Animated LogoGöksu Safi Işık Attorney Partnership Logo First
Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo 2Göksu Safi Işık Attorney Partnership Logo

Insights
GSI Articletter
GSI Brief

MODA SEKTÖRÜNDE YAPAY ZEKÂ ILE TASARIM ÜRETIMI VE TELİF HAKKI SORUNLARI: YENİ TEKNOLOJİLERİN HUKUKİ BOYUTLARI VE YARGI KARARLARI

GSI Brief 172

Download as PDF
Share
Print
Copy Link

MODA SEKTÖRÜNDE YAPAY ZEKÂ ILE TASARIM ÜRETIMI VE TELİF HAKKI SORUNLARI: YENİ TEKNOLOJİLERİN HUKUKİ BOYUTLARI VE YARGI KARARLARI

Intellectual Property
November 2025
LEYLA REVAN ÇAYAuthor
00:00
-00:00

A. ÖZET

Bu bilgi notu, yapay zekâ tarafından üretilen moda tasarımlarının telif hukuku açısından doğurduğu sorunları incelemektedir. İnsan merkezli eser anlayışının dijital üretim biçimleriyle nasıl sarsıldığını analiz eden çalışma, “eser sahibinin adı yok” olgusundan hareketle, yapay zekâ üretimlerinin mülkiyet, özgünlük ve sorumluluk boyutlarını hem hukuki hem etik açıdan tartışmaktadır. Bilgi notunda ayrıca ABD ve Avrupa içtihatlarından yola çıkılarak Türk hukukunun olası yönelimine dair değerlendirmeler yapılmakta; teknolojik ve sözleşmesel çözüm önerileri sunulmaktadır.

I. GİRİŞ

Telif hukuku, temelinde insan dehasının ve yaratıcı emeğinin korunması ilkesine dayanan bir yapı üzerine inşa edilmiştir. Yüzyıllar boyunca bu hukuki yapı, sahibinin hususiyetini taşıyan ve bir insan tarafından meydana getirilen özgün ürünleri “eser” olarak tanımış ve koruma altına almıştır. Ancak yapay zekânın, milyarlarca veri noktasından beslenerek saniyeler içinde estetik ve ticari değeri yüksek tasarımlar üretebildiği günümüz dünyasında, bu insan merkezli paradigma ontolojik bir krizle karşı karşıyadır. Zira Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) gibi klasik düzenlemeler, makine zekâsının otonom yaratıcılığını öngörmekten uzak bir felsefeye sahiptir.

Bu ontolojik kriz, en somut ifadesini moda gibi yaratıcılığın, hızın ve ticari rekabetin iç içe geçtiği bir endüstride bulmaktadır. Yapay zekâ, markalara eşi benzeri görülmemiş bir inovasyon ve verimlilik sunarken; aynı zamanda eser sahipliği, özgünlük, intihal ve sorumluluk gibi temel hukuki kavramları işlevsiz bırakma riski taşımaktadır. Bu durum, yalnızca bir teknoloji adaptasyonu sorunu değil, aynı zamanda fikri mülkiyet rejiminin geleceğini belirleyecek köklü bir meydan okumadır.

Bu bilgi notu, dijitalleşen moda endüstrisinde yapay zekâ ile üretilen tasarımların hukuki statüsünü, ulusal ve uluslararası düzeyde ihtiyaç duyulan düzenlemeleri ve yargı kararlarının bu alandaki rolünü inceleyecektir.

II. ESER SAHİBİNİN ADI YOK: TELİF HUKUKUNUN “İNSAN ESER SAHİBİ” DOGMASI VE YAPAY ZEKÂNIN MEYDAN OKUMASI

Klasik telif hukuku düzeni, “eser” kavramını insanın yaratıcı emeği ve bireysel özellikleri üzerine inşa eder. FSEK’de bir “eser”, sahibinin kişisel izlerini taşıyan ve bir insan tarafından meydana getirilen özgün ürün olarak tanımlanır. Ancak yapay zekâ eliyle üretilen moda tasarımlarında, insan müdahalesi çoğu zaman yalnızca algoritmayı çalıştırmak, veri setini seçmek ya da komut girmekle sınırlı kalmaktadır. Ortaya çıkan tasarımın biçimlenişinde belirleyici olan, insanın estetik sezgisinden çok algoritmanın işleme gücü ve beslendiği veri havuzudur. Bu durum, hukuk açısından temel bir soruyu gündeme getirir: “Eser sahibi” kimdir? Kullanıcı mı, yazılımcı mı, yoksa hiç kimse mi? Bu belirsizlik, yapay zekâ ürünlerinin “sahipsiz eser” statüsünde değerlendirilip kamu malı sayılması ve dolayısıyla korumasız bırakılması riskini doğurur.

