ÖZET
Gelişen ve dönüşen konjonktürde taraflar arasındaki uyuşmazlıklar uluslararası bir boyut kazanmış ve farklı hukuk düzenlerinde farklı kararların uygulanması önemli bir husus haline gelmiştir. Olağan şartlarda taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın yine uyuşmazlığın çıktığı ülke hukuku tahtında çözüme kavuşturulup icra kabiliyeti kazanması sağlanmaktadır. Ancak ülkeler arasında etkileşimin artması sebebi ile farklı ülkelerde verilen yargı organı kararlarının başka ülkelerde de uygulanması ihtiyacı meydana gelmiştir. Yabancılık unsuru içeren uyuşmazlıkların ortaya çıkması neticesinde; yabancılık unsuru içeren bir uyuşmazlık ulusal bir yargı organınca çözülse dahi yargılama sonucu tesis edilen hükmün, uyuşmazlığın tarafı olan kişilerin mukim olduğu ülkelerde de etki doğurması artık zorunlu bir hal almıştır. Yabancı yargı organlarınca tesis edilen kararların başka bir ülkede hukuki sonuç doğurması ise ancak o ülke makamlarınca tanıma ve tenfiz prosedürü işletildikten sonra mümkün olmaktadır. Tanıma ve tenfizin ne şekilde gerçekleştirileceği, hangi usullere tabi olacağı ve sonuçları, ilgili ülkenin hukuk kuralları doğrultusunda anlam kazanmaktadır. Usulüne uygun olarak yabancı bir ülkede verilmiş olan yargı organı kararının Türkiye’de hüküm ifade edebilmesi ve uygulanabilmesi için bu kararın Türkiye’de tanınması ve tenfizi gerekmektedir. İşbu makalede yabancı yargı organları tarafından verilen kararların Türkiye’de ne şekilde tenfiz edilebileceği ve söz konusu tenfizin sonuçları ele alınacak olup, tenfiz işleminin hangi şartların gerçekleşmesi halinde gerçekleşeceği üzerinde durulacaktır.
I. GİRİŞ
Yargı organları ve tahkim yargılamasında hakemler tarafından verilen kararlar, ilgili kararların verildikleri ülkenin egemenlik hakkı kapsamında değerlendirilmekte1 ve normal şartlarda yalnızca tabi oldukları hukuk veya ilgili kararın verildiği ülke sınırları içerisinde etki doğurabilmektedir. Yabancı bir ülkede verilen kararların Türkiye’de etki doğurması için, ilgili kararların Türk mahkemelerinde tanıma veya tenfiz prosedürüne tabi tutulması gerekmektedir.
Yabancı yargı organlarınca alınmış kararlara dayanarak, Türk Hukuku’nda kesin hüküm niteliğine haiz bir karar oluşturulabilmesi için bir ulusal mahkemenin ilgili kararı tanıması ve/ veya tenfiz etmesi gerekmektedir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un2 (“MÖHUK”) 50. maddesi:
“Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Yine MÖHUK’un 58. maddesi: “Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartların taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır” hükmünü haizdir.
Yabancı mahkeme ve/ veya hakem kararlarının, ilgili ülke ile Türkiye arasında özel bir milletlerarası antlaşma olmadıkça, herhangi bir tanıma ve tenfiz prosedürüne tabi kılınmaksızın Türkiye’de etki doğurması kural olarak mümkün olmayacaktır. Tanıma ve tenfizin ne şekilde gerçekleştirileceği ve şartları Türk Hukuku’nda temel olarak MÖHUK’ta öngörülmektedir. MÖHUK’un 1. maddesi aşağıdaki hükmü haizdir:
“(1) Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir.
(2) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır.”
MÖHUK’un 1. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Türk mahkemesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde yer alan hükümleri MÖHUK hükümlerine göre öncelikli olarak uygulamakla yükümlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin MÖHUK’da öngörülen koşullardan daha ağır koşullar öngörülüyor ise MÖHUK’un 1. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Türk mahkemesinin karar verirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaları esas alması gerekmektedir3.
