I. GİRİŞ
AYM, faiz kurumunun alacaklının uğradığı değer kaybını telafi etme işlevine işaret ederek faiz uygulamasının, yalnızca alacaklının yaptığı fedakârlığın bir karşılığı olmakla kalmadığını, aynı zamanda mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağın enflasyon karşısında erimesini önleyen ve paranın satın alma gücündeki kaybı karşılayan temel bir araç niteliği taşıdığını belirtmiştir. AYM’nin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, mülkiyet hakkı kapsamında korunan alacakların geç ödenmesi durumunda, enflasyonun sebep olduğu değer kaybını telafi edecek mekanizmaların varlığı bir zorunluluktur. Ancak mevcut yasal düzenlemedeki sabit faiz oranı ve bu oranı artırmaya yönelik tanınan sınırlı yetki, alacağın enflasyon karşısında reel değerini korumada yetersiz kalmaktadır. AYM’ye göre bu durum borçluyu borcunu zamanında ödemekten imtina etmeye teşvik ederek menfaat sağlarken, alacaklıyı ise parasının alım gücündeki aşınma nedeniyle ciddi bir ekonomik kayba uğratmaktadır.
II. İTİRAZIN KONUSU VE GEREKÇESİ
1. Başvurunun Konusu ve Dayanağı
Başvuru, Faiz Kanunu’nun 1. maddesinin Anayasa’nın çeşitli maddelerine (2, 5, 10, 13, 35, 36, 125 ve 138) aykırı olduğu iddiasıyla iptali talebini içermektedir. Deprem sonucunda taşınmazın yıkılması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların idarelerden tazmini talepli davaya bakmakta olan Kahramanmaraş 3. İdare Mahkemesi (“Mahkeme”), uygulanacak olan kanuni faiz hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak AYM’ye başvurmuştur.
2. İptali Talep Edilen Kural ve Kapsamı
İtiraz konusu kural, Faiz Kanunu’nun 1. maddesidir. Bu madde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na (“TTK”) göre faiz ödenmesi gereken ancak bu miktarın sözleşmeyle belirlenmemiş olduğu durumlarda yıllık %12 oranında faiz uygulanacağını düzenlemektedir. Ayrıca madde uyarınca Cumhurbaşkanı’na bu oranı aylık olarak belirleme, bir katına kadar artırma veya yüzde onuna kadar indirme yetkisi tanınmaktadır. Kural, sadece sözleşmeden kaynaklanan borçlar için değil, aynı zamanda haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme gibi sözleşme dışı borç ilişkileri için de geçerli olan bir hükümdür. 22.07.2025 Tarihli İptal Kararı’na ilişkin dava konusunun sözleşmeden kaynaklanmayan bir para alacağı (deprem nedeniyle idarenin sorumluluğuna dayalı tazmin davası) olduğu göz önüne alındığında, AYM incelemesini kuralın “sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden sınırlandırmıştır.
3. İptal Talebinin Gerekçeleri
Başvuruyu yapan Mahkeme, iptal talebini şu gerekçelere dayandırmıştır:
(i) Enflasyon Karşısında Yetersizlik: Yüksek enflasyon dönemlerinde, Faiz Kanunu’nda belirtilen faiz oranı ile fiili enflasyon oranı arasında büyük bir fark oluşmaktadır. Bu durum, alacaklının parasının değer kaybını telafi etmekten uzaktır.
(ii) Güvence Eksikliği: Kural, paranın alım gücündeki düşüşü önleyecek herhangi bir güvence mekanizması içermemektedir. Cumhurbaşkanı’na tanınan oranı artırma yetkisi de bu kaybı önlemek için yetersizdir.
(iii) Hak İhlalleri: Belirtilen yetersizlikler, mülkiyet hakkı ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırıdır.
