miktar elde edilemezse, alacaklı borçlunun kalan malvarlığına başvuramaz29.
İpotekli borç senedi ise ipotek ve irat senedine ait karma özellikler barındırmaktadır. Taşınmazın paraya çevrilmesi sonucunda elde edilen tutar borcu karşılamaya yetmez ise borçlu kalan malvarlığıyla sorumlu olmaya devam edecektir.
c. Ticari İşletme Rehni
6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu (TİTRK)30 ile ticari işletmelerin ve bu ticari işletmeye konu taşınır eşyaların rehin alacaklısına teslimi gerekmeden, kendilerine özgü bir sicile tescilleri sağlanarak rehinleri mümkün hale gelmiştir. Ticari işletmeye konu olan eşyalar için bu son derece önemli bir düzenlemedir. Zira bu yola çoğunlukla tacirlerin ticari faaliyetlerini finanse etme amacıyla başvurduğu düşünüldüğünde, eğer üretim yapmasını sağlayacak olan eşyaları teslim etmeleri gerekseydi bu sefer borçlarını yerine getirmek için üretim faaliyeti yapamazlardı. Bu kanun ile taşınır eşyalarda rehin tesisi için gerekli olan zilyetliğin devri kuralına bir istisna daha getirilmiştir.
2. Şahsi Teminat
Şahsi teminatlar da ayni teminatlar gibi alacaklının, alacağını güvence altına alması için başvurulan yollardan biridir. Ayni teminatlardan farklı borçlu kendisine ait bir malvarlığı üzerinde alacaklı lehine bir ayni hak tesis etmek yerine üçüncü bir kişi kendi malvarlığıyla birlikte borçlunun borcunu ifa etmemesi durumunda sorumlu olmaktadır.
Şahsi teminatlar uygulamada çoğunlukla; (i) kefalet, (ii) garanti ve (iii) banka teminat mektupları olarak karşımıza çıkmaktadır.
a. Kefalet Sözleşmeleri
Kefalet sözleşmesi, TBK m. 581 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir. Yukarıda yaptığımız tanım kapsamında, kefalet sözleşmelerinde kefil, alacaklıya karşı borçlunun borcunu ifa etmemesi sebebiyle şahsi malvarlığıyla sorumlu olmayı üstlendiği bir sözleşmedir.
Kefalet sözleşmesinin geçerli bir şekilde yapılabilmesi için muaccel bir alacağın bulunması gerekmektedir. Ancak TBK m. 582’de de belirtildiği üzere ileride doğacak bir borç için de borcun doğduğu anda hüküm ve sonuç doğurmak üzere kefalet sözleşmesi yapılabilmektedir.
Kefalet sözleşmeleri makaleminiz ilk bölümünde açıkladığımız şekil serbestisinin istisnalarından bir tanesidir. Kanun koyucu kefili düşünmeye yönlendirmek için sıkı şekil şartları getirmiştir. Söz konusu şekil şartları TBK m. 583’de düzenlenmiş olup şu şekildedir; “Kefalet sözleşmesi, yazılı bir şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır”. Görüleceği üzere sözleşmenin yazılı bir şekilde yapılması yeterli olmayıp kanun koyucu maddede sayılan hususların kefil tarafından el yazısıyla yazılmasını istemektedir. Buna ek olarak TBK m. 584 hükmü gereği eşin rızası alınmadan verilen kefalet geçersizdir.
b. Garanti Sözleşmeleri
Garanti sözleşmelerinde garanti veren, garanti alanın bir teşebbüse girişmesinden veya bir borç ilişkisine girdiği üçüncü kişinin borcunu ifa etmemesinden doğacak zarar tehlikesini üstlendiği bir sözleşmedir31.
Garanti sözleşmeleri ve kefalet sözleşmeleri arasındaki temel farklardan bir tanesi de şekil şartıdır. Garanti sözleşmeleri şekil serbestisi kapsamında yer alırken kefalet sözleşmeleri nitelikli adi yazılı şekilde yapılmalıdır.
Kefalet sözleşmelerinde kefilin sorumluluk sınırı belli olmasına karşın garanti sözleşmelerinde sınır garanti alanın zararıdır. Garanti verilen esnada zararın miktarı belli olmayacağından dolayı garanti verenin sorumluluğunun daha ciddi olduğunu söylemek mümkündür.