Türk mahkemesi yalnızca milletlerarası anlaşmalarda veya kanunda öngörülen tanıma ve tenfiz şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine dair bir takdirde bulunmaya yetkilidir. Mevzuattaki tanıma ve tenfiz şartlarına ek olarak davayı gören Türk mahkemesinin kendi takdir yetkisini kullanması ve başkaca ölçütlere göre karar vermesi söz konusu değildir4. Türk Hukuk sisteminde tanıma veya tenfize konu olan yabancı mahkeme ve hakem kararının esas yönünden doğruluğunun incelenmesi de söz konusu değildir. Diğer bir anlatımla, hâkim; tanıma veya tenfize konu olan yabancı karara uygulanan hukukun doğru seçilip seçilmediğini, doğru uygulanıp uygulanmadığını, delillerin doğru takdir edilip edilmediğini incelemez5. Bu kural, doktrinde revizyon yasağı ismiyle anılır. Revizyon yasağı prensibi uyarınca; tanıma ve tenfiz kararlarının niteliği gereği yabancı mahkemede karar verilmesi sonrasında, kararın doğru veya yanlış verildiğinin incelemesi Türk mahkemelerinde yapılamayacaktır6. Yabancı yargı organlarınca verilen karar, MÖHUK’da belirtilen şartlar dairesinde Türk mahkemesince incelenecektir. İşbu makalede öncelikli olarak tanıma ve tenfiz müessesleri ve ön şartları ardından tanıma ve tenfiz davalarının usulüne ilişkin hususlar ve son olarak tanıma ve tenfizin hangi hallerde gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin hususlar üç temel başlık altında aşağıdaki bölümlerde incelenecektir.
II. TANIMA VE TENFİZ MÜESSESELERİ
Yukardaki bölümde de ifade edildiği üzere, yabancı bir ülke yargı oranınca verilen bir kararın Türkiye’de kesin hüküm ve kesin delil etkisi kazanabilmesi için verilen kararın Türk mahkemelerince tanınması veya tenfiz edilmesi gereklidir. Uygulamada yabancı mahkeme kararlarının “tanınması ve tenfizi” için birlikte talepte bulunulmakla birlikte, bu iki müessese birbirinden farklı niteliklere ve sonuçlara sahiptir. Tanıma, yabancı bir yargı organınca verilen kararın millileştirilmesi demektir. Bu sayede tanınan karar, iç hukukta verilmiş mahkeme ilamı ile eş değer hale gelmektedir7. Tenfiz ise, yabancı mahkeme kararının tenfiz edilen ülkede de icra muamelesine tabi olmasını sağlarken; tanıma, verilen hükmün icrasını tek başına sağlamayacaktır. Bu yüzden hükmün icrasının gerektiği durumlarda, tanımanın yanında tenfiz kararı da gerekmektedir8.
Tanıma müessesesinin temel ihtivasını inşai ve tespit davaları oluşturmakta iken, tenfiz müessesesinin temel ihtivasını eda davaları oluşturmaktadır9. Bu minvalde de eda hükmü olan bir mahkeme kararının sadece tespit kısmının tanınması mümkündür10. İlgili yabancı yargı organı kararında tenfize konu olacak hükümlerin yanında inşai nitelikte hükümler de olabilecektir. Böyle bir durumda, tenfiz yerine hükmün inşai nitelikteki kısmı tanıma davasına konu olabilecektir. Ancak bunun için istemde bulunan kişinin hukuki menfaatinin bulunması gerekir. Örnek vermek gerekirse; boşanma davası sonucunda boşanma hükmü ile birlikte verilen eda niteliğindeki nafaka ve velayet kararları tenfizin konusunu oluştururken, inşai nitelikteki boşanma kararı tanımanın konusunu oluşturur. Dolayısıyla ilgili tanıma ve/ veya tenfiz ile ilgili menfaat sahibi kişi, sadece boşanma kararının tanınmasını talep edebilecektir11. Böylece yabancı yargı organı tarafından verilen kararın tanınması ile ilgili hüküm, Türk Hukuku’nda kesin delil ve kesin hüküm kuvvetini haiz olur. Tenfiz, ayrıca eda niteliğindeki hükmün iç hukukta icrasına imkân verir.
A. Tanıma ve Tenfizin Koşulları
MÖHUK’ta düzenlenen yabancı yargı organı kararlarının tanınması ve tenfizi mekanizmalarının şartları, ön şartlar ile asli şartlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Tanıma ve tenfiz kararı verilebilmesi için aranan bu şartlar, bir ayrık durum hariç olmak üzere tanıma ve tenfiz müesseseleri için aynı niteliktedir. Bu ayrık durum ise karşılıklılık esasıdır12. Tanıma ve tenfiz kararını verecek olan hâkim ve/ veya mahkeme, MÖHUK’un 54. ve 58. maddeleri başta olmak üzere ilgili mevzuat ve MÖHUK’ta aranan koşulların yerine getirilip getirilmediğini kontrol edecektir. Bu nedenle; MÖHUK ve ilgili mevzuatta aranan koşulların yerine getirilmesi durumunda ilgili mahkeme, tanıma ve tenfiz kararı verecektir. Ek olarak, ilgili mahkeme tanıma ve tenfiz koşullarını incelerken, yukarıdaki bölümde de vurguladığımız “revision” yasağı gereği, tenfizi istenen yabancı yargı organı tarafından verilen kararın esasına ilişkin incelemede bulunmayacaktır. Ayrıca, MÖHUK’un 54. ve 58 maddelerinde aranan koşulların yerine getirilmemesi nedeniyle ilgili mahkemece tanıma ve/ veya tenfiz talebi reddedilen yabancı yargı organı kararı, her zaman Türk mahkemelerine takdiri delil olarak da sunulabilecektir13.