Söz konusu gri alan, özellikle yüksek ticari değere sahip moda tasarımlarında ciddi bir boşluk yaratmaktadır. Markalar ve bağımsız tasarımcılar, bu boşluğu doldurmak adına ayrıntılı sözleşmelerle hak sahipliğini netleştirmeye, böylece olası hak ihlallerine karşı zemin hazırlamaya çalışmaktadırlar. Ancak yapay zekâ destekli bir tasarımın gerçekten “özgün” olup olmadığı ve hangi insanın “hususiyetini” yansıttığı, çoğu zaman objektif biçimde belirlenememektedir.

Almanya başta olmak üzere birçok ülkede telif koruması yalnızca insan yaratıcılığına tanındığından, yapay zekâ kaynaklı eserlerin mülkiyeti hâlen gri bir hukuk alanında durmaktadır. Dolayısıyla “eser sahibinin adı yok” sorunu, yalnızca etik bir tartışma değil, moda endüstrisinin ekonomik ve hukuki dinamiklerini de derinden etkileyen bir meseledir. Yaratıcılığın insan elinden dijital zekâya geçtiği bu dönemde, “mülkiyet” kavramı moda hukukunun tam merkezinde yeniden tanımlanmayı beklemektedir.

III. GEÇMİŞİN DİJİTAL YANKISI: YAPAY ZEKÂ TASARIMLARINDA İNTİHAL RİSKİ VE SORUMLULUK ZİNCİRİ

Yapay zekâ destekli tasarım sistemleri, devasa miktarda görsel, desen ve fotoğrafı analiz ederek yeni estetik biçimler oluşturabilir. Ancak bu süreçte, telif hakkıyla korunan milyonlarca içeriğin izinsiz biçimde eğitim verisi olarak kullanılması sık rastlanan bir durumdur. Bu durum yalnızca telif hakkı ihlali riskini artırmakla kalmaz, aynı zamanda moda sektöründe intihal tartışmalarını da derinleştirir.

Yapay zekânın beslendiği veri setlerinde yer alan korunan eserler, kimi zaman neredeyse birebir biçimde yeniden üretilebilir. Böylece tasarımın özgünlüğü tartışmalı hale gelirken, asıl eser sahibinin hakları zedelenir. Sorumluluk zinciri ise belirsizliğini korur: Eğer yapay zekâ ile üretilen bir tasarım başka bir markanın korunan eserine benzerse, sorumluluk tasarımcıya mı, platforma mı, yoksa yazılımcıya mı aittir? Güncel davalarda, kullanıcıların ve platformların izinsiz veri kullanımı nedeniyle doğrudan veya dolaylı sorumlulukları tartışılmaktadır.

2008’de Çin’de kurulan hızlı moda perakendecisi Shein gibi hızlı moda markalarının, yapay zekâ ile kısa sürede koleksiyonlar üretirken intihal suçlamalarıyla karşılaşması, bu konunun sektörel önemini pekiştirmektedir. Ayrıca model ve fotoğrafçı gibi diğer hak sahiplerinin de izinsiz kullanım nedeniyle mağdur olması, sorumluluk zincirini daha karmaşık hale getirmektedir.

Bu ortamda markalar hem teknolojiyi etik çerçevede kullanmak hem de yasal riskleri azaltmak zorundadır. Artan sayıda marka ve platform, eğitim verilerinin kaynağını şeffaflaştırmak, lisanslı içeriklerle çalışmak ve olası ihlalleri önlemek için yeni teknolojik çözümler geliştirmektedir. Ancak mevcut hukuk düzeni, bu yeni çağın sorunlarına cevap vermekte henüz yeterli değildir.

IV. MAHKEME SALONUNDAN PODYUMA: ABD VE AVRUPA’DAKİ EMSAL KARARLAR TÜRK HUKUKUNA NE SÖYLÜYOR?

Yapay zekâ üretimlerinin telif koruması, özellikle ABD ve Avrupa’da yargı kararlarıyla sınanmaktadır. ABD Telif Hakkı Ofisi’nin (U.S. Copyright Office) “Théâtre D’opéra Spatial” ve “Zarya of the Dawn” kararlarında, “anlamlı insan müdahalesi” kriteri öne çıkarılmıştır. Tamamen yapay zekâ tarafından üretilen eserler koruma dışı bırakılmış; ancak insanın yaratıcı katkısı belirginse, telif hakkı tanınabileceği belirtilmiştir.