Kefalet sözleşmesi asıl borca bağlı bir sözleşmedir. Yani asıl borcun doğduğu sözleşme geçersiz ise kefalet sözleşmesi de geçersiz olacaktır. Bunun yanı sıra asıl borç sona erdiği zaman kefilin borcu da sona ermektedir. Öte yandan garanti sözleşmelerinde durum farklıdır. Garanti verenin borcu asıl borca bağlı olmayıp borçlu borcunu ifa etse bile garanti verenin sorumluluğu söz konusu olabilir. Örneğin, asıl borçlu borcunu geç ifa ederse garanti alanın bundan kaynaklanan zararlarını garanti veren gidermek durumunda kalabilir.
Kefalet sözleşmesinde, eğer kefil ödeme yapma durumunda kalırsa ödeme yaptığı miktar kadar alacaklının haklarına halef olur. Ancak garanti sözleşmelerinde bu söz konusu değildir.
c. Banka Teminat Mektupları
Garanti teminat mektupları uygulamada çoğunlukla uzun süreli işlerin banka tarafından verilen bir mektup ile garanti edilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Borçlunun borcunu yerine getirmemesi durumunda veya alacaklı potansiyel zararlarını tazmin etmek amacıyla teminat mektubu talep edebilmektedir. Borçlu borcunu ödemez veya alacaklı bir zarara uğrarsa söz konusu teminat mektubunu nakde çevirerek alacağını tahsil eder veya zararlarının tazmin edilmesini sağlar.
Banka teminat mektupları, bankanın, lehtar lehine, belirli bir yükümlülüğün ifa edilmemesi durumunda, belirli bir meblağı ödemeyi taahhüt ettiği bir belgedir.
Yukarıda yaptığımız açıklamalara paralel olarak, şahsi teminat, bir kimsenin, borçlunun borcunu ifa etmemesinden doğacak zararı karşılamayı üstlenmesidir. Bu tür teminatta, kefil olan kişi, borçluyla birlikte, alacaklıya karşı sorumludur. Banka teminat mektubunda ise banka, belli bir miktarı, belirli koşulların gerçekleşmesi durumunda, lehtara ödemeyi taahhüt eder. Bu taahhüt, bankanın kendi malvarlığı ile sınırlıdır ve borçlunun şahsına bağlı değildir.
Banka teminat mektubu, kefaletten farklı olarak, asli bir yükümlülüktür. Yani, banka, teminat mektubunda belirtilen koşullar gerçekleştiğinde, doğrudan lehtara karşı sorumludur. Bu sorumluluk, borçlunun borcunu ödeyip ödememesinden bağımsızdır. Kefalette ise, kefilin sorumluluğu, borçlunun borcunu ifa edememesine bağlıdır. Banka teminat mektubunda, banka, kendi adına ve hesabına bir taahhütte bulunurken, kefalette, kefil, borçlunun borcu için sorumluluk üstlenir.
VI. SONUÇ
Bu çalışma, üç taraflı sözleşmeler bağlamında teminat (güvence) mekanizmalarını incelemeyi amaçlamıştır. Sözleşmelerin temel unsurları ve türleri ele alınarak, üç taraflı sözleşmelerin özgün yapısı ve işleyişi üzerinde durulmuştur. Üç taraflı sözleşmelerin, her bir tarafın farklı hak ve yükümlülüklere sahip olduğu ve birbirinden bağımsız edimlerin söz konusu olduğu bir yapı sergilediği vurgulanmıştır.
Üç taraflı sözleşmeler, yapısı gereği taraflar arasında karmaşık bir hak ve yükümlülük dengesi oluşturur. Bu karmaşıklık, tarafların edimlerini yerine getirmemesi riskini de beraberinde getirir. Bu durumdan kaynaklanabilecek olan potansiyel sorunları önlemek için teminat mekanizmaları kullanılmaktadır.
Çok taraflı sözleşmelerde, özellikle de üç taraflı sözleşmelerde, her bir tarafın farklı bir edimi vardır ve bu edimler birbirine bağlı olabilir. Bir tarafın edimini yerine getirmemesi, diğer tarafların da edimlerini yerine getirememesine veya zarara uğramasına sebep olabilir. Teminat mekanizmaları, bu riski azaltarak tarafların sözleşmeye bağlı kalmalarını teşvik eder.
Borcun devredilmesinde sözleşmede kalan taraf (devredilen sözleşmenin alacaklısı) borcu devralan üçüncü kişinin edimi ifa etmesini güvence altına almak için devralan veya devreden taraftan bir teminat talep edebilecektir. Böylece borcun ifa edilmemesinden kaynaklanabilecek zararlarını engelleyebilir. Benzer şekilde, adi ortaklık sözleşmelerinde de ortaklardan birinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi, diğer ortakları zarara uğratabilir. Bu durumda, ortaklar arasında teminat mekanizmaları kullanılarak riskler minimize edilebilir.