1. Tanıma ve Tenfizin Ön Koşulları
MÖHUK’un 50. maddesinde tanıma ve tenfizin ön koşulları düzenlenmiştir. Bu düzenleme uyarınca Türk mahkemesinin tanıma veya tenfiz kararı verebilmesi için öncelikle yabancı yargı organlarınca hukuk davalarına ilişkin verilmiş bir kararın olması ve söz konusu kararın, kararın verildiği yabancı devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunması gerekmektedir. Buna göre söz konusu düzenleme aşağıdaki hükmü haizdir:
“(1) Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.
(2) Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.”
Bu kapsamda, tanıma ve tenfiz müesseselerinin ön koşulları aşağıdaki başlıklarda incelenecektir.
a. Hukuk Davasına İlişkin Verilmiş Bir Mahkeme İlamı Olması
MÖHUK’un 50. madde düzenlemesi, yabancı yargı organı kararının hukuk, ceza veya idari mahkemelerce verilmiş bir karar olup olmadığına yer vermemiş, ilgili yabancı menşeli kararın ihtiva ve konusunun yalnızca özel hukuku ilgilendiren bir uyuşmazlık olup olmamasını aramıştır.
MÖHUK uyarınca ilgili yabancı menşeli yargı kararının doğrudan mahkeme kararı olması gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, idari makamlarca verilen kararların MÖHUK kapsamında tanınması ve tenfizi kural olarak mümkün değildir. Mahkeme kavramı, tenfizi istenen kararın verildiği ülke hukukuna göre belirlenecek olsa da, bu makamın tenfiz ülkesince de mahkeme olması aranır14. Ayrıca yabancı ülkede adli nitelikte olmayan kararlar tespite konu olabilecektir15. Sonuç olarak, idari makamlarca verilen kararların bu Kanuna göre tanıma ve tenfizi mümkün olmayabilmektedir.
b. İlgili Yargı Organı Kararının Kesinleşmesi
Türk mahkemesi tarafından tanıma ve tenfiz kararının verilmesinde diğer bir ön şart ise, ilgili kararın verildiği ülke hukukuna göre ilgili kararın kesinleşmiş olmasıdır. Nitekim henüz kararın verildiği ülkede dahi kesinleşmemiş olan bir kararın tenfizinin istenmesi uygun olmayacak ve söz konusu talep MÖHUK’un 50. maddesi uyarında reddedilecektir16.
Yabancı menşeli yargı kararının kesinleşmesi iki açıdan değerlendirilmelidir. Bunlardan ilki maddi kesinlik, diğeri ise şekli kesinliktir. Maddi kesinlik, ilgili uyuşmazlığın kesin olarak çözülmesi olup, artık; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir başka davaya konu edilememesi anlamına gelmektedir. Şekli kesinlik ise, olağan kanun yollarının hepsinin tüketilmesi nedeniyle, artık bir itirazın yapılamaması mahiyetindedir. Dolayısıyla şekli kesinlikte uyuşmazlık değil, davanın son bulması olarak değerlendirilmelidir. Öğretide ilgili yabancı menşeli yargı organı kararının kesinleşmiş olmasından maksadın maddi kesinlik mi yoksa şekli kesinlik mi olarak anlaşılması gerektiği hususu tartışma konusu olup, şeklen kesinliğin yeterli olduğu değerlendirilmektedir17.
2. Tanıma ve Tenfizin Asli Koşulları
Yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizine ilişkin asli koşullar, MÖHUK’un 54. maddesinde öngörülmüştür. Tanımanın düzenlendiği 58. maddede, MÖHUK’un 54. maddesine atıf yapılmakta olup, tenfiz müessesesinin asli şartlarından sadece 54/1-a bendindeki karşılıklılık şartı tanıma sürecinde aranmayacaktır. Bu kapsamda MÖHUK’un 54. ve 58. maddeleri aşağıdaki hükümleri haizdir:
“MADDE 54 – (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması.”
“MADDE 58 – (1) Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz.
(2) İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tâbidir.
(3) Yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye'de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır.”