“Théâtre D’opéra Spatial” adlı dijital sanat eseri, Midjourney adlı yapay zekâ aracılığıyla üretilmiş ve 2022 Colorado Eyaleti Sanat Yarışması’nda birincilik kazanmıştır. Ancak ABD Telif Ofisi, eserin önemli kısmının insan yaratımı olmaması nedeniyle tescil talebini reddetmiş; yalnızca insan tarafından yapılan düzenlemelerin sınırlı biçimde korunabileceğine hükmetmiştir. Benzer biçimde, “Zarya of the Dawn” isimli çizgi roman vakasında da ABD Telif Ofisi, eserin yazarı Kristina Kashtanova tarafından yazılan metinlerin korunabilir olduğunu, ancak Midjourney aracılığıyla oluşturulan görsellerin “insan yaratımı” unsurunu taşımadığı gerekçesiyle koruma kapsamı dışında bırakılmasına karar vermiştir. Her iki örnek, yapay zekâ destekli yaratım süreçlerinde insan katkısının niteliği ve düzeyinin, fikrî mülkiyet koruması açısından belirleyici unsur haline geldiğini göstermektedir.

Avrupa hukuk sisteminde de benzer bir eğilim mevcuttur: Telif hakkı yalnızca insan yaratıcılığına dayanan eserlere tanınır. Dolayısıyla, “insan dokunuşu” taşımayan yapay zekâ ürünleri hukuken korunmuş eser sayılmaz. Ancak hibrit eserlerde yaratıcı katkının sınırı hâlen net çizilmemiştir.

Bu örnekler, Türk hukukunda henüz şekillenmemiş olan yapay zekâ tasarımlarının eser niteliği ve sahipliği tartışmalarında yol gösterici olabilir. FSEK’in insan merkezli yaklaşımı sürdükçe, Türk yargısının da benzer bir eğilim göstermesi muhtemeldir. Ancak moda endüstrisinin dijital dönüşüm hızı göz önüne alındığında, bu alanda mevzuatın güncellenmesi kaçınılmaz görünmektedir.

V. KODU HUKUKA UYDURMAK: BELİRSİZLİKLE BAŞA ÇIKMAK İÇİN AKILLI SÖZLEŞMELER VE TEKNOLOJİK SAVUNMA HATLARI

Telif hukukundaki belirsizlikler karşısında, moda sektörü aktörleri artık pasif değil, proaktif bir pozisyon almaktadır. En temel savunma hattı, yapay zekâ platformlarının kullanıcı sözleşmelerine fikri mülkiyet haklarını düzenleyen açık hükümler eklemektir. Tasarımcıların, kullandıkları yazılımların lisans koşullarını dikkatle incelemeleri ve doğabilecek hak iddialarına karşı sözleşmesel koruma geliştirmeleri büyük önem taşır. Eğitim verilerinin kaynağı, hak paylaşımı ve “yaratıcı” sıfatının kime ait olduğu, sözleşmelerde açık biçimde tanımlanmalıdır. Buna ek olarak blockchain tabanlı tescil sistemleri, tasarımın hangi aşamada ve kim tarafından üretildiğini dijital olarak kaydederek özgünlüğün ispatını kolaylaştırmaktadır. Dijital filigran teknolojileri ise izinsiz kullanımı tespit etmeye ve mülkiyeti korumaya olanak tanır.

Ayrıca, IP güvenli algoritmalar sayesinde yapay zekâ modelleri yalnızca lisanslı veya telif hakkı serbest içeriklerle eğitilebilmektedir. Bu teknolojik ve sözleşmesel önlemler, tasarımcıların haklarını korurken markaların da yasal süreçlerdeki konumunu güçlendirir.

Etik standartların ve şeffaflık ilkelerinin belirlenmesi, yapay zekânın sorumlu kullanımının ön koşulu haline gelmiştir. Uluslararası iş birlikleriyle geliştirilecek endüstri standartları ve güçlü mevzuat, yapay zekâ kaynaklı hukuki riskleri en aza indirerek moda sektörünün dijital dönüşümünü güvenli bir temele oturtacaktır.