(iv) Eşitsizlik Durumu: Mevduat faizi, kredi ve kredi kartı faizleri, bankalar tarafından alınan ek hesap faizi, ticari işlere uygulanan avans faizi ile devletin kendi alacaklarına uyguladığı gecikme zammı oranlarının, vatandaşın alacağına uygulanan kanuni faiz oranından çok daha yüksek olması Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
III. AYM’NİN ENFLASYON REAKSİYONU VE KARAR’IN 08.07.2025 TARİHLİ AŞKIN ZARAR KARARI İLE BAĞLANTISI
Yüksek enflasyon ortamında para alacaklarının değer kaybetmesi problemine ilişkin verilen bir diğer yakın tarihli karar olan AYM Genel Kurulu’nun 08.07.2025 tarihli ve 2024/41763 başvuru numaralı pilot karar niteliğindeki kararı (“08.07.2025 Tarihli Karar”) ise TBK’da düzenlenen aşkın zarar kurumunun alacağın değer kaybına mâni olmak hususundaki yetersizliğine değinerek mülkiyet hakkına ve etkili başvuru hakkına aykırılık sonucunun doğduğunu tespit etmiştir. Borcun vadesinde ödenmemesi durumunda uygulanan temerrüt faizi oranları, çoğu zaman paranın satın alma gücündeki düşüşü karşılamakta yetersiz kalmakta, bu durum alacaklıların borcun ifası bakımından tatmin olamamasına neden olmaktadır. Bu kayıpların tazmini için TBK m. 122’de öngörülen aşkın zarar kurumunun mevcut işleyişinde uygulanan ağır ispat külfeti sebebiyle etkin bir çözüm sunamamış olduğu, 08.07.2025 Tarihli Karar’da tespit edilmiştir. Bu kayıpların tazmini için öngörülen diğer bir kurum olan kanuni faiz oranını düzenleyen hükümlerin zararı karşılamakta yetersizliği ise bilgi notumuzun konusu olan, 22.07.2025 Tarihli İptal Kararı’na konu olmuştur. Her iki karar bakımından da alacakların geç ödenmesi halinde en az enflasyon oranını karşılayacak miktarda faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı göz önünde bulundurularak, mevcut kanuni düzenlemelerin paranın değerinin enflasyon karşısında kaybedilmesi karşısında etkili olamadığını ve bu sebeple alacaklıların mülkiyet hakları ve bununla bağlantılı olarak da etkili başvuru hakkı kapsamında Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
08.07.2025 Tarihli Karar’da bu konudaki kanuni mekanizma eksikliği bir yapısal sorun olarak tespit edilmiş ve pilot karar usulü işletilmiş, 22.07.2025 Tarihli İptal Kararı’nda ise ilgili Faiz Kanunu maddesinin Anayasa’nın 35 ve 40. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle hüküm iptal edilmiştir.
IV. AYM’NİN İPTAL KARARININ GEREKÇELERİ
AYM, Faiz Kanunu’nun 1. maddesinde düzenlenen kanuni faiz oranının Anayasa’ya aykırılığı iddiasını incelerken, iptal kararını temel olarak mülkiyet hakkı ile bu hakla bağlantılı etkili başvuru hakkına aykırılık üzerine inşa etmiştir. AYM’nin hukuki gerekçeleri, alacak hakkının enflasyonist ortamda nasıl eridiği ve mevcut yasal mekanizmaların bu erimeyi önlemedeki yetersizliği üzerine yoğunlaşmaktadır.
1. Alacak Hakkının Mülkiyet Hakkı Kapsamında Korunması
AYM, değerlendirmesinin temelini Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı üzerine kurmuştur. Karara göre mülkiyet hakkı, yalnızca menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ile fikrî hakları değil, aynı zamanda ekonomik bir değer ifade eden ve parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Bu bağlamda, icrası kabil olan her türlü alacak hakkının da anayasal mülkiyet hakkının koruma alanına dahil olduğu kabul edilebilmektedir. Faiz alacağının para alacağına bağlı fer’i bir hak olduğu belirtilerek ancak bir para alacağı söz konusu olduğunda meydana gelebilen kanuni faize konu parasal alacakların Anayasa’nın 35. maddesi anlamında bir “mülk” teşkil ettiği belirtilmiştir. Bu tespit neticesinde alacakların enflasyon karşısında değer kaybetmesi meselesi, temel bir hak olan mülkiyet hakkına aykırılık çerçevesinde ele alınmıştır.
2. Devletin Pozitif Yükümlülüğü ve Etkili Başvuru Hakkı
AYM, mülkiyet hakkının korunmasının devlete yalnızca müdahaleden kaçınma gibi negatif yükümlülükler değil, aynı zamanda hakkı koruyucu ve düzeltici önlemler alma şeklinde pozitif yükümlülükler de yüklediğini vurgulamıştır. Buradan hareketle, söz konusu pozitif yükümlülüklerin, mülkiyete müdahalenin etkilerini giderici, yani telafi edici yasal ve idari mekanizmaların oluşturulmasını gerektirdiğini ifade ederek Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı da bu noktada değerlendirilmektedir. AYM’nin belirttiği üzere etkili başvuru hakkı, anayasal bir hakkı ihlal edilen kişiye, hakkın niteliğine uygun, erişilebilir ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvurma imkânı tanınmasını güvence altına alır. Dolayısıyla devlet, mülkiyet hakkı kapsamındaki alacakların değer kaybını telafi edecek etkili hukuki mekanizmaları oluşturmakla yükümlüdür.