Tanıma ve tenfiz müesseselerinin asli koşulları aşağıdaki başlıklarda incelenecektir.
a. Mütekabiliyet (Karşılıklılık)
Sadece yabancı yargı organlarınca verilen kararlarının tenfizi için öngörülen karşılıklılık esası, geniş bir şekilde düzenlenerek; sözleşmesel, kanuni ve fiili karşılıklılığı kabul etmiştir. Bu hususların yanı sıra sözleşme veya kanuni karşılıklılık olmasına rağmen, tenfizi istenen kararın verildiği ülkede fiili bir uygulaması yok ise, karşılıklılık esası yerine getirilmediğinden tenfiz edilemeyecektir. Bunun yanında ilgili ülkede kanuni veya sözleşmesel karşılıklılık esası bulunmasına rağmen, henüz bu yönde bir talep olmadığından herhangi bir uygulamanın olmaması, tenfize engel bir durum teşkil etmeyebilecektir18. Karşılıklılık esası mahkemece re’sen incelenecektir. Mahkeme; karşılıklılık esasını incelerken, tenfizi istenen kararın verildiği ülkedeki şartlarla, Türk Hukuku’nda aranan şartları kıyaslayacak ve Türk Hukuku’ndan daha ağır bir tenfiz şartı gerektiğini tespit ederse, karşılıklılık esası gerçekleşmediğinden, tenfiz talebinin reddine karar verebilecektir.
b. Türk Mahkemelerinin Münhasır Yetkisine Girmeyen Bir Konuda Karar Verilmiş Olması
İç hukukta düzenlenen kesin yetki kavramı ile MÖHUK’ta düzenlenen münhasır yetki kavramları birbirinden farklı niteliktedir. MÖHUK’ta ifade edilen münhasır yetkiden anlaşılması gereken, ilgili uyuşmazlığın mutlaka Türk yargısınca görülmesi gerektiği iken, iç hukuktaki kesin yetki olarak kabul edilen yetki kurallarının bir kısmı, ilgili uyuşmazlığın mutlaka Türkiye’de görülmesini düzenlememektedir. Bu yüzden, MÖHUK’ta tanıma ve tenfiz engeli olarak öngörülen münhasır yetkinin kapsamı değerlendirilirken, bu husus dikkate alınarak yorum yapılmalıdır. Mahkeme işbu başlık altında incelenen koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğini re’sen incelemekle yükümlüdür19.
Bu kapsamda iç hukukta düzenlenen, Türkiye’deki taşınmazın aynına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesine ilişkin yetki kuralı ile iflas davalarında yetkinin de kamusal niteliği gereği, mutlaka Türkiye’de görülmesi gerektiğinden, milletlerarası usul hukuku anlamında da münhasır yetkiye girmektedir20.
c. Kararın Aşkın Yetkili Mahkemeden Verilmemiş Olması
Kural olarak her devlet, kendi mahkemesinin milletlerarası yetkisini kendisi belirlemektedir. Bu açıdan uluslararası alanda geçerli olan bir yetki kuralı mevcut değildir. Bununla birlikte bu yetkinin ilgili devlet hukukunda düzenlenirken sırf kendi mahkemesini de yetkili kılmak için getirdiği sübjektif kuralların birtakım sakıncaları bulunmaktadır. Ancak bilindiği üzere, yabancılık unsuru içeren bir uyuşmazlık, birden fazla ülkenin kendisini yetkili kılması sonucunu doğurabilir. Ancak devletlerin, kendi mahkemelerinin milletlerarası yetkisini düzenlerken, bu yetkiyi objektif kriterlere göre belirlemesi gerekir. Aksi durumda yetki kuralları, davalının tabii hakiminden uzaklaşmasına neden olacaktır. Nitekim bu durum, hakkaniyet ilkesine de aykırılık teşkil edebilecektir21.
MÖHUK da bu hususa müsaade etmemiş ve yabancı ülke mahkemesinin, uyuşmazlık konusuyla objektif bir bağ olmadan kendisini yetkili kılmasını, bir tenfiz engeli olarak öngörmüştür. Buna göre tenfizi istenen yabancı menşeli kararın verildiği ülkenin, uyuşmazlığın konusu ve tarafları ile arasında esaslı bir bağ olmadan gördüğü davaların Türkiye’de tenfizi istenmesi durumunda ve davalının da aşkın yetki itirazını ileri sürmesi halinde, Türk mahkemesi bu hususu inceleyebilecektir. Burada diğer tenfiz engellerinin aksine hâkim re’sen değil, davalının bu yönde bir itirazı olması halinde bu hususu inceleyecektir22.