Çalışmamızda incelediğimiz teminat türleri, üç taraflı sözleşmelerin farklı ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde çeşitlilik göstermektedir. Taraflar, sözleşmenin özelliğine ve risklerin boyutuna göre ayni veya şahsi teminat türlerinden birini veya birkaçını seçebilirler.
Çalışmada, devir sözleşmeleri, adi ortaklık sözleşmeleri ve miras taksim sözleşmeleri gibi Türkiye›de uygulamada sıkça rastlanan üç taraflı olarak kurulabilecek olan sözleşme örnekleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu örnekler üzerinden, üç taraflı sözleşmelerin farklı alanlarda nasıl kullanıldığı ve her bir tarafın hangi sorumlulukları üstlendiği açıklanmıştır. Ayrıca, escrow sözleşmeleri gibi dünya uygulamalarından örnekler verilerek, farklı hukuk sistemlerindeki üç taraflı sözleşme örnekleri ve işleyişleri karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmıştır.
Teminat (güvence) mekanizmaları, sözleşmelerin ifasını güvence altına almak ve tarafların risklerini minimize etmek için kullanılan önemli araçlardır. Bu çalışmada, ayni ve şahsi teminat türleri ayrıntılı olarak incelenmiş; taşınır rehni, taşınmaz rehni, ticari işletme rehni, kefalet, garanti ve banka teminat mektupları gibi farklı teminat mekanizmalarının işleyişi ve hukuki sonuçları açıklanmıştır. Özellikle banka teminat mektuplarının şahsi teminat niteliğinde olmadığı ve asli bir yükümlülük oluşturduğu vurgulanmıştır.
Sonuç olarak, üç taraflı sözleşmelerde teminat (güvence) mekanizmalarının kullanımı, sözleşmelerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve olası risklerin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Tarafların, sözleşme yapma aşamasında ihtiyaçlarına ve sözleşmenin konusuna uygun teminat (güvence) mekanizmalarını belirlemeleri ve sözleşme metnine dahil etmeleri, ileride doğabilecek anlaşmazlıkların önüne geçilmesi ve sözleşme ilişkilerinin güvenli bir şekilde sürdürülmesi açısından kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın, üç taraflı sözleşmelerde teminat (güvence) mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına ve uygulamada karşılaşılan sorunlara çözüm bulunmasına katkı sağlaması beklenmektedir.
KAYNAKÇA
BENGİ SERMET SAYIN KORKMAZ, Roma Hukuku’nda Ayni Teminatın Tarihsel Gelişimi ve Rehin Hakkı, Türkiye Adalet Akademik Dergisi, sayı 36, 2018.
BURCU ERBAYRAKTAR, Alacağın Devrinin Sözleşme ile Engellenmesi (Pactum de Non Cedendo), Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2020.
CEREN CERENOĞLU, Ticari İşletmenin Devri, Doktora Tezi, Yeditepe Üniversitesi, İstanbul.
DİDEM ÖZCAN, Türk Hukukunda Borcun Üstlenilmesi, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2014.
ESRA HAMAMCIOĞLU/ ARGUN KARAMANLIOĞLU, Adi Ortaklık Sözleşmesinde Şekil, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 22, Sayı 3, İstanbul 2016.
GAMZE TURAN, Garanti ve Kefalet Sözleşmeleri Arasındaki Farklar ve Banka Kredi Kartı Sözleşmelerindeki Şahsi Teminatın Niteliği, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, sayı 66.
HALUK NOMER, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16. Bası, İstanbul 2018.
H. KÜBRA ERCOŞKUN, Sözleşmenin İçeriğini Belirleme Özgürlüğü ve Bunun Genel Sınırı: TBK M. 27.
KEMAL OĞUZMAN/ TURGUT ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Bası, İstanbul 2022.
KEMAL OĞUZMAN/ ÖZER SELİÇİ/ SAİBE OKTAY ÖZDEMİR, Eşya Hukuku, 25. Bası, İstanbul 2023.
KUMRU KILIÇOĞLU YILMAZ, Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2016.
MEHMET ALİ AKSOY, Yeni Bir Kurum Olarak Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni’nin Ticari İşletme Rehni ile Karşılaştırmalı Olarak Değerlendirilmesi, Ankara Barosu Dergisi, C. 76, Sayı 1, Ankara 2018.