Muaccel bir para alacağının geç ödenmesi durumunda, alacağın enflasyon nedeniyle uğradığı değer kaybını telafi edecek mekanizmaların ve güvencelerin bulunması gerektiğini ve uygulanacak faiz oranlarının, paranın değerindeki bu aşınmayı karşılayacak nitelikte olması gerektiğini belirtilmiştir. Buna göre, adil bir giderimden bahsedebilmek için, alacaklının belirli bir süre mahrum kaldığı paranın, değer kaybına uğratılmadan ödenmesi esastır.
AYM, mevcut yasal düzenlemenin, borcun geç ödenmesi halinde belirli bir oranda faiz ödenmesini öngörmekle birlikte, alacağın enflasyon karşısında değer kaybetmesini önleyecek etkili mekanizmalara sahip olmadığı yönünde değerlendirmede bulunmuştur. Bu nedenle, hukuk sisteminde para alacaklarının enflasyona karşı değer kaybını önleyecek etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
3. Mevcut Yasal Mekanizmaların Enflasyon Karşısındaki Yetersizliği
Kararın en can alıcı noktasını, mevcut kanuni faiz düzenlemesinin enflasyon karşısında alacakların değerini korumadaki yetersizliğinin tespiti oluşturmaktadır. AYM, yüksek enflasyonist ortamlarda paranın alım gücünün sürekli olarak azaldığını, alacağın geç ödenmesi durumunda alacaklının hissedilir bir ekonomik kayba uğradığını belirtmiştir. Bu kayıp, alacaklının mülkiyetinin gerçek değerini azaltmakta ve parayı yatırım aracı olarak kullanma imkanını ortadan kaldırmaktadır. İptale konu kuralda öngörülen yıllık %12’lik kanuni faiz oranı ve bu oranın Cumhurbaşkanı tarafından en fazla bir katına kadar (%24) artırılabilmesi, yüksek enflasyon oranları karşısında paranın değerindeki aşınmayı telafi etmekten oldukça uzaktır. Yasal faiz oranlarının enflasyon oranlarının çok altında kalması, borçluyu borcunu zamanında ödememeye teşvik etmekte, alacaklıyı ise zarara uğratmaktadır. Bu durum, taraflar arasındaki adil dengeyi alacaklı aleyhine bozmakta ve kamu düzenini sarsmaktadır.
AYM’ye göre, yüksek enflasyon dönemlerinde döviz kuru, mevduat faizi ve hazine bonosu gibi yatırım araçlarının getirileri, anapara ve temerrüt faizi için belirlenen kanuni faiz oranlarının oldukça üzerine çıkmaktadır. Bu durum, borçluların lehine, alacaklıların ise aleyhine bir sonuç doğurur. Yüksek enflasyonist ortamlarda borçlu, borcunu zamanında ödemeyip parayı elinde tutarak ve çeşitli yatırım araçlarında değerlendirerek, ödeyeceği kanuni faizden çok daha fazla getiri elde edebilir; bu nedenle borcunu ödemekten kaçınma eğilimi gösterebilir. Alacaklı ise, para borcunun geç ödenmesi nedeniyle yoksun kaldığı paranın, ödendiği tarihe kadar geçen sürede enflasyon karşısında değer kaybetmesiyle makul olmayan bir ekonomik kayba uğrar. Kararda bu dengesizliğin kamu düzenini bozduğu ve kişi ile toplum güvenliğini sarstığı belirtilmektedir.