d. Hükmün Türk Kamu Düzenine Açıkça Aykırı Olmaması
Hüküm, dava sonucunda tarafların uyuşmazlığını sona erdiren bir karardır23. MÖHUK, tanıma ve tenfiz engeli olarak hükmün Türk kamu düzenine aykırı olmamasını ararken, bunu kanunlar ihtilafında düzenlenen MÖHUK’un 5. maddesinde düzenlenen kamu düzeninden daha dar kapsamda tutmuştur. Burada tanıma ve tenfizi istenen hükmün kabul edilmesi durumunda, ilgili hükmün Türk kamu düzeninde ortaya çıkaracağı etkileri esas alınmış iken, kanunlar ihtilafında düzenlenen kamu düzeni, Türkiye’de açılmış olan bir davadaki uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması halinde, Türk kamu düzeninde oluşabilecek sakıncalar ile ilgilidir.
Kamu düzeni kavramının kesin bir tanımı olmamakla birlikte, kamu düzeninden; Türk Hukuku’nun temel ilke ve prensiplerine, Anayasa ile düzenlenmiş olan temel hak ve özgürlükler ile Türk toplumunun genel ahlakına aykırı olmaması anlaşılmaktadır24. Bazı hallerde ise yabancı yargı organı kararının icrası Türk kamu düzenine aykırılık teşkil edebilecektir. Bu durumun, özellikle Türk Hukuku’nda geçerli olan ihracat-ithalat yasakları halinde görülmesi mümkün olabilir. Hukukumuzda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizinde Türk Hukuku’nun doğrudan uygulanan kurallarına riayet edilmemesi bir tenfiz engeli olarak düzenlenmemiştir. Doktrinde bir görüşe göre; tenfizi istenen kararın Türk Hukuku’nun doğrudan uygulanan kuralına aykırı olması halinde, bu durum Türk kamu düzenini de ihlal edeceğinden, bu kapsamda tenfize engel bir durum söz konusu olabilecektir25. Ancak kamu düzeni ile doğrudan uygulanan kurallar birbirinden farklı kavramlar olup, yabancı mahkeme kararında Türk Hukuku’nun doğrudan uygulanan kuralına aykırılığın kamu düzeni kavramına girip girmeyeceğinin, mahkemece somut olaya göre belirlenmesi gerekecektir26.
Anlaşılacağı üzere kamu düzeni kavramının mahiyeti değişebilmektedir. Zamanla bu kavramın kapsamına yeni hususlar girebileceği gibi, daha öncesinde kamu düzenine aykırı olarak görülen bir husus, halihazırda bir aykırılık teşkil etmeyebilir27. Bu yüzden tenfiz davasını gören mahkemenin kamu düzeni hususunu incelerken yabancı mahkeme kararının verildiği anı değil, tanıma ve tenfiz anını esas alması gerekecektir.
Tenfiz davasını gören mahkemenin bu şartı incelerken dikkat etmesi gereken husus, hükmün tanıma ve tenfizi halinde kamu düzenine açıkça bir aykırılık teşkil edip etmeyeceğidir. Nitekim revizyon yasağı gereği Türk hâkimi, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının esasını inceleyemez. Bu yüzdendir ki; Türk Hukuku’ndan farklı bir hükmün uygulanması hatta tenfizi istenen kararda Türk Hukuku’nun uygulanmasına karar verilmesine rağmen ilgili hukukun yanlış veya eksik uygulanması, tenfizin reddi için de bir neden oluşturmaz28.
Ek olarak, kamu düzenine aykırılığın tespitinde sadece hüküm fıkrasına bakılması yetmeyebilir. Ayrıca revizyon yasağının istisnası olarak, hükmün esasına, gerekçesine de bakılması gereken haller olabileceği söylenmektedir. Bunlara örnek olarak; ilamın verilmesinde esas alınan belgelerin sahte olması, maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında illiyet bağının mevcut olmaması, mahkemenin o hukuka göre men sebebi olması gibi örnekler verilebilir. Nitekim bu hallerde hüküm fıkrasının, kamu düzenine aykırılığının tespiti mümkün olamayacağından, istisnai olarak hükmün esasına girilmesi gerekebilir. Bu husus revizyon yasağı kapsamında değerlendirilmemelidir29.