ŞERAFETTİN EKİCİ, Escrow Sözleşmesi, İstanbul Medipol Üniversitesi, Doktora Tezi, İstanbul 2018.
DİPNOT
1 Kemal Oğuzman/ Turgut Öz , Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Bası, İstanbul 2022, s. 42.
2 Öneri ve kabulün geçerlilik şartları için bkz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 3 vd. 04.02.2011 tarih ve 27836 sayılı Resmî Gazete (RG).
3 Oğuzman/ Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Bası, İstanbul 2022, s. 144.
4 Oğuzman/ Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler,22. Bası, İstanbul 2022, s. 45.
5 Oğuzman/ Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler,22. Bası, İstanbul 2022, s. 45.
6 H. Kübra Ercoşkun, Sözleşmenin İçeriğini Belirleme Özgürlüğü ve Bunun Genel Sınırı: TBK M. 27, s. 12.
7 Oğuzman/ Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler,22. Bası, İstanbul 2022, s. 48. Ercoşkun, Sözleşmenin İçeriğini Belirleme Özgürlüğü ve Bunun Genel Sınırı: TBK M. 27, s. 12.
8 Kumru Kılıçoğlu Yılmaz, Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2016.
9 Kanun düzenlemesi için bkz. “Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve adete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumunda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.”.
10 Haluk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16. Bası, İstanbul 2018, s. 457.
11 Yılmaz, Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi,2016, s. 1765’den naklen, Şener Akyol, Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, İstanbul 1987, s. 11.
12 Şerafettin Ekici, Escrow Sözleşmesi, İstanbul Medipol Üniversitesi, Doktora Tezi, İstanbul 2018, s. 102.
13 Kanun düzenlemesi için bkz. Türk Borçlar Kanunu metni https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf (Erişim 28.01.2025).
14 Didem Özcan, Türk Hukukunda Borcun Üstlenilmesi, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2014, s. 23.
15 14.02.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmî Gazete (RG).
16 Ceren Cerenoğlu, Ticari İşletmenin Devri, Doktora Tezi, Yeditepe Üniversitesi, 2022, s. 222.
17 Cerenoğlu, Ticari İşletmenin Devri, Doktora Tezi, Yeditepe Üniversitesi, İstanbul, s. 224’den naklen, Kevork Acemoğlu, Borçlar Kanunu’nun 179. Maddesine Göre Malvarlığı veya Ticari İşletmenin Devri, s. 78.
18 Cerenoğlu, s. 224’den naklen, M. Fatih Arıcı, Ticari İşletmenin Aktif ve Pasifi ile Devri, İstanbul 2008, s. 137.
19 10.06.2003 tarih ve 25134 sayılı Resmî Gazete (RG).
20 Ekici, Escrow Sözleşmesi, Doktora Tezi, İstanbul Medipol Üniversitesi, İstanbul 2018, s. 105.
21 Ekici, Escrow Sözleşmesi, Doktora Tezi, İstanbul Medipol Üniversitesi, İstanbul 2018, s. 135.
22 Bengi Sermet Sayın Korkmaz, Roma Hukuku’nda Ayni Teminatın Tarihsel Gelişimi ve Rehin Hakkı, Türkiye Adalet Akademik Dergisi, sayı 36, 2018.
23 08.12.2001 tarih ve 24607 sayılı Resmî Gazete (RG).
24 19.06.1932 tarih ve 2128 sayılı Resmî Gazete (RG).
25 Kemal Oğuzman/ Özer Seliçi/ Saibe Oktay Özdemir, Eşya Hukuku, 25. Bası, İstanbul 2023, s. 1148.
26 19.10.1983 tarih ve 12196 sayılı Resmî Gazete (RG).
27 Oğuzman/ Seliçi/ Özdemir, Eşya Hukuku, 25. Bası, İstanbul 2023, s. 1252.
28 https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf (Erişim 20.01.2025), madde 954/2.
29 Oğuzman/ Seliçi/ Özdemir, Eşya Hukuku, 25. Bası, İstanbul 2023, s. 1028.
30 28.10.2026 tarih ve 29871 sayılı Resmî Gazete (RG).
31 Gamze Turan, Garanti ve Kefalet Sözleşmeleri Arasındaki Farklar ve Banka Kredi Kartı Sözleşmelerindeki Şahsi Teminatın Niteliği, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, sayı 66, s. 28’den naklen, Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. II, İstanbul 2002, s. 940.