V. KARŞI OY YAZILARI
Çoğunluğun iptal kararına katılmayan Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR, 22.07.2025 Tarihli İptal Kararı’nda karşı oy kullanmışlardır. Buna göre, Faiz Kanunu’nun 1. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığı görüşünü savunulmaktadır. Bu görüşün temel dayanağı, mevcut yasal düzenlemelerin, özellikle de TBK m. 122’de yer alan aşkın zarar kurumunun, alacaklının enflasyon karşısındaki değer kayıplarını telafi etmek için zaten etkin bir mekanizma sunduğudur. Karşı oy yazısında, yüksek enflasyon dönemlerinde temerrüt faizinin alacaklının zararını karşılamaya yetmediği durumlarda, alacaklının bu zararın varlığını ayrıca ve somut olarak ispatlamasına gerek olmadığı, AYM ve Yargıtay’ın bazı dairelerinin içtihatlarında da belirtildiği gibi bu zararın bir karine olarak kabul edilmesi gerektiğini ya da alacaklının bu konuda herhangi bir ispat yükümlülüğü bulunmadığını vurgulanmaktadır. Alacaklıya yüklenen aşkın zararın ispatı yükümlülüğüne ilişkin katı yorumdan vazgeçildiğinde hukuk sisteminde alacağın değer kaybını önleyecek bir yol zaten mevcut olduğundan, kanuni faiz oranını düzenleyen maddenin iptal edilmesine gerek olmadığı, asıl sorunun kanunun kendisinden değil, bazı yargısal yorum ve uygulama farklılıklarından kaynaklandığı belirtilmektedir.
VI. SONUÇ
Tüm bu gerekçeler ışığında AYM, sözleşme dışı borç ilişkilerinde borcun geç ödenmesi durumunda %12 oranında faiz ödenmesini ve Cumhurbaşkanı’nın bu oranı bir katına kadar artırma yetkisine sahip olduğunu öngören hükmün, alacağın enflasyon karşısında uğradığı önemli değer kaybını telafi edecek etkili bir mekanizma olmadığı sonucuna varmıştır. Hukuk sisteminde, alacaklının mülkiyet hakkını enflasyonun aşındırıcı etkisine karşı koruyacak etkili bir hukuk yolu bulunmadığı tespitinde bulunmuştur. Bu durum, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile doğrudan bağlantılı olarak, Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılığa yol açmaktadır. Zira devlet, alacaklının zararını giderecek yeterli bir telafi mekanizması sunmayarak pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Bu sebeple ilgili kural Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmiştir.
Söz konusu maddenin iptali neticesinde oluşabilecek hukuki boşluğun kamu yararını ihlal edebilecek nitelikte olduğuna hükmedilerek, kararın Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
B. ANA ÇIKARIMLAR
(i) AYM, 22 Temmuz 2025 tarihli kararıyla, Faiz Kanunu’nun 1. maddesini, “sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.
(ii) İptal kararının temel nedeni, kanuni faiz oranlarının yüksek enflasyon ortamında alacakların değerinde oluşan kayıpları gidermekte yetersiz kalması ve alacaklının mülkiyet hakkına aykırı olmasıdır.
(iii) İtiraz konusu kural sözleşmeden kaynaklanan borç ilişkilerinin yanı sıra haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme gibi sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden de geçerli bir kural niteliğinde olsa da bakılmakta olan davanın konusu (haksız fiil) gözetildiğinde kuralın esasına ilişkin inceleme sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden sınırlandırılmıştır.
(iv) Kararda, etkili başvuru hakkı kapsamında devletin alacaklının enflasyon karşısındaki zararını giderecek yeterli bir mekanizma sunarak pozitif yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
(v) Oluşabilecek hukuki boşluğu önlemek amacıyla, iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır.
(vi) AYM, borcun geç ödenmesi durumunda borca uygulanan mevcut kanuni faiz oranının, enflasyon karşısında uğradığı önemli değer kaybını telafi edecek mekanizmalar içermediği ve bu durumun mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkına aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır.
(vii) AYM’nin bu iptal kararı, 8 Temmuz 2025 tarihinde verdiği ve aşkın zarar kurumunun alacağın değer kaybına mâni olmaktaki yetersizliğine işaret eden pilot karar ile benzer hukuki problemleri ve gerekçeleri ele almaktadır.
(viii) Yüksek enflasyon nedeniyle para alacaklarının değer kaybetmesi karşısında 22 Temmuz 2025 tarihli iptal kararına göre kanuni faiz oranı, 8 Temmuz 2025 tarihli pilot karara göre ise aşkın zarar kurumu yetersiz kalmaktadır. Her iki karara vücut veren sorun bu bakımdan ortaktır.
(ix) Karara muhalif kalan üyeler, alacaklının enflasyon karşısındaki zararını telafi etmek için aşkın zarar kurumunun zaten var olduğunu ve sorunun kanunun kendisinden değil, yargısal yorum ve uygulamadaki farklılıklardan kaynaklandığını savunmuştur.
(x) Karar, enflasyonist ortamda alacakların değer kaybını önleyecek, adil ve etkili yeni bir kanuni faiz mekanizması oluşturulması gerektiği mesajını içermektedir.