Yabancı ülke kararı hakkında Türkiye’de tanıma ve tenfiz kararı alınmadığı müddetçe, hukukumuzda kesin hüküm ve kesin delil etkisi olamayacağından, aynı uyuşmazlık nedeniyle Türkiye’de de bir dava açılabilecektir. Eğer tanıma ve tenfiz davası ile birlikte, aynı uyuşmazlık hakkında Türkiye’de de bir dava açılmış ise, böyle bir durumda uyuşmazlığa bakan mahkemenin tanıma ve tenfiz davasını bir ön sorun yahut bir bekletici mesele olarak görmesi gerekecektir. İlgili mahkemenin açılan tenfiz davasını bekletici mesele olarak görmeyip her iki davanın da aynı anda görülmesi halinde ise; ilk kesinleşen karar, kesin hüküm etkisi nedeniyle diğer mahkemede bir karar verilmesine engel oluşturacaktır. Ancak kesinleşen mahkeme kararına rağmen, her nasılsa, diğer davaya da devam edilmesi ve bu kararın da kesinleşmesi durumunda, bu husus 4 Şubat 2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 12 Ocak 2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 375/1-ğ maddesi tahtında yargılamanın iadesi sonucunu oluşturacaktır. Böyle bir durumda HMK’nın 380. maddesi gereği ikinci hükmün iptaline karar verilir30. Türk mahkemesi, yabancı menşeli hükmün açıkça kamu düzenine aykırı olup olmamasını re’sen inceleyecektir. Ayrıca ilgili hükmün belli bir kısmı kamu düzenine aykırılık teşkil ediyorsa, mahkeme kısmen tenfiz kararı da verebilecektir31.
e. Savunma Haklarına Uyulmuş Olması
Savunma hakkına riayet edilmemiş olması, kararın tenfizine engel teşkil eder. Ancak MÖHUK bu koşulun mahkemece incelenmesini, aleyhine tenfiz istenen kişinin (davalı) itirazına bağlı tutmuştur. Davalının savunma hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti ise, kararın verildiği ülkenin kanunlarına göre belirlenecektir32.
Davalının itirazı halinde tenfiz davasını gören mahkeme, kararın verildiği yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağırılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut o yer kanunlarına aykırı bir şekilde gıyabında hüküm verilmiş olduğunu tespit ederse, tanıma ve tenfiz talebini reddedecektir. Dolayısıyla usulüne uygun olarak tebliğ edilen dava dilekçesine cevap vermeyen davalının, bu hakkını kullanamaması kendisinden kaynaklanmaktadır. Bu durum hakkın ihlalini oluşturmaz. Bununla birlikte, MÖHUK’un 54 maddesinin ç bendinde sayılan bu şartlar usulüne uygun yapılmamış olmasına rağmen; davalı, mahkemede savunma hakkını kullanabilmiş ise, artık savunma hakkının ihlal edildiği anlamına gelmeyecektir. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise; savunma hakkının ihlali, sadece kararı veren mahkemenin usul hukukuna göre inceleneceğinden, eğer ki Türk Usul Hukuku’nun kapsamına giren bir savunma hakkının ağır bir şekilde ihlali var ise, mahkeme herhangi bir itiraza gerek olmadan re’sen Türk kamu düzenine aykırılık gerekçesiyle tenfiz talebini reddedebilecektir33.
Savunma hakkının ihlal edildiği yönünde davalının itirazının olması halinde, aksinin ispatı tenfiz talebinde bulunan davacıda olacaktır. Nitekim davalıdan olumsuz bir durumu ispatlaması beklenemeyeceği gibi, tenfiz talebinin kabul edilmesinde hukuki yarar sahibi de davacıdır. Dolayısıyla savunma hakkına uyulmuş olduğunu ispat edecek taraf davacı olmalıdır.
III. TANIMA VE TENFİZ DAVALARINDA USUL
Tanıma ve tenfizde aranan koşullar yukarıdaki bölümlerde detaylıca izah ettiğimiz üzere karşılıklılık şartı hariç aynıdır. Bu yüzden tenfiz talebinde hâkim, ayrıca karşılıklılık şartının gerçekleşmesini arayacaktır. Yine MÖHUK’un tanıma ve tenfiz için aradığı koşullardan; aşkın yetki hali ile savunma hakkının ihlal edilmesi halleri dışında, hâkim şartları re’sen inceleyecektir. Dolayısıyla davalının yapabileceği itirazlar; bu şartların gerçekleşmediği ile yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş olması yahut yerine getirilmesine engel bir sebebin ortaya çıkması halleridir. Tanıma ve tenfiz davaları basit yargılama usulüne tabidir. Dolayısıyla taraflar dava ve cevap dilekçelerinde talep ve itirazlarını belirtecektir. Ayrıca tanıma ve tenfiz davasını hukuki yararı olan her ilgili açabilecektir.
A. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Tanıma ve tenfiz davalarında görevli mahkeme, MÖHUK’un 51. maddesine göre, asliye mahkemeleridir. Aile hukukuna ilişkin hususlarda ise tanıma tenfiz davası 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesinin 2. fıkrası uyarınca aile mahkemelerinde açılacaktır. Yetkili mahkeme ise, yine MÖHUK 51. Maddesine göre davalının Türkiye’de yerleşim yeri yoksa sakin olduğu yer mahkemesi, eğer sakin olduğu bir yer de yoksa İstanbul, Ankara veya İzmir mahkemelerinden biridir. Burada dikkat edilecek husus yetki itirazının HMK’nın 116/1-a maddesi gereği ilk itiraz olması sebebi ile karşı tarafça cevap dilekçesinde ileri sürülmesidir. Bu nedenle; davalının cevap dilekçesinde bu yönde bir itiraz olmaması durumunda, sayılan yerlerden bir başka yerde açılan yer mahkemesi de yetkili hale gelecektir.
B. Karar
Türk mahkemesi tanıma ve tenfiz şartlarını inceledikten sonra, üç türlü karar verebilir. Birincisi talebi reddeder. İkincisi tanıma ve tenfiz talebini kabul eder ve son olarak kısmen tanıma ve tenfiz kararı verebilir34. Talebin kısmen veya tamamen kabulü halinde, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren, karar, Türk Hukuku’nda kesin hüküm ve kesin delil vasfına sahip olur. Yani kararın etki anı tanıma ve tenfiz kararının verildiği an olmayıp, yabancı yargı organı kararının ülkesinde kesinleştiği andır. Bu yüzden tanınan karar, tesis edildiği tarihten itibaren hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır. Belirtmek gerekir ki, boşanmanın fer’isi gibi boşanma kararının tanınması ve tenfizi sonucu talep edilebilecek; nafaka, maddi ve manevi tazminatlar açısından zamanaşımı süreleri, tanıma anından itibaren başlayacaktır35.
IV. SONUÇ
Yabancı devlet mahkemelerince tesis olunan ilamların tanınması ve tenfizi hususu usul hukuku kapsamında mütalaa edilen konulardandır. Dolayısıyla, usul hukukuna ilişkin diğer meselelerde olduğu gibi bu alanda da tanıma ve tenfizin gerçekleştirileceği ülkenin hukuku işletilecektir. Yabancı mahkemelerce verilen ilamların tanınması ve tenfizi istemi yöneltilen Türk mahkemesi, kendi hukukunda var olan usul ve şartları tatbik edip bir neticeye ulaşmak durumundadır.
Ülkemizde yabancı mahkeme ilamlarına hukuki etki atfetmeye yönelen tanıma ve tenfiz işlemleri, kural olarak MÖHUK hükümleri kapsamında çözümlenen bir meseledir. Ancak, tenfiz davasını gören hâkim; önüne gelen tanıma ve tenfiz istemleri hakkında ülkemizin taraf olduğu iki veya çok taraflı milletlerarası sözleşme hükümleri bulunması halinde, öncelikli olarak ilgili sözleşme hükümlerini uygulamak zorundadır. Nitekim; ülkemizin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşme hükümleri ile kanun hükümleri arasında tenakuzun bulunması halinde, milletlerarası sözleşme hükümlerinin öncelikli olarak uygulanacağını öngören Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrası ile ülkemizin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümlerinin kapsamına giren konular itibariyle saklı olduğunu düzenleyen MÖHUK’un 1. maddesinin ikinci fıkrası bunu gerektirmektedir.
Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi için MÖHUK’ta aranan ortak asli koşullar; yabancı mahkeme ilamının Türk kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmemesi, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmemiş olması, davanın konusu ya da taraflarla gerçek ilişkisi bulunmamasına rağmen kendisini yetkili addeden devlet mahkemesince tesis edilmemiş olması ve savunma haklarına riayet edilmiş bulunması şeklinde sıralanabilmektedir. Bahsedilen son iki şartın tenfiz davasını gören mahkemece dikkate alınması için aleyhine tanıma ve tenfiz isteminde bulunan kişinin itirazı gerekmektedir. MÖHUK, yabancı mahkeme ilamlarının tenfizi için ayrıca karşılıkllık şartını aramaktadır. Söz konusu koşullar yalnızca tenfiz istemleri hakkında uygulanacaktır. Buna göre; tenfiz istemine konu edilen mahkeme ilamının, tesis edildiği devlet ile ülkemiz arasında mahkeme kararlarının tenfizi konusunda akdi, kanuni veya fiili bir karşılıklılığın bulunması gerekmektedir. Söz konusu şartlar dahilinde yabancı yargı organlarınca verilen kararların Türkiye’de icra edilmesi mümkün olup, ilgili kararın icra kabiliyeti kazanabilmesi için tanıma ve/ veya tenfiz prosedürlerine tabi tutulması gerekmektedir. Böylelikle, uluslararası birçok farklı hukuki kararın Türkiye’de uygulanabilmesi mümkün olabilmektedir.