VI. SONUÇ

Moda sektöründe yapay zekâ ile tasarım üretimi, telif hukukunu bir dönüm noktasına getirmiştir. Bu bilgi notu, yapay zekânın moda endüstrisindeki yükselişinin, telif hukukunun geleneksel ve insan merkezli temellerini nasıl derinden sarstığını ortaya koymuştur. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, FSEK gibi mevcut yasal çerçeveler, “eser sahibi” kavramını insana özgülediği için, yapay zekâ tarafından üretilen tasarımlar karşısında bir koruma boşluğu yaratmaktadır. Bu durum, “eser sahibinin adının olmadığı” bu yeni eserleri sahipsiz bırakma ve ticari potansiyellerini hukuki güvenceden yoksun kılma riski taşımaktadır.Aynı zamanda, yapay zekâ modellerinin telifli verilerle eğitilmesi, intihal ve hak ihlali iddialarını kaçınılmaz kılmakta ve sorumluluk zincirinin kimde son bulacağı sorusunu karmaşıklaştırmaktadır.

ABD ve Avrupa’daki emsal kararlar, “anlamlı insan müdahalesi” kriterini bir çıkış yolu olarak sunsa da bu yaklaşım hibrit eserlerdeki yaratıcı katkının sınırlarını netleştirmekte yetersiz kalmaktadır. Bu uluslararası eğilimler, Türk hukukunun gelecekteki olası yorumları için bir referans noktası oluştursa da kalıcı bir çözüm sunmaktan uzaktır.

Nihayetinde, hukuki belirsizlikler karşısında sektörün akıllı sözleşmeler, blockchain tabanlı tescil ve IP güvenli algoritmalar gibi teknolojik ve sözleşmesel çözümlere yönelmesi, proaktif bir savunma hattı oluşturma çabasının bir göstergesidir. Ancak bu tedbirler, yasal bir çerçevenin yerini tutamaz. Dolayısıyla, mevzuat yapıcıların, sektör paydaşlarının ve teknoloji geliştiricilerin iş birliği içinde hem insan yaratıcılığını koruyan hem de teknolojik inovasyonun önünü açan esnek, adil ve öngörülebilir bir hukuki rejim tasarlaması çağın gereklilikleri kapsamında bir zorunluluktur. Yaratıcılığın kodlarla yeniden tanımlandığı bu dijital çağda, özgünlük, mülkiyet ve sorumluluk kavramlarının güncellenmesi, moda endüstrisinin sürdürülebilir geleceğinin anahtarını oluşturacaktır.

B. ANA ÇIKARIMLAR

(i) Yapay zekâ, insan odaklı telif hukuku paradigmasını temelden sarsarak hukuki boşluk yaratmaktadır.

(ii) FSEK’in “insan eser sahibi” şartı, yapay zekâ ürünlerini korumasız bırakma riski taşır.

(iii) Yapay zekâ tasarımları, “sahipsiz eser” statüsüne düşerek ticari değerini yitirebilir.

(iv) Eğitim verilerinden kaynaklanan intihal riski, karmaşık bir hukuki sorumluluk zinciri doğurur.

(v) ABD ve Avrupa yargısı, koruma için “anlamlı insan müdahalesi” kriterini aramaktadır.

(vi) Hibrit eserlerde (insan-makine işbirliği) yaratıcı katkının sınırı halen belirsizliğini korumaktadır.

(vii) Sektör, akıllı sözleşmeler ve blockchain gibi proaktif teknolojik çözümlerle kendini korumaktadır.

(viii) Teknolojik tedbirler, bütüncül bir yasal çerçevenin yerini tutmak için tek başına yetersizdir.

(ix) Çözüm, yasa yapıcılar, sektör ve teknologların işbirliğiyle esnek bir mevzuat geliştirmesidir.

(x) Amaç, inovasyonu teşvik ederken insan emeğini koruyan adil bir denge kurmaktır.

More Insights

Articletter / GSI Brief

GSI Brief

GSI Brief 204

GSI Brief 204

2026

Differentiating Competency In The Age Of Legal Technology: the Legal Professional Who Can Ask The Ri

Read more
GSI Brief 205

GSI Brief 205

2026

Communiqué On The Granting Of Establishment Permits To Licensed Warehouse Enterprises

Read more
GSI Brief 206

GSI Brief 206

2026

The Legal Consequences Of Conducting Due Diligence Using Artificial Intelligence In Mergers And Acqu

Read more
GSI Brief 207

GSI Brief 207

2026

The Principle Of Kompetenz-kompetenz In Turkish Law

Read more