KAYNAKÇA
AYSEL ÇELIKEL, BAHADIR ERDEM, Milletlerarası Özel Hukuk, Beta Yayınevi, 15. Bası, İstanbul 2017.
CEMAL ŞANLI, EMRE ESEN, İNCI ATAMAN FIGANMEŞE, Milletlerarası Özel Hukuk, Beta Yayınevi, 6.Bası, İstanbul 2018.
CEM ILE DEMIR-GÖKYAYLA, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizde Kamu Düzeni, Seçkin Yayınevi, Ankara 2001.
ERGIN NOMER, Milletlerarası Usul Hukuku, Beta Yayınevi, 2. baskı, İstanbul 2018.
HATICE ÖZDEMIR-KOCASAKAL, Doğrudan Uygulanan Kurallar ve Sözleşmeler Üzerindeki Etkileri, Galatasaray Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2001.
NURAY EKŞI, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi, Beta Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul 2013.
UĞUR TÜTÜNCÜBAŞI, Yabancı Çekişmesiz Yargı Kararlarının Türk Hukukunda Tanınması, Adalet Yayınevi, Ankara 2014.
UĞUR TÜTÜNCÜBAŞI, “Yabancı Kararların Türk Hukukunda Tanınması Konusunda 690 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Düzenlenen Yenilikler”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 19, Sayı: 2, 2017, s. 103-127.
VAHIT DOĞAN, Milletlerarası Özel Hukuk, Savaş Yayınevi, 5. baskı, Ocak 2019.
ZEYNEP DERYA TARMAN, Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının Türkiye’de Tenfizinde Karşılaşılan Sorunlara İlişkin Bazı Tespitler, MHB, Yıl 37, Sayı 2, 2017, s.987-1012
DİPNOT
1 Aysel Çelikel, B. Bahadır Erdem, International Private Law, 15th Edition, Istanbul 2017, p. 649
2 Official Gazette numbered 26728 and dated 12/12/2007
3 Nuray Ekşi, Recognition and Enforcement of Foreign Judgements, 1. Edition, Istanbul 2013, p. 482-483.
4 Aysel Çelikel, B. Bahadır Erdem, International Private law, 14th Edition, Istanbul 2016, p. 660
5 Çelikel/Erdem, p. 693
6 YIBGK, E.2010/1, K. 2012/1, T. 10.02.2012, www.kazanci.com, (Date Accessed: 15.02.2021)
7 Eksi, p.1.
8 Ergin Nomer, International Procedure Law, Second Edition, Istanbul 2018, p. 174.
9 Zeynep Derya Tarman, Some Findings Regarding the Problems Encountered in Enforcement of Foreign Courts and Arbitral Awards in Turkey, MHB, Year 37, Issue 2, 2017, p.987- 1012
10 Tarman, p.997
11 Cemal Şanlı/Emre Esen/Inci Ataman Figanmese, International Private Law, 6th Edition, Istanbul 2018, p. 507-509
12 Çelikel/Erdem, p. 702
13 Sanlı/Esen/Ataman-Figanmeşe, p. 512, Isıl Ozkan/ Uğur Tutuncubası, International Procedure Law, First Edition, Ankara 2017 p. 176.
14 Ugur Tutuncubası, Recognition of Foreign Uncontentious Proceedings in Turkish Law, 1st Edition, Ankara 2014, p. 27-31; 135-137
15 Celikel/Erdem, p. 686.
16 Vahit Dogan, International Private Law, 5. Edition, January 2019, p. 124.
17 Sanli/Esen/Figanmese, p. 520-522.
18 Nomer, p. 189-191.
19 Sanli/Esen/Ataman-Figanmese, p. 534-540.
20 Sanli/Esen/Ataman-Figanmese, p.536.
21 Doğan, p. 132-133.
22 Sanli/Esen/Ataman-Figanmese, p. 536.
23 Nomer, p. 200-201.
24 Celikel/Erdem, p.727-728.
25 Cemile Demir Gokyayla, Public Order in The Recognition and Enforcement of Foreign Judgements, 1. Edition, Ankara 2001, p. 278-280.
26 Hatice Özdemir Kocasakal, Directly Applied Rules and Their İmpacts on Agreements, 1. Edition, Istanbul 2001, p. 18-21; 50-52.
27 Eksi, p. 280.
28 Sanli/Esen/Ataman-Figanmese, p. 547.
29 Sanlı/Esen-Figanmese, p. 547.
30 Celikel/Erdem, p. 731.
31 Nomer, p. 215.
32 Nomer, p. 210.
33 Sanli/Esen/Ataman-Figanmese, p. 557
34 Nomer, p. 217.







